ABD ve İran mutabakatının satır araları

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptını çarşamba günü Fransa'daki Versay Sarayı'nda imzaladı / Fotoğraf: Reuters

Bugün burada ABD (Trump) ve İran (Pezeşkiyan) tarafından imzalanan Mutabakat Zaptı’nın 14 maddesinin ruhunu açıklayacağım.

Temel olarak yaratılan durum değişikliğini açıklayacağım. Çünkü günümüz savaşlarının amacı bu! 

Savaşın başlarında şöyle ifade etmiştim:

Trump demek istiyordu ki, İran tüm işlerini Çin ile sürdürüyor, yüzde yüz oranında, ama eğer İran, ABD ile de iş yaparsa, bu talep mesela yüzde elli Çin ise yüzde elli de ABD olsun şeklinde olsun.


Bu basit açıklamaya göre yineleyeyim, elde edilen sonuç bir "durum değişikliği" yaratmaktır. 

Modern savaşlarda zafer değil, durum değişikliği aranmalıdır.

Yine çok yerde anlattım ve yazdım. "Bu savaşta toprak işgali ve egemenlik paylaşımı konuları yok" dedim.

Kara harekâtı olmayacağını ifade ettim. (Israrla olursa neresi olur diye sorulduğunda ise bunu Hürmüz bölgesindeki adacıklara indirgedim.)

Egemenlik deyince karar alma süreçlerine dair şu 2 husus var: 

  1. Birincisi Hürmüz. Hürmüz’de konu Körfez Ülkeleri ile Boğaz’ın paydaşı Umman Sultanlığı var. İran Umman’ı ve Körfez Ülkeleri’nin yok saymaktaydı, musluğu ben açar ben kapatırım demekteydi. Peki bu süreçten sonra durum değişecek mi? Türkiye’de Hürmüz konusunu en baştan itibaren, en kapsamlı ve hukuk yönüyle açıklayanlardan biriyim. Gelinen noktaya bu gözle bakmanızı isterim.
     
  2. İkincisi ise nükleer kapasite meselesi. ABD İran’ın nükleer silah sahibi olmaması (üretmek ve satın almak) için gerekeni yapmakla ilgilendi, haklı veya haksız bu ayrı. Ancak egemenlik yönüyle bakın, bugün kararı kim veriyor ve hangi şartlarda veriyor. Askeri operasyon, üstüne MoU imzası. Bu metin ne diyor? Yine ifade edeceğim, Türkiye’de nükleer madde öyle alınıp gidilemez, İran vermezse olmaz; nedeni olarak teknik gereklilikler dedim ve etraflıca açıkladım. Vermek konusunun bu MoU’daki detayına bu gözle bakın isterim.

Savaş bana göre çok önce başladı. Askeri baskı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle başladı.

Bu bir beşinci nesil hibrit savaştı. Diplomasi de askeri tedbirler de bu savaşın içindeydi.

Amaç İran’ın yönünü değiştirmek, Batı dünyasına yaklaştırmaktı (ekonomi, enerji, uluslararası anlaşmalar, finans, sigorta vb.).

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

ABD çok uzun süredir İran’a karşı çeşitli stratejik baskı yöntemlerini uygulamaktadır; bunlardan ilklerinde ekonomik yaptırımlar vardı, en sonunda ise askeri operasyon, ancak bütün süreçlerde diplomasi vardı, olay bölgeselleştirildi ve küreselleştirildi.

Baskıyı koyan da gevşeten ve kaldıran da ABD! Neyin karşılığında? Yarattığı durum değişikliğinin karşılığında.

Mutabakat metninde yazılı olan hususlara bu gözle bakmakta yarar olacaktır.

Bir kere bu imzalanan bir mutabakat zaptıdır. Mutabakat zaptının imzalanması ABD ve İran arasındadır. (İsrail yok, ama Yemen de yok, vekillerden de bahsedilmiyor.)

MoU, yine ikisi arasında nihai anlaşma için ve o zamana kadar karşılıklı yapılacakları kapsamaktadır. Nihai anlaşmanın bağlayıcılığı için bir adım daha var.

Bu ne? Birleşmiş Milletler kararı. Duruma ve tüm anlaşma paketine bakmak gerekiyor, sadece MoU’ya değil.

Şu an MoU çerçevesindeki uygulamalarının takibi, kolaylıkları ve raporlamaları için, bu süreç boyunca, ABD ve İran bir "yürütme mekanizması" oluşturacaktır.

Eğer bu mutabakata uyulur ise nihai anlaşma yapılacaktır. Sonra BM kararı. Yani iş bitmedi!

Nihai anlaşma, 60 gün sonra geçilecek sonraki aşamada. Nasıl olacak? Karşılıklı müzakereyle ve teknik çalışmalarla.

Teknik konular: Hürmüz, nükleer, mali konular vb. Peki 60 gün yetmedi, ne olacak? İyi niyete ve işbirliğine bakılacak, burası önemli.

Eğer karşılıklı rıza ile süre uzatılacaksa bu mümkün olacak.

Burada ABD taahhütleri uzun süredir canlı tuttuğu baskı unsurlarını kaldırmak ve İran ile ilişkileri normalleştirmek içindir.

Başlarda işaret ettiğim çerçevede düşünün: Durum nereden nereye…

MoU’da yazılı, ABD koyduğu ablukayı da kaldırır, kuvvetlerini geri çeker.

Ancak geri getirir de. Neye göre? Mutabakatın gereğince.

Burada ABD geri çekildi, bitti gitti diye düşünülmesin. Ayrıca ABD’nin 5. Filos’u Bahreyn’de.

Orada ne kadar güç bulunduracağını bir kendi belirler.

Üstelik şu da oldu kabul edin, savaşta Körfez’e savaş gemilerini sokarken risk altında diyebileceğimiz ABD donanması için MoU sonra durum değişti, risk kalktı.

ABD tuttuğu 300 milyar doları tedricen açar. Bu şunu da göstermektedir, İran’ın alacağı bu para nerede nasıl kullanılacak, bugünden sonra takibi de mümkün hale geliyor.

Önemsediğimde ifade etmeliyim, bankaların, sigortaların, borsaların, vb. çalışma şartlarında bugüne dek İran farklı yoldaydı, artık öyle olmayacak.

Çünkü ABD elinde tuttuğu İran varlıklarını devreye koyarken de kendi sistemini devreye koyacak; lisanslar, belgeler, muafiyetler, izinler vb.

İlaveten şuna bakın, MoU diyor ki, "yaptırımların sona ermesine kadar, ABD Hazine Bakanlığının İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık işlemleri, sigortacılık, nakliye vb. dahil olmak üzere tüm ilgili hizmetler için muafiyetler vereceğini taahhüt eder".

Söylediğim gibi değil mi?

İran ABD’nin çalışmasına izin vermediği gibi uluslararası kurumların çalışmasına da engel oluyordu.

Ama artık MoU mekanizması kontrol edecek ve şarta bağlı, bundan böyle İran, Birleşmiş Milletler (UN) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) çalışanlarını kendi istediği gibi yönlendiremeyecek.

Arada işte o mekanizma var. Sonuçta Güvenlik Konseyi ve Atom Enerjisi raportörleri konuya tam dahil olacak, bir de artık meseleleri MoU belgesi çerçevesinde takip ve kontrol edecekler.

Nükleer madde: MoU’da yazan cümlede, "bir mekanizma çerçevesinde, zenginleştirilmiş malzeme stoklarının imhasını, UAEA gözetimi altında yerinde seyreltme yoluyla gerçekleştirilecek asgari yöntemle çözüme kavuşturmak" dediğine göre, bugüne kadar gizlenen konular vardı, şimdi her şey ortaya konacak, görülecek, evraklarla birlikte fiziki sayım yapılarak, öyle başlanacak, sonra işlemler uzmanlarla birlikte yapılacak demek oluyor.

Bunu eliyle kim getirecek? İran. Kime? ABD ve ilgilere. İran nükleer programına nasıl devam edecek? Gözetimle (UAEA gözetimi, kurallar gereği) ve barışçıl amaçlarla ilgili olan şekliyle.

Mutabakatta Körfez Ülkeleri’nin çıkarları gözetiliyor. Her ne kadar metinde doğrudan Umman dışında ülke isimleri yer almıyorsa da artık onlar da İran’ın bu mutabakata uyup uymadıklarına bakacak.

İran’ın Körfez’e tehdit oluşturup oluşturmadığı, ticari faaliyetlere engel olup olmadığı takip edilecek.

Mesela şöyle söyleyenler var: Savaştan önce Hürmüz açıktı. Evet, açıktı. Ama şimdi durum değişti.

Açık olacak, ama nasıl?

Her bir konuya böyle bakın…

Savaş neyi değiştirdi? Durumu!

Burasını anlamadan on dört maddeyi okuyanlar var. Öyle okumayın. 

Üstelik İran savaş sonrası, yeni bir silahlı kuvvet kurmak durumunda.

Bu mutabakatta yazlı değil. Ama yapmak zorunda. Nasıl olacak? 

Mutabakatta sadece savaş için tertiplenen askerler var.

ABD 10 bin km öteden birlik getirdi, burada durması maliyetli, elbette geri intikalleri olacak.

Ama tekrar asker getirmesine engel değil, hatta tecrübelerini de ekleyerek bunu yapar.

İran ne yapacak? Önce petrol satmak ve para kazanmak zorunda, bu işleri oturtması gerekiyor.

Yine de İran için zamana ihtiyacı olan taraf demekte yarar olacak.

Demek ki durum değişikliğinde taraflar için bir zamanı kullanma açısından da farklılıklar olacak.

"Ee, savaş pahalıya mal oldu…" Öyledir. Savaş yapıyorsunuz, bedeli olur.

Değer mi değmez mi başka tartışma konusu. Ama eğer, şubat sonu itibariyle, mesela bugünlerde İran’ın elinde bir nükleer silah başlığı olacaksa idi savaşmaya değer miydi değmez miydi, bunu ABD veya iktidardaki Trump bilebilirdi.

Karar onlarındı, saldırdılar. Bugün de bir mutabakata vardılar. Sonrası yine onların elinde olan bir konu.

Sonuç: Taraflar için kontrol içindeki şartlar, zaman kullanımı ve saha etkileri değişti.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU