Ankara zirvesi: NATO'nun dönüşümü ve Türkiye'nin yeni stratejik değeri

Prof. Dr. Aygün Attar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Ankara zirvesi, NATO açısından yeni bir stratejik eşiğe işaret etmektedir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı'na karşı kolektif savunma misyonu üstlenen NATO, 1991 sonrasında yeni görev alanlarına yönelmiş; arama kurtarma, kriz yönetimi ve düzen inşası gibi başlıklarla farklı bir evreye geçmiştir. Ancak Rusya'nın 2008'de Gürcistan'a, 2014 ve 2022'de Ukrayna'ya müdahaleleri, ittifak içinde güvenlik algılarını yeniden sertleştirmiştir.

Bugün NATO, hibrit savaş, siber tehditler, yapay zekâ, insansız sistemler ve toplumsal dayanıklılık gibi yeni meydan okumalarla karşı karşıyadır. Bu nedenle Ankara Zirvesi, yeni bir güvenlik anlayışına kapı aralayabilir. Zirve, ittifak içindeki tüm görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmasa da kolektif savunma fikrini güncelleyen, caydırıcılığı güçlendiren ve NATO'ya yeni bir stratejik perspektif kazandıran önemli bir dönemeç olarak görülmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ankara Zirvesi'nin Türk Devletleri Teşkilatı açısından taşıdığı anlam, NATO gündeminin artık Avrasya jeopolitiğiyle daha doğrudan kesişmesidir. Bu tablo, Türkiye'nin NATO içindeki rolünü yalnızca Batı ittifakı sınırlarıyla açıklamanın eksik kalacağını göstermektedir. Ankara, aynı anda hem NATO'nun doğu-güney kanadında kilit aktör hem de Türk dünyasının kurumsal bütünleşme sürecinde merkezi güçtür.

Bu nedenle Ankara Zirvesi, yeni bir stratejik okuma gerektirmektedir. Türk Dünyası 2040 Vizyonu, üye devletler arasında iş birliğinden kademeli bütünleşmeye uzanan bir çerçeve ortaya koymakta; siyasi, ekonomik, toplumsal ve güvenlik alanlarında ortak kapasite geliştirmeyi hedeflemektedir. NATO'nun "NATO 3.0" kapsamında hibrit savaş, siber tehditler, yapay zekâ, insansız sistemler ve dayanıklılık başlıklarına yönelmesi, Türk Devletleri Teşkilatı'nın uzun vadeli vizyonuyla doğal bir temas alanı oluşturmaktadır.

Güvenlik boyutu, bu açıdan daha da dikkat çekicidir. Türk Devletleri Teşkilatı belgelerinde son yıllarda konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan tehditlere karşı güvenlik iş birliğinin önem kazandığı, üye devletler arasında güvenlik konularında düzenli istişarelerin yürütüldüğü belirtilmektedir. Bu durum, Türk Ekseni'nin askeri blok mantığından ziyade siyasi koordinasyon, stratejik danışma, krizlere ortak tepki ve bölgesel dayanıklılık hattı üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Ankara Zirvesi, bu hattın NATO ile temasını daha görünür hâle getirebilir.

Ulaştırma ve bağlantısallık meselesi de Türk Ekseni'nin stratejik değerini artırmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde uluslararası kombine yük taşımacılığı anlaşması, Ulaştırma Bağlantısallığı Programı ve 2023-2027 Yol Haritası gibi belgeler kabul edilmiş; 2024'te lojistik merkezleri ve yük taşıyıcıları arasında yeni iş birliği mekanizmaları kurulmuştur.

Bu çerçevede Orta Koridor, Hazar geçişi, Azerbaycan-Türkiye hattı ve Avrupa'ya uzanan lojistik damarlar, NATO'nun yeni güvenlik anlayışında kritik altyapı, enerji güvenliği ve tedarik zinciri dayanıklılığı bakımından daha fazla önem kazanacaktır. Ankara Zirvesi bu nedenle Türk dünyası açısından da şu mesajı vermektedir: Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığı arttıkça, Türk Ekseni'nin küresel güvenlik denklemindeki görünürlüğü de artacaktır.

Bu noktada ulaştırma, bağlantısallık ve güvenlik mimarisi arasındaki ilişki, Ankara Zirvesi'nin en kritik arka planlarından birini oluşturmaktadır. Zira Türk Ekseni'nin yükselen lojistik ve stratejik değeri, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu daha da güçlendirmekte; Ankara'yı hem Avrasya geçiş hatlarının merkezinde hem de Batı güvenlik sisteminin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline getirmektedir.

Bu tablo, Türk-Amerikan ilişkilerinde uzun süredir ertelenen bazı dosyaların yeniden masaya gelmesini de kaçınılmaz kılmıştır. CAATSA yaptırımları, bu dosyaların başında yer almaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'nde Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını açıklaması, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir stratejik kırılma noktası olarak öne çıkmaktadır. Bu açıklama, 2 müttefik arasındaki rutin diplomatik temasın çok ötesinde, uzun yıllardır Ankara-Washington hattını zehirleyen en hassas dosyalardan birinin yeniden açıldığına işaret etmektedir.

Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi almasının ardından yürürlüğe konulan yaptırımlar, zamanla ittifak içi güven bunalımının sembolüne dönüşmüştü. Bugün ise Washington, Türkiye'yi yaptırım baskısı altında tutmanın stratejik maliyetini yeniden hesaplamaktadır.

Bu gelişmenin asıl önemi, Türkiye'nin artık Batı güvenlik mimarisinde bekleme odasına alınabilecek bir aktör olmaktan çıkmasıdır. Ankara; Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Türk dünyası hattında aynı anda etkili olabilen, askerî kapasitesiyle sahada, diplomatik hamleleriyle masada ağırlık kuran bir güç merkezidir.

Savunma sanayiinde insansız hava araçlarından hava savunma projelerine, mühimmat üretiminden bölgesel güvenlik doktrinine kadar genişleyen Türk kapasitesi, Washington'un eski yaptırım reflekslerini giderek daha maliyetli hâle getirmiştir. Türkiye artık ittifak içinde yük taşıyan, fakat teknoloji ve ortak proje kapılarında bekletilen ülke görüntüsünü aşma iradesi göstermektedir.

Washington açısından CAATSA dosyasının yeniden ele alınması, Türkiye'yi Batı savunma ekosistemine daha güçlü biçimde bağlama arayışının parçasıdır. S-400 meselesi, ABD açısından NATO güvenliği ve hassas askerî teknoloji başlığı altında değerlendirilirken, Türkiye açısından ulusal güvenlik ihtiyacı ve egemen savunma tercihi olarak görülmüştür.

Yıllarca süren baskı ve gerilim, Ankara'nın savunma sanayiinde kendi kendine yeterlilik hedefini daha da güçlendirmiştir. Şimdi Trump yönetimi, cezalandırma dili yerine pazarlık, güven tazeleme ve stratejik yeniden hizalanma yaklaşımını öne çıkarmaktadır. Diplomasi sahnesinde bu hamle uzlaşma gibi görünse de arka planda büyük bir jeopolitik pazarlığın izleri okunmaktadır.

Bu sürecin en dikkat çekici boyutu F-35 dosyasıdır. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Türkiye açısından önemli bir siyasi kazanım ve yeni bir diplomatik koz anlamına gelse de F-35 programına dönüş meselesi daha karmaşık bir hatta ilerlemektedir.

Kongre'nin tutumu, S-400 sistemlerinin geleceği, ABD savunma bürokrasisinin güvenlik değerlendirmeleri, bölgesel dengeler ve Washington'daki lobi baskıları, bu dosyanın akıbetini belirleyecektir. Bu nedenle CAATSA kararında oluşacak yumuşama, F-35 kapısının tamamen açıldığı anlamına gelmekten ziyade, büyük savunma pazarlığının yeniden başladığını göstermektedir.

Önümüzdeki dönemde yaptırımların resmen kaldırılması, Türk savunma sanayii açısından ihracat lisansları, teknoloji transferi, ortak üretim, finansman kanalları ve uluslararası iş birlikleri bakımından yeni bir ivme yaratabilir. Daha önemlisi, bu gelişme Türkiye-ABD ilişkilerinde kriz yönetimi döneminden kontrollü stratejik pazarlık dönemine geçişin habercisi olabilir.

Ankara'nın hedefi, yaptırım baskısından arındırılmış, eşit müttefiklik hukukuna dayanan ve Türkiye'nin güvenlik önceliklerini tanıyan yeni bir ilişki modeli kurmaktır. Washington'un hedefi ise NATO'nun yeni kırılmalar çağında Türkiye'yi merkezde tutmak, ittifak içi çatlakları yönetmek ve Ankara'nın jeopolitik ağırlığını Batı güvenlik düzeni içinde yeniden konumlandırmaktır. CAATSA dosyasının kapanma ihtimali, bu bakımdan eski bir yaptırım sayfasının çevrilmesinden çok, Türkiye'nin büyük oyundaki yeni değerinin açık ilanı niteliği taşımaktadır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU