Peru cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda ortaya çıkan kıl payı tablo, sıradan bir demokratik yarışın ötesinde, küresel güç mücadelelerinin ve bölgesel kırılma hatlarının Latin Amerika eksenindeki en sıcak, en gerilimli tezahürlerinden biri.
Zira, sayılan oyların nihai aşamaya geldiği ve Keiko Fujimori ile Roberto Sanchez arasındaki farkın birkaç bin oya, hatta adeta foto finiş çizgisine sıkıştığı bu süreç, And Dağları’ndan Pasifik kıyılarına uzanan derin bir jeopolitik, sosyo-ekonomik ve sınıfsal kutuplaşmanın tescili olsa gerek.
Bir tarafta kırsal nüfusu, yoksullaştırılmış yerli halkları ve geleneksel merkez karşıtlığını arkasına alarak oligarşik yapıya meydan okuyan sol-milliyetçi blok, diğer tarafta ise başkent Lima elitlerini, güvenlik bürokrasisini, iş dünyasını, soldan ümidini kesmiş, son yıllarda ekonomik açıdan hüsrana uğramış orta sınıfı temsil eden, liberal sağ hareket kozlarını paylaştı.
Seçim gecesi taşra oylarıyla öne geçen sol bloğun karşısına, ABD ve Japonya gibi hegemonik dış merkezlerden gelen diaspora oylarının ağırlığını koyarak Fujimori’yi kıl payı öne geçirmesi, Peru iç siyasetinin uluslararası hinterlandından ve küresel güç dengelerinden bağımsız okunamayacağını bir kez daha ispatlıyor.
Bugün Lima sokaklarındaki barut kokusu ve tarafların sandık başında tahkim ettiği sokak mobilizasyonu, sadece bir hile iddiasının çok ötesinde, doğrudan devlet aygıtının ve kurumlarının yaşadığı derin meşruiyet krizine işaret ediyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Peru, son 10 yılda 8 başkan öğüten, kurumsal çürümeyle malul kronik istikrarsızlık mekanizmasını bu seçimle de kıramadı ve çift meclisli sisteme dönüşün sancıları ve Kongre’deki parçalı yapıyla birlikte yönetilemez bir fetret devrinin eşiğine geldi.
Ulusal Seçim Jürisi’nin masasındaki binlerce itiraz tutanağı, ülkenin kaderini belirleyecek hukuki bir muhakemeden ziyade, iki kutup arasındaki asimetrik bir satranç hamlesi.
Lojistik hatların, maden sahalarının ve stratejik limanların güvenliğinin masada olduğu bu konjonktürde, sonuç resmiyet kazansa dahi, kazanan liderin toplumsal rızayı üretmesi ve ülkeyi stabilize etmesi imkansıza yakın; çünkü Güney Amerika’nın bu kritik jeopolitik merkezinde sokak, sandığın meşruiyetini her an bypass edebilecek radikal ve yapısal bir aktör olarak pusuda bekliyor.
Siyasal elitlerin hegemonya savaşı, ülkeyi yapısal bir çöküşe doğru sürüklerken, Peru'daki bu kırılma tüm Latin Amerika genelindeki sol-sağ dengelerini ve bölgesel ittifak mimarisini de doğrudan sarsacak potansiyele sahip.
And havzasının bu kadim coğrafyası, zengin maden yatakları ve stratejik konumu nedeniyle öteden beri küresel aktörlerin radarında olageldi.
Özellikle Çin’in bölgede artan ekonomik yatırımları, devasa liman projeleri ve altyapı hamleleri, Washington’ın arka bahçesi olarak gördüğü bu kuşağı yeniden tahkim etme arzusunu kamçılamakta.
Dolayısıyla Peru’daki seçimler, sadece Lima’daki hükümet sarayının kimin tarafından yönetileceği sorusunun cevabı değil, aynı zamanda Pasifik kıyısındaki jeo-ekonomik dengelerin hangi aksa kayacağının da ilanı olacak.
Sol-milliyetçi Sanchez’in kazanması, bölgedeki kaynak milliyetçiliği eğilimlerini güçlendirerek küresel maden tedarik zincirlerinde yeni bir millileştirme dalgasını tetikleme potansiyeli taşırken; Fujimori’nin olası zaferi, Batı merkezli finans kapitalin ve geleneksel güvenlik mimarisinin bölgedeki mevzilerini koruması anlamına gelecek.
Tabii bu yapısal denklemin önündeki en büyük engel, Peru devlet mekanizmasının tam anlamıyla bir işlevsizlik sarmalına girmiş olması.
Zaten ülkede rüşvet, yolsuzluk ve organize suç ağları siyasetin yasal zeminini o kadar derinlemesine kemirdi ki, sıradan bir vatandaş için sandık artık yapısal sorunlara çözüm üreten bir mekanizma olmaktan çıktı.
Bu durum, seçmenin radikal uçlara savrulmasını ve ılımlı merkezin tamamen tasfiye olmasını beraberinde getirdi.
İlk turda yarışan otuzdan fazla adayın yarattığı parçalanmışlık, ikinci turda iki uzlaşmaz ideolojik kampın ölüm kalım savaşına dönüştüyse, bunun müsebbibi ülkenin kronikleşmiş kurumsal çöküşüdür.
Yeniden inşa edilmeye çalışılan çift meclisli parlamento yapısı da bu yangına körükle giderek, yasama ve yürütme arasındaki güç savaşlarını daha da kurumsallaştırıyor.
Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, Keiko Fujimori’nin babası Alberto Fujimori’nin doksanlı yıllardaki otoriter mirası, ülkenin kolektif hafızasında hala derin bir yara olarak durmakta.
Sol seçmen için Fujimori isminin yeniden iktidara gelmesi, demokratik kazanımların tamamen tasfiyesi ve askeri-sivil bir oligarşinin geri dönüşü demek.
Diğer taraftan sağ blok için Sanchez, ülkeyi kaosa, kamulaştırma dalgalarına ve ekonomik çöküşe sürükleyecek radikal bir tehdit olarak görülüyor.
Karşılıklı bu varoluşsal tehdit algısı, seçim sonrası dönemde tarafların bir araya gelerek asgari bir müşterekte buluşmasını imkansız kılıyor.
Dolayısıyla mahkemelerin vereceği karar ne olursa olsun, taraflardan biri kendini sistemin dışına itilmiş hissedecek ve hıncını sokak barikatlarında arayacak.
Velhasılıkelam Peru, küresel sistemin fay hatlarının yerel dinamiklerle birleştiğinde nasıl büyük bir siyasal depreme yol açabileceğinin laboratuvarı konumunda.
Önümüzdeki günlerde itiraz edilen her bir oy pusulası üzerinden yürütülecek mücadele, aslında Peru’nun önümüzdeki 30 yılının rejim karakterini belirleme mücadelesi anlamına geliyor.
And Dağları’nın zirvelerinden maden işçilerinin öfkesi yükselirken, Lima’nın korunaklı mahallelerinde elitlerin hegemonya yitirme korkusu hakim.
Bu asimetrik gerilim, sadece bir seçim sonucuyla yatıştırılamayacak kadar derin ve Latin Amerika’nın jeopolitik geleceğini şekillendirecek en kritik eşik olarak tarihteki yerini aldı.
Nihayetinde resmi kurumların ilan edeceği nihai veri, bu büyük krizin sonu değil, muhtemelen çok daha şiddetli bir toplumsal dalgalanmanın başlangıç fişeği olacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish