İsrail-ABD kirli ittifakının İran’a karşı yürüttüğü savaşta ilginç bazı ayrıntılar da ortaya çıkmaya başladı.
Trump’ın, üçüncü haftasına giren bu savaşta zorlandığı ve bir çıkış yolu aradığı açıkça görülüyor.
Amerikan Başkanı önce Japonya, Güney Kore, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan destek istedi.
Yetmedi şimdi de Avrupa Birliği ülkelerinin tamamını hem de tehdit ederek yardım çağrısında bulundu.
“Eğer yardıma gelmezseniz NATO’da işler değişir” yani ittifak biter dedi.
Bu tehdide rağmen Almanya, İspanya, İtalya’dan Trump’a, “Bu savaş NATO’nun savaşı değildir” yanıtı geldi.
Belli ki Amerikan Ordusu içinde de bu savaş pek kabul görmüyor.
Bunu, Savaş Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın askerleri motive etmeye yönelik dini içerikli açıklamalarından anlıyoruz.
İran’a gönderilecek ABD askerlerine hitaben yapılan konuşmalar, Amerikan üst düzey yetkililerinin hastalıklı kafa yapısını göstermesi açısından da önemli.
Kaliforniya’daki ‘Camp Pendleton’ adlı ana üssün komutanı, İran’a gönderilecek 2 bin 400 Amerikan Deniz Piyadesine şöyle diyor: “İran Savaşı Tanrı'nın ilahi planının bir parçasıdır. Başkan Trump kıyameti getirmek amacıyla İran Savaşını yürütmek için İsa tarafından görevlendirildi.”
Bu sözler bize evanjelist sapıkların sadece ABD yönetiminde değil orduda da ne denli etkili olduğunu gösteriyor.
Birkaç yıl önce New York’taki bir barda alkol sınırını aşıp, ‘Müslümanlara ölüm, Mescid’i Aksa’yı yıkacağız” diye bağırarak ortalığı birbirine kattığı için gözaltına alınan Pete Hegseth’in şimdi Savaş Bakanı olduğu ABD’de, komutanların askerlere bu tür konuşmalar yapması normaldir.
Vücudunda ve kollarında İslam karşıtı ve Haçlı Seferlerini anımsatan dövmeler yaptırmış bu Bakanın nasıl bir fanatik evanjelist olduğunu söylemeye gerek var mı?
Bakan Hegseth’in, 10 Mart Salı günü, Genelkurmay Başkanı ile düzenlediği basın toplantısını bitirirken canlı yayında ettiği dua, ABD’nin ne tür sapkınlar tarafından yönetildiğinin kanıtıdır.
Şöyle diyor Hegseth, "Kutsal Kitap İncil’den bir ayetle bitiriyorum. Rabbime şükürler olsun. Rabbim, ellerimi savaşa, parmaklarımı da dövüşe hazırladı."
Yeri gelmişken soralım, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin Evanjelist bir papaz olduğunu biliyor muydunuz?
Bu evanjelist papaz, daha geçen ay (şubat) şöyle diyordu: "İsrail, Ortadoğu'daki tüm toprakları almalıdır. Bu sorun olmaz.”
Ne zaman ki, bizzat Genelkurmay Başkanı askerleri motive eder, işte bu ABD’nin içinde olduğu savaşta işlerin yolunda gitmediğinin işaretidir.
Vietnam Savaşı sırasında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Thomas Moorer, 1972’de askerlere hitap etme gereğini duymuştu.
Körfez Savaşı sırasında Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Colin Powel, 1991’de Amerikan askerlerini motive edecek 3 ayrı konuşma yapmak zorunda kalmıştı.
Afganistan Savaşında, dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford, 2017’de Afganistan’a giderek askerin moralini güçlü tutmaya çalışmıştı.
Ama tüm bu savaşlar ABD’nin istediği gibi sonuçlanmamış, askerler kaçarcasına geri çekilmişti.
ABD askerlerini İran’da da aynı son bekliyor gibi gözüküyor.
Savaşlarda hedefler vardır.
Bitiş tarihini ise 2 gelişme belirler.
1)Hedeflere ulaşılması, 2) Karşı tarafla görüşmelerde ateşkes şartları
Ama görünen o ki bu savaşta ABD’nin bir plan kapsamında belirlediği hedefler yok.
Trump ve onun Savaş Bakanı, hemen her gün İran’ı çok daha sert vuracaklarını söylüyorlar.
Bu sözler, ABD’nin bir planının olmadığını ve günübirlik ilerlediklerini gösteriyor.
Ancak ne kadar sert vursalar da İran, direneceğinin mesajını her defasında veriyor.
Hatta Devrim Muhafızları Ordusu sözcüsü, “Trump cesursa gemilerini Basra Körfezine göndersin” diyerek, açıkça meydan okuyor.
Körfez Arap ülkelerinin İran korkusu ve düşmanlığı da artıyor.
İran’ın bu ülkelerdeki ABD üslerini sürekli olarak hedef alması, sadece güvenlik değil petrol ve doğalgaz ihracatı sorunu da yarattı.
Aslında Körfez Arap ülkeleriyle İran arasındaki ilişkilerin savaş öncesinde de pek iyi olduğu söylenemez.
İsrail-ABD kirli ittifakının 28 Şubat’ta başlattıkları saldırı sırasında Tahran’da vurdukları kız okulunda 168 öğrencinin ölümü, Arap ülkelerinin İran’a bakışını bir kez daha gösterdi.
Bu olayın duyulmasının ardından Yemen’deki Husiler dışında tek bir Arap ülkesi İran’a başsağlığı dilemedi.
Oysa aynı olay Batılı bir ülkede yaşansaydı, hepsi başsağlığı kuyruğuna girerdi.
Aynı şekilde İran’a açılan bu savaşı Umman dışında tek bir Arap ülkesi kınamadı.
Elle tutulur bir kara ordusu olmayan Körfez Arap ülkelerinin giderek daha çok ABD’nin kanatları altına girdiği bu süreçten en çok faydalanan ise İsrail oluyor.
Çünkü bu gelişmeler, İsrail’in, İran’ı bölgede yalnızlaştırarak zayıflatma politikasına uygun olarak ilerliyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish