Bugün 12 Mart Askeri faşist darbesinin 55. yıldönümü...
12 Mart'ın tarih önünde halk karşıtı anlamını unutulmaz bir ifadeyle hafızalar kazıyan 12 Mart Askeri darbe darbe şefi Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın: 'Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı, önünü kesmek gerekir' cümlesini hatırlayalım!
1969 sonlarında Amerikan konsolosluğunun İstanbul da verilen bir resepsiyonunda 'yeni kuşak devrimci liderlerin sadece Türkiye için değil, soğuk savaş dünyasında dost ülkeler içinde tehlikeli oldukları, tasfiye edilmeleri gerektiği yönündeki görüşlerini ve istekleri üzerine 'olumlu karşılayan' Demirel'i, darbenin verdiği muhtıraya parlamentonun direnmemesini, üstelik meclis kürsüsünden okunmasını, Nihat Erim'in 'özgürlüklerin üzerini şalla örtme' cümlesinde ifadesini bulan, özgürlüklere karşıt faşizan duruşunu hatırlayalım!
12 Mart darbesinin sadece, aşağıdan gelen sosyal-siyasal uyanışı durdurmaya yönelik bir darbe olmadığını, asker ve bürokrasi içerisinde görece 'ilerici-devrimci' bir eğilimin tasfiyesi edildiğini de hatırlayalım!
60'lı yıllardan itibaren, demokratik ortamda gelişen, halka da yansımaya başlayan, toplumsal uyanışın ve sol hareketlerin nasıl tasfiye edildiğini, 68 kuşağının ateş taşıyıcıları Mahir'lerin Deniz'lerin, Sinan'ların,İbrahim'lerin, iki Hüseyin'in nasıl katledildiğini, binlerce devrimci ve aydının 'balyoz operasyonları üzerinden nasıl işkenceden geçirildiğini, zindanlara atıldığını hatırlayalım!..
12 Martt'a, Kel Eyüp namıyla matuf 'ünlü' bir işkencecinin, Kızıldere katliamında sağ bırakılan bir 68'li bir devrimciye, gelecek devrimci kuşakları bekleyen akibetle ilgili, 'Bütün hazırlıklar yapıldı, silahlar depolandı, gizli ilişkiler kuruldu, siz sağ alınan son paketsiniz, bir daha asla hiç birinizi sağ teslim almayacağız' cümlesinde ifade ettiği 70'li yılların Yeni genç kuşağının Kürt ve Türk devrimcilerinin gelecek 78 kuşağının daha 12 Mart'ı kapatırken 'kaleminin kırıldığı'nı hatırlayalım!..
İdamcılarla, işkencecilerle hesaplaşma sözünün gölgesi altında büyük umutlarla hükümet olan Bülent Ecevit'in ve sol'un 12 Mart darbesiyle yüzleşip hesaplaşmamasını, Türkiye'nin hala hesabını verememenin suçuyla kıvrandığı 5000 genç bedenin cenazesi üzerinden 12 Eylül darbesinin önünün açıldığını, 12 Mart'ta 'yarım kalan' darbe rejimini kalıcılaştırma, toplumun devrimci güçlerinin tasfiye edilerek Türkiye'yi, emperyalizmin kurduğu tuzakların içine dibine kadar düşürme operasyonunun hala sürdüğünü hatırlayalım!..
Hatırlayalım! Menderes,Zorlu, Polatkan üçlüsünün 1960 darbesinin marifetiyle asılmasına karşı TBMM'deki Adalet Partisi Milletvekilleriyle 'Üçe üç' yaygarasıyla Deniz'leri ipe gönderen, bir noktadan sonra 12 Mart'ın perde arkası Başbakanı olan Demirel ile yüzleşip hesaplaşamadımızı hatırlayalım!
Düşünelim!
12 Mart darbesiyle yüzleşip hesaplaşabilseydik şayet, 70'li yıllarda iç savaş yaşanabilirmiydi, devamla Kanlı bir savaş yerine, Kürt-Türk kardeşliği daha az sancılı bir yoldan kurulamazamıydı ve binlerce ve binlerce on binlerce kadınlı erkekli genç insanımızı, arkadaşımızı kaybedermiydik acaba?..
Sınırlı bir gözlem dahi Türkiye'yi 12 Mart darbesine hazırlayan, 12 Mart cinayetlerini ve katliamlarını yapan kadronun ve finansörlerinin 70'li, 80'li, 90'lı yıllarda, hatta kısmen sonrasında iş başında olduğunu, onların katliamcı, faşist zihniyetinin sürece hakim olduğunu ortaya çıkarır.
Darbecilik sürüyor, yüzleşip, hesaplaşamadığımız 12 Mart ve 12 Eylül darbeciliği bugünün içinde sürüyor, neden mi? aşılamayan dünün kanlı mirası bugündür çünkü!..
16 Mart', Balgat', Bahçelievler, Malatya, Sivas'-Madımak ,Çorum, Maraş, kısacası bütün 70'li yıllar Türkiyeye özgü 'Endonezya tipi tenkille süregeldi...
Komünizme karşı 'Milliyetçi Cephe' kisvesi altında gerçekleştiren katliamlarla, Türkiye Yüzleşip hesaplaşamadı... "Bana milliyetçiler cinayet işledi dedirtemezsiniz" derken aslında katliamları ve perde arkasını itiraf eden Demirel'lerle, Türkeş'lerle, Bayar'larla Yüzleşip hesaplaşamadık.
Yüzleşip Hesaplaşamadığımız içindir ki Gazi mahallesi katliamını, Madımak'ı,Roboski'yi vd'ni. yaşadık
Toplum ve halk olarak yakın tarihimizle Yüzleşip hesaplaşma yakıcı bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. Gerçekleri Araştırma, Yüzleşme ve Adalet Komisyonları üzerinden, yarınlarımızın da dün olmaması için yüzleşip hesaplaşmayı yaşamak, rahatlamak zorundadır Türkiye!
Unutmayalım!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish