1948 yılından buyana İsrail işgali altındaki topraklarda kalarak vatandaşlık alan Filistinli herkese, “İsrailli Araplar” veya “1948 Arapları” denilmektedir. Farklı kesimlerden oluşan bu kesimdeki siyasi aidiyetler ve yönelimler oldukça çeşitlidir. İsrail’in kuruluş yıllarında dindar ve politik İslamcı (mesela İHVAN yani Müslüman Kardeşler hareketi mensubu) gruplara sıkça rastlanmaktaydı.
Bunlardan İHVAN mensupları illegal çalışıyor ya da kendi köşelerine çekilerek uygun fırsatın çıkmasını bekliyorlardı. Sol eğilimliler, sosyalistler ve sosyal demokratlar ve hatta ulusal kurtuluşçular ise o tarihte İsrail Komünist Partisi (REKAH) saflarında demokratik mücadele ve hak arayışı peşindeydiler.
Zamanla sosyal demokratlar, sol eğilimliler ve liberaller İsrailli sol partilere ve işçi partilerine de üye oldular. Bu sayede aşırı sağcı ırkçı/dinci partilerin saldırılarından varlıklarını ve kimliklerini koruyabiliyorlardı.
1964 yılında FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) kendi bünyesinde 16 kadar sağdan-soldan örgütü barındırmaya başlayınca Filistinli yurtsever, ulusalcı ve sosyalist/Marksist kesimler kendi meşreplerine göre bu yasadışı platformda yerlerini aldılar.
REKAH partisinin milli meseleyi çözmekteki başarısız klasik formülüne karşı çıkanlar da neredeyse kitlesel biçimde İsrail solu ile komünist partisinden koptular.
İHVAN hareketinin bir kısmı ise Yaser Arafat’ın kurucu önderi olduğu El Fetih isimli milli kurtuluş hareketinin içinde faaliyet gösterdi.
Arap ulusal kurtuluş akımının temsilcileri sayılan Mısır ile Suriye’nin 1967 yılında İsrail karşısında bozguna uğramasının ardından pan-arabist akımlar itibar kaybetti, gözden düştü ve giderek gerilemeye başladı. O tarihten itibaren genel anlamda “İslam’a, dine, imana dönüş” eğilimi başladı; zaman içinde bunlar politik İslam’ın nüvesini teşkil etti.
1948 sınırları içinde yaşamakta olan milliyetçi-mukaddesatçı kesim, politikayla yakından ilgilendi. Bazen illegal bazen de yasal çerçevede dernek ve partiler kuruldu. 1979’da İran İslam Cumhuriyeti kurulunca da bu milliyetçi-mukaddesatçılar FKÖ’den ayrılarak ona alternatif siyasi (daha sonra kurulan HAMAS gibi) hareketler halini aldılar; bir kısmı İsrail parlamentosunda milletvekili bile gönderdi.
Esas konumuz olan Birleşik Arap Listesi-BAL (United Arab List) ise 1971’de kurulduktan sonra “Kuzey-Güney kanadı” diye ayrışan Filistin’deki İslami Hareket’in İsrail’e karşı uzlaşmacı tutumuyla bilinen Güney kanadının günümüzdeki devamıdır. Bugünü hakkında bilgi vermeden önce BAL akımının geçmişteki arka planına ışık tutarak radikal uçtan uzlaşmacı-işbirlikçi çizgiye nasıl geldiğini anlatacağız.
İslamcı hareketin tarihçesi ve kökeni
Yukarıda kısaca değinmiştik: 1967’de Arap devletleri (bilhassa Mısır, Suriye ve Ürdün) İsrail önünde hezimete uğrayınca pan-arabist akım gerileyip gözden düşmüştü. Bunu fırsat bilen milliyetçi-mukaddesatçı kesim derhal harekete geçti. İşgal altındaki Batı Şeria ile Gazze’deki gelenekçi-geleneksel din adamları (Ulema) ile irtibat kuruldu. “Biz Allah’ı unuttuk! O da bizi unutulmaya terk etti. O halde yeniden dine dönüp selamet/kurtuluş için Allah’ın ipine sarılmalıyız!” söylemi olabildiğince yaygınlaştırıldı; sıradan insanlar “Allah yolunda yürümeye” ikna edildi. Bu arada Filistin’deki İHVAN (Müslüman Kardeşler) ile Cihat ve Hizbül Tahrir gibi iki eski hareketle de temas kuruldu.
Derken dini söylemlerden etkilenen gençler Batı Şeria’daki İslami yüksekokullara girmek için kitlesel bir biçimde başvurmaya başladılar. Özellikle tarihi Halil kentindeki Şeriat (İlahiyat) Fakültesi ve Nablus’taki Din Enstitüsü’ne rağbet ettiler. Nitekim İslami Hareket’in kurucu önderi Şeyh Abdullah Nımır da bu enstitüden mezun olmuştur.
Ardından 1979 İran İslam Devrimi’nin kuruluşu politik İslamcılar ve sofu dindarlar arasında “Bir İslam devleti kurulabilir, mümkündür!” fikrini yaygınlaştırdı. O yıllarda Arap ülkelerindeki İslami akımlar uç verip sahnede görünür bir hal alınca, Filistin kamuoyu da bundan etkilendi. Gerek Filistin gerekse Arap ülkelerinde sol düşünceler ise gerilemeye yüz tutmuştu.
İslami Hareket’in temeli işgal altındaki Filistin’in kuzeyinde “Üçgen” diye bilinen Kfar Qasım’dadır. Ümmülfehm mıntıkasında atıldı. Burası Batı Şeria topraklarına bitişik bir yöredir. 1971 yılında uç veren bu hareket Halil ile Naqab (Necef Çölü) bölgesine yayılmıştır. Din adami Abdullah Nımır Derviş bahsedilen hareketin kurucu önderidir
Şeyh A. Derviş, İslami eğitim kuruluşu olan Din Enstitüsünden mezun olunca, “İslam dinine dön!” çağrısında bulunmakla yetinmemiş; bu gaye için çalışıp çabalayarak İslam şeriatı ve öğretisini benimseyen bir kuşak yetiştirmek için çabalamıştır.
Derken “İslam’a dön!” çağrısı, çevre beldelerden Kfar Bera, Celcule ve Tayyibe ile yakın köylerde yankılandı. Faaliyet 1974 yılına kadar bu minval üzerine devam etti. 1978’de İslami davet Ümmülfehm, Beqat’ül Ğarbiye ve Cet mıntıkasında karşılık bulduktan sonra Naqab (Necef) yöresine de ulaştı. 1980’de ise Nasıra (Nazaret) ile Halil şehirlerindeki dindarlarca benimsendi.
1981’de Şeyh Abdullah Derviş, tutuklanıp 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste üç yılını geçirdikten sonra 1984’te salıverildi. Kendisine yönelik suçlama “Cihad Ailesi” isimli “gizli bir dinci örgütü” kurmaktı. Hareket mensupları ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak ve Yahudi mülklerini yakmak suçundan tutuklandılar. Ferid Abu Muğ gizli örgütün sorumlusu olarak 10 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. 1985 yılında diğer arkadaşlarıyla birlikte serbest bırakıldı.
Hareket önderi Şeyh Abdullah, hapisten çıktıktan sonra Kfar Qasım beldesine dönerek İslami Hareket’in sosyal altyapısını kurmakla uğraştı. Onlarca cemiyet ve sivil kuruluşu inşa ederek Müslüman ahalinin desteğini kazandı. Bunlar arasında kreş, spor kulübü, sağlık ocakları, dini külliyeler de vardı. Ayrıca yerel yönetimleri etkileyip kontrol altına almak için Müslüman Gençlik Hareketi’nin kurulmasına öncülük etti. Bu arada 1948’li Filistin kuşağını İslami açıdan bilinçlendirip ayağa kalkmasını sağladı.
Şeyh Abdullah’ın rehberliğinde halka inisiyatif tanınarak imece yöntemiyle ortak projeler gerçekleştirildi ve altyapı sorunları çözüldü. Yollar yapıldı, su boruları döşendi, mezarlıklar temizlendi, okullar onarıldı, dershaneler açıldı, mevcut sınıflar yeniden düzenlendi, kreşler açıldı, yaşlılara ihtiyaç duydukları hizmetler sunuldu ve din kitaplarıyla dolu kütüphane açıldı.
Ilımlı-uzlaşmacı Güney Kanadı’nın uzantısı sayılan hareket, İsrail kanunlarına tâbi olduğunun farkındaydı; buna göre her şeyin yasal olmasına özen gösterildi. Mesela yasal yolları kullanarak çok sayıda dini medrese ve okul açıldı. Bu sayede 1948’li Filistinliler arasında popüler oldu, destek gördü. Bunu fırsat bilen örgüt; aşamalı olarak Müslüman ve Arap dünyasının kutsal şehri sayılan Kudüs şehri ile onu simgeleyen Mescidi Aksa (Müslümanların ilk kıblesi sayılan Beytü’l-Makdis) meselesini dini-siyasi eksende ele alıp açık veya gizli propagandasını yaptı. Zaman içinde Kudüs ve Filistin topraklarının İslami yollarla nasıl kurtarılacağını dillendirmeye de başladı. Siyasal ve toplumsal meselelerin dini yöntemle çözülmesinin anahtarı olarak da “Çözüm İslam’dadır!” veya “İslam Çözümdür!” şiarını kullandı.
Kanatlar arası ihtilafın başlangıcı
1993 yılında FKÖ ile İsrail hükümeti arasında imzalanan Oslo Çerçeve Anlaşması sonucu her iki taraf da birbirlerini tanıyınca, bu hususta İslami hareket önderleri arasında ihtilaf baş gösterdi. Sonuçta hareket fiili olarak ikiye bölündü. Anlaşmazlığın ekseninde şu mesele vardı: İsrail devletini resmen tanıyıp parlamento seçimlerine katılmak ya da tümüyle reddetmek. Raid Salah’ın başında bulunduğu Kuzey Kanadı boykot kararı aldı; Güney Kanadı’nın başına çeken Hamad Abu Daabes ise parlamentonun meşruluğunu tanıyıp seçime katıldı.
Binyamin Netanyahu hükümeti, 2015 yılında Kuzey Kanadı’nın meşruluğunu kabul etmedi ve yasadışı olarak gördüğü hareket önderleri hakkında soruşturma başlattı. Harekete bağlı 17 kuruluş, oluşum ve cemiyet tümüyle kapatıldı. Hareket taraftarlarının protestoları bir sonuç vermedi. Başkan Raid Salah ile yardımcısı Kemal Hatib birkaç defa tutuklandılar.
Farklı bir çizgi izleyen Güney Kanadı ise parlamento seçimlerine katıldı.
Bu kanat mensupları İsrail işgali hususunda farklı fikirlere sahiptir. Örneğin, işgalin bir gerçek olarak kabul edilip İsrail devletinin resmen tanınmasını istemektedir.
Birleşik Arap Listesi (BAL) nedir, nereden gelmiştir?
Yanıtını Wikipedia ansiklopedisinde bulabiliyoruz:
1948 Araplarından milliyetçi-mukaddesatçı olanlar birkaç parti ve oluşumun bileşenidir. Arapça adıyla El Hareke el İslamiye fi Filistin 48 (الحركة الإسلامية في (فلسطين 48), İbranice Hatanua Haislamit olarak bilinen hareketin uzlaşmacı kanadının devamıdır. İslami Hareket, dini-siyasi bir parti olup İsrail (1948’de ülkede kalıp İsrail vatandaşlığı alan Filistinli) Müslüman Araplar arasında faaliyet göstermeyi esas almıştır. İHVAN (Müslüman Kardeşler) hareketiyle ilgisi ve bağlantısı yoktur. Buna rağmen her iki farklı hareketin ideoloji ve ilkeleri benzeşmektedir.
Biri dini diğeri sosyal olmak üzere iki ana alanda etkinlik göstermiştir. Ortam ve şartlar gereği iki ana kola ayrılmıştır: Kuzey kanadı ve güney kanadı. Birincisinin önderi Şeyh Raid Salah, ikincisinin ise Şeyh Hamad Abu Daabes’tir. Şeyh Raid Salah’ın başını çektiği kanat 2015 yılında İsrail tarafından yasaklanırken, güneydeki hâlâ faaliyetini sürdürmektedir.
İslami Hareket’in Kuzey kanadı yasaklandıktan sonra Güney Kanadı’nın devamı sayılan BAL Platformunun stratejisi şudur: İsrail yasalarına uymak: Onun Filistin’deki toprak işgal etmesini ‘tarihi bir oldu bitti’ sayarak artık geçmişteki hesabın üzerine sünger çekmek. İsrail devletinin varlığını tanımak, icabında Yahudileri de saflarına çekip üye yapmak!
BAL’ın İsrail’deki seçim serüveni
BAL, ilan ettiği çizgiye uygun olarak 23 Ocak 2015 tarihinde Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe, Milli Demokratik Blok ve Değişim İçin Arap Hareketi isimli üç akımla birleşti.
Bunlardan ilki İsrail’deki Arap-Yahudi Sol Siyasi İttifakı (İsrail Komünist Partisi ile diğer sol kümelerden oluşmaktadır.) isimli bloktur. İkincisi 1995 yılında Azmi Bişara öncülüğünde kurulan Arap Milli Partisi’dir. Ebna Bled (Memleket Evlatları) Hareketi, Eşitlik Misakı Hareketi, İlerici Hareket ve benzeri mahalli güçlerle şahsiyetlerin bileşiminden oluşmaktadır. Üçüncüsü ise 1996’da FKÖ lideri Yaser Arafat’ın eski danışmanı Dr. Ahmed Ey Tibi ile diğer Filistinli aydınlar tarafından kurulan yurtsever, siyasi ve toplumcu ittifaktır.
2021’de anılan platformu temelinden sarsan ihtilaflar yüzünden ayrışmalar başladı. Güney kanadını temsil eden İslami Hareket Şûra Meclisi, 1996 yılında İsrail genel seçimlerine katılma kararı aldı. Amacı “1948 Arapları” bünyesinde ne kadar akım, oluşum, hareket ve parti varsa onları yanına çekerek güçlü bir şekilde Knesset’te (İsrail Parlamentosu) milletvekili bulundurmaktı. Ancak blok/ittifak/destek çağrısına sadece iki kesim olumlu cevap verdi: Arap Demokrat Partisi ile din adamı Şeyh Akif Hatib öncülüğündeki İslami Liste. Yıllar geçtikçe BAL’ın birleşme çağrısını başka partilerle yerel şahsiyetler de desteklediler.
Yıllara göre İsrail parlamentosunda BAL mensubu milletvekili sayısı şöyle sıralanabilir:
1996: Dört milletvekili
1999: Beş milletvekili
2003: İki milletvekili
2006: Dört milletvekili
2009: Dört milletvekili
2013: Dört milletvekili
2015: Dört milletvekili
2019: İki milletvekili
2019 (ikinci seçim): Üç milletvekili
2020: Dört milletvekili
2021: Dört milletvekili.
Mansur Abbas başkanlığındaki BAL: “İsrail, Yahudi devletidir”
1974 El Mağar doğumlu Mansur Abbas diş doktoru olup 1948 Araplarındandır. İslami Hareket’in Güney Kanadı başkan yardımcısıdır ve şimdiki Birleşik Arap Listesi (BAL) kurucusu konumundadır. 2019’daki parlamento seçimlerinde ortak listeden milletvekili olmuştur. O sırada (13 Haziran 2021-30 Haziran 2022 döneminde başbakanlık yapan) Naftali Benet ile (1 Temmuz-29 Ekim 2022 tarihleri arasında başkanlık koltuğunda oturan) Yair Lapid Koalisyon Hükümetini desteklemesi sayesinde Parlamento İç Komisyon başkanlığına getirilmiştir.
Mansur Abbas 2021 yılında geleneksel Filistin Arap çizgisinin dışına çıkarak “İsrail bir Yahudi devletidir ve öyle de kalacaktır” dedi. Bununla da yetinmeyip İsrail cezaevlerindeki siyasi Filistinli tutsakları “terörist” olarak tanımladı. Tepkilerin ardından “İsrail’in resmi televizyonunun Arapça yayınında sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi. Düzeltme açıklaması şöyleydi: “İsrailli sunucu ‘Teröristleri cezaevinde ziyaret edecek misin?’ deyince, ben de alaycı bir üslupla onun kelimelerini kullanıp ‘Hayır, o dediğiniz teröristleri ziyaret etmeyeceğim!’ demiştim.”
Abbas, Hamas’ın 7 Ekim 2023 yılında İsrail denetimindeki Gazze topraklarına saldırısını “sivillere yönelik insanlık suçu” diye tanımlayıp; “Artık olan oldu; katledilenler hayata geri döndürülemezler, ama hiç olmazsa rehin alınan İsrailliler, bilhassa kadınlar ve çocuklar derhal serbest bırakılmalıdır!” diyerek çizgisini devam ettirdiğini gösterdi.
Mansur Abbas’ın son icraatı: “Yahudiler de partiye üye olabilir!”
Aralık 2025’te Mansur Abbas, skandal misali aykırı icraatlarına bir yenisini ekledi. Kendisine göre BAL: “İsrailli sivil bir parti olup İslami Hareket ya da İHVAN ile irtibatı olmayan bir bloktu.” Öncesinde “BAL oluşumunu İslami Hareket’ten ayıracağını” ve “Yahudilerin de BAL saflarında yer alıp üye olması için oluşumun tüzüğünü değiştireceğini ve kapılarını dışarıya açacağını” da açıklamıştı.
Bugünlerdeki gündemine bakılırsa durum tespiti şöyledir: Başbakan Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon hükümetini önümüzdeki Ekim ayındaki seçimler vasıtasıyla alaşağı etmek birinci önceliktir. Bu gerçekleşirse, kendisi de Netanyahu hükümeti yerine kurulacak olan yeni bir koalisyonun ortağı olacaktır. Öte yandan aynı Mansur Abbas’ın, sıkça tekrarlamamakla birlikte bir niyeti de şudur: Olur ya, Netanyahu tekrar seçimde oyların çoğunu alırsa onun koalisyon kabinesine girmek için BAL kapısını açabilir. Yeter ki Netanyahu iki dinci-Siyonist ırkçı partiden vaz geçebilsin!
Bu durumda önümüzdeki seçimlerde BAL kendisini terazinin kefesini lehte veya aleyhte değiştirebilecek bir “ağırlık” gibi görüyor. Talihsizlik şu noktada düğümleniyor: Netanyahu, 2015 yılında İslami Hareket’in Kuzey Kanadını tümüyle kapatıp siyasi ve sivil faaliyetlerini, mesela camide vaaz ve hutbelerini bile yasaklamıştı. Aynı Netanyahu, 10 yıl sonra dönüp İslami Hareket’in Güney kanadını da “İHVAN ve Hamas ile iltisaklı” gerekçesiyle yasaklamak istiyor.
Hareketin uzantısı sayılan BAL bloku Aralık 2025’teki açıklamasına rağmen henüz Güney Kanadı ile irtibatını kesebilmiş değil. Böyle giderse muhtemel bir kapatma hadisesinden BAL da olumsuz etkilenip ceza alabilecektir. Yeni taktikleri ve koruma kalkanları ise şudur: “BAL yalnız Müslüman Arapların değil, aynı zamanda Hıristiyanların, Yahudilerin, Dürzilerin ve diğer gayri Müslim unsurların da partisidir. Onları kucaklayıp üye yapabiliriz.”
Hâsıl-ı kelam: 1971’den 2000’li yıllara kadar Şeriat devleti ve İslami bir hayat kurma sloganıyla ortaya çıkan ve “Yahudi’nin duldasında saklandığı taş avaz avaz bağırıyor: Beni bu mundardan kurtarın!” tarzındaki antisemitist görüşleri benimseyip siyaset icabı “Yahudileri denize dökeceğiz!” diyebilen eski mücahitler; şimdilerde İsrail’in Yahudi devleti olduğunu peşinen kabul etmekteler. Haliyle de İsrail’in sağcıları ve Netanyahu dâhil her kesimle koalisyon kurmanın peşindeler!
Şu soruyla bitirelim yazıyı: Nereden nereye?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish