Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Sayın Bilal Erdoğan, “Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız” demiş.
Hükümetin eğitim ve gençlik politikalarını dayandırdığı topluluklardan biri olan Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜRGEV) yöneticilerinden Bilal Erdoğan’ın son zamanlarda basında daha sık görünmesini, babasının yerini almaya hazırlandığı biçiminde yorumlayanlar var. Bu ve benzeri demeçler de bunun örneklerinden sayılıyor.
Bu yazıda, Bilal Erdoğan’ın yukarıya aldığımız sözünü irdelemeye çalışacağım.
DİNDARLIK VE İYİ İNSAN OLMAK FARKLI KAVRAMLARDIR
Sayın Bilal Erdoğan, dindar insanların iyi insanlar olduğu ve toplumda da böyle bir yargının bulunduğu tezinden hareket ediyor. Acaba onun bu kanısı doğru mu?
Dünyanın her yanında Hristiyanlık, Müslümanlık, Budizm, Musevilik gibi dinlere mensup, bu dinlerden türemiş mezheplere inanan ya da herhangi bir dine inanmayan, inansa da dinin kurallarını yerine getirmeyen, bir yaratıcının olduğuna inanmakla birlikte bunu bir din olarak görmeyen inanç sahipleri vardır. Bunlar günümüz inanç sitemleridir. Tarih boyunca insan topluluklarının çok çeşitli dinleri olmuştur. Ancak Bilal Erdoğan’ın kastı hiç şüphe yok ki, İslamiyet’e, onun da Sünni mezheplerinden biri olan Hanefiliğe mensup olanları kapsıyor. Yani kendi mensup bulunduğu topluluğun iyi insanlar olduğunu, geçmişte de toplumun böyle bir kabulü olduğunu ileri sürüyor.
Bu sözlerde dindarlık kavramını kullanan iktidar çevreleri için bir uyarı da var. Dindar insanların iyi insan olduğu yargısının toplumda zayıfladığını ima ederek bunun güçlendirilmesini istiyor.
Geçmişte dindar insanların iyi insan olarak kabul edildiği kanısı da tartışmalıdır.
İyi insan olmanın koşulları arasında dindarlık olduğunu söylemek doğru değildir. İyi insanın taşıması gereken meziyetler arasında çalışkan olmak, başkalarına iyilik yapmak, emeği ile geçinmek, barıştan yana olmak, kimsenin hakkını yememek gibi davranışlar ilk akla gelenlerdir.
KİMLER CENNETE GİTMEYE HAK KAZANIR?
Bunu İslam’ın içinden bir meselle anlatalım:
Adamın biri, beş vakit namazının peşinden “Allahım, bana cennetinde şu seccademin kapladığı genişlikte bir yer ver” diye dua edermiş.
Başka bir adam namaz kılmaz, oruç tutmaz, içkici biri imiş. İkisi de öldüklerinde birincisini cehenneme, ikincisini cennete gönderirlerken o beş vakit namazdan sonra dua eden buna isyan etmiş ve kendisine ve öteki adama neden böyle davrandıklarını sormuş.
Demişler ki: Senin yerin cehennem, çünkü sen namazların peşinden dua ederken cennetten yalnız kendin için bir yer istedin. Bencil bir adamsın. Yalnız kendini düşünüyorsun. O sarhoş adamı cennete gönderiyoruz, çünkü o şöyle dua ederdi: “Allahım, cennette dostlarıma şu atımla dolaştığım yer kadar geniş bir yer ver.”
Bu meseli dindar hacı bir kadın anlatmıştı. Bize öğrettiği gerçek şudur ki, Dindar kesimde de iyi insan olma ölçüsü dindarlık değildir.
ZAMAN İÇİNDE DEĞİŞEN YARGILAR
Geçmişte yaşadığımız ve bugün de yaşanılan pratiklere baktığımızda dindarlığın en koyu olduğu ilk ve orta çağlarda zulmün, bencilliğin, sömürünün, en acımazız biçimde yaygın olduğunu görüyoruz. Yönetici sınıflar, başka toplulukların yurtlarını işgal etmekte, o toplulukların mallarına ve emeklerine el koymakta, kadınlarını cariye yapmakta bir engel görmediklerini biliyoruz.
Kuşkusuz “iyilik ve kötülük” kavramları yönetici sınıflarla sınırlı değildir. Ancak o dönemlerde yaşayan halkın da bugünküne göre iyilik yollarını bulmakta oldukça çaresiz olduğunu kabul etmek gerekir. Hırsızlık, yankesicilik, ırza saldırı, cinayet, karaborsacılık, sözünü ettiğimiz geçmiş dönemlerde daha yaygındı.
Romalılar, herhâlde dindar insanlardı. (Hele imparatorlarının daha dindar olduğu bir gerçektir.) Ancak bütün Akdeniz çevresini köleleştirmek, köleleri arenalarda dövüştürerek bundan zevk almak “kötülük” olarak algılanmıyordu. Haçlı Seferleriyle Doğu’nun zenginliklerini yağmalamak için silahlanıp yola çıkan Avrupalı Haçlı askerleri, herhâlde bugünkü Hristiyanlardan daha dindardılar. Dünya Dönüyor” diyen bilim adamını ateşte yanmaya mahkûm eden kilise yöneticilerinin de dindar olmadığı söylenemez. Viyana’ya kadar Avrupa’yı fethe çıkan padişah ordularının askerleri arasında da bunun kötü bir şey olduğunu düşünenler herhâlde yoktu.
Türklerin geçtiği son büyük badire olan Kurtuluş Savaşında insanlar dindar veya dindar olmayan olarak değil, bağımsızlıktan yana olanlar ve İngilizlerin teşvikiyle Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklananlar olarak iki cepheye ayrılıyordu. Günümüzde bu ayrım demokrasi, insan hakları ve emeğin hakkını vermek ya da tek adam rejimini isteyen antidemokratik bir rejimden yana olmak diye ayrılıyor.
“BAKARA, MAKARA…”*
Hatta, sürekli dindar görünerek, Cuma günleri “Bakara, makara” paylaşımları yapanların marifetleri yüzünden “dindarlık” iyi insanları çağrıştırmak yerine “dini kullanarak iktidar süren, zenginleşen” insan izlenimi yaratır olmuştur. Başka insanların emeğini ellerinden alıp zengin olmayı, insanların sınıflara ayrılmasını doğal gören kapitalizm yanlısı insanlar ne kadar dindar olurlarla olsunlar iyi insan değillerdir. Sınıfların varlığını reddeden ve sınıfsız bir toplum özlemi çeken ve bunun için sözle, yazıyla, şiirle, romanla, resimle.., miting ve gösterilere katılarak, bu tip partilere oy vererek kapitalizm karşıtı bir tutum alanlar ise dindarlıklarına bakılmaksızın iyilik tarafında yer almaktadırlar. Dünyada iyi insanların sayısı, kötü insanlardan kat kat fazladır. Ne var ki, üretim araçları ve sermayeye onlar hükmedemiyor. Bu nedenle kötüler hâlâ savaşların, başka ülkelerin zenginliklerine el koymanın peşinde.
Bilal Erdoğan’ın, ülkede soyguncu ve işbirlikçi kapitalizmin devamı için dini, dolayısıyla dindar dediği insanları kullanma niyeti, dindarlığa iyilik atfetmesine neden olmuş. Bu algının zayıfladığını itiraf etmekte ise haklı. “Dindar insan iyi insandır” denklemi yeniden kurulabilir mi? Böyle bir algı yaratmak kolay değil. Ancak dindar insanlar, partizanlık yapmaktan vazgeçerler, adaletten sapmazlar, sınıflar arası uçurumu gidermek için önlemler önerir, ülkenin tam bağımsızlığını savunurlarsa bu dindarların lehine bir izlenim yaratabilir. İktidar kadroları için ne yazık ki böyle bir umut yok.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish