TAGEV ve "Güçlenen Gençlik" modeli: Vakıf kültürünün yeni vizyonu

Prof. Dr. Levent Eraslan Independent Türkçe için yazdı

Türkiye Aydın Gençler Eğitim Vakfı (TAGEV) tarafından düzenlenen "Evden Hayata: Güçlenen Gençlik Çalıştayı", 28 Haziran 2026

Son dönemde sosyal politika ve eğitim çevrelerinde en sık duyduğum, en can yakıcı kısaltmalardan biri hiç şüphesiz "NEET" (Not in Education, Employment, or Training).

Yani ne eğitimde ne istihdamda ne de mesleki eğitimde yer alan; bir anlamda hayatın bekleme odasına itilmiş gençlerimiz. Kavram, gündelik yaşamda yaygın olarak kullanılmasa da ne yazık ki pratikte çok sık karşımıza çıkıyor.

Unutmayalım, bu mesele sadece istatistiksel bir tablodan ya da ham verilerden ibaret değildir; ardında psikolojik tükenmişlik, aidiyet kaybı, sosyal dışlanma ve en önemlisi de derin bir gelecek umutsuzluğu barındıran çok katmanlı bir toplumsal gerçeğe işaret ediyor.

Özellikle güncel OECD verileri, ülkemizdeki tablonun ciddiyetini ve alarm zillerini net bir şekilde gözler önüne seriyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Genellikle bu tür kronik sorunlara yaklaşırken hatayı hep karşı tarafta arayan yapısal bir refleksimiz var. "Bu gençlerde ne eksik?" sığlığına düşüp faturayı yine dönüp dolaşıp gençliğe kesen o bildik, geleneksel bakış açısından kurtulamıyoruz.

İşte Ankara'da benim de katıldığım, TAGEV (Türkiye Aydın Gençler Eğitim Vakfı) tarafından düzenlenen "Evden Hayata: Güçlenen Gençlik Çalıştayı", tam da bu noktada ezber bozan bir zihniyet değişimi öneriyor ve bu alanda önemli bir boşluğu dolduruyor.

TAGEV, meseleyi sadece "istihdam ve iş bulma" parantezinden çıkararak odak noktasını değiştiriyor ve şu can alıcı soruyu soruyor:

Gençlerde eksik olanlar değil, gençler nasıl güçlenir?

Bu yaklaşım, ülkemizdeki sivil toplum anlayışı adına çok kıymetli bir tartışma zemini açıyor.

Çalıştaya davet edilen katılımcıların deneyimi ve çeşitliliği, aynı zamanda gün boyu sergiledikleri heyecan ve sorunun farkında oluşları, çalıştay sonuçlarının ne kadar nitelikli olacağının da göstergesi oldu.


Eksiklik odaklı değil, ekosistem odaklı yaklaşım

Çalıştay masalarında tartışılan başlıklar, Türkiye'nin en dinamik ama bir o kadar da kırılgan kitlesi olan gençliğimiz için ayakları yere basan, akademik derinliğe sahip somut bir reçete sunuyor.

Açılış konuşmasında Vakıf Başkanı Mirkan Aydın'ın da altını çizdiği gibi, NEET olgusu tek tip bir yapıya sahip değil.

Karşımızda kronik, geçici, gönüllü, nitelikli ya da tamamen umudunu kaybetmiş farklı alt kırılımlar var. Dolayısıyla bu çok boyutlu sorunu standart ve tek tip bir istihdam paketiyle çözmeye çalışmak en baştan hatadır.

Buradan yola çıkarak TAGEV, gençleri sadece destek bekleyen pasif bir kitle olarak görmüyor; onları "hayatın aktif öznesi" hâline getirmeyi amaçlayan bütüncül bir ekosistem modeli tasarlıyor.

Aile içi iletişimden dijital adaptasyona, psikolojik dayanıklılıktan fırsat eşitliğine kadar belirlenen 8 temel alan, aslında bugün modern eğitim biliminin üzerinde uzlaştığı "bütüncül gelişim" yaklaşımının sahada hayat bulmuş hâlidir.
 

 

Çalıştaydan çıkan akılcı ve akademik yol haritası

Çalıştayın yoğun oturumlarından süzülüp gelen ve karar vericilere rehberlik edecek nitelikteki pratik çözüm önerilerini şu başlıklarla özetleyebiliriz:


"Nitelikli NEET" için tersine mentorluk ve mikro yeterlilikler

Üniversite diploması olmasına rağmen iş gücü piyasasına adım atamayan "nitelikli NEET" grubu için bildiğimiz klasik eğitim kalıpları artık tek başına çözüm üretmiyor. Üniversitelerin ve STK'ların, gençlere baş döndürücü bir hızla değişen iş dünyasının ihtiyaçlarına yönelik esnek, hızlı ve nokta atışı mikro yeterlilik programları sunması gerekiyor. Bunun yanı sıra, gençlerin karar mekanizmalarında seslerini duyurabilmeleri adına iş dünyasının lider isimleriyle bir araya gelebilecekleri tersine mentorluk ağlarının kurulması kritik bir adım olacaktır.


Psikolojik dayanıklılık ve öz düzenleme müfredatı

Sistemden tamamen kopmuş ve umudunu yitirmiş gençlerin en büyük açmazı, motivasyon ve özgüven bağlarının kopmuş olmasıdır. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı'nın da bu çalıştaya kurumsal düzeyde destek vermesi, sorunun çözüm adresini net bir şekilde gösteriyor: Okullarımızda ve gençlik merkezlerimizde sadece akademik başarıya ve sınav odaklı sisteme yüklenmek yerine, gençlere kriz anlarında yeniden ayağa kalkabilme becerisini kazandıracak psikolojik dayanıklılık (resilience) ve stres yönetimi programlarına müfredatta acilen güçlü bir yer açmalıyız.


"Bakım veren" ve risk altındaki gençlere sosyal kalkan

Ev içindeki sorumlulukları, hasta ya da yaşlı bakımı nedeniyle eğitim ve iş hayatının tamamen dışında kalan (özellikle genç kadınlar) ya da dezavantajlı bölgelerde yaşayan kırılgan gençlerimiz için yerel yönetimlerle el ele verilmelidir. Bu kesime yönelik esnek uzaktan eğitim modelleri ve dijital istihdam alanları oluşturulmalıdır. Dijital dünyayı, Mirkan Aydın'ın da konuşmasında işaret ettiği gibi bir tehdit veya mücadele alanı olarak değil; tam aksine fırsat eşitliği sağlayan güçlü bir kaldıraç olarak konumlandırmak zorundayız.


Sonuç ve tartışma: Ortak akıl, çözüm arayışı ve aile faktörü

Vakıf kültürünün artık sadece klasik burs verme rutinlerine sıkışıp kalmaması; kamuyu, akademiyi ve sahanın uygulayıcılarını böylesi ortak bir akılda buluşturması, geleceğimiz adına çok büyük bir kazanımdır.

TAGEV'in bu süreçte önümüze koyduğu en gerçekçi perspektif, karşımızda homojen bir gençlik profilinin bulunmadığı gerçeğidir.

Çalıştay masalarında da açıkça gördüğümüz üzere; mezuniyet sonrası geçici olarak iş arayanlarla sistemden tamamen elini eteğini çekmiş kronik vakaların veya ev içi sorumluluklar yüzünden hareket alanı kısıtlanmış "bakım veren" gençlerin sorunları da ihtiyaçları da birbirinden farklıdır.

Bu yüzden atılacak adımların esnek, özelleştirilmiş ve bu çeşitliliğe yanıt veren politikalar içermesi şarttır.

Bu kördüğümün asıl çözüm anahtarı ise hiç şüphesiz gencin ilk nefes aldığı, ilk karakterinin şekillendiği sosyal çevrede, yani ailede gizlidir.

Çalıştay bünyesinde bizzat moderatörlüğünü üstlendiğim "NEET Kavramı ve Ebeveyn Bakışı" masasında yaptığımız derinlemesine tartışmalar, çok çarpıcı sonuçları ortaya koydu.

Bir gencin dış dünyadaki dalgalanmalara karşı ayakta kalabilmesi, sağlam bir kariyer inşa etmesi ya da dijital çağın getirdiği savrulmalardan korunması; her şeyden önce aile içindeki güvenli bağlara, açık iletişime ve öğrenmeyi destekleyen bir ev iklimine bağlıdır.

Hayattaki duruşu da başarıyı ya da başarısızlığı göğüsleme biçimi de ilk olarak evde şekillenir.

Burada gözden kaçırmamamız gereken en önemli husus ise coğrafi kapsayıcılıktır. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerin sunduğu imkân ve bakış açılarından hareketle, bu tür nitelikli ve somut çıktıları olan çalıştayların ve saha araştırmalarının ülkenin geneline yayılması artık bir zorunluluktur.

Türkiye genelini kapsayacak, yerel özellikleri yansıtan dinamik bir "Bölgesel NEET Haritası" çıkarılmalı; her ilin ve her bölgenin kendi sosyoekonomik gerçekleri ile gençlik kırılganlıklarının yerinde röntgeni çekilmelidir.

Bu haritanın ortaya koyacağı yol haritasıyla şekillenecek eylem planlarında ise mesleki ve teknik eğitim ile hayat boyu öğrenme süreçleri en güçlü, en etkili enstrümanlarımız olarak başrole yerleştirilmelidir.

Genç kuşağı hızla dönüşen iş gücü piyasasına uyumlu hâle getirecek esnek mesleki eğitim modelleri ve her yaşta gelişimi destekleyen hayat boyu öğrenme mekanizmaları, bu mücadelenin adeta can damarı olacaktır.

Vakıf Başkanı Mirkan Aydın'ın, "Bir gencin hayallerine ulaşması, kendi hayatıyla birlikte içinde yaşadığı toplumun geleceğini de değiştirir." cümlesi; aileden fitili ateşlenen, bölgesel stratejilerle desteklenen ve üretime dayalı pratik eğitimle taçlanan, bu topraklara ait bir kalkınma modelinin özetidir.

Türkiye'nin gençliğini o sessiz ev odalarından çıkarıp hayatın ve üretimin içine katmanın yolu; tek bir kalıba sığmayan bu gençlik profillerini doğru okumak, aileyi bu ekosistemin merkezine sağlamca yerleştirmek, mesleki eğitimi yeniden bir cazibe merkezi hâline getirmek ve bu vizyoner adımları tüm ülkeye yayarak sürdürülebilir, kalıcı devlet politikalarına dönüştürmekten geçiyor.

12 ve 13 yaşında 2 oğlu olan bir ebeveyn olarak ben de bu genel görünümden büyük bir endişe duydum ve gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğine olan inancım daha da güçlendi.

Vakıf yetkilileri de kapanış konuşmasında bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini ifade ettiler.

Unutmayalım; gençlik bizim en büyük ümidimizdir. Gençlerimizi sahipsiz bırakmayalım…

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU