Türkiye’de Kürt meselesi: Tarihsel arka plan ve güncel dinamikler

Abdülbasit Seyda, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: X

Türkiye’de Kürt meselesi, hem tarihsel hem de siyasal boyutları itibarıyla eski ve köklü bir sorundur. Bu mesele; tarih, coğrafya, toplumsal yapı ve siyasetle iç içe geçmiş çok katmanlı bir karakter taşımaktadır. Türk ve Kürt siyasi, askeri, fıkhi ve entelektüel elitleri arasındaki ilişkiler bin yılı aşkın bir geçmişe uzanmakta; iki halk arasındaki etkileşim ise bundan daha da eski dönemlere dayanmaktadır.

Osmanlı Devleti döneminde Kürt emirlikleri, merkezi otoritenin egemenliği altında olmakla birlikte belirli bir özerklik alanına sahipti. Genel çerçevede Osmanlı-Kürt ilişkileri barış, karşılıklı çıkar ve uyum temelinde şekillenmiş; zaman zaman yaşanan çatışmalar ise sistematik bir kopuşa dönüşmemiştir. Osmanlı’nın uyguladığı imparatorluk modeli, bünyesindeki etnik ve dini çeşitliliği büyük ölçüde yönetebilen bir esneklik barındırmaktaydı.

Ancak Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte bu dengeler köklü biçimde değişmiştir. Yeni kurulan devlet, katı bir milliyetçi ideoloji ve radikal bir laiklik anlayışı benimsemiş; ulus-devlet inşası sürecinde homojenleştirici politikalar uygulamıştır. Kürt kimliğinin tanınmaması, asimilasyon politikaları ve dini-sosyal yapının göz ardı edilmesi, devlet ile Kürt toplumu arasında ciddi gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte yaşanan isyanlar, bastırma operasyonları, zorunlu göçler ve çatışmalar, toplumsal hafızada derin travmalar bırakmıştır.

1990’lı yıllarda Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde Kürt meselesine yönelik daha diyalogcu ve barışçıl bir yaklaşım geliştirilmiş; Kürtlerin haklarının ülke bütünlüğü içinde tanınmasına dayalı bir çözüm arayışı gündeme gelmiştir. Ancak Özal’ın ani ölümü bu sürecin devamını engellemiştir. Buna rağmen söz konusu girişimler, sonraki dönemlerde farklı bir yaklaşımın zeminini hazırlamıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarı döneminde Kürt meselesi açıkça tanımlanmış ve çözüm yönünde çeşitli reform adımları atılmıştır. Kültürel haklar alanında yapılan düzenlemeler ve siyasi söylemdeki değişim, yeni bir atmosfer oluşturmuştur. Bu süreçte birçok Kürt siyasetçi ve entelektüel AK Parti bünyesinde yer almış; parlamentoda kayda değer bir Kürt temsili oluşmuştur.

2013-2014 yıllarında başlatılan çözüm süreci, Türkiye’de barış umutlarını en üst düzeye taşıyan girişim olmuştur. Devlet ile PKK arasında yürütülen müzakereler, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve siyasi çözümün mümkün olabileceği yönünde güçlü bir beklenti oluşturmuştur. Zira Kürt meselesi yalnızca Türkiye’yi değil; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi doğrudan etkileyen bölgesel bir meseledir. Kürt nüfusunun en yoğun olduğu ülke Türkiye olduğundan, burada sağlanacak kalıcı bir çözüm bölgesel istikrara da önemli katkı sunacaktır.

Ancak çözüm süreci çeşitli iç ve dış faktörlerin etkisiyle sona ermiş; çatışmalar yeniden başlamıştır. Bu durum hem insani kayıplara hem de ekonomik ve diplomatik maliyetlere yol açmıştır. Son dönemde Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin silahın bırakılması ve örgütün feshi çağrısı ile Abdullah Öcalan’ın buna olumlu yaklaşımı, yeni bir diyalog sürecinin ihtimal dahilinde olduğu yönünde değerlendirilmiştir. Ancak taraflar sürecin niteliği ve kapsamı konusunda farklı tanımlamalar yapmaktadır. Hükümet süreci “terörden arındırılmış Türkiye” çerçevesinde ele alırken; Öcalan daha geniş bir demokratik dönüşüm perspektifi vurgulamaktadır.

Küresel ölçekte milliyetçi akımların güç kazandığı, liberal demokratik normların gerilediği bir dönemde Kürt meselesinin çözümü daha karmaşık bir zeminde tartışılmaktadır. Bu bağlamda çözüm arayışının, seçim hesaplarından ve dar parti çıkarlarından bağımsız olarak, devlet politikası düzeyinde ele alınması gerektiği açıktır.

Öte yandan Türkiye’deki Kürt meselesi ile Suriye’deki Kürt meselesinin birbirinden ayrıştırılması önem taşımaktadır. Coğrafi, demografik ve siyasal bağlamlar farklıdır. Türkiye’deki çözüm arayışı ulusal çerçevede yürütülmeli; Suriye’deki gelişmeler ayrı bir bağlam içinde değerlendirilmelidir. Aynı şekilde PKK ile Kürt toplumunun tamamı arasında özdeşlik kurulması da sağlıklı değildir.

Sonuç olarak Türkiye, yeterli siyasi irade ve toplumsal uzlaşı sağlandığı takdirde Kürt meselesini bir güvenlik sorunu olmaktan çıkarıp toplumsal bütünleşme fırsatına dönüştürebilecek kapasiteye sahiptir. Yüz yılı aşkın süredir uygulanan inkâr ve baskı politikalarının kalıcı bir çözüm üretmediği açıktır. Bu nedenle meseleye kapsayıcı, hak temelli ve demokratik bir perspektifle yaklaşılması, hem Türkiye’nin iç barışı hem de bölgesel istikrar açısından kritik önem taşımaktadır.

Kürt meselesinin barışçıl ve adil bir çözüme kavuşturulması, yalnızca Türkiye için değil, bölgenin geleceği açısından da hayati bir gerekliliktir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU