ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve yaşananlar bizlere çok yakın, pek çok yönden. Kültür, sınır, müttefiklik, etkileri vb. yönleriyle çok fazla düşüneceğimiz konu var. Hatta, eğer varsa fırsatlar, nereye bakılmalı? Doğru bir değerlendirmeye ve ders çıkarmaya. Eğer varsa yeni tehditler, olası olumsuzluklar veya tedbir alınması gereken konular, yine doğru ve yansız bir bakış açısına ihtiyaç duyulmalı. Bu bakışla, şimdi sizlere kapsamlı bir durum değerlendirmesi yapacağım ve üzerine düşünülmesi gereken noktaları yazacağım. Burada kendi tezlerim ve tespitlerim var. Ayrıca kendi yeni savaş kavramlarımı ileri sürdüm. Böylelikle kuramsal bir anlatım olmasını da istedim.
Savaş Öncesi: Küresel Durum ve Trump’ın Orta Doğu’daki Eylemleri
Şekil-1’de 2008 Küresel Mali Kriz döneminde bugünkü İran saldırısı (2026) arası dönem ve Donald Trump’ın fonksiyonu açıklanmaktadır. Burada takip edelim.
Şekil-1: 2008-2026 Arası Yaşananlar ve Trump’ın Rolü
ABD’nin asıl sorunu, hegemonik eğilimini sürdürüp sürdüremeyeceğiydi. Yaşanan “2008 küresel mali kriz”, en çok ABD’deki politika ve ekonomi elitlerini düşündürdü. Eğer dünyada ekonomide büyük bir çıkmaza giriliyor ise sistem tartışmalı olabilir, o tarihe kadar yaratılmış ve yönetilen düzeni bozulabilir. Bu sorun üzerine eğilmek tam da “ABD politikasının ana konusu” oldu kanaatindeyim.
Bunun dışında, 16 Haziran 2009’da BRICS ilk zirvesini gerçekleştirdi. BRICS yapısı ve asıl ülkeler olan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika bu tarihten sonra kendinden bahsettirecekti. Bugün BRICS’in 11 üyesi var. Bugün savaş içindekiler; İran, Suudi Arabistan ve BAE bu gruba üyedir. Mevcut durumdan dolaylı da olsa etkilenen Hindistan, Çin ve Rusya gibi ülkeler de bu gruptadır.
Çin’de Xi Jinping başkanlığı farklılık yarattı. 2012’de başlayan bu başkanlık dönemiyle birlikte Çin, küresel politikalarda çok ileri adımlar atmaya başladı. Sadece Çin’in kendi içindeki gelişmeleri değil, uluslararası düzene ilişkin politikaları da önemsendi. Bu tarihlerden itibaren “tek kutuplu” kabul edilen düzene alternatif Xi’nin “çok kutuplu” söylemi değişik alanlarda yankılandı. Xi, Çin tarihine, Mao gibi, “yüce lider”lerden biri olarak geçti, halen başkan.
Rusya kendini güçlü görmeye başladı. Vladimir Putin 2014’te Ukrayna toprağı Kırım’ı ilhak etme girişimini başlattı, Donbas’ta düzeni değiştirdi. Bu süreçten sonra artık Rusya (ve Putin) uluslararası sorunlara neden olacak “sertlik” yanlısı tutumları geliştirdi. Putin halen başkan.
Bu gibi küresel ve uluslararası konular ABD’nin tam da ilgilenmesi gerekenlerdendi. Taviz vermesi veya zaafa düşmesi demek, bundan sonra ABD’nin küresel yarışta geri kalması demek olacaktı. Bir de Dördüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0) süreci başladı. Yapay zekâ, nadir toprak elementleri, enerji gibi çok önemli başlıklar 2015 yılından itibaren dünya gündeminde artan oranda konuşulacaklardandı. Büyük bir devrim demek, büyük bir değişim demek olacaktı. Küresel ısınmayı ve yarattığı gelişmeleri söylemiyorum bile.
ABD’de bütün bu süreçler Barack Obama dönemiyle geçti. İki dönem başkan olan Obama, 2017’ye kadar, ABD politikası adına bekleneni yaptı mı, dünyadaki değişime ayak uydurma açısından gerekli adımları attı mı, bugün bile tartışılıyor. Ama gerçek şuydu, ABD politikası 45. Başkan olarak Cumhuriyetçi Donald Trump’ı seçti. ABD, Trump’dan ne bekliyordu? Obama’nın rahat politikasını sıkılaştırmak ve sertleştirmek. Çünkü rakipleri güçlüydü.
Bu arada not edelim, Obama, İran’ın nükleer silahlanma sürecindeki ana konusu olan nükleer anlaşmayı da yaptı. Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA veya İran Nükleer Anlaşması), Temmuz 2015'te İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Almanya, Rusya) ve AB arasında imzalandı. Bu, İran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngören tarihi bir anlaşmadır. Ama Tump en çok bu anlaşmadan dolayı Obama’yı eleştirdi.
Trump zamanında dünyada çok önemli bir olay yaşandı: Covid-19 pandemisi. Pandemide neredeyse 2 yıl dünya evine kapandı, ekonomi durdu, tedarik zincirleri koptu, her ülke aşırı para basmak durumunda kaldı vb. Dünyada bütün dengeler altüst oldu. Ama sonra bu olmamış gibi bir yaşam şeklinin ortaya çıkması da ilginçti. Demek ki dünya sistemi bu tarz vorteksleri absorbe edebiliyordu. Başka şekilde söylersek, eğer böylesi bir büyük sorun oluyorsa da bundan birileri kazançlı çıkabiliyor, süreci lehine yönlendirme fırsatlarını yaratabiliyordu.
Bu pandemi döneminde yaşananlar unutuldu mu? Bugün dünya savaş yoluyla bir vortekse sokulursa (buna “kaos stratejisi” diyorum) kim ne kazanır ne kaybeder, düşünmeden geçmemek gerekir kanaatindeyim.
ABD, 2020’de başkanını değiştirdi. Tekrar Demokratlardan bir isim, (siyasette deneyimli) Joe Biden başkan seçildi. Trump, Biden’ı çok katı bir şekilde eleştirenlerdendi.
Biden dönemine geçmeden önce Trump, ABD’yi ve dünyayı ona nasıl bırakıyor, diye soralım. Konumuz İran ve Ortadoğu merkezli olduğuna göre bu soruyu cevaplayalım. Trump; 2019’da IRGC’yi terör örgütü ilan etti, IŞİD’in başındaki el-Bağdadi’yi öldürdü; 2020’de ise İbrahim Anlaşmaları (15 Eylül) ilk imzaları atıldı, Kasım Süleymani öldürüldü (3 Ocak). Kasım Süleymani çok önemli bir isimdi: İran, IRGC, dini liderlik, vekiller, Şii yayılmacılığı, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, vb. hepsi bu isimle anılıyordu.
Ben burada şunu hatırlatmak isterim: Trump, Orta Doğu, İsrail ve İran politikalarına bugün değil, 2019’da yön vermek istedi, zemini hazırladı, bu onun planında vardı. Yani, ABD plansız bugünlere geldi, denebilir mi?
ABD, 47. başkan olarak yine Cumhuriyetçi Trump’ı seçecekti. MAGA’cılar, petrolcüler, silah endüstrisi, belli teknoloji elitleri, ABD’nin köklü zenginleri ve politikanın geri plandaki elitler Trump’ın arkasındaydı. Süreç zorluydu. Hatta seçim hazırlığındayken 13 Temmuz 2024’te Trump’a suikast bile düzenlenmişti. ABD ve tekrar aday olan Trump, bu gerginliği neden yaşıyordu? Seçim propagandası oluyorken 2024’te Suriye’de önemli şeyler yaşanıyordu; eski el-Nusra militanı Ahmed eş-Şara, Şam’a yürüyüşünü başlattı, Esad Rusya’ya sığındı, Suriye’deki Rus ve İran güçleri ülkelerine döndü, bu coğrafyada meydan ABD’ye kaldı.
Trump’ın yapacakları Ocak 2025 başında belliydi: Orta Doğu’da kaldığı yerden devam edecekti. Uluslararası sisteme ABD merkezli bakışla bir düzen getirecekti. Bu bağlamda yeniden Monroe Doktrini (Donroe) ilan edilecekti. Atlantik’te, Arktik’te ve Pasifik’te bazı adımlar atılacaktı. Dördüncü Sanayi Devrimi’ne ilişki hem endüstriyel ve ekonomik hem de politik ve jeopolitik adımlar atılacaktı.
Ocak 2025’e gelindiğinde şu soru sorulmuş olabilir: Beyaz Saray’a ikinci defa seçilip gelen Trump, acaba tam da ABD’nin aradığı türden bir başkan mıydı? Ondan istenebilecekleri başka bir karakter yerine getiremeyeceğinden mi Trump tekrar seçildi? Kaldı ki, Trump’ın birçok meselesi var, tartışmalı…
Arktik, Kanada, Meksika, Panama, Venezuela, Küba, Gazze, Ukrayna, Rusya, Avrupa, NATO… Neler söylemedi? Eğer ABD’de yaşayan ve güce dayalı yatırımları olan biri olsanız, nasıl düşünürsünüz? Tam da bu tür isteklerde bulunurdunuz. Eğer bunu Trump gibi biri söylüyorsa, onu haklı görür ve hatta daha da teşvik edersiniz. Aslında geri plandaki bu değerlendirme acaba olacakların da sinyali mi, diye de düşünmek gerekebilir. Bir defa hiç unutmayalım, Trump’ın ileri sürdüğü bütün iddialar stratejik, jeopolitik ve uluslararası sistemle ilgili. Operasyon niye?
Şubat 2025’te ABD’deyken ilk aklıma gelen şu oldu: Eğer dünya sisteminde bir sorun varsa, ki buna “tıkanıklık” dedim, bu tıkanıklık bir şekilde büyük bir oyunla çözülebilir. Eğer bu tür riskli bir politikayı hayata geçirecek biri varsa, bu kişi ancak Trump olabilir. Büyük planları istekli bir şekilde yapabilecek, İsrail’i destekleyecek, onların yollarını daha da açabilecek, hatta İsrail ile birlikte İran’ın üstüne yürüyecek başkan kim olur? Trump olur. Hakikaten Trump vasıtasıyla ABD dünyayı vorteks (veya kaotik) bir atmosfere sokar. Böyle düşündüm ve bunları birkaç kez makalelerimde yazdım. (Daha önce “Kaos Stratejisi” diye bir kitap da yazdığımı söyledim, halen basımda, bir yılı geçti!)
Peki hepimizin gözü önünde neler oldu? 15 Ağustos 2025’te Alaska’da Trump Putin’i ağırladı. Kasım 2025’te Savunma Bakanlığı’nı Savaş Bakanlığı yaptı. Mayıs 2025’te Körfez turu yaptı.19 Şubat 2026’da Gazze Barış Kurulu’nu resmen kurdu. Beyaz Saray’da Netanyahu’yu 7 kez ağırladı. Hep sorduk, bunlar ne planlıyor diye. Olay neyle ilgili? Net! Orta Doğu, İsrail ve İran. Özeti buydu.
Şimdi İsrail’e veya Netanyahu’ya bakalım. Şunu hatırlayarak başlayalım, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısı, 8 Ekim’de de Netanyahu’nun Savaş Kabinesi’ni toplaması gerçekleşti. Sonrası malum… Gazze yerle bir edildi, yaklaşık 65 bin kişi öldü… 27 Eylül’de İran’ın en büyük vekil güçlerinden Lübnan’daki Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah öldürüldü. Bu süreçlerde ABD dünyanın en büyük donanmasını Doğu Akdeniz, Arap Denizi, Kızıldeniz bölgesinde tuttu. Destek tamdı. Nitekim İran’a yönelik 12 Gün Savaşı, İsrail ve ABD tarafından üzerinde çokça konuşulur türden yapıldı. Sanki bir deneme gibiydi. Ama hedef nükleer meselelerle ilgiliydi.
Ben aylar önce Hedef İran isimli makalemi yazdım, 12 Gün Savaşı’nın yaklaşan yeni gelişmelerin bir adımı olduğunu iddia ettim. 22 Şubat 2026’da ise (operasyondan kısa bir süre önce) bu operasyonun nasıl olabileceğini ayrıntısıyla yazdım. Bana göre durum belliydi.
28 Şubat 2026’da gerçekten İran’a saldırı yapıldı. Burada iki operasyon ismi kullanıldı: ABD’nin Epic Fury (Destansı Öfke) Operasyonu, İsrail’in Roaring Lion (Kükreyen Aslan) Operasyonu. Bu İran’a saldırı “birleşik” harekât olarak yapılmakta.
Bütün bunlar tesadüf müydü de denebilir.
İran’a Saldırı: Zafer Yok, Kaosa Evrilme Var
28 Şubat 2016’da ABD ve İsrail’in “birleşik” operasyonu başladı. Şekil-2’den takip edelim. Şekildeki çizgilerin kalın/ince olmaları yoğun/hafifleyen durumu yansıtmaktadır. Taktik ve operatif hedefler vuruldu, ilk günden bugüne azalan bir yoğunluk var. Stratejik hedefler vuruluyordu, bugünlere gelindiğinde daha da yoğunlaştı. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı ile sivil-tanker trafiği giderek öne geçen bir konu oldu. İki yönlü vekalet savaşı ileri sürüldü. Deniz ve hava üstünlüğü çok kısa zamanda kazanıldı; bir kara savaşı yok.
Şekil-2: Savaşın seyri
İran ne durumda? İlk gün Ali Hamaney ve ileri gelen liderler/komutanlar öldürüldü. Daha sonra İran saldırıdan yaralı kurtulan Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i dini lider olarak seçti.
İran önce çeşitli füzeleriyle ve belli oranda dronlarla ABD üs ve tesislerine, İsrail’e ve bazı Körfez ülkelerine yoğun şekilde füze saldırılarıyla karşılık verdi. Giderek füze kullanım azaldı. Bunun yerine dronlar daha çok kullanılmaya başlandı. Hürmüz Boğazı kapatıldı. Burada asimetri güç unsurları devredeydi. En son olarak mayın konusu gündeme geldi. Ama bütün bunlardan önemlisi, İran’da rejimin teslim olmaması, ülkede bir karışıklık olmaması ve bunun için iç güvenlik konusunda sağlam bir duruşun ortaya çıkması önem kazandı. Şu an yeni dini lider Mücteba Hamaney, İran Devrim Muhafızları, Besic güçleri tamamen İran’ın iç yapısına hakim ve irtibatta oldukları çeşitli ülkelerdeki vekilleriyle ortak eylem/hareket yapabilecek durumda.
ABD ve İsrail nasıl bir savaş yapıyor? Beşinci nesil savaş (5GW); enformasyon, hibrit, konvansiyonel, ekonomik vb. içinde. Operasyon ne türden? Çok alanlı operasyon (MDO); Özel Kuvvetler (Marine Corps. ve Delta Forces), Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Siber Kuvvetler, Uzay Komutanlığı. Ben savaşı değişik biçimlerde isimlendirdim: Buna cephesiz savaş dedim. Savaş alanı, merkez İran olmak üzere, ABD’den ABD coğrafyasına kadar. Cephesiz savaş sadece bu da değil, konvansiyonel savaştan ekonomik savaş kadar içinde her şey var, ki burada savaş alanı neresi, söylemek mümkün değil.
İran ne yapmakta: Pasif-stratejik savunma. Bunun içinde Hürmüz baskısı, Körfez ülkelerinin baskısı, ekonomik krizi baskısı, iç güvenliğe ağırlık verilerek düşmana direnç gösterme, vb.
Ancak son hamlelerle neleri görmekteyiz? Ekonomik savaş (finans, enerji, tedarik zincirleri vb.) yönleriyle. Savaşta bölgesel yayılma var ve etkileriyle düşünülürse, bu bir küresel etkili savaş.
İran’ı, İsrail ve Amerika’nın başlatmış olduğu operasyonlara karşılık verme yöntemlerine ait belirgin bir durum ve buna ilişkin bir strateji ortaya çıktı: Küresel kontrolsüzlük.
Elimizde neler var? Trump, “her yeri vurduk, artık vuracak hedef kalmadı” diyor. İran ülkesi ve devleti yapılan bu hava, siber, enformasyon, ekonomik saldırıları kaldırabildi. En önemlisi, kinetik-yıkıcı hava saldırılardı. Taktik ve operatif hedeflerden sonra stratejik hedefler de vuruldu. Vuruldu da; sonuçta ülke işgal edilmedi, rejim değişmedi, ayaklanma çıkmadı. Vurulanlar belki bu savaş sonrasında hızla tamir edilebilecek, üstelik belki dünyada daha farklı bir politik atmosfer de olacak. Bu yaratılan kaotik savaş atmosferinin mutlaka bir yansıması görülecek. Dolayısıyla bu savaşta İran’ın mevcut direnişinin yanı sıra, bugünden yarına farklılıkları yaratan yeni durumları da dikkate alarak bir muhasebe yapılacak. İran tarafından yaratılan kontrolsüzlük şartları hem bugün ABD ve İsrail’in baş edemeyeceği şartları oluşturuyor hem de bundan sonrası için yaratılan güçlüklerin dünyada farklı politik yaklaşımlara ve tutumlara dönüşebileceğini işaret ediyor. Mesela enerji politikaları, ittifak ve ortaklık bağları, Hürmüz gibi kritik coğrafyalardaki küresel-transit rejimlerinin işletilmesi ile egemenlik haklarının savunulması gibi.
Trump’ın vurulacak hedef kalmadı demesi operasyonel olarak doğru olabilir. Ama bunun bu aşamadan sonra fazla da anlamı olmuyor. Çünkü savaşın etkileri küreselleşti. Ayrıca bir stratejik hedef olan İran rejimi de değişmedi. İran halkı, devrim muhafızlar ve iç güvenlik güçlerinin oluşturduğu güvenlik zinciri kırılmadı. Bu ülkeye kapsamlı bir kara harekâtı yapmak mümkün değil. Sonuçta savaşın asimetrisi içerisinde dengelerle oynanabilir bir ortam oluştu.
İran’ın içeride kendi güçlerini korumak ve rejimi elinde tutmakla ilgili süreçleri yönetmesi gerekmekteydi. Saldıran tarafların kapsamlı ve kütlesel etkili saldırılarına karşılık, İran’ın kendi jeopolitiğini kullanması, bu manada küresel ekonomik, enerji ve stratejik geçiş yolları üzerine asimetrik güçlerini (vekiller, deniz ve hava dronları, mayınlar, küçük saldırı birimleri vb.) kullanması söz konusuydu. Potansiyel güç mevcuttu, buna hazırlık vardı ve sadece politik karar gerekmekteydi. Bu da şartların elvermesiyle birlikte (rejime saldırı, ayaklanma çıkarmak, altyapını vurulması, gibi karşı tarafın doğrudan amaçlarına bakarak) tereddütsüz verildi. Şu dendi: “Ben yanacaksam herkes yansın!”
Saldıran taraflar ABD ve İran, bu yeni durumda nasıl etkilenecek, bölgedekiler, Körfez ülkeleri başta olmak üzere buna nasıl cevap verecek? ABD, hegemonik yaklaşımı bağlamında küresel iddialarını devam ettirip ettirmeyeceğine ve bu hedef aldığı coğrafyadaki savaşına nasıl yön verecek? Ayrıca bu durumun Amerikan iç siyasetine yansıması nasıl olacak? Yani kontrolü elden bırakmamak doğrultusunda önemli hususlar var.
İşte İran’ın asimetrik karşı saldırısı, ABD’nin kontrolü altında olan geniş kapsamlı konularını içeriyor ve savaş bu yönde gelişmeye başlıyor. Kontrolsüzlük yaratmak, temel bir strateji olarak karşımıza çıkıyor. Bu kontrolsüzlük, savaşın küresel konuları ile merkez (Tahran) arasındaki dengelerin değiştirilmesine dayalı yaratacak ve karşı taraf açısından bakılırsa, ilave tedbirlerle yeniden kontrolün sağlanmasına yoğunlaşılacak.
Savaşı ve etkilerini yaymak ve küresel kontrolsüzlük yaratmak! Bunun için başvurulan konu ve yöntemler: Problem içine dahil edilen coğrafyaları çoğaltmak ve genişletmek; vekilleri ve asimetrik saldırı araçlarını kullanmak; küresel ekonomi araçlarını tahrik etmek; saldırganların iç politikalarını etkilemek; küresel enformasyon savaşı yapmak.
Halen kritik konumdaki Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı bölgesi kaynaklı enerji, ekonomik, enformasyon savaşları gerçekleşmeye başladı. Sadece bu noktalara bakılırsa bile “kontrol” elden çıktı. Başka neler beklenebilir? FBA dedi ki, Kaliforniya’da drone saldırısı olabilir. Bu ne derecede olabilir bir şey, tartışılır. Ancak bu tür konuların gündeme gelmesi “kontrol” sözcüğü içinde de ele alınmalıdır. Dün gece (11 Mart), Hizbullah ile İran koordineli olarak 100’den fazla roketi İsrail’e attı ve büyük bir saldırı gerçekleştirdi dendi. Hizbullah neredeyse bitti de denmekteydi, değil mi? Peki bu durum neyi işaret ediyor? “Kontol” kimde ve durum kontrol altına alınabiliyor mu? Bir beklenti var, Husiler ile İran milisleri, Kızıldeniz ve Aden Körfezi bölgelerinde, geniş kapsamlı saldırılarına başlayabilir diye. Bu olur ise küresel ticareti kim “kontrol” edecek? ABD ve İsrail iç siyasetinde muhaliflerin hareketi karşılık buluyor denmekte, mevcut hükümetler iç siyasetlerini “kontrol” edebilecekler mi?
Şunu da ekleyeyim: Eğer bir vakit sonra (Trump, 4-6 hafta demişti, bir haftası geçti) ABD operasyonuna son verir ise şaşırmayın. Ama bu bölgede savaşın sonu manasına gelmez. Çünkü İsrail, “sonu olmayan” veya “uzun savaş” yöntemini seçecektir ve buna ABD her şekilde destek vermeyi sürdürecektir. Hatta bu kavramlar ABD ve İsrail’de çokça dillendirildi.
Şimdi de savaşı maddeler halinde inceleyelim. Kritiklerimi ve tezlerimi belirginleştireyim. Şöyle:
- 2025 Haziran'daki "12 Gün Savaşı" ile başlayan ve 2026’da İran’a bütünüyle devam etmekte olan saldırı süreci, 2020 Kasım Süleymani suikastıyla fiilen başlamış sayılır. ABD-İsrail'in İran'a yönelik politik/askeri hamleleri uzun süredir devam ediyordu.
- Bu, klasik cepheli savaş değil; cephesiz savaş (non-front war), çok alanlı operasyon (Multi-Domain Operations - MDO), 5. nesil savaş (5GW) ve hibrit savaş unsurları taşıyor. Hedefler, İran'ın nükleer kapasitesini yok etmek, vekil güçlerini (Hizbullah, Hamas vb.) etkisizleştirmek, karar alma mekanizmasını felç etmek şeklinde açıklandı. Hangisi olmadı? İran yönetimi ile halkın arası açılamadı. İran rejimi yıkılmadı. Hizbullah geçen gece İsrail’e yoğun saldırı gerçekleştirdi.
- Büyük birleşik operasyon başladı (Epic Fury / Roaring Lion) ve İran tarafının hava/deniz gücü zayıfladı (neredeyse yok oldu), kara/iç güvenlik odaklı savunma rejimi ağır darbe aldı, ama halen rejimi/ülkeyi ayakta tutabiliyor.
- İran'ın savunma mimarisi (entegrasyon eksikliği, hedef analizi zayıflığı) büyük sorun yaşıyor. ABD-İsrail üstünlüğü çok alanlı, eşzamanlı ve algısal operasyonlarda. İran en sonunda (11 Mart) savaşını "kontrol edilemez" hale getirme stratejisine döndürdü.
- ABD ve İsrail’in “cephesiz savaş” yönüyle sürdürdüğü “5. nesil savaş” içindeyken, İran, bir “stratejik” hamle ile savaşı “kontrol edilemez” hale getirmek, bu yöntemle saldırganlara ve destekçilerine etki sağlamak istemektedir. Bu savaşın yeni bir yüzüdür ve gelecekteki savaşlar düşünülürse “küresel kontrolsüzlük” kavramı kullanılabilir bir uygulama olarak görülecektir.
- "Stratejisi olmayan savaş" eleştirilerine karşı, "kaotik çatışmayı yönet ve İran’ı büyük ölçüde yıprat" şeklinde açıklamam oldu, bunu sürdürüyorum. “İran, ülkeyi saldırganlara teslim etmedik ve bu bir zaferdir,” diyebilir. Kabul edilir mi? Olabilir. Ancak şimdiden başka bir konu karşımıza çıktı: İran bu savaşı "kontrol edilemez" boyuta taşıdı, dengeler giderek değişiyor. Bu asla kazanan/kaybeden şeklinde açıklanamaz. Taraflar istediği iddiada bulunabilir.
- Operasyonel bakılırsa, İran Savaşı, modern savaşın anahtarının savunma mimarisi olduğunu kanıtladı. İran konvansiyonel saldırılara karşı büyük savunma sorunu yaşıyor; ABD-İsrail üstünlüğü burada netleşti.
- Bu bir cephesiz savaştır.
- İran nasıl savaşıyor ve neden savunma sorunu yaşıyor? Kavramlar (MDO, 5GW, hibrit) operasyonel sonuçları en başından itibaren gösteriyor. Ama bu her şey demek değil.
Özetle; savaş cephesiz, çok alanlı ve hibrittir; klasik cephe savaşı beklentisi yanlıştır. İran'ın konvansiyonel savaşta savunma mimarisi zayıf, hava/deniz gücü yetersiz; ilk hamlede karar mekanizması felç edildi, sonra toparlanma yoluna girildi. ABD-İsrail birleşik üstünlüğü (teknoloji, istihbarat, entegrasyon) belirleyici. Son günlere bakılırsa, İran savaşı "kontrol edilemez" hale getirilerek yıpratılıyor. Vekil güçler bitirilemedi, ama zayıflatıldı. Trump bu operasyonla ilgili "işim bitti" dediğinde, İsrail farklı yol izleyebilir. Modern savaşta savunma mimarisi, hedef analizi ve doktrin entegrasyonu kazananı belirler; İran bu tür bir bakışla gücünü kaybetti. Asıl gücünü coğrafyasına, iç güvenliğine ve halkına bağlayarak korumak istiyor.
Varsayım: ABD’nin “Kaos Stratejisi” bu muydu?
Bu savaş bir kaos savaşı mı? Bu bir değerlendirme: Trump’ın bugüne kadarki stratejisi “kaos stratejisi” şeklindeydi ve bugünkü, sahada ve etkisi bakımında genişleyen İran savaşı da bunun bir uzantısı şeklinde görülebilir.
Bir defa halen ABD çok büyük bir ülke/güç. Hata yapar mı? Teorik olarak mümkün. Bu olabilir, ama bizim şu anki sorularımız tam cevaplanamadığında daha da düşünmemizi gerektiriyor. Neler olabilir?
Trump olsa da olmasa da ABD dünyayı bilerek bir kaosa soktuysa, ne diyeceğiz? Böylesi bir durumu en iyi yapabilecek karakter Trump idi. Genel çerçevede bakılırsa, ABD bunu küresel çapta yönetebileceğini umuyorsa, düşünmeye devam edelim.
Yaratacağı etki yönüyle olumsuz bir senaryo, ama bugün en azından plan bu olabilir mi, diye düşünelim. Bugün “uzun süreli bir küresel fiili-baskı” yolunda İran coğrafyası araç olarak kullanılıyor ise sonuçları da başka olur ve bu yeni bir durumun fitillenmesi halidir.
Trump’ın “sert güç kullanarak rehberlik etmesi” doktrini yarıda mı kalacak? Şu da söylenebilir: “Trump da kullanılıyor mu?” Politika ve strateji kavramları esasen böyle bir şey demek değil mi?
İçine girilen bu durum bizi en çok “ekonomik, teknolojik ve sosyo-kültürel savaşlar” çerçevesinde düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
“Kontrolün ortadan kalkmaya başladığı” bu durum gayet düşündürücüdür. Bugün yaşananlar Epic Fury operasyonundan öte düşünmeyi gerektiriyor, esasında hesabı böyle yaptığımızda sorular cevap bulabiliyor.
Sonuç
Bu plansız veya stratejisi olmayan bir savaş mı? Bunu daha fazla tartışacağız. Ancak benim size açıkladığım bütün bu gelişmeler, birbirini geliştiren etkileri doğuruyor. O halde elimizde farklı düşünecek bir yaklaşımımız var.
Savaşın başlaması, seyri ve oluş şekli, en azından konuşulanlardan çok farklı. Buradan bakıldığında şunu da ileri sürmek mümkün, bu savaşın sonuçları da farklı olabilir. En azından daha ileri bakmak ve daha derin düşünmek gerekiyor. “Bu gerekli değil, görüyoruz işte!” de denebilir. Kim nasıl bakmak isterse oradan değerlendirsin.
Benim rasyonel tutum sergileyen, “Polemoloji” (Savaş Bilimi) isimli kitap yazan biri olduğumu hatırlatayım. Bu kitabım yayımlandığından (Ağustos 2025’ten) bugüne kadar en fazla neyin derdini yaşamış olabilirim? Beşinci nesil savaşı çok iyi anlattığımı düşünüyorum ve bu kitapta bugün yaşananları en azından teorik olarak detaylıca anlattığımı söyleyebilirim. Bu savaş da gözler önünde cereyan ediyor. Ama yine de bu yeni nesil savaş kavramını ve etkilerini istediğim gibi tartışamıyoruz. İşte bu makalede sizlere yine detaylı bir inceleme yaptım, takdir sizlerin.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish