The Economist'in Acemoğlu eleştirisi

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Bilimsel tartışmanın seviyesi, etik sınırlar ve ekonomi disiplininin doğası üzerine"

Ekran Alıntısı: The Economist

The Economist'in 17 Ağustos 2026 tarihli "The world's most influential economist is oddly unconvincing" (Dünyanın en etkili ekonomisti, garip bir şekilde inandırıcı değil) başlıklı yazısı ile Daron Acemoğlu'nun buna verdiği yanıt (21 Ağustos 2026), yalnızca bir Nobel ödüllü iktisatçının itibarı üzerine değil, bilim ile medya tartışması arasındaki sınır, ekonomik analizin mahiyeti ve eleştirinin etik boyutu üzerine de önemli bir tartışma zemini açtı.

Acemoğlu'nun 2024 Nobel Ekonomi Ödülü'nü Simon Johnson ve James Robinson ile paylaştığı kurumlar teorisi, Why Nations Fail - Ulusların Başarısız Olmasının Nedenleri (2012) ve Power and Progress - Güç ve İlerleme (2023) gibi çalışmaları, dünya çapında geniş bir referans ağı oluştururken; derginin eleştirisi, bu birikimi sığ ve seçici bir çerçeveye sıkıştırma riski taşıdı. Bu yazı, söz konusu tartışmayı bilimsel, etik ve siyasal-sosyolojik boyutlarıyla ele almayı amaçlamaktadır.


Bilimsel ağırlık ile medya tarzı eleştiri arasındaki gerilim

Acemoğlu'nun çalışmalarına vakıfım. Acemoğlu'nun çalışmaları, sömürge dönemi kurumlarının uzun vadeli ekonomik sonuçları (Acemoğlu, Johnson ve Robinson, 2001), kapsayıcı ile sömürücü kurumlar ayrımı ve teknolojik değişimin iktidar ilişkileriyle şekillenmesi gibi temel sorulara odaklanır. Bu katkılar, binlerce atıf almış ve politika tartışmalarında sıkça referans gösterilmiştir. Birçok araştırmacı, kurumların büyümeyi açıklamadaki rolünü güçlendirmek için bu çerçeveye başvurur.

Buna karşılık The Economist'in yazısı, anonim iktisatçıların "içki masası" yorumlarına, Noah Smith gibi blog yazarlarının uzun süredir dile getirdiği eleştirilere ve Tyler Cowen ile Francis Fukuyama'nın geçmişte yapıcı sayılabilecek itirazlarına dayanarak "neden bu kadar etkili?" sorusunu sormaktadır.

Acemoğlu yanıtında, 33 yıllık bir külliyatın "gevşek şikâyetler"le değerlendirilmesini "hit piece" (itibar suikastı) olarak nitelemiş; isimsiz kaynaklara ve seçici alıntılara dikkat çekmiştir. Özellikle 2001 tarihli sömürge kökenleri makalesindeki ölüm oranı verilerinin "zaman zaman eksik" olduğunun Nobel Komitesi raporunda dahi kabul edildiğini, ancak bu tür uyarıların yazıda abartılarak kullanıldığını belirtmiştir.

Power and Progress içinse derginin kendi yapay zekâ yanlısı çizgisini dayatarak kitabın ana mesajını gölgelediğini savunmuştur. Bu karşılık, bilimsel bir tezin aynı ağırlıktaki argümanlarla tartışılması gerektiğini hatırlatır. Sığ eleştiri, tezin kendisini çürütmek yerine, tartışma seviyesini düşürme riski taşır.


Ekonomi bir bilim midir? Hesaplanabilirlik, tartışmalar ve politik ekonomi

Bilim konusuna önem veririm. Özellikle Karl Popper ve Thomas Kuhn ne demiş bakarım. Ekonominin bilim olup olmadığı uzun süredir tartışılır. Karl Popper'ın yanlışlanabilirlik ölçütü, Milton Friedman'ın "varsayımların gerçekçiliği" tartışması ya da Friedrich Hayek'in bilgi dağınıklığı vurgusu, disiplinin sınırlarını sürekli gündeme getirir. Ekonominin belirgin, ölçülebilir ve hesaplanabilir tarafları (büyüme muhasebesi, ekonometrik tahminler, kurumsal göstergeler) vardır. Ancak parametreler küresel gelişmeler, teknolojik sıçramalar ve siyasi tercihlerle sürekli değişir. Bu nedenle "sistematik okuma" zorunludur ve en kritik boyutlarından biri politika ekonomisidir.

Acemoğlu'nun kurumlar yaklaşımı, tam da bu kesişim noktasında durur: Ekonomik performans, yalnızca teknik optimizasyonla değil, güç dağılımı, teşvik yapıları ve tarihsel "kritik dönüm noktaları"yla şekillenir. Çin örneği (Fukuyama'nın itirazı) ya da "kaplumbağalar sonsuza kadar" (Cowen'in dairesellik eleştirisi) gibi karşı argümanlar meşrudur ve disiplini zenginleştirir.

Ancak bunları, anonim yorumlar ve seçici alıntılarla "ikna edici değil" hükmüne bağlamak, bilimsel tartışmayı medya retoriğine indirger. Akademik gerçeklik ile fiili yönetim gerçekliği arasındaki mesafe de burada devreye girer. Bir ülkenin ekonomisini yönetmek, modellerin öngörülerini uygulamaktan farklıdır; siyasi kısıtlar, toplumsal dirençler ve kısa vadeli çıkarlar devreye girer.

Bu ayrım, Acemoğlu'nun tezlerini "yönetsin de görelim" tarzı bir pratik sınava tabi tutmayı da hatalı kılar. Teori ile pratik arasındaki gerilim, disiplinin doğasında vardır; teoriyi değersizleştirmek için kullanılmamalıdır.


Ekoller, tartışma seviyesi ve etik boyut

Şikago ve Frankfurt ekollerinin temsilcilerini takip etmekteyim. Ekonomi, Şikago Okulu'nun piyasa merkezli yaklaşımı ile Frankfurt Okulu'nun eleştirel toplumsal analizleri gibi farklı gelenekler içinde ilerler. Bu ekoller arasındaki gerilim, disiplinin canlılığını sağlar.

Acemoğlu'nun çalışmaları, neo-kurumsal iktisat ile siyaset bilimi kesişiminde konumlanır ve bu anlamda eklektik bir çizgi izler. Eleştirinin de aynı ciddiyetle, ampirik kanıt, teorik tutarlılık ve alternatif modelleme üzerinden yapılması beklenir.

Burada etik bir sorun ortaya çıkar. Bilim içinde eleştiri her zaman yer bulur; ancak seviye tutturulamaması, tartışmayı siyasal ve sosyolojik bir alana taşır. Coğrafyaya, tarihsel koşullara ve iktidar ilişkilerine göre bakış açıları değişir.

Türkiye'de de Acemoğlu'nun kurumlar vurgusu, kalkınma ve reform tartışmalarında sıkça referans alınır. Buna rağmen Türk ekonomi çevreleri ve akademisyenlerden, olumlu ya da olumsuz, aynı ağırlıkta, sistematik ve referanslı eleştiriler beklenirdi. Sığ değerlendirmeler, hem disiplinin itibarını hem de kamuoyu tartışmasının kalitesini zedeler.

Okuyanınız vardır, ekonomi yazarlarımızı eleştirdiğim yazılarım oluyor. Günümüze ve geleceğimize dair dişe dokunur ağırlıkta ekonomi araştırmaları göremediğimden şikâyetçiyim. Hiç değilse Acemoğlu gibi isimler var, kıymet bilmek bizim için de önemli.


Seviye ve sığlık meselesi

The Economist'in yazısı ve Acemoğlu'nun yanıtı, bir bilim insanının küresel medya karşısındaki konumunu görünür kıldı. Eleştiri meşrudur; ancak bilimsel bir birikimi, anonim yorumlar ve seçici çerçevelerle "ikna edici değil" diye nitelendirmek, tartışmayı aşağı çeker. Ekonominin hesaplanabilir yüzü ile tartışmalı, politika-içkin yüzü birlikte ele alınmalıdır.

Acemoğlu'nun tezleri de bu çerçevede, aynı ciddiyetle, alternatif modeller ve ampirik testlerle tartışılmalıdır. Aksi takdirde, bilim ile medya retoriği arasındaki sınır bulanıklaşır ve bu, yalnızca bir iktisatçının değil, disiplinin kendisinin kaybı olur.

Ben bu tür konuları önemseyenlerdenim. Savaş bilimi, strateji, stratejik istihbarat (ki ekonomi bunun içinde yer alır), jeopolitik analizler yayımlarım, konuşmalarım olur; ama bir de bakarım ki medyadan hiç ilgisi olmayan kesimlerden akla gelmeyecek eleştiriler alırım. Bundan dolayı konformizm eleştirisiyle karşınıza çıktığım olur.

Acaba o tür eleştirileri yapanlar kim veya ne olduklarını biliyorlar mı?

 

 

Referanslar:

Acemoğlu, Johnson ve Robinson'un 2001 tarihli "The Colonial Origins of Comparative Development" makalesi; Why Nations Fail (2012); Power and Progress (2023); Nobel Komitesi 2024 raporu; Tyler Cowen'in 2011 tarihli değerlendirmeleri; Francis Fukuyama'nın kurumsal analizlere yönelik itirazları; David Albouy'un empirik eleştirileri ve The Economist'in 17 Ağustos 2026 ile 21 Ağustos 2026 tarihli metinleri.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU