Kakao alarmı: Fildişi Sahili’ndeki kriz dünyayı nasıl etkiler?

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Fildişi Sahili yönetiminin 4 Mart tarihinde kakao alım fiyatını bir anda ciddi oranda düşürdü. Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı yeni rakamla birlikte binlerce üreticinin gelir hesabı bir gecede değişti ve depolarda zaten biriken kakao yığınları daha da problemli hale geldi. Kırsal bölgelerden yükselen protesto sesleri yaşananın sıradan bir sezon ayarı olmadığını gösteriyor.

Aynı dönemde Gana’da da tablo iç açıcı görünmüyor. Ödemesi geciken çiftçiler, limanlarda bekleyen tonlarca kakao ve tıkanan sözleşmeler Batı Afrika’nın iki büyük üreticisini ortak bir çıkmazın içine çekiyor. Kısa vadede konuşulan başlık, “bu sezon nasıl kapanır” sorusu olabilir, fakat tabloyu biraz geniş çektiğimizde ortada daha derin bir mesele beliriyor.

Peki bu dalga Fildişi Sahili sınırlarında mı kalır yoksa çikolatadan devlet bütçelerine kadar uzanan daha büyük ve derin bir etki mi üretir?

Tarladaki Fiyat Kavgası

Fildişi Sahili yönetimi geçen yıl hasat zamanı üreticiye güçlü bir güvence vererek kakao alım fiyatını görece yüksek bir seviyede sabitledi. O karar alınırken dünya piyasasında fiyatlar yukarı doğru tırmanıyordu. Bu yüzden kırsal kesimlerde memnuniyet oranı oldukça yüksekti, doğal olarak seçim atmosferi de bu havayla beslendi. Bugün ise aynı yönetim, ara sezon için çiftçiye ödenen fiyatı  2.800 CFA’dan 1.200  CFA’ya  çekerek sert bir adım atmış durumda.

Bu geri adımın sahadaki karşılığı oldukça keskin diyebiliriz. Birçok üretici, önceki kampanyadan kalan ürününü hâlâ elinden çıkaramamışken yeni sezonu daha düşük bir tarla fiyatıyla karşılıyor. Ülkede biriken ve alıcı bulunamayan  120 bin ton  civarındaki kakao stoğu, depolarda giderek daha büyük bir baskı oluşturuyor. Nem ve kötü muhafaza koşulları bazı partilerin bozulmasına yol açıyor. Ayrıca kooperatifler çiftçiden aldıkları ürün için söz verdikleri ödemeleri yapmakta zorlanıyor.

Gana’da da benzer bir hikâye söz konusu. Şubat ayı itibarıyla  on binlerce  kakao üreticisinin ödemesi gecikmiş durumda. Ülke basınında kimi çiftçilerin temel gıdayı bile borçla aldığından söz ediliyor. Limanlarda bekleyen yüklü miktarda kakao, bu sezonun kazancını bir sonraki sezona devreden bir borç yüküne dönüştürüyor. İki ülkede de üretici kendisine vaat edilen “koruyucu” fiyat sisteminin altında kaldığını hissediyor.

Batı Afrika Ekonomisinin İnce Çizgisi

Kakaonun Batı Afrika ekonomisindeki rolü hâlâ çoğu kişinin sandığından daha merkezi ve önemli. Fildişi Sahili ile Gana birlikte, bugün  yüzde 60  civarında küresel kakao arzı sağlıyor. Bu yüzden iki ülkede atılan her adım dünya tedarik zincirinin sinir uçlarına dokunuyor. Kakaoya dayalı ihracat gelirleri, biri için devlet bütçesinin çok önemli bir parçası, diğeri için de dış gelirlerin kayda değer bir bölümü anlamına geliyor. Kırsalda istihdam, döviz girdisi, bazı sosyal programların finansmanı bu ürünün performansına bağlı.

Bu nedenle kakao fiyatındaki ciddi düşüş yalnız üreticinin cebini vurmuyor. Devlet bütçesi, döviz rezervleri ve kredi geri ödeme kapasitesi de bu düşüş sonrası ciddi şekilde baskı altında. Seçim döneminde verilen yüksek fiyat kararıyla bugünkü keskin indirim arasındaki mesafe, devletin verdiği söz ile piyasa gerçekleri arasındaki gerilimi büyütüyor. Çiftçi, bir kampanyada “destek” söylemiyle yan yana geldiği devlet yapısını, bir sonraki kampanyada zararını üstüne bırakan bir aktör gibi görmeye başlıyor.

Bu güven aşınması orta vadede daha büyük siyasi dalgalanmaların önünü açabilir. Kırsalda gelir kaybı büyüdükçe devletin sosyal harcamaları kısılırsa siyaset ile tarla arasındaki mesafe açılacak. Afrika’nın yakın tarihinde emtia fiyat şoklarının protesto dalgalarını, darbe girişimlerini ve sert siyasi kırılmaları nasıl tetiklediğini hatırladığımızda kakao krizi de benzer bir riski içinde taşıyor.

Çikolata Zincirinde Yeni Riskler

Küresel kakao fiyatları 2024 sonunda rekor seviyeleri görmüştü. Ardından arz artışı, talep yavaşlaması ve spekülatif pozisyonların çözülmesiyle birlikte şubat ayında ton başına  3.800 dolar  bandına kadar gerileyen bir durum ortaya çıktı. Grafiklere bakanlar için bu hareket klasik bir emtia düzeltmesi gibi görünebilir. Fakat tarladan limana uzanan zincire yakından bakınca bu düşüşün ağırlığı artıyor.

Kısa vadede büyük çikolata üreticileri için hammadde maliyetinin gerilemesi cazip sayılabilir. Ancak orta vadede bu durum arz güvenliği açısından yeni soru işaretleri üretiyor. Çiftçilerin bir kısmı kakao bahçelerini ihmal etmeye, bakım ve yenileme yatırımlarını ertelemeye başladı bile. Genç kuşaklar için ise kakao artık cazip bir gelecek vaadi taşımıyor. Gençlerin kimisi madenciliğe, kimisi başka ürünlere, kimisi de şehir hayatına yöneliyor.

Bu eğilim sürerse birkaç yıl sonra gündem bugünkü gibi “fiyat çok düştü” cümlesi olmayabilir. O gün konuşulacak şey talebi karşılayacak iyi kaliteli kakao bulmanın güçleşmesi olacak. Market rafındaki çikolata barının fiyatı belki kısa süre sabit kalır ama gramajın küçüldüğü, içeriklerin değiştiği, ürün çeşitliliğinin azaldığı bir döneme girilebilir. Kakaonun coğrafi dağılımı yavaş yavaş kayarsa, dünya çikolata tedarik haritası da buna göre yeniden çizilebilir.

Siyaset, Göç ve Yeni Kaçak Hatlar

Krizin bir başka boyutu sınırları aşan ticaret hareketleri. Fiyatların iki ülke arasında farklılaşması, kamyonların ve motosikletlerin izlediği güzergâhı değiştiriyor. Fildişi Sahili-Gana hattında, resmi kayıtlara girmeyen yeni kaçak satış kanallarının oluştuğuna dair işaretler de söz konusu. Alım fiyatının görece yüksek olduğu tarafa doğru bir akış başlarsa her iki ülkede de planlanan stok yönetimi önemli ölçüde bozulabilir.

Kırsal yoksulluk derinleştikçe tablo daha sert hale gelebilir. Geliri düşen üretici için çocukların eğitim harcaması, sağlık gideri, temel gıda sepeti daralmaya başlıyor. Bir noktadan sonra insanlar tarlada tutunmak yerine şehre göç etmeyi, madencilik gibi daha riskli ama kısa vadede daha yüksek gelir getiren alanlara kaymayı düşünmeye başlıyor. Bu kayma da resmi ekonominin yanında kayıt dışı ve yasa dışı alanların da büyümesi anlamına geliyor.

Afrika’nın yakın tarihinde emtia fiyat şoklarının sokaklara, meydanlara, sandıklara nasıl yansıdığına dair çok sayıda örnek var. Gıda ve yakıt fiyatlarındaki ani sıçramalar, kahve ya da pamuk gelirlerindeki sert düşüşler farklı ülkelerde protesto dalgalarını tetikledi. Kakao krizinin benzer bir sonuç üretip üretmeyeceğini bugünden kesin söylemek zor ama dinamiklerin çoğu tanıdık.

Kakaonun Sessiz Siyaseti

Bugün Batı Afrika’da yaşananlar, çikolatayla kurduğumuz ilişkinin ne kadar yüzeysel olabildiğini yeniden hatırlatıyor. Raflarda gördüğümüz her çikolata, arka planda hem kırılgan bir tedarik zincirini hem de on binlerce ailenin geçim mücadelesini taşıyor. Fildişi Sahili ve Gana’daki kakao krizi, bunu açık hale getiren bir mercek işlevi görüyor.

Şu an için konuşulan başlık çoğu yerde “fiyat düştü, çiftçi zorlanıyor” cümlesi etrafında dönüyor. Hâlbuki duruma daha geniş bir çerçeveden baktığımızda, ortada devletin verdiği fiyat sözü, üreticinin devlete duyduğu güven, bölge ekonomilerinin dışa bağımlılığı ve küresel şirketlerin tedarik stratejisi var. Kısacası bu kriz, tarladan başlayan ama çok daha geniş alanlara uzanan sessiz bir siyaset üretiyor.

Önümüzdeki aylarda dünya, market rafındaki çikolata etiketine bakarken Batı Afrika’da kakao üreten milyonlarca insanın payını artıran bir düzen mi görecek yoksa bir emtia daha yeni bir kayıp kuşak hikâyesine mi dönüşecek?

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU