Abdullah Öcalan’ın paylaşılan son açıklamaları ve bu açıklamalara ilişkin yapılan değerlendirmeler, önümüzdeki dönemin siyasi mimarisine dair kapsamlı bir tablo çiziyor. Öcalan’ın değerlendirmeleri, sürecin silah bırakmanın ve örgütsel dönüşümün ötesine uzanan daha geniş bir siyasi çerçeveye işaret ettiğini ortaya koyuyor. Yorumlarda asıl tartışmanın; Kürtlerin, solun ve muhalefetin yeni bir anayasal düzen içerisinde nasıl pozisyon alacağı üzerinden yürütüldüğü görülüyor.
Muhalefete anayasa çağrısı
Öcalan’ın değerlendirmelerinde yeni anayasa başlığı özellikle öne çıkıyor. Seçimlerden önce bir anayasa sürecinin gündeme geleceğini belirten Öcalan, bu sürecin tek bir siyasi sütun üzerinde ilerleyemeyeceğini vurguluyor. Muhalefetin de sürece dahil olmasını istiyor ve "demokratik cumhuriyet" fikrini geniş bir katılım şartına bağlıyor.
Öcalan’ın değerlendirmelerinde CHP’ye daha doğrusu şimdiki Yeni Parti’ye yönelik doğrudan mesajlar dikkat çekiyor. Dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e selam gönderen Öcalan, partinin Meclis İzleme Kurulu’na katılması gerektiğini ifade ediyor. CHP’nin süreç konusundaki kuşkularına da değiniyor, devletle demokratik hukuk çözümünün tartışıldığını bildiriyor ve “Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için hele sizin için son şanstır” uyarısında bulunuyor.
Öcalan’ın yaklaşımı, muhalefete süreci yalnızca iktidar ile Kürt hareketi arasındaki bir müzakere olarak okumama çağrısı içeriyor. Ona göre yeni dönemin demokratik zemini, iktidar-muhalefet eksenini aşan, farklı siyasi ve toplumsal kesimlerin dahil olduğu geniş bir katılımla kurulabilir.
Anayasada kimlik meselesi ve güvence çerçevesi
Öcalan’ın anayasa perspektifinde dikkat çeken bir başka nokta ise kimlik meselesine yaklaşımı. Anayasada doğrudan "Kürt" ya da diğer azınlıkların isimlerinin yer almamasını tek başına bir kriz sebebi olarak görmüyor. Asıl meselenin kimliklerin güvence altına alınması olduğunu vurguluyor.
Bu çerçevede örgütlenme ve ifade özgürlüğünün daha güçlü biçimde teminat altına alınmasını talep ediyor. Tartışmayı yalnızca "Kürtlerin anayasal statüsü" başlığından çıkarıyor, daha genel bir demokratik haklar ve özgürlükler zeminine çekiyor. Bu durum, kimliklerin tek tek anayasa maddelerinde sayılmasından çok, bütün toplumsal kesimlerin kendilerini ifade edebildiği bir siyasal düzene işaret ediyor.
"Bağımsızlıkçıydık, artık Cumhuriyetçi olacağız"
Değerlendirmelerin en dikkat çekici bölümünü Öcalan’ın kendi siyasi çizgisindeki değişimi tarif ettiği ifadeler oluşturuyor. Geçmişte "bağımsızlıkçı" bir hatta olduklarını, ancak bundan sonra "cumhuriyetçi" bir pozisyonda duracaklarını belirtiyor. Bu sözler, sürecin Öcalan açısından yalnızca örgütsel bir tasfiye meselesi olarak görülmediğini kanıtlıyor. Öcalan, Kürt hareketinin Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkisini yeniden tanımlıyor ve bu durumu “Çünkü Kürtler henüz cumhuriyete katılmadı” tespitiyle açıklıyor.
Buradaki katılım, yalnızca hukuki bir vatandaşlık bağı olarak kalmıyor; Kürtlerin kendi kimlikleriyle demokratik cumhuriyetin kurucu unsurlarından biri haline gelmesi anlamına geliyor.
Öcalan’ın açıklamalarında tarif ettiği yeni yapının adı, “Demokratik Toplum ve Cumhuriyet hareketi” de bu dönüşümü simgeliyor:
Öcalan, yasanın çıkmasının ardından örgütsel yapının ve ideolojik programın baştan sona gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. HDP’nin kuruluşunu 2013’teki diyalog sürecinin bir sonucu olarak görüyor, yeni dönemin de benzer biçimde yeni bir siyasi yapılanmayı zorunlu kıldığını aktararak, “Bu süreç tümüyle örgütsel yapımızı, ideolojik programımızı gözden geçirmeyi gerektirir” diyor.
Bu yaklaşım; mevcut yapının yalnızca isim değiştirmesini değil, ideolojik ve siyasi programın yeni baştan kurulacağını gösteriyor.
Sol gruplar ve geniş cumhuriyet ittifakı
Öcalan’ın hedefinde yalnızca Kürt hareketi yer almıyor, sol grupların da bu sürece dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor. Solun geçmişte cumhuriyetle kurduğu sorunlu ilişkiye değiniyor, yeni dönemde hem solculuğu hem cumhuriyetçiliği kapsayacak bir hatta ihtiyaç duyulduğunu savunuyor ve “Solcular da anlamıyorlar. İlk yüzyılda hepsi işkenceden geçti. Biz bu yüzyılda demokratik cumhuriyetle bütünleşiyoruz” diyor.
Böylece yeni dönem, sadece Kürt hareketinin dönüşümü olarak değil; Kürtlerin, solun ve farklı toplumsal kesimlerin "demokratik cumhuriyet" fikri etrafında buluşması olarak tarif ediliyor. Bölgesel dinamikler açısından bakıldığında da dış müdahalelere ve emperyalist hesaplara fırsat vermeden meselenin iç barışla çözülmesi hedefleniyor.
"Bin kilometrelik yolun ilk adımı"
Abdullah Öcalan, yasanın ardından demokratik bir anayasanın önünün açılacağını öngörüyor. Demokratik anayasa, ekonomik gelişme ve ülkenin geleceği arasında doğrudan bağ kuruyor ve 86 milyona anlatılması gerektiğini vurguluyor.
Süreci tamamlanmış bir nihai durum değil, uzun bir yürüyüşün başlangıcı olarak nitelendiriyor ve “Bin kilometrelik bir yol için ilk adımı atıyoruz. Herkese demokrasi için bir adım atmış oluyoruz” ifadesini kullanıyor.
Muhalefetin önündeki kritik sınav
Öcalan’ın yorumları, önümüzdeki dönemin temel siyasi tartışmasını da ortaya koyuyor. Kürt hareketinin silahlı mücadeleden siyasal ve anayasal zemine kaydığı bu süreçte, muhalefetin alacağı pozisyon kritik bir önem taşıyor.
Öcalan, muhalefetin süreci dışarıdan izleyen bir konumda kalmasını istemiyor. Geçmişte başörtüsü meselesinde yaşanan dönüşüm gibi, toplumsal değişimin geri döndürülemez olduğu anlaşıldığında CHP'nin sürece destek vermesi örneği hafızalardaki yerini koruyor. Öcalan’ın yorumları tam da bu noktaya işaret ediyor: Muhalefet yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri olmayı mı seçecek, yoksa değişimin gerisinde mi kalacak?
Öcalan’ın perspektifinde hedef belli görünüyor: Bağımsızlıkçı geçmişten cumhuriyetçi bir hatta geçilmesi, bunun demokratik cumhuriyet fikriyle tamamlanması ve yeni anayasanın geniş bir toplumsal mutabakatla biçimlenmesi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.