Suriye'de iç savaştan kalkınma savaşına

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Suriye'de 14 yıllık iç savaşın ardından yeni dönem: Yıkımın izlerini silmek ve ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak için kalkınma ve yeniden inşa süreci başlıyor / Fotoğraf: SANA

Arap Baharı ve bununla gelişen iç savaş, Suriye için karanlık günlerdi. Başar Esad iktidarı, Suriye’yi sadece bir iç savaşın değil, aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığın da merkezi hâline getirdi. Ülke, “başarısız devlet” kategorisine girerken halk çaresizlik içinde bırakıldı; terör örgütleri ve çıkar grupları ülkenin tüm dinamiklerini hedef aldı. Bu süreç, belirgin olarak Barack Obama dönemiyle beraber Amerika Birleşik Devletleri’nin “vekâlet savaşı” şeklinde yürüttüğü politikanın ürünüydü. Bir süre DAEŞ bahanesiyle yine bir terör örgütü olan SDG, bir ABD projesi olarak “eğit-donat” politikasıyla desteklendi. Joe Biden yönetimi de bu çizgiyi sürdürdü. “Demokrasi ve özgürlük” retoriği altında Suriye’yi fiilen bölmek üzere silahlandırılan Kürt grupların başına terörist Mazlum Abdi getirilmişti. West Point ve Harvard mezunu Amerikalılar, Abdi’ye “general” bile diyorlardı. Yakın zamana kadar SDG adı altında Suriye’nin doğu bölgesinin zenginlikleri ve Irak geçiş yolları ayrılıkçı bir proje olarak şekillendirildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Amerika’nın silah, eğitim, istihbarat ve çok yönlü desteğiyle bu yapı, bölgedeki gerçek yerel halkı, Arapları, Kürtleri vb. önemli bir kısmını hiçe saydı. Tabanı terörist olan bu oluşum, zamanla paraya, silaha ve ilgiye kavuştukça kendini “meşru aktör” olarak görmeye başladı. Mazlum Abdi ve çevresi yalnızca Amerikalılarla değil, İsrail’le de ortak faaliyetler yürütmeye yöneldi. Bu tablo, Suriye’nin parçalanmasını hızlandıran en kritik unsur oldu.

Esad ise her şeye razıydı. Sovyetler Birliği zamanından beri Rusların Doğu Akdeniz’de Suriye ile ilgisi hep oldu. Suriye, uzun yıllar Rus silahları ve savunma doktrini ile yaşıyordu. İç savaşta durum daha da kritikleşti. Rusya’yı ve İran’ı davet etti; güvenliğini dış aktörlere teslim etti. Rusya’nın Suriye’de büyük bir nüfuzu oluştu. Özellikle Kasım Süleymani zamanında İran Devrim Muhafızları (IRGC) Kudüs Gücü ülkeye yayıldı, kendi vekil güçlerini silahlandırdı, mezhebe dayalı yayılmacı politikasıyla yerel potansiyeli kendi eline geçirmeye yöneldi. ABD Bağdat’ta drone taarruzuyla Süleymani’yi öldürdü. Ancak IRGC, altyapı ve üstyapı yatırımlarında pay iddia ederek Suriye’de “devlet dışı aktör” gibi çalışıyordu.

Bütün bu gelişmelerden en fazla zarar gören ülke Türkiye oldu. Türkiye, sınırları boyunca güvenli bölgeler tesis etmek, teröristlerle etkili mücadele yürütmek ve milyonlarca sığınmacıyı bağrına basmak suretiyle büyük bir fedakârlık gösterdi. Komşusunun istikrara kavuşacağı günler için uzun yıllar çaba sarf etti.

Sonra tablo hızla değişti. İdlib’den başlayan ve yaklaşık on günde Şam’a ulaşan ilerleyiş, HTŞ lideri Ahmed eş-Şara önderliğinde gerçekleşti. Mevcut Trump yönetimi, Ahmed eş-Şara’ya güven duyduğunu açıkça belirtti ve Suriye’nin bütününe ilişkin yeni bir plan için harekete geçti. ABD tarafında önceki hataların giderilmesi ve yeni bir durum yaratılarak bu duruma göre hareket edilmesi esas alındı. Esad ülkeyi terk edince Rusya’nın bölgedeki etkinliği azaldı ve askerî kuvvetlerini geri çekmeye başladı. Esad ailesiyle beraber hâlen Moskova’da. Sonra Amerika ve İsrail’in bölgedeki sıralı operasyonları neticesinde İran da bölgeyi terk etti. İran savaşı sürmekte. Sonuçta bugün Suriye’de dengeler köklü biçimde değişti.

Artık sahada Trump yönetiminin etkisi ile Türkiye’nin özverili desteği belirleyici hâle geldi. Bu koordinasyon, Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilcisi olarak atanmasıyla kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Hedef netti: Suriye’yi parçalanmaktan kurtarmak, terörist unsurlardan arındırmak ve daha önce desteklenen ayrılıkçı yapılardan uzaklaştırmak. Amerika’nın yıllarca desteklediği SDG ile Şam yönetimi arasında, Tom Barrack’ın girişimleri de etkili oldu, yeni bir süreç başlatıldı. “Tek devlet, tek ordu” ilkesi esas alındı. Bugün itibarıyla SDG’nin kendini feshettiğini açıklaması, bu sürecin somut sonucudur. Suriye için iç savaşın kalıntılarından biri olan ve ülkeye bir “çıban başı” şeklinde uzun yıllar Amerika’nın desteğiyle ve Rusya, İran ve İsrail gibi aktörlerin ikili oyunlarıyla güçlendirilen yapı, yine Amerika’nın eliyle ortadan kaldırılmış oldu.

Bu gelişme, Suriye’de işlerin tamamen çözüldüğü anlamına gelmiyor. Asıl savaş, başka deyişle “kalkınma savaşı” şimdi başlıyor: Ülkeyi tekrar güçlü, saygın, bütün kurum ve kuruluşlarıyla güven veren ve bölgenin istikrarına katkı sağlayan bir devlet hâline getirmek. İsrail’in çeşitli olumsuz faaliyetlerine rağmen umut var görünüyor.

Türkiye, elinden gelen desteği vermeye devam ediyor. Sınır kapılarından geçişlerle ilgili yeni düzenlemelerin gündeme gelmesi de bu iradenin göstergesidir.

Suriye halkı uzun yıllar boyunca çok şey yaşadı. Bazen kafası karıştı, çaresizlik içinde kaldı; ölenler, sürülenler, mahkûm edilenler, kimyasal silah altında can çekişenler, çocukları kaçırılanlar ve terörist yapılara zorla dâhil edilenler oldu. Şimdi ise tünelin ucunda ışık göründü. Bu motivasyonla, eskiye oranla çok daha ileri adımlar atılacaktır. Tek istedikleri kendilerine zaman tanınması ve bu zaman içinde gerçekçi ve somut destek verilmesi.

Suriye’nin yeniden ayağa kalkması, yalnızca o ülkenin değil, bölgenin de istikrarı için zorunluluktur. Karanlık günler geride kaldı; şimdi inşa zamanıdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU