Zihinsel yaşantısı ağır basan aydın, toplumun bilen insanı olarak kabul edilir.
Bu, yanlış bir tespit sayılmaz; çünkü aydın yaptığı okumalar ile sıradan bir insana göre çok daha geniş bir bilgi birikimine sahiptir.
Kendi içine dalarak sahip olduğu bilgilerden yeni bilgiler ve yeni bilgi sentezleri yaratır.
Ancak bilen olmak ile doğruya tekabül etmek aynı şey değildir.
Yani biliyor olmak doğruyu temsil ediyor anlamına gelmez.
Bir insan çok şey bilebilir ancak yaptığı tespitler doğruya tekabül etmeyebilir.
Dolayısıyla bilgi ve doğru her zaman örtüşmez.
Nitekim aydın, kendinden emin bir şekilde, tanımlar, değerlendirir, yorum yapar ama kurulan bu cümlelerin, yapılan bu değerlendirmelerin ne kadarı doğruya denk düşüyor?
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İlginçtir, kitleleri kendisi ile yüzleşmediği için eleştiren aydınlar her nedense kendilerini bu konuda sorgulama ihtiyacı hissetmezler.
Evet, aydın bilir, analiz eder ama aydının birçok defa yaptığı analizlerin, yorumların ve tespitlerin hayatın gerçekleri ile örtüşmediği de biliniyor.
Peki, okuyan, araştıran, düşünen; bir ülkenin mürekkep yalamışları olarak kabul edilen, herkesten daha çok bilen aydın neden yanılır?
Bu sorunun cevabını verebilmek için aydının sahip olduğu bilgi birikiminin kaynağına bakmak gerekir.
Bilindiği gibi bilgi felsefesinde yürütülen bir tartışma vardır.
Şöyle bir soru sorulur:
Doğru bilginin kaynağı nedir?
Halk dilinde bu konu "Okuyan mı bilir gezen mi?" şeklinde daha basitleştirilmiş bir düzlemde tartışılır.
Filozoflar dünyasında bu soruya iki şekilde cevap verilir:
- Bazıları doğru bilginin kaynağı "akıl"dır, (akılcılar/rasyonalistler),
- Bazıları da hayatın "tecrübe"leridir, (deneyciler/empristler) der.
Akılcılara göre insan doğru bilgiyi aklında taşır ve bu bilgi ile doğar.
İnsana düşen aklın içindeki bu doğruyu bulmaktır.
Tecrübeyi esas alan deneyciler ise doğru bilginin zaman içinde tecrübe ve deneyimle kazanıldığını iddia etmektedirler.
Onlara göre insan zihni boş bir levha (tabula rasa) gibidir.
Bizler, hayatı deneyimledikçe boş levhanın üzerine doğrularımız yazılmaya başlanır.
Bu sorunun kesin cevabı olmamakla beraber, salt akla dayanan bilginin yanıltıcı olduğunu tarihi tecrübeler bize söyler.
"Evdeki hesap ile çarşıdaki hesap her zaman birbirine uymaz" şeklinde topluma yerleşmiş atasözü söz konusu aklın yanıltıcı tarafına bir vurgudur.
Burada "evdeki hesap" aklın bize söylediği şeydir, "çarşıdaki hesap" ise hayatın tecrübeleri.
Salt akıl ile hareket etmenin insanı yanılgıya götürdüğüne dair yaşanmış iki önemli tarihsel deneyim bulunuyor:
- Birisi, Stalin’in Rusya’da,
- Diğeri de Hitler’in Almanya’da kurduğu düzendir.
Bu iki düzenin dayandığı paradigma büyük felaketlere yol açtı.
İki siyasal sistemin müşterek noktası hayata geçirmeye çalıştıkları düzenin daha önce tarihte tecrübe edilmemiş salt akıl ürünü düşünceler olmalarıydı.
Genel kanı, sağlıklı olanın aklın ve tecrübenin sentezine dayanan bilgi olduğu yönündedir.
Tekrar "aydın yanılması" konusuna dönecek olursak.
Aydının işi okumak ve düşünmektir; aydının birikimi büyük ölçüde yaptığı metin okumalarına dayanır.
Yani aydın, bilgi toplama tekniği açısından ister istemez akıl merkezli bir düşünce dünyasına sahiptir.
Bu durum, hayat tecrübesinden yoksun, çevresinin kendisine aktardığı bilgilerle hareket eden bir çocuğun çocuksu ruh haline sahip aydın için adeta kaçınılmaz bir şey.
Ve doğal olarak bu pozisyon, fil dişi kulelerinden toplumu seyretmek gibi bir tuzağın içine çeker aydını.
İnsanın sınırlı, potansiyel bir enerjisi vardır.
Bu enerjisini de ya düşünmeye (akla) ya da eyleme (tecrübe) harcar.
Aydın, doğal olarak düşünmeyi tercih eder.
Çünkü derinleşmek kişinin kendi iç dünyasına dönüp bir ölçüde toplumdan kendisini soyutlamasını gerektirir.
Ancak hayatın tecrübelerinden (eylem) uzak masa başında yapılan okumaya dayanan düşünme de kişiyi salt aklın insana söylediği bilgi tuzağına çeker.
Tecrübe ile desteklenmemiş bilgi de çoğu defa yanıltıcıdır!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish