Modern İslam düşüncesinin son yarım yüzyıldaki temel yönelimi, vahyin normatif otoritesi ile tarihsel-toplumsal gerçekliğin değişkenliği arasındaki gerilimi yeniden düşünme çabası etrafında şekillenmiştir. Bu bağlamda Hasan Hanefî, Muhammed Arkoun, Abdolkarim Suruş ve Fazlur Rahman, aynı teorik krize farklı disiplinlerden, farklı önceliklerle ve farklı riskleri göze alarak cevap üretmiş dört kurucu figür olarak öne çıkar. Bu düşünürlerin ortak zemini, klasik İslam ilim geleneğinin modern dünyada artık kendiliğinden işleyen bir normatif bütünlük üretemediği kabulüdür; ayrıldıkları nokta ise bu krizin nasıl aşılacağı sorusudur.
Fazlur Rahman’ın yaklaşımı, modern İslam düşüncesinde en “dengeleyici” ve aynı zamanda en sistematik girişimlerden biri olarak değerlendirilir. Rahman, Kur’an’ın normatif çekirdeğini hukuki ayrıntılarda değil, ahlâkî ilke ve hedeflerde konumlandırır. Ona göre Kur’an, belirli bir tarihsel bağlamda konuşmuş; fakat bu bağlamda verdiği cevaplar evrensel ahlâkî yönelimler taşımıştır. Rahman’ın meşhur “çift hareketli hermenötik” yöntemi, önce metni indiği tarihsel bağlamda anlamayı, ardından orada açığa çıkan ahlâkî maksadı (moral vision) çağdaş problemlere taşımayı amaçlar (Rahman, 1982). Bu yaklaşım, fıkhın tarihsel formlarını bağlayıcı olmaktan çıkarırken, vahyin ahlâkî normatifliğini muhafaza etmeyi hedefler. Ancak Rahman’ın yöntemi, ahlâkın epistemolojik temellendirilmesi konusunda sınırlı kalır; ahlâkın ölçütü çoğu zaman “Kur’an’ın genel ruhu” gibi yoruma açık bir kavramla ifade edilir. Bu durum, Rahman’ın yaklaşımını normatif olarak güçlü, fakat bilgi teorisi açısından görece zayıf kılar.¹
Abdolkarim Suruş ise meseleyi doğrudan epistemoloji düzlemine taşır ve modern İslam düşüncesinde bir paradigma kırılması önerir. Suruş’un temel tezi, din ile dinî bilgi arasında ontolojik değil epistemolojik bir ayrım yapılması gerektiğidir. Din, ilahi kaynağı itibarıyla mutlak olabilir; ancak dinî bilgi, onu anlayan ve yorumlayan insan zihninin tarihsel, kültürel ve psikolojik sınırlarına tabidir (Suruş, 2000). Bu nedenle hiçbir mezhep, içtihat ya da teolojik yorum, mutlak hakikatin kendisiyle özdeşleştirilemez. Suruş’un bu yaklaşımı, mezhepsel çoğulluğu ve içtihat farklılıklarını sapma olarak değil, bilginin doğasının zorunlu bir sonucu olarak açıklar. Bununla birlikte Suruş’un epistemik çoğulculuğu, normatif sınırların nasıl korunacağı sorusunu açık bırakır. Eleştirmenlerinin sıkça vurguladığı üzere, bu yaklaşım dinî bilginin göreceli (relativist) bir alana kayması riskini taşır. Suruş bu ithamı reddetse de, hangi yorumların kabul edilebilir olduğu sorusu onun sisteminde net bir çerçeveye kavuşmaz.²
Muhammed Arkoun’un yaklaşımı, Rahman ve Suruş’tan daha radikal bir epistemik kopuşu temsil eder. Arkoun, İslam düşüncesini yalnızca klasik usûl ilimleriyle değil, modern beşerî ve sosyal bilimlerin eleştirel araçlarıyla yeniden düşünmek gerektiğini savunur. Onun temel iddiası, İslam düşüncesinde tarih boyunca “düşünülemez” (impensé) alanların üretildiği ve kutsal söylemin eleştiriden muaf tutulduğudur (Arkoun, 1994). Arkoun, Kur’an’ın ve İslamî geleneğin, antropoloji, dilbilim, tarihsel eleştiri ve söylem analizi gibi yöntemlerle yeniden okunmasını önerir. Bu yaklaşım, İslam düşüncesine yüksek düzeyde akademik derinlik kazandırsa da, normatif din anlayışını büyük ölçüde çözer. Arkoun’un eleştirisi, inanan öznenin bağlanabileceği pozitif bir normatif zemin üretmekten ziyade, mevcut kutsal anlatıları çözümlemeye odaklanır. Bu nedenle Arkoun, akademik çevrelerde güçlü bir etki yaratırken, geniş Müslüman topluluklar nezdinde sınırlı bir karşılık bulmuştur.³
Hasan Hanefî’nin yaklaşımı ise bu üç düşünürden belirgin biçimde ayrılır. Hanefî için mesele öncelikle epistemolojik ya da hermenötik değil, siyasal ve toplumsaldır. Onun “aşağıdan yukarıya teoloji” olarak adlandırılan yaklaşımı, dinin Tanrı merkezli soyut bir sistem değil, ezilenlerin tarihsel mücadelesinde işlev gören bir kurtuluş ideolojisi olarak yeniden inşa edilmesini amaçlar (Hanefî, 1980). Bu çerçevede kelâm, hakikati açıklayan bir disiplin olmaktan çıkar; toplumsal dönüşümü hedefleyen devrimci bir bilince dönüşür. Hanefî’nin bu yaklaşımı, güçlü bir adalet ve özgürlük vurgusu taşımakla birlikte, vahyin normatif özerkliğini büyük ölçüde politik hedeflere tâbi kılar. Din, bu noktada ilke koyucu olmaktan çok ideolojik bir motivasyon kaynağına indirgenme riskiyle karşı karşıya kalır.⁴
Bu dört düşünür birlikte ele alındığında, modern İslam düşüncesindeki temel fay hatları daha net görünür hâle gelir. Rahman, vahyin ahlâkî çekirdeğini koruyarak hukuku tarihselleştirir; Suruş, dinî bilginin beşerîliğini vurgulayarak çoğulculuğu meşrulaştırır; Arkoun, kutsal söylemi radikal biçimde eleştiriye açar; Hanefî ise dini toplumsal kurtuluşun ideolojik dili hâline getirir. Ancak hiçbir yaklaşım tek başına yeterli değildir. Rahman’ın ahlâkî normatifliği epistemolojik olarak güçlendirilmediğinde yoruma açık kalır; Suruş’un epistemik çoğulculuğu normatif sınırlar netleşmediğinde dağılma riski taşır; Arkoun’un eleştirisi anlam ve aidiyet krizine yol açar; Hanefî’nin praksis merkezli teolojisi ise dini araçsallaştırma tehlikesi barındırır.
Bu nedenle çağdaş İslam düşüncesinin önündeki temel görev, bu dört hattı birbirini dışlayan alternatifler olarak değil, eleştirel bir sentezin unsurları olarak yeniden düşünmektir. Ahlâkî normatiflik (Rahman), epistemik tevazu (Suruş), eleştirel cesaret (Arkoun) ve toplumsal adalet duyarlılığı (Hanefî) birlikte ele alınmadıkça, modern dünyada hem sahici hem de bağlayıcı bir İslam düşüncesi inşa etmek mümkün görünmemektedir.
Sayfa Altı Dipnotlar
Fazlur Rahman, Islam and Modernity: Transformation of an Intellectual Tradition (Chicago: University of Chicago Press, 1982), 5–15.
Abdolkarim Suruş, The Expansion of Prophetic Experience (Leiden: Brill, 2000), 32–45.
Mohammed Arkoun, Rethinking Islam (Boulder: Westview Press, 1994), 17–35.
Hasan Hanefî, İslâm Kültüründe Yenilenme (Kahire: Dârü’l-Tenvîr, 1980), 41–60.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish