Kobaltın kirli yüzü: Dan Gertler dosyası ve Kongo’nun sessiz kurbanları

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: NYT

Bir elektrikli otomobilin bataryası, vitrinde geleceğin temiz vaadi gibi duruyor. O bataryanın içinde, Kongo’nun güneyinde yerin altından sökülen kobaltın gölgesi var.

Kolwezi çevresinde gün henüz ağarmadan başlayan mesai, dünyanın “yeşil dönüşüm” cümlelerine pek benzemeyen bir hayatı işaret ediyor.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti, kobalt ve bakır zincirinin kalbi sayılıyor. Fakat bu zenginlik, ülkenin geniş kesimlerinde okul, hastane, yol ve temiz su olarak görünür bir karşılık üretmiyor.

Zengin yeraltı, yoksul yeryüzü gerçeği, yıllardır aynı soruyu büyütüyor: Bu para nereye gidiyor?

Tam da bu uçurumun ortasında bir isim sık sık tekrarlanıyor. İsrailli milyarder Dan Gertler, Kongo’da maden anlaşmalarının “aracı yüzü” olarak anıldı.

Onun hikâyesi tek bir iş adamının etkisinden fazlasını anlatıyor. Kongo’nun kaynak düzenini, küresel şirketlerin çıkar hesaplarını ve siyasal elitlerin dokunulmazlığını aynı dosyada topluyor.

Bu dosyayı yalnızca “Afrika’daki yolsuzluk” başlığına sıkıştırmak resmi eksik bırakır. Kongo’daki anlaşmalar, uluslararası finans merkezlerinde hazırlanıp hukuk bürolarında parlatıldı.

Sahada ise sonuç açlık, kirli su, ilaçsız klinikler, maaşını alamayan öğretmenler ve “sessiz kurbanlar” oldu.

Tel Aviv’den maden sahalarına uzanan aracı model

Gertler’in yükselişi, 1990’larda elmas ticaretiyle kurduğu sermaye üzerinden okundu. Zamanla bakır, kobalt ve petrol imtiyazlarının çevresinde “kilit aracı” rolüne oturduğu ileri sürüldü. Bu rol, dönemin Devlet Başkanı Joseph Kabila ile kurduğu yakın ilişkilerle pekişti.

İddia edilen modelin kalbinde basit bir mantık var. Devlete ya da devlet şirketlerine ait lisanslara düşük bedellerle erişmek.

Ardından bu hakları, çok daha yüksek değerlerle uluslararası şirketlere devretmek ya da gelir payı mekanizmalarıyla uzun vadeli kazanç yaratmak.

Bu düzen, çoğu zaman offshore şirketler ve karmaşık ortaklık yapılarıyla örüldü. Böylece gerçek kâr marjı, sözleşme dili ve şirket katmanları arasında görünmez hale geldi.

Sahadaki maden, kâğıt üzerinde bir finansal ürüne dönüştü. Ülkenin payı ise tartışmalı biçimde daraldı.

Ucuz ruhsat, pahalı satış ve kaybolan milyarlar

2017’de ABD’nin uyguladığı yaptırım kararında, 2010–2012 döneminde bazı düşük fiyatlı satışlar nedeniyle Kongo’nun 1,36 milyar doların üzerinde gelir kaybı yaşadığı ifade edildi.

Bu rakam, Kongo gibi kamusal hizmetleri kırılgan bir ülke için sadece istatistik sayılmaz. Bu büyüklükte bir kayıp, yüzlerce klinik, binlerce kilometre yol, temiz su şebekeleri ve temel eğitim altyapısı demekti.

Kongo’daki bazı maden projeleri bu tartışmanın somut örneklerine dönüştü. Özellikle atık yığınları ve işlenebilir rezervler üzerinden değerlenen sahalarda, hakların iptali ve yeniden devri etrafında ciddi iddialar dolaştı.

Düşük bedelle el değiştiren imtiyazların kısa süre sonra büyük kârlarla yeniden satıldığı anlatıldı.

Bu süreçlerin bir kısmında binlerce işçinin işini kaybettiği, tazminat alamadığı, maden kapanınca çevredeki yerleşimlerin geçim damarının kesildiği dile getirildi.

Kâğıt üzerinde “yatırım” görünen şey, sahada bir gecede yoksullaşma olarak yaşandı. Yolsuzluğun dili soyut, sonuçları son derece somuttu.

Büyük bakır-kobalt sahaları üzerinden kurulduğu söylenen royalty gelirlerinin büyüklüğü de ayrıca tartışıldı. Bazı hesaplamalar, yalnızca birkaç projeden 2021–2039 döneminde toplam 1,76 milyar dolar seviyesinde royalty gelirine işaret ediyor.

Günlük ölçekte yüz binlerce dolar anlamına gelen bu akış, Kongo’nun büyük kısmında günlük birkaç dolarla hayatta kalma gerçeğiyle yan yana duruyor.

Çalınan para, kaybolan hayat

Kongo, dünyanın en zengin maden rezervlerinden bazılarına sahipken çocuk ölümleri, yetersiz beslenme ve temel sağlık hizmetlerine erişimde en kırılgan ülkeler arasında sayılıyor. Bu, tesadüfle açıklanamayacak kadar kalıcı bir tablo.

Gelirin dağıtımında oluşan delikler doğrudan hayat beklentisine, eğitim süresine ve hastalık yüküne dönüşüyor.

1,36 milyar doların yokluğu, devletin kapasitesinde açılan bir çukur demek. O çukur, sıtma ve kolera vakalarının tedavi edilememesi, doğumda kaybedilen kadınlar, aşılanmayan çocuklar, okuldan kopan gençler olarak karşımıza çıkıyor.

Kongo’da yolsuzluk soyut bir ahlak sorunu gibi konuşuluyor. Sahada ise erken ölüm riski, açlık ve güvencesizlik anlamına geliyor.

Maden kapanınca yalnız iş kaybolmuyor. Borçlar birikiyor, tarlalar elden çıkıyor, çocuklar okuldan alınıyor, sağlık harcaması erteleniyor.

“Yolsuzluğun kurbanları” çoğu zaman ne mahkeme kararlarında isimleriyle yer alıyor ne de uluslararası yaptırım listelerinde anılıyor. Fakat bedeli en ağır onlar ödüyor.

Muhbirler, baskı ve gerçeği anlatmanın maliyeti

Bu düzeni görünür kılmaya çalışanlar ise kolay nefes alamıyor. Yaptırımların delinmesine dönük finansal ağlar kurulduğu iddiaları, banka transferleri ve aracılar üzerinden işlendi.

Bazı belgelere yansıyan anlatım, Afrika merkezli bir bankanın ve ona bağlı kanalların bu süreçte kritik bir rol oynadığı yönünde.

Daha çarpıcı olan, bu iddiaları belgeleyen ya da sızdıran kişilerin hedef haline gelmesi. Kongo’da kimi zaman yağmayı kuranlar değil, yağmanın izini sürenler cezalandırılıyor. Bu da sorunun yalnızca bir iş adamının gücüyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Siyasal elitlerin, yerel çıkar ağlarının ve uluslararası finans kanallarının ortak bir konfor alanı oluşuyor.

Bu konfor alanı cezasızlık hissini büyütüyor. Cezasızlık büyüdükçe, yeni anlaşmalar daha az şeffaf, daha agresif ve daha kapalı hale geliyor.

Ve Kongo’nun “sessiz kurbanları” burada yeniden ortaya çıkıyor.

Yaptırımlar, pazarlıklar ve cezasızlık eşiği

2017’de uygulanan yaptırımlar “nihayet hesap soruluyor” duygusunu bir süre canlı tuttu. Dolar sistemine erişimin kısıtlanması ve bazı işlemlerin yasaklanması aracı düzenin nefesini daraltmayı hedefliyordu.

Fakat kısa süre içinde, yaptırımların yumuşatılması ya da kaldırılması için yoğun bir lobi faaliyeti konuşulmaya başlandı.

2022’de Kinşasa ile Gertler’in temsil ettiği yapı arasında imzalanan mutabakat, bu tartışmanın kırılma anlarından biri oldu.

Bazı ruhsatların devlete iadesi karşılığında, belirli çıkarların korunması ve alacakların ödenmesi iddiaları gündeme geldi.

Devlet “daha fazla kontrol” söylemi kurarken, sivil toplum cephesinde “yeni bir cezasızlık penceresi açılıyor” endişesi yükseldi.

Bu endişenin temelinde basit bir soru var. Kaybedilen milyarlar için ciddi bir tazminat mekanizması kurulmadan yaptırımlar gevşetilirse ne olur?

Mesaj yalnızca bir kişiye verilmez. Aynı düzenle iş yapan tüm şirketlere ve aracılara “risk sınırlı, kazanç yüksek” işareti gider.

İsrail, Batı ve küresel zincirin kirli halkaları

Gertler dosyası, İsrail’in ve Batılı finans sistemlerinin Afrika’daki ekonomik angajmanını da kaçınılmaz biçimde gündeme taşıdı.

Kongo’daki işlemler yalnız yerel aktörlerle açıklanamaz. Bu büyüklükteki paranın hareket edebilmesi, uluslararası bankacılık kanallarını, hukuk ağlarını ve hesap vermez şirket yapılarını gerektirir.

Batılı başkentler bugün yolsuzlukla mücadele cümleleri kuruyor. Fakat dün bu tür düzenlerle iş yapan şirketlerin alan bulabildiği bir gerçek.

Bu da Kongo’daki yağmanın “uzak bir Afrika hikâyesi” olmadığını hatırlatıyor. Tel Aviv’den Londra’ya, New York’tan Cenevre’ye uzanan bir çıkar coğrafyası konuşuluyor.

Bu çerçevede eleştiri, bir ülkeye ya da bir kimliğe değil hesap vermezlik üreten sisteme yönelmek zorunda. Zira sistem işlediği sürece tek bir isim gider, başka bir isim gelir. Kongo’nun kaderi değişmez.

Türkiye ve Küresel Güney için dersler

Türkiye son yıllarda Afrika’da daha görünür bir aktör. Bu görünürlük, yeni fırsatlar kadar yeni sorumluluklar da getiriyor.

Kongo gibi maden zengini ülkelerle kurulan ilişkilerde şeffaflık, hesap verebilirlik ve yerel halkın faydasını önceleyen bir yaklaşım yalnız etik bir tercih değil stratejik bir gereklilik.

Kaynak diplomasisi, kısa vadeli kazançla ölçülürse uzun vadede itibarı ve sürdürülebilirliği zedeler.

Türkiye, yerel sivil toplumla diyalogu önemseyen, şeffaflık standartlarını ciddiye alan, kaynak gelirlerinin kamu yararına dönüşmesini teşvik eden bir çizgi izlerse, Afrika’da daha sağlam bir zemin kurabilir. Bu, “kurtarıcı” rolü iddiası taşımadan, adil ortaklık fikrini güçlendirmek anlamına gelir.

Kongo’nun yeraltı serveti, dünyanın yeni teknolojik çağını besliyor. Fakat o çağın bedeli, Kolwezi’nin tozunda, maden kapanınca dağılan ailelerde, aşıya erişemeyen çocuklarda ve sessiz kalan kurbanlarda yazılıyor.

Dan Gertler’in adı bir gün yaptırım listelerinden silinebilir. Dosyalar kapanabilir, yeni mutabakatlar imzalanabilir.

Kongo’nun gerçek sahipleri olan insanlar, bu hikâyenin sonunda hâlâ açsa, hâlâ tedaviye erişemiyorsa, kobalt çağının kazananları değişmez.

Kaybedenler ise dünyanın en zengin toprakları üzerinde en yoksul hayatları yaşamaya devam ediyor.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU