55. yıldönümünde, 68 Mayıs'ının sönmeyen ateşi

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

1960'lı yıllara doğru Vietnam ve Küba'da çakılan kıvılcım bütün dünyada yayılan bir büyük ateşin fitili oldu.

Çin, Laos, Kamboçya, Macaristan, Çekoslovakya, Latin Amerika, Afrika ve Ortadoğu'nun ezilenleri, sömürülenleri, dışlananları, memnuniyetsizleri hızla bu ateşin etrafında toplanmaya başladılar.

Özellikle Vietnam, Küba ve Che Guevara'nın sosyal kurtuluşçu, özgürlükçü, siyasi romantizmle dolup taşan devrimciliğinin etkisi altında Fransa'da gençliğin yaktığı ateş, Almanya'ya, İngiltere'ye vd. Avrupa ülkeleri gençliğini harekete geçirecek, giderek Kara Panterler dahil, ABD'ye kadar yayılacaktı.

Çok geçmeden, 68'lı yıllarda benzeri bir ateş bizde de yanmaya başlayacaktı.

Ne CHP'nin Ortanın Sol'unun ne illegal Türkiye Komünist Partisi'nin ne de legal Türkiye İşçi Partisi parlamentarizminin iradesi ve hayalleri yetmemişti bu ateşi yakmaya.

68 kuşağının Dev-Genç'i yakacaktı bu ateşi.

 
Yeni olan…

Osmanlı'da III. Selim'le başlayan ve devleti Batılı -öncelikle- askeri kurumlarla yenileyerek kurtarma biçiminde ortaya çıkan Doğu'ya özgün aydınlanma süreci, Kemalizm'in devleti kurma temelli "halka rağmen halk için" yukarıdan aşağıya-üst yapısal ilericiliği evriminden geçerek, 1960'lı yıllarda yeni bir aşamaya giriyordu.

"Devleti kurtarma ve kurma" girişimleri yerini "halkı kurtarma"ya bırakırken, "üst yapısal ilericilik" ise aşağıdan yukarıya "sosyal devrim" ve üretim ilişkilerindeki köklü değişime bırakıyordu yerini…

Bu yeni tür bir aydın tipi ve aydınlanma hareketiydi.

Sosyal devrimci aydın tipi ve sosyal devrimci aydınlanma hareketi idi bu!

Öncesi de vardı.

Mustafa Suphi'den, Nazım Hikmet'e, Hikmet Kıvılcımlı ‘ya, Mihri Belli 'ye, Behice Boran'a kadar uzanan bir miras vardı.

O fırtınalı kar kış koşullarında, ardılı nesle, bizlere "Okyanusun diplerinde yitip gitmeden önce uzaktaki rıhtımı gösteren" kahramanlarımızı da unutmamak gerekiyor.

Gerici yılların ağır baskı koşullarında toplumsal ateşi tutuşturamasalar da ellerindeki mumu söndürmeyen kahramanlarımızı unutmamak, aziz hatıralarını saygıyla yad etmek gerekiyor.

 
Sönmeyen ateş

68'lilerin yaktığı ateş, öncelikle öğrenci gençliğin, aydınların, işçilerin, köylülerin, askerlerin en ileri kesimlerini ısıtmaya başladı.

Egemen oligarşik muktedirler, bu ateşin halka yansımasını engellemek için öncelikle "ateş yakıcıları"nı süratle biçti.

Dünyada da böyle oldu. Onlar biçilirken, Türkiye tarihinde az görülmüş bir kahramanlıkla direndiler.

Etkileri de bu oranda büyük oldu.

Küllendi, ama sönmedi ateş…

Tohum bir kez toprağa atılmış, direnişin kanlı küllerinden 68 kuşağının küçük kardeşleri, 78 kuşağı doğmuş, nöbeti devralmıştı çünkü.

 
Öte yandan…

68 kuşağının yaktığı ateş 78'lileri çok yaktı dostlar.

Bir büyük kuşak olarak 78'liler yara bere içinde kalmalarından öte "yitik" sayıldılar.

Kendi kararlarının sonuçları idi katlandılar, kimseyi suçlamadılar; darbe ve faşizmden başka…

Toprağın altındakileri lider bellediler.

Denizlere, Mahirlere, İbrahimlere, Sinanlara sığındılar.

Onlar gibi halkın kurtuluşu ve özgürlüğü uğruna, vuruşa vuruşa ölümsüzlüğe yürüyeceklerdi.

Binlercesi 70'lerde toprağa düştü.

Binlerce ve binlerce ile sonrası da var.

Ya kalanlar:

Her şeye karşın ateşi karıyorlar…

Tarihi yaşanmışlıkların yazımı ve tarihsel/toplumsal yüzleşme sürüyor.

Tarihi önemdeki yürüyüşleri sürüyor. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU