Soğuk Savaş'ın 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla fiilen sona ermesi, uluslararası sistemde köklü bir "durum değişikliği" yarattı.
Pek çok kişi bu süreci basitçe "ABD ve NATO'nun zaferi" olarak yorumluyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"NATO genişledi" tezi sıkça dile getiriliyor. Oysa gerçek daha karmaşık ve stratejik bakışı gerektiriyor:
Evet, ABD/NATO ve demokrasi ile serbest piyasa ekonomisi Soğuk Savaş'ın görünür galibi oldu; ancak savaşmadan, ustaca fırsatçılıkla asıl büyük kazananlardan biri de otoriter komünist Çin oldu.
Pekin Mutabakatı'nın (Çin'in Mao Zedong sonrasında, özellikle Deng Şiaoping ile uygulamaya koyduğu ve devlet kontrollü kapitalizmi merkeze alan ekonomik kalkınma modelidir) yükselişiyle birlikte demokrasi şartı olmayan kalkınma modeli, küresel sistemde ikinci büyük handikabı oluşturdu.
Baltıklar'dan Afrika'ya, Doğu Avrupa'dan Latin Amerika'ya uzanan geniş coğrafyada eşitsiz sonuçlar ortaya çıktı.
Kazananlar: İç irade ve Batı entegrasyonuyla kurumsal başarı
Baltık Devletleri (Estonya, Letonya, Litvanya), Polonya, Çekya, Slovakya ve Slovenya gibi ülkeler, kendi tercihi ağırlıklı demokratikleşme ile şok terapi piyasa reformlarını başarıyla birleştirdi. Serbest ticaret, modern bankacılık, sigorta sektörü ve popüler kültürün Batılılaşması kurumsal güveni pekiştirdi. AB/NATO üyeliği (2004-2007) hukukun üstünlüğünü ve ekonomik disiplini getirdi. Bu ülkeler dünya büyümesine net pozitif katkı sağladı ve küresel tedarik zincirlerine güçlü entegrasyon sağladı.
Kaybedenler: Otoriter miras ve güç vakumları
Rusya, Belarus, Orta Asya cumhuriyetleri, Afrika'daki eski Sovyet destekli rejimler (Angola, Mozambik) ve Latin Amerika'daki Venezuela, Küba gibi örnekler kaybedenler oldu. Sovyet merkeziyetçi mirası, kaynak laneti ve hibrit baskılar demokrasi ile derin piyasa reformlarını engelledi. Renkli devrimler gibi "küçük dokunuşlar" kısa vadeli umut verse de sürdürülebilir kurumlar oluşmadı; rantiye ekonomiler ve istikrarsızlık hâkim kaldı. Bu durum, geniş Sovyet nüfuz alanında güç vakumlarının kalıcı hibrit rejimlere dönüştüğünü gösterdi.
Çin'in sessiz genişlemesi: NATO genişlerken Çin de genişledi
"NATO genişledi" diyenlere karşı şunu vurgulamak gerekir: Aynı dönemde Çin de muazzam bir stratejik genişleme gerçekleştirdi. SSCB'nin çöküşü Rusya'yı zayıflattı ve Orta Asya'dan Afrika'ya, Latin Amerika'ya geniş bir güç vakumu yarattı. Çin, Deng Şiaoping reformlarını küresel küreselleşmeyle birleştirerek "dünyanın fabrikası" haline geldi. DTÖ üyeliği (2001), Batılı üretim kaydırması ve ucuz işgücüyle ihracatı patladı. Eski Sovyet bloğu ve gelişmekte olan ülkeler hem hammadde kaynağı hem mamul mal pazarı oldu.
Pekin Mutabakatı, Washington Mutabakatı'nın (şok terapi, özelleştirme, demokrasi şartı) aksine devlet kapitalizmi, sistemli/aşamalı yaklaşım ve koşulsuz işbirliği sundu. Kuşak ve Yol (BRI) girişimiyle Afrika ve Latin Amerika'da altyapı yatırımları, maden erişimi ve "kazan-kazan" retoriğiyle derin nüfuz kazandı. Rusya'yla asimetrik enerji-ticaret ilişkisi de Çin lehine işledi. Böylece Çin, küresel GSYİH payını dramatik artırdı ve otoriter istikrarla kalkınma modelini küresel sisteme yaydı. NATO askeri ve kurumsal genişlerken, Çin ekonomik, ticari ve ideolojik olarak sessizce genişledi.
Demokrasi karşıtlığı: İkinci büyük handikap
Çin'in yükselişiyle birlikte "demokrasi olmadan da kalkınma mümkün" tezi yaygınlaştı. Bu, hibrit rejimleri besledi ve Batı'nın yumuşak gücünü eritti. ABD/NATO ve demokrasi ile serbest piyasa Soğuk Savaş'ın klasik galibi olsa da, otoriter komünist Çin savaşmadan kazanan oldu. Bu süreç, klasik zafer anlayışının ötesinde uzun vadeli "durum üstünlüğü" mücadelesine dönüştü. Demokrasi handikabı, dünya sistem düzeninde otoriter modellerin rekabet gücünü artırdı ve hibrit savaşların (ekonomik, bilgi, kültürel) belirleyici hale geldiğini gösterdi.
Dünya sistemi düzeni açısından teşhis
Soğuk Savaş sonrası değişim, "durum değişikliği"nin en çarpıcı örneklerinden biridir. Görünür galip ABD/NATO olsa da, Çin'in fırsatçılığı küresel güç dengelerini asimetrik olarak değiştirdi. Kazananlar kurumsal entegrasyonla refahı yakalarken, kaybedenler güç vakumlarında sıkıştı ve Çin bu vakumları doldurarak sistemin yeni merkezlerinden biri haline geldi. Bu teşhis, gelecekteki stratejik rekabetin klasik askeri zaferlerden ziyade ekonomik, ideolojik ve hibrit araçlarla şekilleneceğini ortaya koyuyor.
Klasik zafer yanılsamasından kurtulmak ve gerçek "durum değişikliği" dinamiklerini doğru okumak, dünya sistemi düzeninin temel gerekliliğidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish