15 Mart sabahı Paris’te OECD binasının önünde verilen kare, savaş ve kriz haberleriyle dolu bir günde küresel kameraların yönünü kısa süreliğine de olsa başka tarafa çevirdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, yeni bir ticaret raundu için aynı masaya oturdu .
Masanın üzerinde tarım alımları, kritik mineraller, ticaret başlığı ve Pekin’de planlanan Trump–Xi zirvesine taşınacak somut adımlar var. İran merkezli savaşın enerji fiyatlarını ve navlun maliyetlerini yukarı çektiği, tedarik zincirlerinin zaten gergin olduğu bir dönemde bu masaya oturmayı kâğıt üzerinde teknik bir başlık gibi görmek mümkün ama özünde siyasi bir tercih söz konusu.
Paris tercihi de boşuna değil. Son yıllarda Avrupa başkentleri, Washington ile Pekin arasındaki sert iniş çıkışların törpülendiği ara sahneler haline geldi. Bir tarafta içeride “taviz yok” söylemini sürekli beslemek zorunda olan bir Trump yönetimi var. Öte yanda kendi ekonomik kırılganlıklarını yönetmeye çalışan ve yine iç kamuoyuna güçlü görüntü verme ihtiyacı hisseden bir Pekin.
Buna rağmen, iki taraf da kameralar kapandıktan sonra aynı odada oturmanın küresel piyasalar açısından ne anlama geldiğini biliyor. Kâğıt üzerinde ticaret başlıkları konuşuluyor ama masanın etrafındakiler aslında daha büyük bir güvenlik tartışmasının gölgesinde oturduklarının farkında.
Ticaret Dosyalarının Arkasındaki Hesap
Paris’te açılan yeni raundun merkezinde, klasik gümrük tartışmalarını aşan bir çerçeve var. Washington, Çin’in Amerikan tarım ürünleri alımlarını hem miktar hem takvim açısından daha öngörülebilir hale getirmeye çalışıyor. Basına yansıyan bilgilere göre Pekin, önümüzdeki yıllar için on milyonlarca tonluk soya fasulyesi ve buna ek olarak et, tahıl ve diğer kalemleri içeren bir pakete kapıyı aralamış durumda. Bu durum, bir yandan “Amerikalı çiftçiyi koruyoruz” anlatısına malzeme veriyor, diğer yandan Çin’in gıda arzını çeşitlendirme ve fiyat dalgalanmasını yönetme imkânını artırıyor.
Kritik mineraller başlığında ise daha hassas bir tablo ortaya çıkıyor. Nadir toprak elementleri, batarya üretiminde kullanılan girdiler ve savunma sanayiine giren bazı metaller hem yeşil dönüşümün hem de güvenlik mimarisinin sinir uçlarına dokunuyor. ABD, Çin kaynaklı kritik minerallerin akışında oluşan tıkanmaları gevşetmek istiyor.
Pekin ise geçen yıllarda ihracat kontrolleri üzerinden ne kadar ciddi bir basınç üretebileceğini göstermişti. Bugün Paris’te tarafların “tam kopuşu göze almadan, tedariki en azından çalışır halde tutalım” çizgisine yaklaştığı söylenebilir. Bu da karşılıklı bağımlılığın sessizce kabul edildiği bir alan anlamına geliyor.
Yönetilen ticaret tartışması bu tablonun üçüncü ayağını oluşturuyor. Trump’ın ilk döneminde denenen ve şimdi güncellenen model, serbest ticaret dilini vitrine koyup pratiği kota, alım taahhüdü ve düzenli denetim tabloları üzerinden yürütüyor. Paris’te konuşulan yeni “ticaret kurulu” ve “yatırım kurulu” gibi mekanizmalar bu yaklaşımın kurumsallaştırılması anlamına geliyor.
Anlatıda “piyasa” vurgusu ağır basıyor ama sahadaki gerçek daha farklı. İki aktör de krizi tetikleme potansiyeli yüksek, tamamen serbest bırakılmış bir ticaret yerine sayısal hedefleri olan ve risk üretme kapasitesi daha düşük bir alışveriş zemini arıyor.
Savaş Gölgesinde Piyasaları Tutma Çabası
Görüşmeleri İran merkezli savaşın gölgesinden okuduğumuzda resim daha belirgin hale geliyor. Çatışma zaten petrol fiyatlarını dalgalandıran, tanker sigorta primlerini yukarı çeken ve sigorta şirketlerini daha temkinli davranmaya zorlayan bir etkide bulunuyor.
ABD, Paris masasından çıkacak mesajlarla hem savaşın ekonomik bedelini sınırlamak hem de müttefiklerine “köprüler yanmadı” cümlesini kurabilmek istiyor. Çin açısından bakıldığında ise tablo iki başlıkta toplanıyor: enerji maliyetlerinin büyüme üzerindeki baskısı ve yatırımcı güveninin korunması.
Trump–Xi buluşmasının takvimi de bu çerçevenin içine oturuyor. Washington tarafı Pekin ziyaretini “yüksek risk, yüksek getiri potansiyeli” taşıyan bir zirve olarak satmayı tercih ediyor. Çin ise tarih konusunda daha esnek bir dil kullanıp “hazırlıklar sürüyor” demekle yetiniyor.
Aynı anda Trump yönetimi yeni 301 soruşturmalarını devreye sokarak, Çin’i yeniden tarifelerle köşeye sıkıştırabilecek araçlara sahip olduğunu hatırlatıyor. Pekin bu baskıya cevap vermeye çalışırken içeride de “krizi yönetebilen devlet” görüntüsünü ayakta tutmak zorunda kalıyor.
Paris’ten gelen ilk açıklamaların tonu bu ikili oyunu açık ediyor. ABD tarafı görüşmeleri “açık ve yapıcı” diye nitelendiriyor. Çin heyeti ise “istikrar ve öngörülebilirlik sağlayan temaslar” vurgusunu öne çıkarıyor.
Kimsenin ağzından “büyük atılım” lafı çıkmıyor. Daha çok hasarı sınırlama, paniği erteleme ve piyasaların “kopuş” fiyatlamasını şimdilik rafa kaldırma çabası görülüyor. Ticaret diplomasisinin bu haliyle üstlendiği rol, büyük kavganın önüne set çekmekten ziyade, dozunu ayarlamak üzerine kurulu.
Kırılgan Denge ve Uzayan Pazarlık Dönemi
Paris masasına küresel ekonomi açısından bir tür sigorta arayışı olarak bakmak mümkün. Enerji tarafında petrol fiyatlarının tamamen kontrolden çıktığı bir senaryoyu hiçbir aktör istemiyor. Tarım ve kritik minerallerin daha öngörülebilir bir çerçeveye oturması, gıda ve sanayi maliyetlerinde yaşanabilecek ani şokları kısmen yumuşatabilir.
Tedarik zincirlerinde de benzer bir kaygı var. Washington’un teknoloji ve yarı iletken kısıtlamalarına karşı Pekin’in elinde nadir toprak elementleri ve kritik minerallerde önemli bir koz bulunuyor. Taraflar biliyor ki bu düğüm sert biçimde çekilirse sonunda iki tarafı da vuracak. Bu yüzden Paris’te “sistem çalışmaya devam etsin, kavga başka alanda yürüsün” havası ağır basıyor.
Finansal cephede, her yeni tarife kararı yaptırım veya sıcak çatışma haberi risk iştahını aşağı çeken ve kırılgan ekonomileri daha sert vuran bir etki yaratıyor. ABD de Çin de içeride yavaşlama, borç, istihdam gibi başlıklarla uğraşırken dışarıda yeni bir finansal şok dalgası istemiyor.
Bu nedenle “görüşmeler istikrarlı geçti” cümlesi kulağa sıradan gelse de piyasalar için “şimdilik alarm yok” anlamına geliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin para birimleri ve borç dinamikleri düşünüldüğünde, bu tür cümlelerin sırf diplomatik nezaket olmadığını görmek gerekiyor.
Üçüncü ülkelerin resme baktığı yer ise daha karışık. Avrupa’dan Afrika’ya, Güneydoğu Asya’dan Latin Amerika’ya kadar birçok başkent Washington ile Pekin arasındaki her dalgalanmadan pay alıyor. Paris’te tarım, kritik mineraller ve yatırım dosyalarının konuşulması, bu ülkelerin tedarik ve pazar planlarını doğrudan etkiliyor.
Gıda ithalatçısı ülkeler, Amerika–Çin hattında yapılacak alım anlaşmalarının fiyatlara nasıl yansıyacağını hesaplarken hammadde ihracatçıları Çin’in alım gücünde ve hacminde olası değişimleri dikkate almak zorunda. Masada konuşulan her kalem iki büyük gücün dışında geniş bir küresel ağın da önüne yeni tablo koyuyor.
ABD ile Çin arasındaki yapısal rekabet olduğu yerde duruyor. Teknoloji yarışı, askeri konuşlanmalar, ittifak ağları ve nüfuz alanları kendi kulvarında akmaya devam ediyor. Paris’teki ticaret masası bu dosyaları ortadan kaldırmıyor, yalnızca kopuş ihtimalini ağır çekime alıyor.
Ticaret görüşmeleri, tarafların birbirini hem rakip hem de mecburi ortak olarak gördüğü dar bir alan açıyor. Paris’te tarım kotası konuşulurken Pasifik’te donanma tatbikatları sürüyor. Kritik mineraller bağlamında geçici formüller aranırken teknoloji kısıtlamaları gündemden düşmüyor. Buna rağmen her yeni temas, “tam ayrışma” senaryosunun şimdilik kenara konduğu bir ara zemin yaratıyor. Bu zeminin gerçek değerini kriz anlarında telefonların hâlâ çalabiliyor olması belirleyecek.
Bu açıdan bakıldığında Paris’te yürüyen pazarlık, jeopolitiği kökten yumuşatan bir süreçten ziyade, onu yönetilebilir tutmaya çalışan bir sigorta poliçesine benziyor. Taraflar savaşların ve krizlerin önüne geçecek büyük bir mutabakat üretemiyor ama maliyeti tüm dünyaya yayılan bir çatışma çağında ticareti tamamen yakmadan ilerlemeye çalışıyor.
Bugün Paris’te atılacak olası imzalar Pasifik’teki gerilimi ortadan kaldırmayacak. Buna karşılık, küresel ekonominin duvara çarpma hızını bir süreliğine de olsa düşürebilir. Ticaret modeli kalıcı hale gelirse, önümüzdeki dönemde ABD–Çin ilişkisi sert güvenlik dosyaları ile sıkı pazarlık edilen ticaret başlıklarının yan yana yürüdüğü çift kulvarlı bir yapıya oturacak. O zaman dünya, tek bir büyük çatışma ya da tek bir büyük uzlaşma anını beklemek yerine uzun ve yıpratıcı bir pazarlık döneminde yaşamayı öğrenmek zorunda kalacak. Paris’teki son kareyi tam da böyle uzun bir oyunun açılış sahnesi olarak okumak mümkün.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish