2026 Güney Asya perspektifi

Dr. Duygu Çağla Bayram, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

2025 Güney Asya için zor bir yıldı. Elbette Ortadoğu gibi dünyanın diğer bölgeleri için de hiç kolay değildi ancak Güney Asya da son derece zor bir yıl geçirdi. Çok önemli birer güvenlik, politik ve diplomatik kriz yaşadı. Bir de gözden kaçan bir insani kriz var. Şimdi Bunlar üzerinden bir 2026 Güney Asya perspektifi okuyalım.

Güvenlik krizi açısından,

1971 savaşından bu yana en ciddi Hindistan-Pakistan çatışması yaşandı. Mayıs ayında yalnızca birkaç gün sürdü ancak düşmanlıkların yoğunluğu açısından yakın zamanların en kötüsüydü. Ve Pahalgam terör saldırısının ardından yaşanan bu Hindistan-Pakistan çatışması, 1999 Kargil'den bu yana çeyrek yüzyıldan fazla bir süredir yaşanan en önemli düşmanlık tırmanışını işaret ediyordu.

Ve bu çatışma -bence- berabere sonuçlandı. Evet, her iki taraf da vuruşlarını yaptı, her iki taraf da yapmak istediklerini başardı, ancak günün sonunda Pakistan daha büyük kazanan oldu çünkü Hindistan'da aslında yaptığından daha fazlasını yapabileceğine dair oldukça güçlü bir beklenti vardı. Ancak Pakistan liderliği -ki bu günlerde nihayetinde orduya dayanıyor- çatışmayı Pakistan halkına bir zafer olarak satmayı başardı.

Ki Bu, geniş çapta kabul gören ve desteklenen bir yaklaşımdı. Dolayısıyla Bu, Pakistan Ordusu'nun, Pakistan halkından gelen düşmanlık da dahil olmak üzere önemli düzeyde zorluklar yaşadığı bir dönemde güven ve desteği yeniden kazanmasına yardımcı oldu.

Bu aynı zamanda Pakistan ordu komutanının Mareşal rütbesine terfi etmesini de içeriyordu Ki Pakistan tarihinde yalnızca bir başka Mareşal daha vardı, o da onlarca yıl önce bir askeri diktatördü. Ayrıca, çatışma ve Pakistan'ın performansı, Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i olabildiğince güçlü kılan bir dizi anayasa değişikliğine yol açacak bir ivme de yarattı.

Pakistan'ın kendi başına ayakta kalabildiği hissi de var bu arada. Ki bu doğru ve Pakistan'ın çok daha büyük ve iddia edilebileceği gibi çok daha iyi kaynaklara sahip bir Hint ordusu karşısında kendi başına ayakta kalabilmesi oldukça önemli.

Ve ayrıca çatışma alanının dışında gelişen anlatılara da bakıldığında, Pakistan'ın bu anlatı savaşını da kazandığını söylemek yanlış olmaz. Hindistan, dünyanın bu çatışmayı Hindistan'ın Keşmir'deki korkunç Pahalgam saldırısına misilleme olarak Pakistan'a düzenlediği saldırılar şeklinde görmesini istiyordu; dünyanın geri çekilmesini, bu pozisyonu desteklemesini, Hindistan'ın terörle mücadele zorunlulukları olduğunu, Pakistan'daki bu teröristlerin peşine düşeceğini anlamasını ve dünyanın bunu neden kabul etmemesi gerektiğini anlamasını istiyordu çünkü dünya, teröristlerin peşine düşme çabalarını destekliyor.

Hindistan bunu istedi ama bu olmadı. Bunun yerine uluslararası toplum çok hızlı bir şekilde gerilimi azaltma çağrısında bulundu, iki tarafın da sorunları çözmesini istedi. ABD ve diğer bazı ülkeler arabuluculuk çabalarında bulundu. Kİ Hindistan hiçbir zaman Pakistan'ı Pahalgam saldırısı ile ilişkilendiren kamuoyuna açık bir kanıt sunmadı. Ayrıca bu iki ülkenin iki nükleer silahlı devlet olduğu dikkate alınınca uluslararası toplumda haklı olarak nükleer tırmanma konusunda çok ciddi bir kaygı ve korku söz konusu oluyor.

Öte yandan, Hindistan hiçbir şey başaramadı mı? Hindistan çok stratejik, hassas hedefleri -Pakistan askeri hedeflerini- hedefleyebildi. Bu, Hindistan açısından son derece kritik, önemli.

Ve bu çatışmada her iki taraf da nükleer tırmanma riskleri konusunda kaygılanmadan birbirlerine karşı konvansiyonel savaş yürütebileceği yönünde bir 'yanlış' ders çıkardı.

İki ülke ilişkilerinin seyri açısından, Modi'nin ateşkes ilan edildikten sonra yaptığı konuşmada oldukça önemli olan bir dizi yeni kırmızı çizgi belirlemesi kritik. Hindistan'daki herhangi bir terör saldırısının savaş eylemi olarak görüleceğini söyledi ki bu da Hindistan'ın herhangi bir terör eylemi için Pakistan'a misilleme yapmaya hazır olduğunu gösteriyor. Ayrıca Hindistan'ın teröristler ve onların sponsorları arasında ayrım yapmayacağını söyledi ki bu da Hindistan'da bir terör saldırısı olursa, Hindistan'ın Pakistan'daki askeri hedefleri hemen hedef alarak misilleme yapabileceğini gösteriyor. Yani bu, Hindistan'ın Pakistan ilişkisinde sert bir tutum sergilediği, sergileyeceği anlamını taşıyor. Daha önce hiç yapılmamış olan İndus Suları Anlaşması'nı askıya almak, tüm sınırları kapatmak, Hindistan ve Pakistan arasındaki tüm ticareti durdurmak gibi yaşananlar ilişkideki sert tavrın daha da arttığını kanıtlıyor.

İki ülke ilişkilerindeki tarihsel kalıplara bakınca, ciddi krizlerden sonra iki tarafın ticareti artırmayı ve daha mütevazı bir düzeyde daha fazla şey yapmayı kabul ettiği bir toparlanma eğilimi görülür. Ancak bu kez böyle bir eğilim yok. Burada özellikle Modi faktörü büyük belirleyici. Hindistan'ın Pakistan ile konuşmak gibi bir niyeti yok. Artık şimdilik Hindistan-Pakistan ilişkisinde en iyi senaryo donmuş bir ilişki iken en kötü senaryo ise çatışmanın yeniden başlamasına yol açabilecek bir tetikleyici. Ki ateşkes terimini dahi kullanmayan Hindistan, çatışmanın mutlak surette bittiğini düşünmüyor.

 

Politik kriz açısından,

Nepal'de hükümetin devrildiği bir ayaklanma yaşandı. Elbette 2024'te Bangladeş'te yaşananları da anımsamak lazım. Esasen her ikisi de şiddete dönüşen bir protestoydu. Can kayıpları yaşandı. Geçici bir hükümet iktidara geldi. Birkaç ay içinde seçimler olacak.

Yani Bangladeş ile Nepal'de hala devam eden iki çok önemli siyasi geçiş süreci var. Bangladeş'in seçimleri Şubat'ta, Nepal'in ise Mart'ta. Nepal'de takdir edilecek bir şekilde geçici hükümet eylül ayında göreve geldikten kısa bir süre sonra hemen bir seçim tarihi açıkladı ki bu, Bangladeş örneğinde olanlardan çok farklı.

Ancak Nepal siyasetinde daha fazla çalkantı görülmesi mümkün çünkü eylül ayındaki protestolar yalnızca Nepal hükümetinin değil, daha geniş siyasi sınıfın da aynı 'eski' şüphelilerden, aynı 'eski' partilerden, aynı 'eski' yüzlerden oluşması fikri ile ilgiliydi. Yani 'eskiler' Nepal'de kendi siyasi savaşlarına o kadar dalmış durumdalar ki Nepal halkının ne ile uğraştığı ve neye ihtiyacı olduğu pek umursanmıyor gibi gözüküyor. Bu nedenledir ki geçen yıl yaşananlar büyük ölçüde yolsuzluğa karşı bir protestoydu ama gerçekte Nepal halkının kendilerini umursamayan 'eskilerden' bıktıklarının bir yansımasıydı.

Görünüşe göre Nepal'deki birçok kişinin umduğu şey yeni yüzler getirecek bir seçim olsa da bunun gerçekleşmesi çok düşük bir ihtimal gibi görünüyor. Nepal Seçim Komisyonu'na kayıtlı çeşitli partilere bakıldığında eylül protestolarının liderleri tarafından kurulan birkaç parti de dahil bir dizi yeni parti var Ancak önlerinde yalnızca iki-üç aylık bir süreç var ve bu, yeni partilerin iktidara gelebilecek veya iktidarı paylaşabilecek bir konumda olabilmeleri için seçimlerde yeterince rekabetçi olmak için taban ve kaynak oluşturmalarının çok zor olacağı anlamına gelir. Ve bu da kuvvetle muhtemel ülkeyi yönetmek için yerleşik partilerden birinin geri döneceği anlamına gelir.

Geçen yıl sokağa dökülen öfkeli genç Nepalliler buna olumlu tepki vermeyebilirler ki Nepal'deki süreç biraz sancılı olacaktır. Belki bu sancılı sürece minik bir olumlu dokunuş olabilecek bir gelişme ise eylül ayında görevden alınan Başbakan KP Sharma Oli'nin protestoculara yönelik şiddetli baskı ile ilgili hükümet soruşturmasına katılmayı kabul etmesi. Başlangıçta bu komisyonu tanımadığını, anayasaya aykırı ve taraflı olduğunu söyleyen Oli, sonradan işbirliği yapmayı kabul etmişti.

Öte yandan, 12 Şubat'ta yapılacak Bangladeş seçim süreci ise çalkantılı ve sancılı olmaktan çok daha ötesine, daha fazla şiddet eğilimlerine gebe gibi duruyor. Protestolarda devrilen parti Awami Ligi'nin siyasi faaliyet yürütmesi yasaklandı ki bu belki de tam olarak seçime katılamayacağı anlamına gelmiyor olsa da pratikte katılamıyor. Dolayısıyla bunun yıllardır Bangladeş'te yapılacak ilk gerçek güvenilir seçim olabileceğine dair tüm yorumlara karşın büyük partilerden biri seçimde yer almayacak ve bu oldukça önemli.

Bangladeş'te devrik Başbakan Sheikh Hasina'nın son günlerinde yaşanan şiddet olayları ve Hasina'nın, oğlunun ve partinin diğer önde gelen liderlerinin bu şiddeti kabul etmeye dahi yanaşmaması nedeni ile Awami Ligi'nin seçimlere katılmasını istemeyen önemli bir çoğunluk var. Evet, Awami Ligi seçimlere katılmayacak ancak parti taraftarları ve destekçileri kampanyayı şiddet kullanarak bozmaya çalışabilirler. Zaten Parti yetkililerinden, siyasi faaliyetlere getirilen yasak kaldırılmazsa dikkatli olun, tarzı uyarılar da duyulmuştu.

Ve siyasi yelpazenin diğer ucunda ise bir kısmı açıkça karışıklık çıkarmakla ilgilenen dindar radikaller de söz konusu. Hindistan'ın olanların boyutunu fazlaca abarttığını düşünüyor olsam da özellikle Hindular olmak üzere -ve bir ölçüde Hristiyanlar da- tehdit ve şiddetten nasibini alırken Bangladeş'te bazı yerleri ateşe veren dindar radikallerden oluşan bazı kalabalıklara da tanıklık edildi.

Ancak burada şu parantez açılmalı: Bölgede çıkan haberlerin çoğu Hindistan kaynaklarından ve bu konu ile ilgili çok fazla abartı vardı. Yani, azınlıkların hedef alındığı vakalar ve şiddet ve hatta öldürmeler vardı ama bunların yansıtılması iki düzeyde abartılıydı: Pogrom, soykırım gibi bir şey yoktu ve esasen siyasi motivasyonlu bir şiddet vardı Ki Bangladeş'te Hindu topluluğunun Hasina ve Partisi'nin güçlü destekçileri olma eğiliminde olduğu iyi biliniyor. Dolayısıyla onlara saldıran veya onları tehdit edenler siyasi bağlılıklarından dolayıydı, özünde Hindu oldukları için değildi.

Neyse Böyle bir şiddet eğilimli seçim süreci ikliminin yanında bir de Bangladeş devletinin şiddetin patlak vermesi durumunda durumu kontrol altına almakta zorlanacağı gerçeği de ortada duruyor. Bangladeş'te birçok kişinin hala polise karşı büyük bir öfke ve kızgınlık beslediği ve polisin 2024'teki kitlesel ayaklanmanın ön saflarında olduğu düşünülürse, Bangladeş polisinin moralinin düşük olduğu çıkarımını yapmak zor değil. Bangladeş'teki ordunun ise güvenlik garantörü veya sağlayıcısı olarak ön saflarda görünmek istemediği anlaşılıyor.

 

Ve Diplomatik kriz açısından,

Burada Elbette Trump faktörü devreye giriyor. Donald Trump'ın geçen yılki ikinci dönem görevine başlamasının tüm dünya için olduğu kadar özellikle de sekiz ülkenin dördünün Trump yönetimi tarafından büyük miktarda gümrük vergisine maruz kaldığı Güney Asya için de inanılmaz derecede önemli sonuçları oluyor. Ve Elbette hiçbiri yüzde 50'lik gümrük vergisi ile Hindistan'dan daha yüksek değildi. Ki Bununla bağlantılı olarak ABD-Hindistan ilişkilerinin son yılların en büyük düşüşünü yaşıyor olması oldukça kritik.

Hindistan yıla çok özgüvenli bir şekilde girmişti. Dışişleri Bakanı Jaishankar, bazı ülkeler Başkan Trump'ın dönüşü konusunda biraz kaygılı olabilir ancak biz Başkan Trump ile çalışmayı dört gözle bekliyoruz, demişti. Ama bunun nasıl sonuçlandığı ortada. Hindistan'ın ABD ile ilişkisi şu anda büyük bir sıkıntı içinde ve bir süre daha ABD ile ilişkileri oldukça zorlu olacak.

Bu noktada bir ticaret anlaşması ilişkinin daha geniş anlamda rayına oturmasına yardımcı olacak kritik bir güven artırıcı önlem olabilir ancak bu kadar uzun süredir konuşmalarına ve her iki tarafın da "yakınız" demesine karşın hala bir anlaşma olmaması iyiye işaret değil.

Ayrıca ABD Kongresi'nde iki partinin de desteği ile yeni bir yasa tasarısı var ve bu yasa tasarısı Hindistan'ın Rusya ile yaptıkları da dikkate alınarak Hindistan'a daha yüksek gümrük vergileri uygulanmasına yol açabilecek şeyler öngörüyor. Ki bu durum Hindistan'ın ABD ile görüşme isteğini azaltabilir çünkü Hindistan, Rusya'ya yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdikten sonra kasım ayı sonlarında Rusya'dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etmiş ve hatta azaltmaya başlamıştı ve dolayısıyla Hint yetkililer ABD tarafının Hindistan'dan taleplerini yerine getirdiğini veya ele aldığını yani bu konuyu hallettiğini düşünüyor.

Ancak şimdi yeni bir mevzuat söz konusu ki şu sıralar ABD'de Hindistan-ABD ilişkisinde her şeyin ticaret ve ticari ilişkiler ile ilgili olduğu ve Hindistan ile olan ticaret açığının giderilmesi gerektiği görüşü hakim. Aynı şekilde ABD, Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşması istiyor ve bu nedenle Rusya ile çok fazla iş yapan -özellikle de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya'dan petrol ithalatını önemli ölçüde artıran- Hindistan gibi ülkelere baskı yapmaya devam edecek.

Bu arada Hindistan bu yüksek gümrük vergilerinin Hint mallarına uygulanmaya devam etmesi durumunda Amerikan pazarlarındaki potansiyel kaybı telafi edebilmek için bir dizi çözüm yolu arıyor. AB ile bir anlaşmaya yaklaşıyor. İngiltere ve Yeni Zelanda başta olmak üzere son yıllarda birkaç serbest ticaret anlaşması da dahil birçok ticaret anlaşmasını tamamladı. Hindistan artık eskisi gibi korumacı bir ülke değil. Şimdi ticaret anlaşmalarını çok güçlü bir şekilde takip ediyor. AB ile bir anlaşmaya varabilmek özellikle önemli çünkü burası ABD'nin ötesinde Hindistan için en önemli ihracat pazarı. Ancak tüm bunlara karşın ABD'nin sağladığı devasa pazar göz önüne alındığında eğer ABD ile karşı karşıya kaldığı yüzde 50'lik gümrük vergileri uzun bir süre devam ederse Hindistan'ın toparlanması zor.

Hindistan-ABD ilişkisinde bu arada olumlu işbirlikleri de yaşanıyor. İki taraf ortak bir uydu fırlattı, bir dizi askeri tatbikat yapıldı, FBI Hindistan'ın Khalistanlı terörist olarak gördüğü birkaç kişiyi tutuklamak için Hindistan ile koordinasyon sağladı. Ki bunlar da bürokrasinin işlemeye devam ettiğini ve politika camiasının hala Hindistan ile çalışmak istediğini gösteriyor. Ve geçen yıl Hindistan-ABD gerilimleri nedeni ile gerçekleşemeyen ancak bu yıl gerçekleşmesi beklenen Quad zirvesi için Trump'ın Hindistan'a ziyareti söz konusu olur ise bu ilişki için büyük bir ivme olur. Bu arada Eğer ki bir ticaret anlaşması duyuracaksa gitme olasılığı daha yüksek.

Öte yandan, Pakistan ise mevcut jeopolitik durumdan gerçekten faydalandı. Hindistan çatışmasındaki 'zaferden', Trump yönetimi ile daha iyi ilişkilere, Suudi Arabistan ile resmi bir ittifaka ve şimdi de belki de Ortadoğu güvenliğinde daha büyük bir role kadar Pakistan bir dizi diplomatik başarı elde etti. Pakistan -bu büyük ölçüde kendi çabasından çok jeopolitik koşullardan kaynaklansa da- kendini Ortadoğu'ya karşı önemli bir stratejik aktör olarak çok etkili bir şekilde tanıtabildi. Coğrafi olarak Ortadoğu'ya bitişik konumda, İran ile sınır komşusu, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile çok güçlü bağları var ve İran ile de dostane ilişkileri var ve bu da yardımcı oluyor. Ve Trump yönetimi ve diğer önemli başkentler bunun farkında.

Geçen yılın sonlarında Pakistan'ın Suudi Arabistan ile imzaladığı karşılıklı savunma anlaşması Pakistan'ın Ortadoğu'daki önemine daha fazla dikkat çekti ve bu nedenle Ortadoğu'da net bir güvenlik sağlayıcısı haline geldiği söylenebilir. Ancak Ortadoğu'da işler sakinleşir ve Trump yönetimi ve Batı'daki diğer önemli başkentler Ortadoğu'ya daha az politika alanı ayırmaya başlarsa, Pakistan'ın Ortadoğu'ya karşı stratejik önemi azalabilir. Ve Trump yönetimi Pakistan'da iş fırsatları, kritik mineraller, kripto para birimi ve diğerlerini görüyor ancak Trump bunun belki de çok fazla olduğunu ve buna değmediğini düşünürse Pakistan'a olan ilgisini yitirebilir.

Kısacası 2025'in kazananı Pakistan Ordusu, kaybedeni ise Hindistan oldu ANCAK Pakistan'ın küresel sahnede daha belirgin hale gelmesini sağlayan jeopolitik koşullar çok hızlı bir şekilde değişebilir ve bu da Pakistan'ın öneminin azalması anlamına gelir. Elbette Pakistan açıkça çok önemli bir ülke. Coğrafi konumu çok önemli. Ancak sonuçta, Hindistan'ın Hint-Pasifik ve Asya'daki diğer birçok ülkenin dünyaya sunabileceği kadar çok şey sunamıyor.

 

Ve son olarak, Güney Asya'da da gözden kaçırılmış olan insani kriz açısından,

bir başka Afgan mülteci krizi yaşandı. Pakistan'da ve İran'da bulunan önemli sayıda Afgan mülteci Afganistan'a geri gönderildi. Sayılar yürek burkan cinsten. Bu özellikle tarihsel olarak Afgan mülteciler için en önemli destinasyonlar olan Pakistan ve İran'ın topraklarındaki Afganlara karşı daha sert tutumlar sergilemesinden sonra birkaç yıldır devam eden bir durum aslında. Ve yansıyan haberlere göre toplu olarak gönderilmeye de devam ediyor. Özellikle de Pakistan'dan. Son iki-üç yılda Pakistan'daki tutum önemli ölçüde değişti. Pakistan güçleri ile Afganistan'dan faaliyet gösterdiği iddia edilen militanlar arasında artan sınır gerilimleri ve periyodik şiddet olayları Pakistan hükümetini Pakistan'da yaşayan Afgan vatandaşlarına karşı daha kısıtlayıcı bir tutum benimsemeye yöneltti. Bu politikalar Pakistan'da uzun süredir yerleşik Afgan toplulukları için ciddi sonuçlar doğururken Taliban sınır ötesi militanlık suçlamalarının tamamını sürekli olarak reddediyor.

Ancak Pakistan en büyük güvenlik tehdidi olarak Afganistan'dan kaynaklanan sınır ötesi terörizmi görüyor. Oradaki Taliban'ın yakın müttefikleri Pakistan Talibanı'na (TTP) sığınak sağlayabildiği göz önüne alındığında Pakistan'ın bu soruna bir çözüm bulamadığı görülüyor. Taliban'ı Pakistan'ın TTP (Pakistan Talibanı) kaygılarını gidermeye ikna edemedi. Dolayısıyla 2026 için Afganistan ve Pakistan arasında bir tür çatışma olma riskine gebe bir yıl denilebilir.

Geçen yılın sonlarına doğru Pakistan'ın Afganistan'da TTP üslerini hedef aldığını iddia ettiği askeri saldırılar düzenlediğini gördük. Taliban da Pakistan sınır karakollarına saldırılar ile karşılık vermişti. Bu durum tekrar yaşanırsa, yani Pakistan'da TTP yükselişi devam ederse, Pakistan Afganistan'da tekrar askeri saldırılara başvurmaya karar verebilir. Ve bu saldırıların güçlü olması durumunda muhtemelen Taliban'ı yalnızca TTP değil, diğer radikallerden de yararlanma kapasitesini kullanmaya ve onları Pakistan genelinde saldırı düzenleme teşvikine zorlayabilir.

Bu arada Son aylarda Türkiye ve Katar'ın arabuluculuğu ile Taliban ve Pakistan arasında gerilimi azaltmak ve bu sorunu ele almak için görüşmeler yapıldı. Ama açıkça görüldüğü üzere İşe yaramadılar. Sanıyorum ki geçen yılın sonunda Suudi Arabistan'ın sessizce arabuluculuk yaptığı görüşmeler de oldu. Sonuç olarak Üzerinde anlaşılan tek şey ateşkesin sürdürülmesiydi. Ki elbette bu iyi bir şey ama TTP sorunu ile ilgili bir anlaşmaya varılamadı. Ki bu, bölge için tehlike barındırıyor. Güney Asya için 2025 Hindistan-Pakistan çatışmasının yılıydı, umalım ki 2026 Pakistan-Afganistan çatışmasına sahne olmaz.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU