Amerika’nın ahlaksız başkanlığı: Siyasi sorumluluk ve Donald Trump

Dr. Halim Gençoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Jeffrey Epstein ve Donald Trump. Fotoğraf: X

Geçmişteki ilişkileri hakkında ciddi kamuoyu tartışmalarıyla karşı karşıya kalan bir siyasi liderin, buna rağmen kendisini demokrasi ve küresel düzen konusunda ahlaki bir otorite olarak sunmaya devam ettiği bir dünya hayal edin. Dünya genelinde insanlar, son zamanlarda Amerikan hükümetinde söylem ile sorumluluk arasındaki boşluğu sorguluyorlar. Bu tartışmaların merkezinde yer alan isim Donald Trump’tır. 

Analistler için ise mesele yalnızca siyasi bir anlaşmazlık değil, çok daha derin bir ahlaki güvenilirlik sorusudur. Yıllarca süren tartışmalar ve soruşturmalarla karşılaşmış bir lider, nasıl hâlâ kendisini yurtdışında demokratik değerlerin savunucusu olarak konumlandırabilir?

Savaş ve askerî güç tartışmalarında kullanılan dil incelendiğinde etik gerilim daha da keskinleşiyor. Trump’a atfedilen, yok edilen bir İran gemisi ve mürettebatının akıbeti hakkındaki açıklamalar modern siyasi retorikte rahatsız edici bir duruşa işaret etmektedir. Aktarılan anlatıma göre Trump, gemiyi ele geçirmek yerine batırma kararından söz ederken bunun “daha eğlenceli” olduğunu söyleyerek şaka yapmış ve dinleyiciler kahkaha ile karşılık vermişti. Eğer bu tür bir retorik gerçekten bir başkanın tutumunu yansıtıyorsa, bu ülkesi adına ciddi ahlaki endişeler doğurur.

Savaş, ulusal güvenlik gerekçeleriyle haklı gösterilse bile, insan hayatının kaybını içerir. Bir gemideki denizciler, milliyetleri ne olursa olsun, aileleri, toplulukları ve gelecekleri olan insanlardır. Onların ölümlerinden eğlenceyi andıran bir tonla söz etmek, askerî zorunluluk ile ahlaki kopuş arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.

Adil savaş teorisinden modern insan hakları çerçevelerine kadar uzanan siyasi felsefe, temel bir ilkeyi vurgular. Güç kullanımı ciddi bir sorumlulukla birlikte yürütülmelidir. Liderlerin savaşı bir gösteri olarak değil, yalnızca büyük bir ciddiyetle bir trajedi olarak görmeleri beklenirken yıkımın anlatımına kahkaha eşlik ettiğinde, ahlaki çerçeve çökmeye başlamıştır.

Trump’ın bir düşmanın askerî kapasitesini bütünüyle ortadan kaldırmaktan ve düşman “tamamen yenilene kadar” devam etmekten söz eden daha geniş retoriği de etik sorular doğurur. Soğuk Savaş dönemindeki brinkmanship’ten modern bölgesel çatışmalara kadar, mutlakiyetçi retorik çoğu zaman karmaşık jeopolitik durumları çözüm yerine yok etme anlatılarına indirgemiştir.

İdeal olarak demokratik liderlik bunun tersini gerektirir ki: bu şeffaflık, ölçülülük ve gücün insanî maliyetinin farkında olmakla mümkündür. Eleştirmenler, demokrasi vaaz etmek ile savaş zamanındaki ölümü önemsizleştiren bir dil kullanmak arasındaki bu çelişkinin küresel sahnede ahlaki otoriteyi zayıflattığını savunuyor. Demokratik değerleri savunduğunu iddia eden bir ulus, liderlerinin şiddet hakkında nasıl konuştuğunda da etik bir disiplin sergilemelidir.

Mesele yalnızca bir politikacıyla ilgili değildir. Bu, toplumların ordulara komuta eden ve küresel çatışmaları etkileyen kişilerden beklediği standartlarla ilgilidir. Liderler yıkım hakkında gündelik bir dille konuştuğunda, dünya gücün ahlaki düşünceden yoksun olduğunda insan hayatına tehlikeli biçimde kayıtsızlaşabileceğini hatırlarlar.

Uluslararası Hukuk ve Liderliğin Etiği

Modern uluslararası siyasette liderlerin kullandığı dil, savaşın meşruiyetini askerî eylemler kadar şekillendirebilir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın bir düşman gemisini batırmanın onu ele geçirmekten daha eğlenceli olduğunu söyleyerek şaka yapması, gazetecilerden hukukçulara ve sanatçılara kadar birçok çevreden yoğun eleştiri aldı. Bu tartışma daha derin sorular doğurmaktadır. Uluslararası hukuk bu tür eylemleri nasıl değerlendirmelidir ve bu retorik siyasi liderliğin etik sorumlulukları hakkında neyi ortaya koymaktadır?

Tenkitler yalnızca diplomatlar ve akademisyenlerden gelmedi. Kültür dünyasından isimler de askerî tırmanış etrafındaki retoriği kınadılar. Amerikalı film yapımcısı Morgan J. Freeman, Trump’ın İran’daki kültürel alanları hedef alma tehditlerini önce eleştirmiş ve bunun uluslararası hukuk kapsamında savaş suçu sayılabileceğini, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nin ahlaki meşruiyetini zayıflatacağını söylemişti.

Freeman, kültürel mirası hedef almanın, silahlı çatışma sırasında kültürel varlıkları koruyan UNESCO sözleşmelerini ihlal ettiğini savunmuştu. Sanatçılar ve film yapımcıları kendilerini çoğu zaman kültürel hafızanın savunucuları olarak gördükleri için, yıkımı stratejik veya eğlenceli bir şey gibi çerçeveleyen retoriğe özellikle duyarlıdır.

Sosyal medya ve kamu yorumlarında gazeteciler ve entelektüeller de benzer kaygıları dile getirmiştir. Bazı gözlemciler, bu tür açıklamaların ABD personelini Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi uluslararası mahkemelerin olası incelemelerine maruz bırakabileceği uyarısında bulunmuştur.

Demokratik Liderliğin Ahlaki Güvenilirliği

Son zamanlarda gündemden düşmeyen Epstein dosyalarında Trump’ın adı Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan belgelerde binlerce kez geçiyor. Bu belgeler arasında, Epstein’ın kendi yazışmaları, FBI mülakatları ve halktan gelen ihbarlar yer alıyor. Örneğin, bir kadın FBI’a verdiği ifadelerde, 1980’lerde Epstein tarafından Trump’la tanıştırıldığını ve 13 yaşında iken Trump’ın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia ediyor. Fakat delil yetersizliğinden soruşturmanın üstü kapatılıyor. Bu tartışmaların hemen ardından Trump’ın İran’a askeri müdahalesi ve İran’ı teslim olmaya zorlayarak ABD/İsrail dostu bir yönetim kurma isteği, tarihte ABD’nin Irak veya Libya gibi demokrasi yerine kaosa dönüşen müdahalelerini akıllara getiriyor.

Bu tartışmanın ortaya çıkardığı daha derin mesele ahlaki güvenilirliktir. Amerika Birleşik Devletleri kendisini sık sık demokrasinin ve insan haklarının küresel savunucusu olarak sunar. Eleştirmenler ise böyle bir ahlaki otoritenin yalnızca politikalara değil, aynı zamanda ulusal liderlerin belirlediği etik tona da bağlı olduğunu savunur. Liderler askerî yıkımı kutladığında ya da savaş hakkında mizahi bir dille konuştuğunda, demokratik idealler ile siyasi retorik arasında bir çelişki oluşur.

Memlük - Osmanlı yada Timur - Bayezit çatışmaları gibi tarih bize dilin önemli olduğunu göstermiştir. Siyasi liderlerin sözleri savaşları tırmandırabilir, şiddeti meşrulaştırabilir veya toplumların savaşa bakışını şekillendirebilir. Bu açıdan Trump’ın açıklamaları etrafındaki tartışma daha geniş bir ikilemi yansıtmaktadır. Jeopolitik çatışma zamanlarında demokratik toplumlar etik standartları koruyabilir mi?

Gücün retoriği yıkımı bir gösteriye dönüştürdüğünde, uluslararası düzenin etik temelleri böyle aşınmaya başlar.

Kaynaklar

Birleşmiş Milletler Şartı (1945)

Denizlerde Silahlı Çatışmalara Uygulanacak Uluslararası Hukuka İlişkin San Remo El Kitabı (1994)

Uluslararası Kızılhaç Komitesi – Uluslararası İnsancıl Hukuk kaynakları.

İran savaş gemisinin batırılması ve ortaya çıkan diplomatik kriz hakkında haberler

Trump’ın İran gemilerini batırma hakkındaki açıklamalarına yönelik kamu eleştirileri

Film yapımcısı Morgan J. Freeman’ın kültürel alanlara yönelik tehditleri kınayan açıklaması

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU