Dünkü yazımda bahsettiğim engelleri aşmak için iki temel adımın atılması gerekiyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Birincisi, siyasi olarak şiddetin ve güvenlikçi bakış açısınına bir biçimde son verilmelidir.
İkincisi, silah bırakan örgüt üyelerinin, tercihlerine göre, güvenli bir şekilde evlerine, ailelerine, sivil siyasi topluma dönmelerini sağlayacak yasal düzenlemeleri zaman kaybetmeden gerçekleştirilmelidir.
Bu adımlar zaman kaybedilmeden, bir an evvel muhakkak atılmalıdır. Aksi takdirde ülkenin ve halkın onarılmaz zararlara uğraması kaçınılmazdır. Sürecin doğal demokratik gerçeklerinin önünü açmak, gerçek ihtiyaç sahiplerini ve gerçek ihtiyaçları tespit ederek yanıt olma yeteneğini geliştirmek zorunludur. Yanı sıra toplumsal güveni ortaya çıkaracak ve güçlendirecek bir siyaseti acilen inşa etmek çok daha zorunludur.
Öcalan'ın yapmak istedikleri üzerine
Yeterince anlaşılıp anlaşılmadığı ayrı bir bağlamda ele alınabilir, ancak anladığım kadarıyla Öcalan sürecin karakterini dillendirirken, buna tekabül eden günlük çatışmacı, gerginleştirici dilden kaçınmaya vurgu yapıyor, davranış biçimleriyle de bunu somut ve anlaşılır kılmaya çalışıyor.
Bunda en önemli amacı sanırım sürecin bu aşamasında ortak iradeyi ve karşılıklı güven ilişkilerini tesis etmek ve güçlendirmek olmalı.
***
Emsal olsun; Öcalan'dan "terörsüz Türkiye" nitelemesine itiraz var. Bu kavramın “güvenlikçi, negatif, sinir bozucu bir algı yarattığına” işaret ediyor. Devam ediyor: "Süreci isimlendirmenin sadece sembolik değil, toplumsal siyasi algıyı etkileyen kritik bir unsur olduğunu" ifade ediyor.
Ayrıca "Biz ve siz ayrımına dayalı nitelemelerin terk edilmesi gerektiğini, devlet ve toplum arasında daha katılımcı, eşitlikçi bir iletişim dili kurulmasını, bunun gerekli olduğunu" belirtiyor.
Kimi aydın ve akademisyenler, bu düzeyde ayrıntılara girmeyi belki de anlamsız karşılayabilir. Böyle karşılandığına tanık olmadım da değil, ancak mesele göründüğü gibi de değil. Dil üzerinden bir ilişki, bir diyalog, bir davranış ve ifade biçimi yaratmaya çalışıyor. Kaba, öngörülmez dilsel ifade biçimlerini aşmanın yolunu yöntemini geliştirmeye çalışıyor... Kanımca bu yaklaşımın bir diğer yanı da hükümet, devlet ve toplum nezdinde meşruiyet kazanımı sağlamaya amaçlyor olması...
Bu bağlam içinde Öcalan’ın eleştirileri ortak yaşam için bir çağrı olarak okunabilir, okunmalıdır da...
Konuyu geçmeden önce ifade etmeliyim ki, sürecin dilini, isimlendirilmesini, algısını ve yeniden yapılandırılmasını, ortak yaşam ve gelecek için stratejik bir hedef olarak saptıyor.
Bundan dolayıdır ki negatif çağrışımlar yerine, olumlu-pozitif, kapsayıcı, barış odaklı bir dil, sıcak, ortak yaşamcı bir dil öneriyor.
Böylece silahsızlanma ve demokratikleşme sürecinin güvenli, toplumsal kabul gören bir zeminde ilerlemesini amaçlıyor kanaatindeyim.
Seçimler üzerine...
AK Parti’nin seçimlere yaklaşımı, demokratikleşme adımlarını seçim sonrasına erteleme eğilimini taşıyor.
AK Parti için güvenlikle demokratikleşme sorunları ayrıymış gibi ki kanımca gibi bile fazla diyebiliriz.
Kısacası AK Parti hükümeti güvenliği öne alıyor, demokratik hak ve özgürlüklere sınırlayıcı yaklaşıyor.
***
Öcalan'a gelince sürece sonuna kadar demokratik dönüşüm bakış açısıyla yaklaşıyor.
En önemlisi Öcalan savaşın koşullarını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Öyle ki süreç aksasa bile silaha döner mi pek emin değilim...
Bu bağlamda Öcalan eminim sıkıntı duyduğu, üzüldüğü başka şeyler de var. Bizatihi kendi çağrısıyla silah bırakan insanlar var. Bu insanlar sayıca ziyadesiyle kalabalık... Silah bırakan insanlar nereye gidecek, nasıl yaşayacak, çoğu T.C. vatandaşı. Bunlar sivil siyasetin bir parçası olarak yaşamak, hayata tutunmak istiyorlar. Yakın ilişkiler içinde olanlar, yakından tanınan bilinen, belli imkanlar yaratma potansiyeli olanlar bir yana ya gerisi, o büyük kalabalık nasıl olacak? Kısacası dağların özgür, özverili, adanmış yüreklerini zor günler bekliyor diyemiyorum, içimden gelmiyor çünkü...
Ancak ne yapıp edip silahsızlanma yasasının çıkmasını geciktirmemek, bir an evvel çıkarmak gerekir. Dağdan inen, sivil siyasete bir biçimde katılan, katılmak isteyen mücadele insanlarının hayat koşullarını yaşanılır kılmak gerekiyor.
Silahsızlanma yasasının çıkarılmasının gecikmesinin, üstesinden gelmenin zor olacağı toplumsal riskler üretebileceğini bilmek, bunun bilincini içsel bir duyguyla edinmek gerekiyor.
Sonuç olarak, geciken, ihmal edilen ülkelerde, ihmalden öteye varan yaşanan sorumsuzlukların, özellikle de biten savaşın düşmanlık tortularının, kötücüllüklerin yaşanmış sonuçlarını okumakta, çözümlemekte yarar var kanısındayım.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish