CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine, 7'inci günde devam ediliyor. Bugün, ilk olarak Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunması alınacak. Ancak, İmamoğlu duruşmanın başında 3 dakikalık söz hakkı almak istedi. Mahkeme başkanı onayladı ve İmamoğlu an itibariyle sanık kürsüsünde konuşma yapıyor.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının ikinci haftası, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.
Duruşmanın 7'inci gününde, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.
Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi.
İzleyici bölümünde boş koltuk kalmadığı görüldü.
Tutuklu sanıklar saat 10.22 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmından ise sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu saat 10.28’de salona getirildiğinde ise tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.
İmamoğlu, kürsüde
Mahkeme heyeti, saat 10.30’da salona giriş yaptı ve duruşma başladı.
Duruşmada ilk olarak ilk olarak Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunması alınması bekleniyor ancak Ekrem İmamoğlu 3 dakikalık söz hakkı almak istedi. Mahkeme başkanı onayladı ve İmamoğlu an itibariyle sanık kürsüsünde konuşma yapıyor.
İmamoğlu şunları söyledi:
Ramazan ayındayız... Ramazan Bayramı geliyor. İnşallah herkesin ettiği dualar -eminim ki huzur, barış, adalet, mutluluk ve geçim içindir- kabul olur. Hepsinin kabulünü diliyorum.
Ramazan Bayramı’na gireceğiz ve bugün bayramdan önceki son gün. Dolayısıyla tabii ki bir olgunlaşma, bir takım süreçlerin işlediği; karşılıklı müzakere ve diyalog süreçlerinin yaşandığı bir dönem oldu. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi sıkıntılarından ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede, benim gözlemlediğim kadarıyla burada gerçekten asimetrik bir durum, yaşanan bir sıkıntı var.
Örneğin ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah telefon hakkım kapsamında, haftada 10 dakika eşimle konuştum. Aileden bir kişi… Zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Buraya gelip gördükleri anda mutlu olanlar var, umudu büyüyenler var. Bu insanların 'bir kişi' diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.
İkinci asimetrik durum: 107 tutuklu burada öncelikli yargılanıyor ve bu 107 tutuklunun 3 avukatı gelebilir deniyor. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanların haftada bir gün görüşme günleri var ve o görüşme günlerini değiştirmediler. Ben mesela kendi adıma, her gün katılmak zorundayım dediğim için beni izinli olduğumuz güne, buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Dolayısıyla bu '3 avukatla sınırlama'nın da doğru olmadığını düşünüyorum.
Yani bu kapsamda artık bu, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın takip ettiği bir duruşma. Buradan umut eder ve dileriz ki yüzde 15’lere kadar düşen adalete inanç, bu mahkemede büyüsün; yani bir geri dönüş başlasın. Bu çerçevede meslektaşlarımızın, avukatların buraya gelip duruşmayı dinlemek ve takip etmek istemesi; barolar başta olmak üzere farklı meslektaşların oluşturduğu destek grupları var. Bu bakımdan bunun da çok asimetrik bir kısıtlama şekline dönüştüğünü düşünüyorum.
Çok önemli bir konu da medya. Buradan gerçekten kuş bakışı, 50–60 metre geriden izlemek zorunda bırakılmaları; bu mahkemenin itibarını zedeleyen bir durum. Görüyorsunuz ki boşluklar var ve bu boşlukların öncelikli sebebi kısıtlamalar. Basın mensuplarının burayı izlemesi ve takip etmesi, hem kamuoyunun hem de heyetin daha iyi tanınması açısından daha doğru bir çerçeve sunar. Buna rağmen konunun bu şekilde ele alınması sorunlu.
Sonrasında siyasetçiler veya belediyemiz… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili giremedi. Evet, sonradan birtakım müzakereler olmuş ama yine de giremedi. Bu durum nereye kadar varıyor? Düşünün ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yöneticileri burada, belediye başkanı burada. Burayı izlemeye gelmek isteyen sadece başkanvekili değil; aynı zamanda genel sekreter yardımcıları da gelmek isteyebilir. Çünkü konuşulan her meselenin muhatabı bu yöneticiler.
Bakın, ben senede bir kez yöneticileri davet ediyorum. Müdür ve üstü kaç kişi biliyor musunuz? Bin üç yüz kişi. Bu bin üç yüz kişiyle senede bir kez, tam gün süren bir toplantı yapıyoruz. Kocaman bir oditoryumu ayırıyoruz ve orada çalışıyoruz. Burada konuşulan her konu, Büyükşehir Belediyesi’nin yöneticilerini doğrudan ilgilendiriyor ve bilgilendiriyor.
Bunlar -çok affedersiniz- bir çete değil; ayıplı bir suçun peşinde koşan insanlar da değil. Bunlar itibarlı, liyakatli; burada olan ve olmayan, geçmişi güçlü insanlardır.
Bunların buraya gelme arzuları var. İddianamede de biliyorsunuz ki CHP, ilk başından itibaren suçlu ve kapatmaya gidecek kadar suçlu konumda gösteriliyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin il başkanlığının bile buraya girişi sanki bir lütufmuş gibi ikram ediliyor. Bu doğru değil. Bu bağlamda, bakınız; ben biliyorum, derinlemesine müzakereler de yapılıyor. İl başkanımızdan notlar alıyorum, avukatım aracılığıyla bana bilgiler iletiliyor. Yani büyük çaba şu: Jandarmamızla karşı karşıya gelmeyelim, dışarıda en ufak bir müdahaleye asla sebebiyet vermeyelim. Özenli çalışalım ve herkes buraya medeni bir şekilde girebilsin. Taahhüt ediyoruz ki sizin de işinizi kolaylaştırmak adına üzerimize düşeni yapalım.
Bakın, bu kadar zor durumdaki yargı müessesesinin hak ettiği değeri elde edebilmesi adına herkes sorumluluk almaya hazır. Bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi olur, muhalefet partileri olur, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olur ya da diğer kurum ve kuruluşlar olur; inanınız ki herkes sorumluluk almaya hazır. Bu çerçevede bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bunu bayramda iyi değerlendiriniz. İstirham ediyorum, bir bayram havasında değerlendiriniz. Ailenizle otururken bile lütfen zihninizde olsun.
Bu tür asimetrik sınırlamaların ve kısıtlamaların ne size, ne heyetinize ne de burada yargılanan insanların adil yargılanma süreçlerine en ufak bir katkısı yoktur. Bunun tersine çevrilebileceğini umut ediyorum. Gerçekten insanların buna ihtiyacı var.
Son olarak; tarihte bazen öyle ilginç çıkışlar olmuştur ki unutulmaz. Ben de bunu söyleyerek sözlerimi toparlamak istiyorum. Bütün bunları revize ederseniz, müzakere kapınızı açık tutarsanız kimse sizin makamınıza saygısızlık yapmaz. Bakın, yapmaz. 'Yapamaz' demiyorum, 'yapmaz' diyorum. Onun için müzakere kapısını açık tutarsanız; bu ister benim avukatlarım olur, ister başka temsilciler olur, isterse siyasî aktörler olur, hiçbir şeffaflık kaybınız olmaz. Aksine, burada çok daha makul, çok daha itibarlı ve çok daha medeni bir çizgi oluşturursunuz. Ve gerçekten kazanan, yüce Türk yargısı ve yüce Türk milleti olur. Ben bunu istirham ediyorum.
En azından burada haklıyız. Naklen yayınların konuşulduğu bir noktadan bu kısıtlamalara gelmek doğru bir evrilme değil. Bunu da istirham ediyorum.
Son olarak, 'sürpriz' dediğim çıkışların bu ülkeye çok şey kazandıracağını düşünüyorum. Bu ülke bir yılda 150 milyar dolar kaybetti. Bu dava öyle sıradan bir dava değil; çok büyük bir dava. Bu mahkeme, bu duruşma çok önemli. Sorumluluğunuz çok büyük. Lütfen bu söylediklerimi dikkate almanızı rica ediyorum.
O 'sürpriz' dediğim çıkışın altında da şu var: Bayrama giriyoruz. Herkes ailesiyle güzel günler geçirsin; bu milletin her evladının en güzel günleri olsun. Ama bazen öyle bir karar verirsiniz ki, buradan bazı insanları serbest bırakır, evlerine gönderir, tutuksuz yargılanma hakkını tanırsınız; işte o zaman tarih değişir."
Bunu sadece size emanet ediyorum. Bu duygularımı sizinle paylaşmak istedim. Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
“Ak Parti döneminde özel kalem görevine getirildim
Ardından Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or'un savunması alındı.
Or, savunmasında şunları söyledi:
Ben 30 yaşındayım. İlkokul çağında iki evlat sahibi bir babayım. Şanslıydım ki şafak baskını sırasında çocuklarım evde değildi. Babalarının cezaevinde olduğunu bilmesinler, bu durumdan etkilenmesinler diye görüşüme gelmelerine razı olamadım. Haftada yalnızca bir kez, 10 dakika sesli görüşme hakkım olduğu için 9 aydır yavrularımın yüzünü dahi göremedim. Uzun süredir çocuklarının yüzünü göremeyen bir baba olarak huzurunuzdayım.
Yaşadığım bu ağır süreç; beni, ailemi, kalp hastası babamı ve annemi derinden etkilemiştir, halen de etkilemeye devam etmektedir.
Ben kimya mühendisiyim. 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinde, araç ve tesislere ilişkin Ar-Ge laboratuvarında çalışmaya başladım. 2017 yılında, dönemin belediye başkanı rahmetli Kadir Topbaş kurumumuzu ziyaret etti. O dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin canlı yayınlanan bu ziyaretinde laboratuvarın tanıtımını kendisine ben yaptım. Bu sunumum çok beğenildi. Sonrasında dönemin genel müdürü tarafından, 2017 yılında, AK Parti döneminde özel kalem görevine getirildim. Kendisini daha önce isminden dahi tanımıyordum. Muhtemelen o zamanki yöneticimden hakkımda bilgi alındı; sonrasında beni çağırıp konuştular ve göreve başladım.
2019 seçimlerinden sonra ise Sayın Ali Sukas genel müdür olarak atandı. Kendisini de önceki yöneticim gibi daha önceden ne görmüşlüğüm ne de tanışıklığım vardı.
“Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim, ne çocuklarıma ne de eşime yedirdim”
Ben teşkilatçı bir aile yapısından gelen biriyim. Vakıflarda görev almış bir insan olarak sınırlarımı bilirim. Müslüman hassasiyetleriyle yaşamam gerektiğini bilirim. Kendi alanım dışındaki hiçbir konuya burnumu sokmam. Sınırlarımı aşmam. Görevim dahilinde olmayan meseleleri merak dahi etmem. Disiplinli ve dürüst çalışmam nedeniyle Ali Bey de 2019 sonrasında benimle çalışmaya devam etmiştir.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, rüşvet gibi bir konuda adımın geçmesinden gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim, ne çocuklarıma ne de eşime yedirdim. Eşimle birlikte dini ve vicdani hassasiyetlerimiz gereği bir lira faizli ya da haram paraya dahi bulaşmamış insanlarız. Böyleyken, hak etmediğim bir paraya, hele ki devletin malına asla el uzatmam. Hiçbir kimseden, şahsım, kurumum veya Ali Bey adına para talep etmedim; böyle bir para da hiçbir zaman almadım. Beni tanıyan herkese sorulsa, böyle işlere bulaşmayacağımı rahatlıkla söyler.
Görev yaptığım süre boyunca kurum kaynaklarının gereksiz yere israf edilmemesi için elimden geleni yaptım. İddianamede adımın geçtiği iddialara bakıldığında, gizli tanık ve bazı sanıkların üzerime atfettiği isnatlar dışında, iddia makamının da belirttiği üzere, somut bir delil bulunmamaktadır. MASAK kayıtlarından da görüleceği üzere, benim ya da ailemin mal varlığında olağan dışı bir artış söz konusu değildir.
“Eşim benim yokluğumda büyük bir mücadele vermektedir”
Hatta belirtmek isterim ki, yine hassasiyetlerim nedeniyle araştırıp bulduğumuz bir katılım finans sistemi üzerinden, bu olaylardan önce dâhil olduğumuz ve eşimin aylık 65 bin TL ödeme yapmak zorunda olduğu ciddi bir borç yükümüz bulunmaktadır. Eşim şu anda hem bu borcu ödemek hem de çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için benim yokluğumda büyük bir mücadele vermektedir. Ailelerimizin desteğiyle ayakta kalmaya çalışmaktadır. Kendime hiçbir menfaat sağlamadığım ortadayken, böyle bir süreçte bu kadar ağır bedeller ödüyor olmamın takdirini mahkemenize bırakıyorum. Haksız bir kazancım olsa, neden böyle bir borcun altına gireyim?
“Özel kalem müdürü olarak Ali Bey’e yakın çalışıyor olmam, cezaevinden çıkmak isteyenler açısından adımı işlevsel hale getirmiştir”
Gözaltına alındıktan ve savcılıkta ifade verdikten sonra dosyanın içeriğine daha vakıf olabildim. Görev yaptığım süre boyunca firmalar zaman zaman ürün, broşür ya da tanıtım materyalleri getirirdi. Genel Müdür Ali Bey müsait olmadığında firmaları ben karşılar, kendisine bilgi verirdim. Eğer görüşme gerçekleşmeyecekse de yine bilgisi dahilinde, getirilen materyaller herkesin görebileceği açık alanlara bırakılırdı. Bunun dışında getirilen bir şeyi açmak, incelemek, içeriği hakkında değerlendirme yapmak ya da bu konuda karar vermek benim görev ve yetki alanımda değildir.
Kaldı ki çalıştığım oda sürekli açık bir yerdi. Bizim kattaki çalışma düzeninde odamız, daha ilk bakışta görülen, herkesin önünden geçtiği bir konumdaydı. Tanık beyanlarında anlatıldığı gibi, firmaların Ali Bey müsait olmadığında masaya bir şey bırakıp gitmeleri mümkündür. Ancak iddia edilen gibi haram bir iş yapılıyor olsaydı, bunun herkes tarafından görülebilecek bir makam odasının girişindeki açık bir alanda yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını da takdirinize sunuyorum.
Sanıkların ve gizli tanıkların, kendi beyanlarını makul bir zemine oturtabilmek, cezaevinden çıkmak ya da hiç girmemek saikiyle, Ali Bey’e yakın pozisyonda çalıştığım için benim adımı da beyanlarına kattıklarını düşünüyorum. Özel kalem müdürü olarak Ali Bey’e yakın çalışıyor olmam, adımın kullanılmasını onlar açısından işlevsel hale getirmiştir.
Nitekim, cezaevinden çıkabilmek için bazı kişilerin bana para getirdiklerini söyleyeceklerinin kulağına geldiğini bana aktarılmıştı. Ben de kendilerine, yaşamadığım hiçbir şeyi kabul etmeyeceğimi açıkça ifade ettim. Yine bunun bir iki gün öncesinde de, bir gizli tanığın ifadesinde adımın geçtiğinden haberdar olmuştum.
“Ben, etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan biri değilim”
Gizli tanık beyanlarına bakıldığında, bu kişilerin dosya süreci başladıktan sonra ifade verdikleri görülmektedir. Bu durum, sanık olma ihtimallerinden kurtulmak, cezaevine girmemek ya da mevcut durumlarını lehlerine çevirmek amacıyla olabildiğince fazla isim vererek kendi anlatımlarını destekleme çabasında olduklarını düşündürmektedir. Benim ismimin de bu amaçla kullanıldığını değerlendiriyorum.
İlk beyanımda da, ikinci beyanımda da özellikle belirtmek istediğim husus şudur: Ben, etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan biri değilim. Çünkü ben bir suça tanık olmadığım gibi, bu dosyada sanık olarak bulunmamam gerektiğini düşünüyorum. Ben yalnızca gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım hususları anlattım. İfademde de belirttiğim üzere, Ali Bey’in herhangi birine para verdiğini kendi gözümle görmüş değilim.
Tutanaklarda yer alan bazı ifadelerim, kesin bilgiye dayalı beyanlar değil; o an tarafıma sorulan sorular çerçevesinde olaylara ilişkin yaptığım değerlendirmelerdir. Takdir edersiniz ki savcılık ifadesi, burada dosyada birkaç sayfa olarak görünse de, o şekilde tek seferde ve kesintisiz anlatılmış bir metin değildir. Diyalog halinde sorular sorulmuş, ben de o anda düşündüğüm çerçevede cevaplar vermiş bulunmaktayım. O nedenle bazı kısımlar değerlendirme niteliğindedir.
İkinci savcılık ifadem bakımından da şunu belirtmek isterim: O ifadeyi verdikten sonra, uzun süren süreç nedeniyle metni o anda ayrıntılı inceleme imkânım olmadı. Hatta bir süre dosyada da bulamadık. Sonradan esaslı biçimde inceleme fırsatı bulduğumda, bazı hususların birbiriyle çeliştiğini fark ettim. Burada kimseyi haksız yere itham etmek istemem. Fakat maddi hata niteliğinde bazı hususlar bulunduğunu, bunların da dosyanın bütününü değiştirmese bile açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Müsaadenizle bu çelişkili noktaları da arz etmek isterim.
“Benim kastım; kesin bir tespit yapmak değil, sadece o anki ihtimaller üzerinden değerlendirme yapmaktır”
Dosyada yer alan beyanlarımın bazı kısımlarında, özellikle son karar ve tutuklama sürecine ilişkin ifadelerimde çelişki olduğu görülmektedir. Bu hususu açıklığa kavuşturmak isterim.
İkinci sayfanın sonunda yer alan ifadede, 'bu şahısların erken alınmasının usulsüz işlemlerden kaynaklandığını düşünmekteyim' şeklinde bir değerlendirme yer almaktadır. Ancak burada kullandığım ifade kesin bir bilgiye değil, tamamen o anki değerlendirmeye dayalıdır. Nitekim başka bir kısımda 'böyle düşünmüyorum, düşünülebilir' şeklinde daha temkinli bir ifade kullandığım da görülmektedir.
Dolayısıyla burada bir kanaat farklılığı değil, ifade sırasında kullanılan dil nedeniyle oluşmuş bir anlatım farklılığı söz konusudur. Benim kastım; kesin bir tespit yapmak değil, sadece o anki ihtimaller üzerinden değerlendirme yapmaktır.
Ayrıca ilk beyanımda da açıkça ifade ettiğim üzere; ben 2019 yılından itibaren Ali Bey ile çalıştım ve bu süreçte herhangi bir usulsüzlüğe, rüşvet ilişkisine ya da hukuka aykırı bir duruma bizzat şahit olmadım. Böyle bir durumu görmediğim halde, kesin bir bilgi varmış gibi konuşmam zaten mümkün değildir.
Tutuklama sürecimize gelince; bizler hiçbir somut bilgimiz olmadan, sabah saatlerinde evlerimizden alınarak gözaltına götürüldük. O ana kadar dosyanın kapsamına ilişkin detaylı bir bilgimiz yoktu. Sadece basına yansıyan bazı haberlerden ve Sayın Genel Müdür’ün gözaltına alındığından haberdardık. Bunun dışında, dosyanın içeriğine ilişkin herhangi bir bilgimiz bulunmamaktaydı.
“Savcılık ifadesi sırasında ise tarafımıza yöneltilen sorular ve isnatlar üzerinden, hakkımızda ileri sürülen iddiaları ilk kez duymaya başladık”
Savcılık ifadesi sırasında ise tarafımıza yöneltilen sorular ve isnatlar üzerinden, hakkımızda ileri sürülen iddiaları ilk kez duymaya başladık. Bu nedenle bazı beyanlarım, olaylara dair doğrudan bilgiye değil, o an tarafıma yöneltilen iddialar çerçevesinde yaptığım değerlendirmelere dayanmaktadır.
Özellikle ‘cezaevine alındıktan sonra bu kişilerin burada olduğunu duymuştum, burada olabileceğini düşündüm’ şeklindeki ifademde de bir maddi hata oluşmuştur. Burada ‘bulunduğunu biliyorum’ anlamı çıkabilecek bir ifade yer almakla birlikte, benim kastım kesin bir bilgi değil, sadece duyuma dayalı bir ihtimaldir.
Bu nedenle söz konusu ifade, kesinlik içeren bir beyan olarak değil; ‘duyduğum kadarıyla böyle olabileceğini düşündüm’ şeklinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; beyanlarım arasında görülen farklılıklar, olaylara ilişkin kesin bilgiye sahip olmamamdan ve ifadelerin diyalog halinde, anlık değerlendirmelerle verilmiş olmasından kaynaklanan maddi anlatım farklılıklarıdır. Bu hususların, aleyhime kesin ve bağlayıcı beyanlar olarak değerlendirilmemesini saygıyla arz ederim.
İddianamedeki “500 bin TL” iddiasına yanıt verdi
İddianamede yer alan ve 500 bin TL’ye ilişkin iddialar tamamen çelişkili ve somut delilden yoksundur. Bu hususu açıkça izah etmek isterim.
İddia sahibi kişi; 500 bin TL’yi Ali Bey’e getirdiğini, benimle görüştüğünü, parayı benim masama bıraktığını, ertesi gün de bu paranın hesaplara yatırıldığını söylemektedir.
Ancak bu anlatım, kendi içinde ciddi çelişkiler barındırmaktadır.
Öncelikle tarihler uyuşmamaktadır. Kendi beyanında ‘2022 yılı sonu’ derken, MASAK kayıtlarında bahsedilen para hareketlerinin 15.08.2022 ve devamındaki tarihlerde olduğu görülmektedir. Yani iddia ettiği zaman dilimi ile resmi kayıtlar birbiriyle örtüşmemektedir.
Ayrıca ‘parayı çektim, ertesi gün götürdüm’ demesine rağmen HTS kayıtlarıyla bu anlatımın örtüşmediği de açıktır. Kendi iddiasını destekleyecek net bir zaman-mekân uyumu bulunmamaktadır.
Daha da önemlisi, anlatılan olay hayatın olağan akışına tamamen aykırıdır.
İddia sahibi diyor ki: 'Parayı Murat’ın masasına bıraktım ve çıktım.'
Şimdi bu durumu takdirinize sunuyorum: Eğer ortada gerçekten bir para varsa ve benim bunu bildiğim iddia ediliyorsa; Böyle bir para herkesin girip çıktığı, kapısı sürekli açık bir odada, herkesin görebileceği bir masaya bırakılır mı?
Benim çalışma düzenim herkes tarafından bilinmektedir. Odam açık, girişe yakın ve sürekli insan trafiğinin olduğu bir yerdir. Böyle bir durumda, iddia edildiği gibi bir paranın ortada bırakılması hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.
Eğer iddia doğru olsaydı, böyle bir paranın açıkta bırakılması değil, gizlenmesi, korunması gerekirdi. Bu bile tek başına anlatımın gerçek dışı olduğunu göstermektedir.
Benim görevim özel kalem müdürlüğüdür. Bu görev kapsamında: Kuruma gelen kişileri karşılarım, randevu ve görüşmeleri organize ederim, gelen kişilerin ne getirdiği, ne amaçla geldiği, ne teslim ettiği benim görev alanımda değildir.
Bu nedenle bana atfedilen ‘parayı biliyordu’ şeklindeki iddia, görev tanımımla da bağdaşmamaktadır.
“Yaklaşık 9 aydır haksız yere özgürlüğümden ve evlatlarımdan ayrı bırakıldım”
HTS kayıtları açısından da durum aynıdır.
Kurumumuzun bulunduğu alan; birden fazla binanın yer aldığı, yoğun giriş-çıkış olan bir bölgedir. Aynı bölgede bulunmak ya da sinyal çakışması yaşanması son derece olağandır. Ayrıca özel kalem pozisyonu gereği, yıl içinde aynı kişiyle onlarca kez görüşme yapılması da normaldir. Bir kişinin beni 30-40 kez araması veya bölgede bulunması, suç isnadı için delil olamaz. İddia sahibinin beyanları yalnızca çelişkili değil, aynı zamanda menfaat temelli ve husumet içeren beyanlardır. Bu kişi; kurumla sürekli temas kurmaya çalışan, talepleri karşılanmadığında ise tavır geliştiren bir profildir. Bu nedenle beyanlarının objektif olmadığı açıktır.
Kendi beyanlarını dahi tutarlı şekilde ortaya koyamayan bir kişinin, başkalarını suçlayarak kendisini kurtarma çabasında olduğu anlaşılmaktadır.
500 bin TL’ye ilişkin iddia somut delille desteklenmemektedir. Tanık beyanı kendi içinde çelişkilidir. MASAK ve HTS kayıtları iddiaları doğrulamamaktadır. Anlatılan olay hayatın olağan akışına aykırıdır. Benim görev tanımım, iddia edilen fiille örtüşmemektedir Bu nedenle üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.Yaklaşık 9 aydır özgürlüğümden ve evlatlarımdan ayrı bırakıldım. Haksız yere maruz kaldığım bu durumun son bulmasını, öncelikle tahliyeme, yargılama sonunda ise beraatıma karar verilmesini saygılarımla arz ederim.
Duruşma, avukat ve mahkeme heyetinin Murat Or'a sorularıyla devam ediyor.
ANKA