Kremlin’in ağır kapıları 28 Ocak 2026’da bir kez daha Suriye dosyası için açıldı. Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın yüz yüze yaptığı görüşme yeni bir döneme kapı aralıyor.
Buluşma, Esad sonrasındaki geçiş sürecinin yönü ve Suriye’nin önümüzdeki on yılı için kritik bir dönemeç niteliğinde. Moskova’daki bu fotoğraf, Suriye açısından yeni bir siyasal ve jeopolitik sayfanın nasıl yazılacağına dair önemli ipuçları veriyor.
Şara’nın dört ay gibi kısa bir süre içinde ikinci kez Kremlin’e çıkması Moskova’nın “yeni Suriye”yi hangi çizgilerle tanımlamak istediğini daha görünür kılıyor.
Rusya, Esad döneminde askeri sahada kurduğu ağırlığı artık diplomatik ve ekonomik bir çerçeveye taşımaya çalışırken mevcut kazanımlarını da kalıcı bir düzene oturtma arayışında.
Putin’in görüşmede ikili ticaret hacmindeki yüzde 4’ün üzerindeki artışa dikkat çekmesi, ilişkilerin artık sadece güvenlik eksenli kalmadığını kanıtlıyor.
Şam açısından gündem, Rus üslerinin geleceğiyle sınırlı kalmayıp toplumun savaştan yorgun kesimlerine sunulacak “yeni başlangıç” umudunu da kapsıyor.
Bugün Moskova’da kapalı kapılar ardında konuşulan her başlık, Şam’daki sıradan bir ailenin gündelik hayatına kadar uzanabilecek sonuçlar üretebilir.
Kremlin’de alınan kararlar, Moskova–Şam hattının çok ötesinde, Ankara’dan Tahran’a uzanan bir coğrafyada hesapları yeniden şekillendiriyor.
Suriye’nin önünde duran asıl mesele, Rusya’yla kuracağı ilişkiyi hem egemenliğini gözeten hem de enkazı geride bırakma hedefini destekleyen bir denge üzerine oturtmak.
Moskova Sahnesi: Rusya “Yeni Suriye”yi Nasıl Çerçeveliyor?
Rusya’nın Suriye’ye bakışı artık Tartus ve Hmeymim gibi başlıklara indirgenen klasik bir “askeri üs” dosyası olmaktan çıktı.
Moskova, Ukrayna savaşının ardından Batı dünyasında yıpranan imajını Suriye üzerinden “kriz yöneten ve anlaşma kuran” aktör kimliğiyle onarmaya çalışıyor.
Putin–Şara görüşmesi, ikili ilişkilerin ötesinde Rusya’nın küresel sahnede nasıl görünmek istediğinin vitrini hâline geldi. Kremlin, Suriye’deki rolünü “müttefiki ayakta tutan askeri güç” tanımından “geçiş sürecini yöneten garantör” konumuna yükseltmeye çalışıyor.
Bu yeni çerçevede dikkat çeken noktalardan biri, Rusya’nın Esad döneminde yürüttüğü kişiselleşmiş ilişkiden daha kurumsal bir modele geçme arayışıdır. Esad ile kurulan liderler arası özel hat, geçiş döneminde kırılganlık üreten bir unsur oldu.
Bugün Moskova’nın Şara ile kurduğu temas, bu bağı daha geniş siyasal ve bürokratik bir zemine yayma hamlesidir.
Rusya, Suriye siyasetini tek bir isme indirgemek yerine geçiş kurumları ve güvenlik mimarisi üzerinden kalıcı etki kurmayı hedefliyor.
Böylece olası iç krizler ya da yeni siyasi ayrışmalar durumunda Moskova’nın manevra alanı daha esnek kalabilir. Rusya, uzayan belirsizliğin risk üretmesi sebebiyle “dondurulmuş çatışma” senaryosuna mesafeli duruyor.
Putin’in görüşmede özellikle Fırat bölgesinin entegrasyonuna vurgu yapması, çatışmanın yerini kontrollü bir normalleşmeye bıraktığı bir modelin inşasıdır. Moskova, sahada kazandığını masada kaybetmemek için süreci kendi lehine şekillendirme arayışında.
Geçiş Yönetimi ve Eski Rejimin Gölgesi
Esad sonrası dönemde kurulan geçiş yönetiminin önündeki en büyük sınav, eski rejim kadrolarını tasfiye etme arzusuyla devlet kapasitesini koruma zorunluluğu arasındaki dengedir.
Devletin güvenlik ve bürokratik omurgasını bir gecede değiştirmek, sahada yeni boşluklar ve çatışmalar üretebilecek bir risk barındırıyor.
Şara liderliğindeki geçiş yönetimi, fiiliyatta eski rejimin deneyimli kadrolarına belirli ölçüde yaslanırken toplumun farklı kesimlerine yeni bir siyasal sözleşme teklif etmeye çalışıyor.
Bu ikili strateji kısa vadede istikrar ihtimalini güçlendirse de uzun vadede meşruiyet tartışmalarını sıcak tutmaktadır.
Moskova bu tabloda iki farklı kitleye aynı anda mesaj veriyor. Eski rejim bürokrasisine “tamamen dışlanmayacaksınız, tecrübenize ihtiyaç var” yönünde güvence verilirken, muhalif tabana siyaset kanalının açık olduğu hatırlatılıyor.
Bu çifte mesaj stratejisi, geçiş yönetiminin manevra alanını genişletse de karar alma süreçlerini kırılgan ve pazarlığa açık hâle getiriyor. Her iki taraf da süreçteki yerini geçici gördüğünde, kalıcı kurumsallaşma gecikmekte ve süreç kişilere endeksli kalmaktadır.
Suriye’nin karşı karşıya olduğu temel açmazlardan biri, hukuki geçiş mekanizmalarının zayıf kalması. Kapsamlı bir hakikat ve yüzleşme süreci işleten model henüz tam anlamıyla şekillenmiş değil.
Bu boşluk, geçici yönetimi güçlü hukuk normları yerine aktörlerin niyetine ve dış garantilere bağımlı kılıyor. Şara’nın Moskova trafiği, içeride tam oturmamış bu geçiş mimarisinin dışarıdan alınan siyasi ve güvenlik garantileriyle desteklendiği bir döneme işaret ediyor.
Bölgesel Denklem: Ankara, Tahran ve Arap Başkentleri
Putin–Şara görüşmesi, Suriye dosyasının büyük ölçüde Moskova–Şam hattında şekillendiği algısını güçlendirmekte. Bu tablo Ankara açısından hem risk hem de fırsat üreten bir niteliğe sahip.
Rusya’nın Kamışlı’daki üssünü boşaltıp teçhizatı kargo uçaklarıyla Lazkiye’ye taşıması, sahadaki güvenlik düzenlemelerinin yeni bir evreye geçtiğini gösteriyor.
Türkiye bu yeni tabloda hem Rusya hem de diğer bölgesel aktörlerle farklı dosyaları çaprazlayarak daha geniş bir diplomatik alan yakalama potansiyeline sahip.
İran cephesi ise Suriye sahasında inşa edilen etkinin yeni dönemde Moskova ile Şam arasında yeniden tanımlanmasından endişe duyuyor. Rusya, Suriye’yi İran’a bırakmak istemese de sahadaki fiili bağımlılığı bir hamlede kırmayı tercih etmiyor.
Bu durum Tahran ile Moskova arasında sessiz bir nüfuz müzakeresi yaşandığı anlamına geliyor. Şara’nın Kremlin ziyaretleri, bu müzakerede Şam’ın kendine alan açma, iki güç arasında manevra yapma arayışının parçası olarak okunabilir.
Geçiş yönetimi, İran’la askeri-siyasi bağları korurken Rusya’yla ilişkisini tek eksenli bir bağımlılık algısından uzak tutmaya çalışıyor. Arap başkentleri ise Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü sonrası izlenecek dış politika çizgisini dikkatle süzüyor.
Putin–Şara buluşması, Şam’ın Arap dünyasıyla normalleşmesi, İran dengesi ve Türkiye ile diyalog başlıklarını aynı anda yönetmek zorunda olduğu bir dönemi yansıtıyor.
Suriye dış politikasını tek bir eksene yaslamadan çok taraflı ve esnek bir hareket alanı korumak durumunda.
Yeniden İnşa, Ekonomik Bağımlılık ve Manevra Alanı
Suriye’nin geleceğini belirleyecek en kritik başlıklardan biri yeniden inşa sürecinin nasıl finanse edileceğiyle ilgili. Güvenlik garantisi sağlayan her aktör, karşılığında ekonomik veya stratejik imtiyazlar talep ediyor.
Rusya’nın uzun vadeli üs anlaşmaları, enerji ve altyapı projelerinde üstlenmeye çalıştığı rol bu çerçevenin merkezinde yer alıyor. Şam’ın karşı karşıya olduğu risk, savaşın yaralarını sarma ihtiyacı ile tek bir güce yönelik ekonomik-siyasi bağımlılığın derinleşmesi arasında.
Suriye’nin manevra alanını genişletebilmesinin yolu, Rusya’yla kurduğu ilişkiyi “tek koruyucuya dayalı” bir formülün dışına taşımaktan geçiyor.
Körfez ülkelerinin yeniden inşa fonları, Çin’in yatırımları ve uluslararası finans kuruluşlarının destekleri Şam’ın önündeki seçenekleri oluşturuyor.
Geçiş yönetimi bu kanalları birbirini dengeleyen araçlara dönüştürdüğü ölçüde hem Rusya ile ilişkisini daha eşitlikçi zemine oturtabilir hem iç kamuoyuna daha ikna edici bir perspektif sunabilir. Yeniden inşa süreci paradan ve projeden ibaret görülmemeli.
Gerçek toparlanma, kararların merkezden dayatıldığı bir model yerine yerel yönetimlerin ve bölgesel idarelerin daha şeffaf biçimde sürece dâhil edilmesiyle mümkün olacaktır.
Rusya–Şam hattında imzalanan anlaşmaların bu yerel düzeyleri ne ölçüde hesaba kattığı, önümüzdeki yılların belirleyici sorularından biri olacak.
Bu tercihlerin hangi yönde şekilleneceği sadece Şam’ın masa başındaki kararlarına değil, sahadaki dengelerin ne hızla iyileşeceğine de bağlı kalacak. Kremlin’de atılan imzalar, Suriye’nin siyasi geleceğiyle ekonomik tercihlerini birbirine sıkı biçimde bağlıyor.
Ancak asıl soru şu: Moskova’da çizilen bu yeni yol haritası Suriye halkının barış özlemini dindirecek mi, yoksa bölgeyi yeni bir nüfuz mücadelesinin ortasına mı bırakacak?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish