Rus basınında Gazze savaşı: "Peki bütün bunlardan sonra, direnişe geçmememizi bekleyen var mı?"

Rus basını, 29. gününde Gazze savaşını nasıl gördü?

Görsel: İzvestiya

 

Kommersant:

Kommersant'ın Ortadoğu muhabiri Marianna Belenkaya'nın Tel Aviv'den aktardığı haber özetle şu şekilde:
 

 

ABD ve Hizbullah tehdit alışverişinde bulunuyor

Antony Blinken ve Hasan Nasrallah Ortadoğu'daki çatışmanın gelişimini nasıl görüyor?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Lübnan Hizbullah hareketinin Genel Sekreteri Hasan Nasrallah gıyaben birbirlerini tehdit ettiler. 

Ancak yine de konuşmalarından Ortadoğu'da savaşın şimdilik genişlemeyeceği anlaşıldı. Herkes yaptığını yapmaya devam edecek… İsrail, Hamas'la savaşmak için; Hizbullah, Filistinlilerle dayanışmasını ifade edecek ve İsrail ordusunun dikkatinin bir kısmını kendisine çevirecek. ABD, Hizbullah ve İran'ı arkasına alacak, İsrail'i koruyacak ve Gazze Şeridi'ndeki insani felaketi bir şekilde hafifletmeye çalışacak.

(3 Kasım) Cuma günü genel olarak Ortadoğu, özel olarak İsrail, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana sessiz kalan Şii Hizbullah hareketinin Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın konuşmasını gerginlikle bekliyordu.

İran'a yakın hareket, yalnızca ülkenin güneyini tamamen kontrol ettiği Lübnan'da değil, tüm Ortadoğu'da en ciddi güçlerden biri. Ve bölgedeki herkes şunu merak ediyordu: 

Hizbullah İsrail'le savaşta Hamas'ı desteklemek için ikinci bir cephe açacak mı? 

Dahası, İran son aylarda İsrail ve ABD'ye karşı çıkan direniş güçlerini birleştirme konusunda defalarca konuştu. İsrail'de ise birçok cephede bir savaş senaryosu uzun süredir düşünülüyor.

Bu kısmen oldu. Hizbullah, 8 Ekim'de İsrail topraklarını bombalamaya başladı ve giderek yoğunluğunu artırdı.

(...)

Şeyh Nasrallah'ın dikkatli dinleyicilerinden biri savaşın başlamasından bu yana artık İsrail'e üçüncü gezisini gerçekleştiren ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken idi.

Telv Aviv'deki basın toplantısında Blinken, Lübnan, Hizbullah ve İran'ın, "İsrail'e karşı ikinci veya üçüncü cepheyi açmalarına izin vermeyeceklerinin" altını çizdi.

Artan uluslararası baskıya rağmen İsrail, Gazze Şeridi'ndeki kara harekatını genişletiyor. Son bir haftada gerçekleştirilen askeri operasyonlarda 25 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Filistin Sağlık Bakanlığı'nın verdiği bilgiye göre, 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'nde 9 bin 200 insan öldü. Bu listede Hamas ve diğer askeri gruplarda yer alanlarla birlikte sivil nüfus da var.

 

Ria Novosti:

Ria Novosti'de Petr Akopov imzalı analiz özetle şu şekilde:
 

 

Almanlar antisemitizmi yeniden keşfediyor

Bugün Almanya'da İsrail'in Gazze Şeridi'ni bombalamasına karşı ve Filistinlileri desteklemek için mitingler düzenlenecek.

Bu da Alman yetkililer arasında endişelerin artmasına ve bombalama kurbanlarıyla dayanışmaya yönelik her türlü gösterinin yasaklanması isteğine neden olacak. Yani, zaten çok az yerde mitinglere izin veriliyor ve bu durum "provokasyon korkusuyla" açıklanıyor. 

Nitekim bazı Alman belediye yetkililerinin 7 Ekim'deki Hamas saldırısının kurbanlarıyla dayanışma göstergesi olarak binalarına astıkları İsrail bayrakları da bir anda yıkılmaya başlayacak. 

Ancak "İsrail bombalamalarında öldürülen binlerce çocuk ve kadınla dayanışman nerede kaldığını" birçok Alman vatandaşı soruyor.

Üstelik bu soruyu soranlar, sadece ülkenin milyonlarca güçlü İslam cemaatinden insanlar da değil. Almanya vatandaşları.

Yetkililer bunu yapmamakla kalmıyor, aynı zamanda protesto gösterilerini yasaklamaya ve onları antisemitik ilan etmeye çalışıyorlar.

Bu da vatandaşların fikirlerini ifade etmesini engellemenin en uygun bahanesi. Aynı zamanda onları, her türlü yöntemle mücadele edilmesi gereken aşırı Yahudi düşmanlığı olarak damgalıyorlar.

Son günlerde Başbakan Yardımcısı Robert Habeck de harekete geçti: ‘Antisemitizmin korkunç boyutları'na ilişkin demeç veren Yeşiller'in lideri Berlin'de ve Almanya'nın diğer kentlerindeki İslami gösterilerin kabul edilemez olduğunu ifade ederek, sert siyasi yanıt vermeye çağırdı.

Yani Habeck, Almanya'nın büyük Müslüman topluluğu hakkında endişeli mi? 

Hayır, çarşamba günkü video mesajında ​​(Habeck) zaten hem sağı hem de solu ‘Yahudi düşmanlığı'yla damgalıyor. 

Aynı zamanda aşırı sağcıların (Almanya için Alternatif Partisi) kurnaz oldukları ve "Müslümanlara karşı nefreti kışkırtmamak ve onları kışkırtabilmek için taktik nedenlerden dolayı kendilerini geri tuttukları ortaya çıktı.

Alman otoritelerinin her zaman göçmen düşmanlığı (İslamofobi) ile suçladığı bu aşırı sağcılar o kadar kurnaz ki, şunu ortaya çıkardılar: Alman Müslümanları gizlice Yahudilere karşı kışkırtmak için Müslümanlara olan nefretleri konusunda sessiz kalıyorlar! Almanya'da yaşayan Türklerin ve Arapların Gazze'nin bombalanmasına karşı tek başlarına mitinglere çıkmayacakları düşünülebilir.

Ve sol, Habek'in önünde "büyük direniş anlatısına" güvendiği için, yani Filistin mücadelesini İsrail işgaline karşı bir ulusal kurtuluş hareketi olarak gördüğü için suçlu (bu arada, bu, İsrail'in bakış açısından bile öyle).

Habeck, soldaki genç aktivistler arasındaki antisemitizmden endişe duyduğunu söyleyerek onlara "argümanlarını incelemelerini" tavsiye etti.

Şansölye yardımcısının Rusya'yı hatırlamaması garip olurdu:

Doğrudan adı verilmeyen AfD'yi kınayarak, "bazı aşırı sağcılar Putin'in arkadaşlarıdır" diyen Habeck, sözlerine şunları ekledi:

"Putin, Hamas'ın temsilcileriyle fotoğraf çekilmesine izin veriyor ve İran hükümeti, Ukrayna'da sivil kayıplara neden olurken Gazze Şeridi'ndeki sivillerin kurbanlarından üzüntü duyuyor. Ve Putin'in Almanya'daki dostları elbette Yahudilerin dostu değil."


Tam hakkı olmasına rağmen, Putin hiçbir zaman Hamas liderleriyle fotoğraf çektirmedi. Hele bunun Alman iktidarını hiç ilgilendirmeyeceğinden bile bahsetmiyoruz.

İlginç olan şu durum: Eski Başbakan Schroder'den tutun da büyük iş adamlarına kadar Putin'in arkadaşlarının tamamı antisemitist mi?

Kuşkusuz Habeck'in mantığına inanırsak, öyle olması gerekir. Ancak onun mantığı zararlı ve açık biçimde sahte. Zira İsrail'in yaptığı soykırımlara karşı çıkanların tamamı kendisini antisemitist sayıyor: Müslümanlardan sol kesime, Almanya İçin Alternatif Partisi'nden hukuk savunucularına kadar.

İsrail bayraklarının yakılmasını cinayet sayan Habeck, bunu "İsrail'in güvenliği bizim yükümlülüğümüzdür" sözleriyle destekliyor ancak Gazze'de soykırım yapıldığı sıralarda İsrail bayraklarını Almanya hükümet binalarının üstüne asmak cinayeti desteklemek istemeyen Alman vatandaşlarının duygularına atılmış bir tükürük değil mi?"

Şayet yönetici elit tüm rakiplerine 'antisemitist' iftirası atmakla sistem dışı partilerin güçlenmesini durduracağını düşünüyorsa, ciddi hata yapıyor. Almanlar kendilerini uysal budalalar olarak görenleri iktidardan temizlemek için artık 'antisemitistliğe' yazılmaya hazırlar.
 

İzvestiya:

İzvestiya muhabiri Valentin Loginov'un Gazze Şeridi'ndeki izlenimleri özetle şu şekilde:
 

 

"Peki bütün bunlardan sonra, direnişe geçmememizi bekleyen var mı?"

İzvestia'nın Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin nasıl sürekli bombardıman altında yaşadığını anlatan raporu 

Al Aksa Hastanesi önündeki küçük meydanda otopsi torbalarına sarılmış yaklaşık 10 ceset doğrudan yerde yatıyor. Bunlar, İsrail Savunma Ordusu'nun (IDF) 2 Kasım'da Bureyc Mülteci Kampı'nda düzenlediği bombardımanın kurbanları.

Cesetlerin üzerine eğilen ve duygularını gizlemeyen birkaç yetişkin erkek, onların yasını tutuyor. Etrafta çok sayıda sivil var.

Sivil bir arabaya bir yaralı adam getirildi, hastaneye götürüldü, ardından onu acıdan perişan bir kadın izledi.

Siviller, Bureyc Mülteci Kampı'ndaki insanları enkaz altından çıkardılar ve cesetleri ve kurbanları duvarlara taşıdılar. Hastanede ne ambulansın ne de kurtarıcıların vakti var.

Görgü tanıkları, tarif edilen sahneden tam anlamıyla kısa bir süre önce İsrail ordusunun kampa 5 roket attığını, 30'dan fazla evin yıkıldığını söylüyor: 

"İsrail ordusu çok sayıda binayı zaten yerle bir etmişti. Bu evlerde bulunanların neredeyse tamamı saldırıda katledildi. Düzinelerce, hatta belki de yüzlerce mağdur orada enkaz altında olabilir."


Bureyc Mülteci Kampı'nda yıkılan eski konutlardan birinin enkazında, çaresizlik içinde bir adam, el yapımı aletler kullanarak ve gözyaşlarıyla beton blokları kırmaya çalışıyor. Elleriyle molozların arasından takviye parçaları çıkarıyor. Ailesini kurtarmak istiyor, karısına ismiyle sesleniyor ama kimse ona cevap vermiyor.

kendi evinin enkazından karanlığa şöyle bağırıyor:

"Selma! Selma! Cevap ver bana! 

Orada çocuklarım var. Annem, babam ve çocuklarım orada. Abilerim, ablalarım… Lütfen cevap verin. 

Selma, lütfen cevap ver! Sevgilim, neden susuyorsun?"


Tanıklar yaşananları "kelimenin tam anlamıyla bir kan gölü ve katliam" olarak nitelendiriyor. 2 Kasım'da mülteci kampına düzenlenen saldırıda en alçak kısmı 4 kat yüksekliğinde olan 10 ev tamamen yıkıldı. 

Gazze halkı, bir saldırıda en az 150 kişinin öldürüldüğünü anlatıyor. 

Enkaz çalışmalarına yardım eden bir adam şunları söylüyor:

"Ne diyeceğimi bile bilmiyorum. Burada herkes bir yakınını, annesini, babasını ve çocuklarını kaybetti. Uluslararası topluma, tüm dünyaya ve Rabbimize soruyoruz: Bütün bunlar ne zaman bitecek? Katliam üstüne katliam! Yeter artık!"


Bir başka Gazze sakini de şunları anlatıyor:

"Yaklaşık 5 roket atıldı. Çok sayıda yaralı ve ölü var. Tam burada 7 katlı bir bina vardı, her katta 2 daire vardı, hepsinde insanlar yaşıyordu ve sadece bir küçük kız kurtulabildi. Onlar [İsrail ordusu] özellikle çok sayıda insanın olduğu yerleri hedef alıyor. Görünen manzara her şeyi anlatıyor. Burada da 6 katlı bir bina vardı… Her şey kuma dönüştü. İsrail daha önce yaptığı gibi, bu konuda uyarı bile yapmadı. Sadece bölgeyi yerle bir etti. Orada kadınlar ve çocuklar vardı. Onların suçu ne? Neyi yanlış yaptılar?" 


Mülteci kampına düzenlenen saldırılara tanık olan bir başka görgü tanığı, ölenlerin çoğunun radikal Hamas hareketiyle hiçbir ilgisi olmayan sıradan siviller olduğunu söyledi. 

Savaşın getirdiği dehşeti gören pek çok kişi İsrail ordusuna karşı mücadeleye katılma arzusunu dile getiriyor.

Genç bir Gazzeli şu soruyu soruyor:

"Peki bütün bu olanlardan sonra kim bizden direnişe katılmamamızı mı bekliyor?!." 


"Burada üç kardeş vardı, şu ana kadar sadece bir tanesi parçalar halinde bulundu"

Gazze Şeridi'ndeki mülteci kampları çadır kentler değil, benzer yerleşimleri başka ülkelerde de görmeye alışkın olduğumuz gibi, 1948 savaşı sonucunda İsrail'in işgal ettiği topraklarda yerlerinden edilmiş kişiler için inşa edilmiş çok katlı evler.

Bölgede bu tür 8 kamp var; bunların en büyüğü 31 Ekim ve 1 Kasım'da iki kez ateş altına alınan, 1,4 kilometrekarelik alanda 200 bin Filistinli mültecinin yaşadığı Cibaliye Mülteci Kampı. 

3 Kasım sabahı başka bir mülteci kampı olan Maghazi Mülteci Kampı'ye roket ateşi açıldı. BM bu saldırıları ‘vahşet' olarak nitelendirdi.

Gazze'nin kuzeyinden gelen Ahmad Mhanna, Gazze'nin her yerinde bulunan enkazları kaldırabilmek için buldozerlere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor:

"Bu sokağın tamamında 5 katlı binalar vardı. Her dairede değil, 4 -5 aile ikamet ediyordu. Evleri onların başına yıkıldı. Kurtarıcılar (arama-kurtarma ekipleri – e.d.) hiçbir şey yapamıyor. Kurtarma ekiplerimizin ne kadar etkisiz olduğunu biliyorsunuz: onların ekipmanları yok, sadece basit aletlerle çalışıyorlar. Oysaki molozları kaldırmak için dozerlere ihtiyaç var."


Görgü tanıkları, artık onlarca ölü ve enkaz altında ulaşılmayı bekleyen sivillerin olduğunu söylüyor: 

"Enkaz altında arama çalışmaları devam ediyor, ama (İsrail ordusu – e.d.) sabah erken saatlerde insanlara habersizce saldırıyor."

(…)

BM, Gazze Şeridi'nde toplu saldırılara maruz kalan 2,2 milyon insanın hayatını etkileyen bir insani felaketin yaşandığını açıkladı. 

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği sözcüsü Ravina Shamdasani, "Toplu cezalandırma bir savaş suçudur" dedi. 

Ayrıca BM, Filistin bölgesinde öldürülenlerin yaklaşık yüzde 70'inin kadın ve çocuk olduğunu vurguluyor. Örgüt, İsrail'in ısrar ettiği gibi bu kayıpları "ikincil hasar" olarak saymayı reddediyor.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU