16 Haziran sabahı Moskova'ya inen Hakan Fidan, o gün ve ertesi gün boyunca Rus tarafının neredeyse tüm kritik isimleriyle sırayla görüştü.
Önce Dışişleri Bakanı Lavrov, ardından Güvenlik Konseyi Sekreteri Şoygu, Cumhurbaşkanı Danışmanı Medinsky ve Ulaştırma Özel Temsilcisi Levitin.
Kremlin açıklamasına göre Fidan, Tataristan'ın başkenti Kazan'da Vladimir Putin ile de görüştü; Rus tarafı bunu "talep edildi ve kabul edildi" şeklinde duyurdu.
Protokol dilinde bu ifade önemsiz görünebilir; aslında içinde bir statü bildirimi barındırıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı randevu talep etti, Rusya Devlet Başkanı bunu uygun buldu.
Aynı saatlerde, birkaç yüz kilometre batıda, Fransa'nın Évian kentinde G7 zirvesi son gününü tamamlıyordu. Zelenski liderlerle görüşüyor, Ukrayna'ya hava savunma sistemleri vadediliyor, Rusya'ya yönelik yeni yaptırım paketleri tartışılıyordu.
Bu iki sahnenin eş zamanlı yaşanması ne bir rastlantı ne de salt bir takvim çakışması.
Fidan'ın Kazan'da Putin'in karşısında oturması, Türkiye'nin küresel jeopolitikte hangi koridorları açık tuttuğuna dair son derece bilinçli bir tercih.
Ankara bu tercihle hem Moskova'ya hem Brüksel'e hem Washington'a hem de Kyiv'e aynı anda farklı ama tutarlı mesajlar gönderdi.
Bu tür sahneleri okurken kime ne söylendiğine bakmakla beraber, nerede ve ne zaman söylendiğine de bakmak gerekiyor; zira jeopolitik sembolizm bazen söylenenden daha yüksek sesle konuşuyor.
Peki, bu ziyarette gerçekte ne konuşuldu?
Rus tarafının Fidan'a bu denli geniş bir kabul penceresi açmasının ardında ne yatıyor?
Türkiye bu görüşmeden somut olarak ne elde etti?
Bu soruları yanıtlamak, birkaç ayrı dosyayı aynı anda açmayı gerektiriyor.
MİT müsteşarından dışişleri bakanına uzanan hat
Fidan ile Putin arasındaki ilişki bugün başlamadı. Fidan'ın MİT müsteşarlığı dönemine, istihbarat kanallarının siyasi krizlerde işlevsel tutulduğu o zorlu yıllara dayanıyor.
Putin o dönemde Fidan'ı pek çok vesilede güvenilir muhatap olarak tanımlamıştı; kapalı toplantılarda dile getirilen bu değerlendirme, zamanla iki ülke arasındaki kurumsal güvenin somut bir parçasına dönüştü.
Türkiye-Rusya ilişkisinin en sancılı anlarında bile, 2015 uçak krizinde bile, devlet kanallarının tamamen kopmamasının arkasında kısmen bu kişisel tanışıklık birikimi yatıyor.
Köklü bir karşılıklı tanışmanın üzerine oturan ilişkiler kriz anlarında daha sağlam duruyor. Türkiye-Rusya hattı, bu gerçeğin canlı bir örneği olmayı sürdürüyor.
Fidan artık MİT müsteşarı değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin dışişleri bakanı. Bu unvan değişikliği, söz konusu kanalın yalnızca kişisel değil, kurumsal bir zemine oturduğunu da gösteriyor.
İki devlet arasındaki diyalog, bireylerin pozisyon değişikliklerine rağmen sürekliliğini koruyabiliyor; bu da Ankara-Moskova hattının ne kadar köklü bir yapıya dayandığını anlatıyor.
Rus tarafının açıklamalarına göre Putin bu görüşmede Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştiğini ve "yeni bir anlam kazandığını" vurguladı.
"Yeni anlam" ifadesinin diplomatik dildeki ağırlığını küçümsememek gerekiyor. Bu, bir nezaket sözünden çok, ilişkinin bir sonraki düzeye taşındığına dair kasıtlı bir sinyal.
Nitekim görüşme öncesinde Kremlin Sözcüsü Uşakov'un "Fidan talep etti, onaylandı" açıklaması da bu sinyalin bir ön hazırlığıydı. Rus tarafı, Türkiye Dışişleri Bakanı'na iade-i itibar niteliğinde kapsamlı bir kabul sahnesi kurguladı.
Lavrov, Şoygu, Medinsky: Rusya'nın tüm ağırlık merkezleri masadaydı
Bu ziyareti sıradan bir ikili görüşmeden ayıran en somut gösterge, muhatap listesinin genişliği. Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre Fidan, mevkidaşının yanı sıra savunma ve güvenlik ekseninin ağır topu Şoygu, müzakere dosyalarını yürüten Medinsky ve ulaştırma-lojistik hattındaki kilit isim Levitin ile de ayrı ayrı görüştü.
Bu 4 ismin tek bir ziyarette aynı Türk muhatapla buluşması, Moskova'nın Ankara'ya birden fazla kanaldan güçlü bir mesaj iletmesi anlamına geliyor.
Şoygu ile yapılan görüşme özellikle dikkat çekici. Ukrayna müzakereleri, Karadeniz güvenliği ve Suriye dosyası bu masada konuşulmadan geçilemez. Medinsky ise Rusya'nın Ukrayna ile görüşme süreçlerinde sürekli öne çıkan isim; Rusya-Ukrayna müzakerelerinin 2022'den bu yana yürütüldüğü ve Türkiye'nin arabuluculuk yaptığı hattın doğal mimarlarından biri.
Fidan'ın bu isimle masaya oturması, Ukrayna dosyasının bu ziyaretin merkezi başlıklarından biri olduğuna işaret ediyor.
Ulaştırma özel temsilcisi Levitin ile görüşülmesi ise başka bir boyutu gün yüzüne çıkarıyor: Tahıl koridoru, Karadeniz lojistiği ve altyapı bağlantısı bu hattın gündeminde yoğun biçimde yer alıyor.
Kısacası, bu ziyaret diplomasi, savunma, enerji ve lojistik olmak üzere dört ayrı kanalı aynı anda işletti.
Ukrayna meselesi: Türkiye arabulucu rolünü neden bırakmıyor?
Kazan'daki görüşmelerde Fidan'ın Ukrayna-Rusya müzakerelerinin yeniden Türkiye'de başlatılabileceği mesajını ilettiği diplomatik kaynaklardan yansıdı.
Bu teklif ilk kez dile getirilmiyor; Ankara uzun süredir müzakere ev sahipliği kapasitesini hem Moskova hem Kyiv'e hatırlatıyor. Lakin bu kez zamanlamanın ayrı bir ağırlığı var.
G7 Évian'da Ukrayna için taahhütler üretirken, Türkiye Kazan'da Rusya'ya müzakere platformu sunuyordu. Bu iki paralel mesaj aslında çelişmiyor. Biri Batı düzlemindeki stratejik yönelimi, diğeri ise Türkiye'nin özgün diplomatik koridorunu işaret ediyor.
Arabuluculuk rolü, Türkiye açısından prestij meselesi olmanın ötesinde somut bir stratejik çıkar. Kendi sınırlarına yakın bir savaşın devam etmesi Ankara'nın ekonomik, demografik ve güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor.
Bu gerçeği göz önüne aldığımızda, Türkiye'nin müzakere kanallarını her koşulda açık tutma ısrarı dış politika aktivizminden ziyade ulusal çıkarla örtüşen pragmatik bir tercih.
Daha ilginç soru şu: Rusya bu teklife gerçekte ne kadar sıcak bakıyor?
Kremlin şimdiye kadar net bir ret de net bir kabul de söylemiş değil. Bu belirsizliğin kendisi bir yanıt aslında.
Moskova, Türkiye'nin arabuluculuk teklifini açıkça reddetmeyerek hem diplomatik seçeneklerini açık tutuyor hem de Ankara'yı Batı'dan farklı bir kanalda tutmaya devam ediyor.
Müzakerenin nerede yapılacağından çok müzakere masasının kurulup kurulmayacağı sorusu şu sıralar daha belirleyici. Türkiye bu soruya "masayı biz kurabiliriz" yanıtını vermeyi sürdürüyor.
NATO üyesi Türkiye'nin kaldıraç diplomasisi
Bu ziyareti değerlendirirken sıkça düşülen bir tuzak var: Ya "Türkiye Rusya'nın yanında" ya da "Batı'yı zor durumda bırakıyor" yorumu.
Her iki okuma da gerçeği hem aşıyor hem de Türkiye'nin özgün pozisyonunu görünmez kılıyor.
Türkiye NATO'nun ikinci büyük kara kuvvetlerine sahip ülkesi olarak ittifak içindeki ağırlığını sürdürürken, Rusya ile ekonomik, enerji ve diplomatik bağlarını da kesmiyor. Bu çelişkili değil aslında son derece hesaplı bir çizgi.
Türkiye bu çok boyutluluğu bir zorunluluk olarak değil, aktif bir tercih olarak sahaya sürüyor. Batı'da Fidan ziyaretine dair temkinli sinyaller gecikmeden geldi; Ankara bunun farkında olarak ziyareti gerçekleştirdi ve bu konuşlandırmayı Türkiye'nin özgün rolünün doğal bir uzantısı olarak sundu.
Kaldıraç diplomasisinin özü şu: Hem G7 deklarasyonlarından hem de Kazan masasından dışarıda kalmadan, her iki eksenin de ihtiyaç duyduğu aktör olmak. Türkiye bunu uzun süredir yapıyor; Fidan'ın Moskova ziyareti bu anlayışın en güncel ve en net ifadesi.
Rusya'nın Türkiye'ye neden bu kadar geniş kapı açtığı sorusu
Rus tarafının Fidan'ı bu denli kapsamlı bir kabul listesiyle karşılamasının birkaç pratik açıklaması var:
- Birincisi, Türkiye Rusya'nın Batı yaptırımlarını kısmen devre dışı bırakabildiği önemli ekonomik köprülerden biri olmayı sürdürüyor; ikili ticaret hacmi son yıllarda yüksek seyretti.
- İkincisi, Montrö Sözleşmesi üzerindeki Türk kontrolü, Karadeniz'de deniz kuvvetleri dengesini doğrudan etkileyen bir değişken olarak Moskova için stratejik önceliğini koruyor.
- Üçüncüsü, Suriye'den Libya'ya uzanan bölgesel dosyalarda Türkiye sahada varlığını koruyan ve Rusya'nın görmezden gelemeyeceği bir aktör olmayı sürdürüyor.
Bu 3 unsurun bir araya gelmesi Türkiye'yi Moskova gözünde ikame edilemez kılıyor. Fidan da Kazan'a bu gerçeğin bilincinde gitti.
Bunlara bir de sembolik boyutu eklemek gerekiyor. G7'nin Moskova'ya baskıyı artırdığı, yaptırımların genişletildiği haftalarda Türkiye Dışişleri Bakanı'nı Kremlin'de ağırlamak, Rusya açısından "izole değiliz" söylemini görsel olarak destekleyen bir sahne üretiyor.
Fidan bunu biliyor, Putin bunu biliyor; her iki taraf bu sahnenin değerini hesaplayarak masaya oturdu. Türkiye'nin bu tablo içindeki yeri bir pasif gözlemci değil; aksine sahneyi bilen ve sahneden yararlanan aktif bir oyuncu.
Fidan'ın bu ziyaretten eli boş döndüğünü düşünmek gerçekçi olmaz. Ukrayna müzakerelerinde Türkiye'nin rolüne yeşil ışık yakılmış olabilir, enerji bağlantılarında yeni bir sayfa açılmış olabilir, bölgesel güvenlik dosyalarında kanallar test edilmiş olabilir.
Bunların kaçı kamuoyuyla paylaşılacak, kaçı diplomatik arşivlerde kalacak, bunu zamanla göreceğiz. Kazan'daki görüşmenin asıl değeri, sonuç bildirgesinin içeriğinden çok Putin'in masasına oturan adamın oradan ayrıldığında hem Doğu hem Batı tarafından ciddiye alınmaya devam etmesinde yatıyor.
Fidan'ın Rusya ziyareti düşündüğümüzden önce karşılıklarını verecek bir hamle; faturası ya da kazancı belki birkaç ay içinde netleşecek.
Kaynaklar:
https://tass.com/politics/2147991
https://www.dailysabah.com/politics/diplomacy/putin-praises-russia-turkiye-ties-as-he-hosts-fm-fidan-in-kazan
https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-rusya-federasyonu-nu-ziyareti--16-17-haziran-2026--moskova.tr.mfa
https://gdh.digital/haber/fidan-ve-putin-kazanda-bir-araya-geldi-turkiye-rusya-gundeminde-kritik-basliklar-wjqnyi1o4q
https://www.aa.com.tr/tr/analiz/hakan-fidanin-moskova-ziyareti-krizlerin-golgesinde-cok-boyutlu-diplomasi/3970509
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish