Bakan Fidan: Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan toplantısı hafta sonu Pakistan’da yapılabilir

Bakan Fidan, Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan arasında planlanan dörtlü toplantının hafta sonu Pakistan’da yapılabileceğini belirterek, savaşın durdurulması ve yayılmasının önlenmesinin öncelikleri olduğunu söyledi

Fotoğraf: ANKA

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan arasında planlanan dörtlü toplantının hafta sonu Pakistan’da gerçekleştirilebileceğini açıkladı.

A Haber televizyonunda katıldığı canlı yayında değerlendirmelerde bulunan Fidan, toplantının başlangıçta Türkiye’de yapılmasının planlandığını ancak Pakistanlı yetkililerin ülkede kalma zorunluluğu nedeniyle yerinin değiştirildiğini belirtti.

Fidan, “Bizim aslında planlı bir toplantımız vardı. Bunu ilk başta Türkiye’de yapmayı düşünüyorduk. Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan toplantısını. Fakat Pakistanlı kardeşimiz ülkesinde kalmak zorunda kaldığı için onu Pakistan’a kaydırdık. Belki hafta sonu orada bir araya geleceğiz” dedi.

“Bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önemli” 

Hem 12 Gün Savaşı’nda hem de şimdi çalışmalarının olduğunu dile getiren Fidan şöyle konuştu: 

“Bu sene de çok çalışmamız var. Bir numaralı hedefimiz savaşın durması. Bunu yaparken de savaşın daha büyük yaygınlık göstermemesi önemli bizim için. Burada işte diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önemli. Çünkü bu savaş inşallah öyle veya böyle bir noktada biter ama bölgesel istikrarsızlık, yani nükleer bomba atılmış gibi hani 30 sene 40 sene bir yerde bitki bitmiyor nükleer bombadan sonra, bazı yerlerde savaş olunca toplumlar arasında, kültürler arasında çok ciddi, ülkeler arasında husumetler yıllarca devam ediyor. Orada artık iş birliğini, kalkınmayı, refahı esas alacak bir ortam kuramıyorsunuz. Biz bunun olmasını istemiyoruz yani bütün çabamız aslında bunu önlemeye yönelik.” 

“Amerikalılar bizimle de koordine ediyorlar, konuşuyoruz. İranlıları da bilgilendiriyoruz” 

Fidan, savaşın ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörlerin de gördüğünü belirterek, “Şimdi müzakerelerde bir aşamaya gelindi gibi. En azından müzakereler başladı, Pakistan üzerinden mesaj aktarımı var. Bunu Amerikalılar bizimle de koordine ediyorlar, konuşuyoruz. İranlıları da bu konuda bilgilendiriyoruz. Bugün yine hem diğer tarafla hem İranlılarla uzun görüşmelerimiz oldu. Tarafların nerede durduğunu hangi türden beklentiler içerisinde olduğunu daha rahat anlamaya çalışıp uygun mesajları vermeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Pakistan merkezi bir rol oynuyor” 

Tarafların taleplerinin ne noktada olduğu sorusu üzerine müzakerelerde bir açılış pozisyonu olduğunu ifade eden Fidan, “Haliyle ilk pozisyonlar biraz yukarıdan tutulur ki, daha sonra müzakeresi yapılsın diye. Bence bazı taleplerin yukarıdan tutulması aslında burada alışılmadık bir durum değil. Yani bu yönetilebilir bir alan. İran'ın da buna vereceği cevapta o da yukarıdan tutacak. Benim iki tarafa da ifadem, yani bu açılış pozisyonlarını çok fazla ciddiye almayın ama gerçekte bir niyet varsa iki tarafta da onlar muhakkak bir yerde buluşturulabilir” dedi. Fidan devamında şunları kaydetti: 

“Burada önemli olan müzakerenin devam etmesi, tarafların müzakereden çekinmemesi, sahici olması ve birbirlerine güvenmeleri. Tabii İran haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisinde Amerika'ya karşı. Daha önce iki defa müzakereler olurken bir savaş durumu oldu. Şimdi üçüncüsünde ne olabilir durumu var. Biz diyoruz zaten hani korkulan savaş buydu ama şu anda bunu durdurmak önemli. Amerikalılar da bu noktada isteklilik gösteriyorlar.  

Ama öngörülemez problemler çıkabilir mi tarafların niyetlerinden bağımsız. Olabilir. O konuda da hani bizim bazı düşündüklerimiz var ama belki şu anda onu çok fazla ifade etmeye gerek yok. Burada hem Cumhurbaşkanımızın hem bizim taraflarla yoğun teması da var. İnşallah ifade ettiğim gibi yani bunu bir noktaya gelmesi için canla başla çalışıyoruz. 

Tabii Pakistan sağ olsun merkezi bir rol oynuyor. Mısırlı arkadaşımla günde herhalde dört defa beş defa konuşuyoruz, sürekli konuşuyoruz. Onlarla da görüş alışverişinde, bölgedeki diğer ülkelerle çok fazla konuşuyoruz. Avrupalılar çok fazla arıyorlar. Güzel olan şu, tıpkı Gazze Savaşı'nda olduğu gibi bütün dünyanın aslında beklentisi bu haksız savaşın bir an önce durması ve olumsuz etkisinin artık son bulması. Onu bizim işte birkaç tane kilit ülkenin bir pratiğe dönüştürmesi gerekiyor.” 

“Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, BAE’ye 8 bin civarında füze ve SİHA atılmış durumda” 

Bakan Fidan, Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretin anımsatılarak bölgedeki atmosfere ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: 

“Bizim üzüldüğümüz nokta maalesef bölge adım adım İsrail'in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte. Özellikle bir hatırlayacak olursak 7 Ekim'den hemen sonra biliyorsunuz İsrail'in ilk zamanlarda dillendirdiği sonra vazgeçtiği bir politikası vardı. Yani özellikle Lübnan'ı, Suriye'yi, arkasından İran'ı ve Irak'ı hedef alan eylemler yapacağını Gazze meselesini hallettikten sonra bunu bir müddet deklare etmişti. Sonra o tarafta sessizliğe gitti ve birebir bunları uygulamaya başladı. 

Şimdi geldiğimiz noktada aslında İran'a savaş açılırken İsrail yayılmacılığı üzerinden bölgede çok kalıcı, bölgedeki Müslümanların artık bir daha bir araya gelmesini neredeyse çok zor hale getirecek bir fitne tohumunun da maalesef atıldığını görüyoruz. Yani bizim Türkiye olarak bir numaralı hedefimiz bir defa bu fitnenin ortaya çıkmasını önlemek. Onun için en başta İran'a bizim telkinimiz de o olmuştu. 12 Gün Savaşı'nda saldırıya uğradığında Körfez ülkelerine ve etraftaki ülkelere bir şey yapmamıştı, burada da hedefi orasıydı. 

Ben bölgeye gittiğim zaman tabii gördüğüm şu oldu. Bölge ülkeleri biz çok farkında değiliz, biz şu anda tabii ağırlıklı noktamız Amerika ve İsrail'in İran'a yaptığı saldırı ve askeri tesislerindeki, kritik tesislerindeki yıkım. Zaman zaman sivil hedeflerin vurulduğunu da görüyoruz, okulda olduğu gibi. Ama Körfez'deki o altı-yedi ülke açıkçası bunlar kendi yıkımlarıyla baş başalar. Yani şu ana kadar bana dedikleri herkesinkini topladığımız zaman; Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, BAE 8 bin civarında füze ve SİHA atılmış durumda o ülkelere. Yani hem de Ramazan ayında. Tıpkı nasıl Amerikalılar ve İsrailliler İran'a atıyorsa, onların tepesine de bu füzeler yağıyor. 

Oradaki temel hava çok olumlu bir hava değil. Biz Türkiye olarak nasıl İran'a bir tavsiyede bulunuyorsak onlara da tavsiyemiz toplantı esnasında, ‘Aman sabredin, bir reaksiyon göstermeyin. Bu reaksiyon daha sonra uzun süreli kalıcı unsurlar bırakır. Bu da tam İsrail'in istediği bir senaryo. Yani işte İslam ülkelerinin bölgede birbiriyle uzun süreli bir kavgaya girmesi. Aman diyeyim bunu yapmayın.’ Hem İran'a tavsiyemiz hem diğer ülkelere tavsiyemiz İsrail'in bu oyununa gelmemeleri yönünde. Biz bütün perspektifi buradan kurduk. Onun için de zaten İsrail'in hedefi oluyoruz sürekli, bu oyunu görüp bozmaya çalıştığımız için. 

Oradaki psikoloji açıkçası ‘Biz saldırı altındayız, bu saldırıya cevap vermemiz gerekiyor’ ve giderek daha şahinleşen... İran'a çok yardım yapmış ülkeler bile açıkçası bu noktaya gelmiş durumdalar. Biz orada bunun böyle olmaması gerektiğini, resmin büyük tarafına bakılması gerektiğini, başlangıç sebeplerinin olduğunu hep hatırlattık. Bizim dışımızda onu hatırlatan da pek olmuyor. Pakistan ile biz varız orada açıkçası. Ama ülkeler haklı olarak yani kendi yedikleri füzeleri ve bombaları gördükleri için ve halklarına yönelik bir hesap vermede de zorlanıyorlar. Çünkü sürekli bir alarm var, sürekli bir sığınaklarda olma durumu var halk arasında. 

“‘Size elli tane gelse ne yapacaksınız, altmış tane gelse ne yapacaksınız’ gibi şeye giriyorlar” 

Biz her zaman için onları sağduyuya, sabırlı olmaya tabii telkin ettik. Yani onlar tabii yani bizim sözlerimizi dinliyorlar şu ana kadar da sabrettiler sağ olsunlar ama bazıları daha farklı davranabiliyorlar, bazıları farklı yorumlar getiriyorlar. ‘Bizim tepemize düştüğü kadar değil, size elli tane gelse ne yapacaksınız, altmış tane gelse ne yapacaksınız’ gibi şeye giriyorlar. Dolayısıyla böyle bir aslında daha kompleks bir durum var. 

Katar'da da tam ben basın toplantısındayken yine alarm çaldı, yine füze meselesi. Ondan sonra Birleşik Arap Emirlikleri'ne gittik, orada da görüşleri aldık, dinledik, Cumhurbaşkanımızın mesajlarını ilettik. Yani bölgenin aslında İran ile zaten her gün temas halindeyiz, olanı biteni görüyoruz, alıyoruz. Yani bizim bölgeye yönelik kapsayıcı bir çözümü getirmede bir vizyonumuz var ama bunu pratiğe geçirmede daha fazla iş birliğine ihtiyacımız var ve şartlar giderek daha da aslında karmaşık hale gelmiş durumda. Ama çok şükür en azından biz öncelik sonralık sırasını burada görüyoruz. Ama dediğim gibi inşallah bölgesel yayılmayı burada görmeyiz, o biraz daha savaşı daha sıkıntılı hale getirir. Şu anda müzakereler bir zemine oturursa inşallah iyi bir haber alırız, bütün gayretimiz bu yönde.” 

“Barışın önündeki şu andaki en büyük engel İsrail'in durduğu yer” 

Bakan Fidan, savaşın ne zaman bitebileceğine dair öngörüsünün ne olduğu sorulması üzerine şunları söyledi: 

“Barışın gelmesi konusunda yani her tarafın niyetini okuyabiliyoruz. Bu konularda aslında hiçbir taraflarda problem yok bence niyet konusunda, şu aşama itibarıyla. Bir aktör hariç, İsrail. Yani İsrail'in Amerikan siyaseti üzerindeki yapısal etkisini kullanmaya devam etmesi ve bu konuda bölgenin geleceğine ilişkin farklı bir hesap ve arayış içerisinde olması; mevcut savaşın gidişatından çıkardığı dersler ve yaptığı analizlerle eğer daha fazla suistimal edilebilecek, kanatılabilecek noktalar bulduğunu düşünürse buradan bu yola devam eder. Yani barışın önündeki şu andaki en büyük engel İsrail'in durduğu yer. 

“Amerika burada böyle bir vesayetten kurtulabilecek mi, kurtulamayacak mı” 

Amerika biliyorsunuz seçime gidecek, büyük bir tepki altında bu konuda. İlk başta söylediği askeri hedeflerin hani yerine getirildikten sonra savaşın devam ettirilmesine ilişkin gerekçeyi de kimse anlayabilmiş değil. Bir gerekçe değiştirmesi lazım. Onun için şu anda barış arayışları da bir noktada aslında devam ediyor. Yani baştan biliyorsunuz geçen seneki savaşın ilan edilmiş hedefleri nükleer kapasitenin yok edilmesiydi. ‘Bu yapıldı 12 Gün Savaşı'nda’ diye bir deklarasyonda bulundu. Bu sefer de başlanırken işte füze ve askeri sanayi altyapılarının yok edilmesiyle ilgili bir hedef deklare edildi kamuoyuna. Bunun da yine yerine getirildiğine ilişkin büyük ölçüde bir izahla karşı karşıyayız.” 

İsrail’in karşı olduğu bir barışın ABD tarafından tesis edilip edilemeyeceği sorusu üzerine Fidan, bunun Amerika’nın kendi siyasal sisteminde yapısal bir sorun olduğunu belirtti. Gazze’den bu yana oluşan farka değinen Fidan, “İsrail'in aslında siyaset üzerindeki etkisi, aslında ortaya koyduğu manipülasyon giderek daha fazla ifşa edilmiş, deşifre edilmiş durumda. Yani Amerikan sağı da bunu kendi içinde artık çok ciddi bir şekilde tartışıyor. Bu artık halk arasında dillendirilen bir komplo teorisi olmaktan çıkmış, entelektüellerin gerekçeleriyle beraber ortaya koyduğu ciddi bir husus haline gelmiş durumda” dedi. Fidan, devamında şu değerlendirmeyi yaptı: 

“İsrail burada bu kadar deşifre edilmişken İsrail'i destekleyen, özellikle evanjelist tabanın giderek daha fazla ses çıkarmaya başladığını da göreceğiz, ki nitekim de onu görüyoruz. Bu aslında Amerikan sisteminde bizim aslında gözetlemeye devam edeceğimiz bir iç siyasi mücadele olacak. Yani Amerika burada böyle bir vesayetten kurtulabilecek mi, kurtulamayacak mı? Yani böyle bir sorunu var Amerikan siyasetinin, büyük bir vesayet altında esas itibarıyla. Bundan kurtulacak mı, kurtulmayacak mı, onun mücadelesi var.” 

“Birilerinin bu mücadeleye sürekli devam etmesi gerekiyor” 

Fidan, yürüttüğü diplomasi trafiğine dair detayların sorulması üzerine, mesaj trafiğinin devam ettiğini söyledi. Fidan sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: 

“Tarafların bana emanet ettiği konuları hani burada söylemem uygun düşmez ama zor işleyen, sancılı işleyen, sıkıntıları çok olan bir süreç var. Sebeplerini izah etmeye çalıştım. Ama birilerinin bu mücadeleye sürekli devam etmesi gerekiyor, bu diplomatik yoğunlaşmayı yapması gerekiyor. Biz bunu bütün seviyelerde yapmaya çalışıyoruz. Bizim aslında planlı bir toplantımız vardı. Bunu ilk başta Türkiye'de yapmayı düşünüyorduk, Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan toplantısını. Fakat Pakistanlı kardeşimiz ülkesinde kalmak zorunda kaldığı için onu Pakistan'a kaydırdık. Belki hafta sonu orada bir araya geleceğiz. Özellikle hem yürüyen bu savaştaki müzakere meselesi nereye gidiyor, bu dört ülke konuları nasıl değerlendiriyor, neler yapabilir.” 

“Netice alınabilir diye düşünüyordum” 

Umman’daki müzakerelerin Türkiye’de yapılmış olması durumunda savaşın çıkmayabileceğine ilişkin görüşlere dair Fidan, şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Bizim aslında getirdiğimiz teklifin can alıcı kısmı nerede yapılacağından ziyade kurduğumuz mekanizma nasıl olacağıydı. Yani biliyorsunuz kıymetli meslektaşım Abbas Arakçi beni ziyarete geldiğinde Amerika ile müzakereler kilitlenmiş durumdaydı. Çünkü Amerikalılar dört tane konuyu aynı anda tartışmak istiyordu, İranlılar ‘Ancak ikisini tartışırız, diğer ikisine girmeyiz’ diyorlardı. Onun üzerine de Amerikalılar askeri harekat hazırlığına başlamışlardı. Cumhurbaşkanımızın müdahalesi, aradaki arabuluculuklar vesaire biz Ocak ayının sonuna doğru o olması mümkün harekatı bir nebze durdurduk. Hatta o günlerde biz dedik ki, yani ‘Bugün, önümüzdeki günlerde biz çok acil bir şey beklemiyoruz’ diye. 

Daha sonra olay müzakere zeminine dönmesi için biz bir şey getirdik. Dedik ki Abbas Arakçi geldiğinde, biz Gazze'de bir yöntem geliştirdik, sekiz ülke bir araya geldik, Amerika ile masaya oturduk. Yani böyle bir sorun var, bu sorunu beraber çözelim hem sizin lehinize hem bizim lehimize. Ve oradan bir mesafe almaya doğru çabalıyoruz. Aynı yöntemi burada da kullanabiliriz. Zaten iki konuyu sen Amerikalılarla konuş, biz onu Amerikalılarla konuşuruz, geri kalan iki konuyu da sen bölge ülkeleriyle konuş. Zaten bölgenin sorunu ağırlıklı olarak bunlar. Biz bölge ülkeleri olarak bu konuyu kendi içimizde hallettiğimiz zaman yani Amerikalıların da bu konuda çok fazla bir şey söyleyecek hali kalmaz. Artı, sekiz ülke, bölge ülkeleri konunun içindeyken yani Amerika'nın hani askeri harekata girişmesi daha zor olur. 

Umman örneğini daha önce gördük. Çok saygın ve aziz bir millet Umman, gerçekten çok çok değerli insanlar ama onların hukukunun çiğnenmesinde çok fazla kimse bir zarar görmedi. O yaşanmış bir örnek. Ondan da hareketle biz bunu söyledik. Yani bizim getirdiğimiz bu teklif hayata geçseydi, Allahualem yani ben netice alınabilir diye açıkçası düşünüyordum çünkü aslında karşı taraf da buna şey yapmıştı. Ama o dönem İran'ın da kendi içinde çok ciddi şeyler var, karar alma mekanizmalarında farklı yöntemler var. Bir de bu türden aslında temel fikirlerin kabulü sistem içerisinde hemen mümkün olmayabiliyor.” 

“Gerçek resim nerede, onu bizden duymak istiyorlar” 

Fidan, mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelere ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi: 

“Avrupa'daki bütün meslektaşlarımız tekrar tekrar aradılar. NATO üyesi olup Avrupa'da olmayan ülkelerin Dışişleri Bakanları tekrar tekrar aradılar. Rusya, Çin ve Asya'daki diğer arkadaşlarımız sürekli arıyorlar. İki tane husus... Birincisi ‘Ne oluyor? Türkiye olayı nasıl görüyor’. Yani bir olanı anlamaya çalışıyorlar ve olanı anlamada ile izah etmede en objektif aktörlerden Türkiye'yi görüyorlar. Onun için olayla ilgili görüşümüze başvuruyorlar. İkincisi ‘Nasıl durdurabilirsiniz? Ne yapıyorsunuz? Umutlanmalı mıyız, umutlanmamalı mıyız’.  

Gerçek resim nerede, onu bizden duymak istiyorlar. Görüşlerini paylaşıyorlar. Birçoğu, sağ olsun, ‘Avrupa'daki büyük ülkeler, Çin ve Rusya ile beraber bir şey yapabilir miyiz’ bu konuda da teklifleri oluyor. Yani ‘Bir arabuluculuk veya çözüme katkı noktasında beraber neler yapabiliriz’ o noktada yoğun öneriler ve teklifler geliyor. Hepsiyle görüşüyoruz ve görüşlerini de onların alıyoruz. Bu türden bir niyet ve görüş birliğinin olduğunu görmek esas itibarıyla bizim sırtımıza daha fazla yük bindiriyor ve daha fazla mesuliyet hissediyoruz. Genel manada bu noktada çok yoğun bir diplomasi trafiğimiz var.” 

“Hürmüz ile ilgili bugünlerde de bir paket üzerinde çalışıyoruz” 

Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin Bakan Fidan şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Hürmüz Boğazı’nda Amerika’nın başlattığı başka bir tartışma var. Buradaki sorunu aşmak için de eğer barış olmazsa askeri imkan gerekecekse bunu nasıl mobilize edeceğiz, nasıl bir ittifak oluşturacağız, ülkelere yönelik bir çağrısı var. Avrupa’da şöyle bir yaklaşım görüyoruz. Birçok ülke krizden etkilendiği için İsrail-İran-ABD savaşını Hürmüz Boğazı’ndan ayrı tutup, çünkü ülkeler kamuoylarından gelen tepkilerden dolayı Amerika ve İsrail’in yanında yer almak istemiyorlar bu savaşta İran’a karşı. Ama diğer taraftan Hürmüz ile ilgili sorunu ayrıştırma eğilimi başladı. ‘Buradaki trafiğin açılması gerekiyor’ yönünde.  

Amerika’nın görüşmeler esnasında belli bayrak taşıyan ülkelerin buradan gemilerin geçmesine izin verilmesinin bir iyi niyet göstergesi olacağını da ifade ettikleri konular oldu. O noktada da aslında İran’ın pozitif cevabı oldu. Açıkça ifade etmek gerekirse, ‘Türk gemileri de bu konuda belli bir noktada istifade edebilir’ denildi. Açıkçası daha fazla detaya girmek istemiyorum. Çünkü bugünlerde de bir paket üzerinde çalışıyoruz, taraflarla beraber.” 

Hürmüz’de hala Türk gemilerinin olduğu ve bunların çıkarılması için Türkiye’nin girişimlerinin devam ettiği sorusunu Bakan Fidan, “Evet” diyerek yanıtladı.  

“Gıda fiyatlarında bir artış var” 

Bakan Fidan, Hürmüz Boğazı’ndaki durum ve bağlantısallık konusuyla ilgili şu bilgileri paylaştı: 

“Gittiğim ülkelerde gördüm, Körfez’de geçen hafta. Özellikle arkadaşlarım bana Büyükelçilik’teki yaptıkları brifinglerde verdiği hususlardan birisi de çok deklare edilmemekle beraber gıda fiyatlarında giderek bir artışın olduğu, çünkü ithal edilen gıdalar artık başka yollardan geliyor. Şimdi Türkiye bu noktada önemli bir rol oynamaya başladı. Deniz yolu tıkandığı için Türkiye üzerinden geçen Avrupa'dan gelen bütün gıdalar buradan, veya Türkiye'den alınanlar Suudi Arabistan üzerinden Suudi Arabistan derken Körfez'e gidiyor, yeni bir şey ortaya çıktı.  

Cumhurbaşkanımızın baştan beri ortaya koyduğu bu bağlantısallık meselesi Kalkınma Yolu, Orta Koridor ve diğer bütün bağlantısallık konularının aslında ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Biz Kalkınma Yolu projesine bundan dört sene önce Cumhurbaşkanımız iradi onayını vermiş. Sonra biz çalışmaya başladık. Tabii Irak'ta birçok zaman kaybedildi. Projenin belli bir etabını tamamlasaydık, o projede boru hattı da vardı, Basra'dan bizim sınırımıza kadar.  

Boru hattının olduğunu düşünün. Bu şey bu kadar etkili olmayacak, Hürmüz Boğazı’nn kapanması özellikle Irak petrolünün taşınmasında ve belli bir noktada biz şu anda Suudi Arabistan ile da konuşuyoruz. Göreceksiniz bu savaştan sonra Türkiye üzerinden geçecek, Suriye üzerinden geçecek, Irak üzerinden geçecek, Körfez'den gelecek en az iki üç tane boru hattının ister Irak'tan ister Suriye'den gelsin sonuçta Türkiye'ye gelip Türkiye'den Avrupa'ya veya Türk marketlerine veya Türk denizinden Ceyhan'dan uluslararası piyasalara akmaya başladığına şahit olacağız. Bu da bir alternatif ileride plan olarak karşımıza geliyor.” 

“Ne oradaki insanların ezilmesine müsaade ederiz ne de başka ülkelerin suistimal etmesine” 

Fidan, bölgedeki gelişmeler bağlamında PJAK ile ilgili bir soru üzerine şu yanıtı verdi: 

“Bu bizim çok yakından takip ettiğimiz bir konu esas itibariyle. Yani bölgedeki Kürt kardeşlerimizin belli bir noktada suistimal edilmesi ve bu oyuna alet edilmesi meselesi. Bizim tabii ki görmek istemediğimiz bir husus. Yani belli örgütlerin bu noktada MOSSAD tarafından temas edildiğini de biz biliyoruz. Milli İstihbarat Teşkilatı bunu çok hassas bir şekilde devamlı takip ediyor. Bizlere de zamanlıca bildiriyorlar. Yani sürekli raporları görüyoruz. İbrahim Bey ile de herhalde günde en az iki defa konuşuyoruz. Bu bizim çok yakından takip ettiğimiz bir konu. Bu konuda her zaman bizim hem Suriye’de hem Irak’taki hem İran'daki Kürt kardeşlerimizin durumu ile ilgili perspektifimiz belli. Cumhurbaşkanımızın durduğu yer belli bizim vurduğumuz yer. Ne oradaki insanların ezilmesine müsaade ederiz ne de başka ülkelerin suistimal etmesine.” 

Fidan, İran’dan Türkiye’ye yönelen balistik mühimmatlara ilişkin yürütülen diplomasiyle ilgili soruya yanıt vermedi.  

“İnsanların gelip ‘Reis, sen bize söyle’ dediğini, bunları yüzlerce kez duydum” 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumu ile ilgili bir soru üzerine Bakan Fidan şunları söyledi: 

“Cumhurbaşkanımız da uzun yıllardır seçilince ve aynı kadrolarla çalışınca, ben ifade ettim, 2007'de TİKA'dan Başbakanlığa gittikten itibaren herhalde bu konuların kesintisiz içindeydim. O zaman da özel temsilciydik. O zaman da bütün konuların içindeydik. 19-20 senedir aynı aktörler, aynı insanla. Ben farklı işlerde çalışarak başka böyle arkadaşlarımız da var. Esas itibariyle bu devamlılık, Bölge liderlerinin cumhurbaşkanımızı yıllardır tanıyor oluşu yani orada oluşan güven, istikrar, Artık bu gerçekten uluslararası ilişkilere çok fazla etki eden bir faktör. Yani insanların gelip sözünü dinlediği, güven duyduğu, tırnak içinde racon kesmesini istediği veya ‘Reis, sen bize söyle’ dediği, ben bunları yüzlerce kez duydum. ‘Siz ne derseniz biz onu yapacağız’ diye. Ülkenin adını vermek doğru olmaz. Yani bu Afrika'dan olur, başka bir yerden olur, oradan olur. Yani Cumhurbaşkanımız da gerçekten büyük bir mütevazilikle bu sorunlara eğilerek çözme iradesi her zaman göstermiştir ve bu da tüm Türkiye'yi bölgede güvenilir ve istikrarlı bir aktör yapmıştır.” 

“Söylediğim sözlerin tamamı üzerinden yapılan eleştirileri çok büyük dikkate alıyorum” 

Fidan, ana muhalefetin Türk dış politikasına yönelik eleştirileri üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Demokraside eleştiri yapılması gerekiyor. Yani ben kendime şey yapıyorum. Yani benim söylediğim sözleri tamamını alıp dinleyip tamamı üzerinden eleştiri yapan eleştirileri çok büyük dikkate alıyorum. Gündelik siyaset biraz vurma meselesi, yıpratma meselesi, biraz puan alma meselesi, biraz söz şehvetiyle kalabalıkları galeyana getirme meselesi. İşte orada eğip bükmelerin olduğu bir yerde biraz olay propagandaya dönüyor. O bir başka bir tatsız alana doğru gidiyor. Yani o da artık siyasetin kendi içinde yapılacak bir şey. Hani bir de biz iktidarda olduğumuz için elimizi yapacak çok konu var. Muhalefetin aslında eleştiri dışında bir silahı olmayabiliyor haklı olarak. Onu da nitelikli yapıldığı zaman başımızın üstünde yeri var.” 

“Bugün Zoom’da Gazze konulu bir toplantıya katıldık” 

Gazze Barış Kurulu ile ilgili soru üzerine Fidan, şu bilgileri paylaştı: 

“Bugün öğleden sonra Zoom’da Gazze konulu bir toplantıya katıldık. Barış Kurulu'nun Gazze Komitesi’nin üyelerinin katıldığı bir toplantı. Birinci aşamadan ikinci aşamaya nasıl geçeceğiz? Birinci aşamada tamamlanmamış hususlar, ikinci aşamada neler yapılması gerekiyor, ona yönelik çalışmalar. Şimdi burada tabii İsrail'in oyun bozanlığı her konuda olduğu gibi burada da var. Tarafların birtakım beklentileri var. Yani burada birinci aşamada tamamlanmamış özellikle insani yardımlar, barınma, gündelik hasta mobilizasyonu sınır kapılarından, Refah Sınır Kapısı'nın açılması belli miktarda kamyonun girmesi, çıkması, bunlara ilişkin bazı şekil, şartların ve pratikteki gerekli hususların hayata geçmesi gerekiyor. Bu bir.  

İkincisi yarın ve diğer günlerde bazı toplantılarımız olacak. Özellikle Hamas ile ilgili bazı konular var. Onlar şu anda Hamas ile birkaç gündür konuştuğumuz konular. Onun neticesinde de ortaya ileriye yönelik atılacak bazı adımlar çıkacak. Yani konuyu ilerletmeye çalışıyoruz. Hiçbir zaman için gündemimizden düşmüş değil. O konuya sürekli bakan arkadaşlarımız var. Biz de o konuyu ciddi çalışıyoruz. Bu konuda hatta bugün Cumhurbaşkanımızı da bilgilendirdik Dolmabahçe’de. Yani yürüyen konulardan neredeyiz, sorun alanları neler, yani kim, nasıl davranıyor, hangi aktör... O konuda da geniş bilgi verme imkanımız da oldu açıkçası. Gazze gündemimizden düşmüş değil, düşemez de. Yani hiçbir savaşın orayı unutturmasına izin vermeyeceğiz.”  

“Vurulan topa değil, deliğe giren topa bakmak gerekiyor” 

Bakan Fidan, Irak’taki son duruma ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Şöyle bir şey düşünün. Amerikalılar, İsrailliler Haşdi Şabi’yi vuruyor. Haşdi Şabi Araplara atış yapıyor, sınırında olan ülkelere. Sonra gidiyor kuzeydeki Kürtlere atış yapıyor. Daha sonra İran'dan füze geliyor, Peşmerge’yi vuruyor. Yani artık Şii, Sünni, Kürt, Arap herkes birbirine girmiş durumda. Yani şimdi birisi bir savaş başlatıyor bir yerden. Daha sonra aynı bir bilardo topu gibi, birisi bir yerden topa vuruyor. Aslında vurulan topa değil, deliğe giren topa bakmak gerekiyor. 

Bütün taraflarla biz çok yoğun bir temas halinde oyunun tamamını gördüğümüz için, detaylarına da girmek istemiyorum, yani Kürt liderleriyle konuşuyoruz, Arap liderleriyle konuşuyoruz, Haşdi Şabi liderleriyle konuşuyoruz, Körfez’deki liderlerle konuşuyoruz, İranlılarla konuşuyoruz, İranlıların işte bütün katmanlarıyla görüşülüyor. Amerikalılarla konuşuyoruz. 

Buradaki savaşın katman katman giderek yayılmasını ve büyümesini önlemek bizim için fevkalade önemli. Yoksa Allah muhafaza, fitne ateşini birisi yakmış İsrailliler, buna bölgedeki fay hatları, yakın zamana dayalı düşmanlıklar, husumetler çok fazla meyyal. Yani bu meyaletin savaş riskine dönmesini engellememiz gerekiyor. Bu bilinçle hareket etmek gerekiyor. Ama Körfez ülkelerinde de söylemek gerçekten çok aklı başında liderler var. Onlarla da konuştuğumuzda onlar da büyük resmin farkındalar.” 

“Bölgede bir dominasyon kültürünün olmaması gerekiyor” 

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, savaşlar bittiğinde Türkiye’nin nasıl bir Orta Doğu vizyonu olduğu sorusu üzerine şu değerlendirmeleri yaptı: 

“Bölgede bir dominasyon kültürünün olmaması gerekiyor. Kürt, Türk, Arap, Fars dominasyonu değil. Herkesin iş birliği içerisinde olduğu, birbiriyle kardeş olduğu bir yer. Yani kardeş derken, profesyonel manada ulus devletlerin bir dayanışma içinde olduğu iş birliği. İkincisi bölgesel sahiplenme dediğimiz olay. Yani bölgesel sorunları biz kendimizin sahiplenmesi lazım. Dışarıdan bir hegemonun gelip bizi kurtarmasını değil, bölge ülkeleri bir araya gelip bir yerden soruna girmemiz lazım. Üçüncüsü bölgede güvenlik sorunlarını çözmek için bir an önce bir güvenlik platformunun kurulmasına ihtiyaç var. Bunun bir numaralı getirisi de hepimiz için bölge ülkeleri arasında bir güven ortamının oluşturulması. Bölge ülkelerinin birbirlerine güvenmesi gerekir. 

Ülkelerin birbirine güven hissettiği bir güvenlik şemsiyesinin olduğu bir yerde üzerinde ekonomik konular bina edebiliyorsunuz. biz İran'ın Körfez’de, Körfez’in kendi içerisinde Türkiye’nin, Pakistan’ın, Mısır’ın da yer aldığı büyük bir coğrafyada bir iş birliği, bir güvenlik havzasının, bir istikrar havzasının olabileceğine yürekten inanıyoruz.” 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU