Savaşın yedinci günü, Orta Doğu'nun üzerindeki duman dağılmaya başladı. Ve altından çıkan tablo, Washington ile Tel Aviv'in hesaplamadığı bir gerçekliği ortaya koydu: İran, beklenenden çok daha dirençli. Üstelik beklenmedik bir yönden vurdu.
ABD ve İsrail, operasyona girerken ellerinde kusursuz bir istihbarat mozaiği vardı. Mossad, Tahran'ın trafik kameralarını yıllarca izlemişti. CIA, Hamaney'in günlük rutinlerini, güvenlik protokollerini, hareket örüntülerini milimetrik hassasiyetle kayıt altına almıştı. Bu istihbarat çalışması meyve verdi: Hamaney, Savunma Bakanı, Devrim Muhafızları Komutanı ve çok sayıda üst düzey yetkili, savaşın ilk saatlerinde öldürüldü.
Teknik istihbarat mükemmeldi. Peki ya stratejik öngörü?
Kimi Vuracağını Bilmek, Ne Olacağını Bilmek Değildir
İşte burada kritik ayrım devreye giriyor. Mossad ve CIA, kimi vuracağını biliyordu — liderlik hedeflemesinde kusursuzdular. Ama İran'ın bu savaşta nasıl karşılık vereceğini, cepheyi nasıl şekillendireceğini okuyamadılar.
Körfez'e yönelik saldırıların bu ölçeği öngörülebilseydi, ABD o üsleri önceden boşaltır ya da kullanmayacağını ilan ederek İran'ın elini baştan boşa çıkarırdı. Öngörülmedi. Ve İran tam da bu boşluğa girdi.
Bahreyn, Kuveyt, Katar, BAE, Suudi Arabistan — hepsi vuruldu. Katar'daki Al Udeid'in AN/FPS-132 erken uyarı radarı imha edildi, değeri 1,1 milyar dolar. Kuveyt'teki Shuaiba Limanı'na isabet aldı, altı Amerikan askeri hayatını kaybetti. İngilizlerin Kıbrıs'taki Akrotiri Üssü vuruldu. Suudi Aramco'nun Ras Tanura rafinerisi hasar gördü. Katar enerji üretimini durdurdu. Hürmüz Boğazı neredeyse fiilen kapandı.
Bu tablo, İsrail veya ABD üslerine yönelik bir misilleme değil. Stratejik bir cephe genişlemesi.
Körfez Şoku: Ekonomik Kriz Kapıda
İran'ın Körfez'i hedef alması tesadüf değildi. Hesaplı bir stratejik tercihti — ve sonuçları hemen hissedildi.
Küresel petrol arzının yaklaşık yüzde yirmisini karşılayan Körfez altyapısına yönelik bu saldırılar, ham petrol fiyatlarını hızla yukarı itti. Binlerce uçuş iptal edildi; Emirates, Katar Airways, Lufthansa, Air France, British Airways ve Türk Hava Yolları bölgeden çekildi. Körfez monarşileri, yıllarca güvende hissettikleri coğrafyanın artık savaş alanına dönüştüğünü gördü. BAE, Katar ve Suudi Arabistan "misilleme hakkını saklı tutuyoruz" açıklamaları yaptı — bu, bölgesel bir savaşa sürüklenmenin kapıya dayandığının işareti.
İran'ın stratejisi net: Körfez ülkelerini baskı altına alarak ABD'yi köşeye sıkıştırmak. Monarşiler zaten endişeli; İran onları doğrudan savaşa çekebilirse, Washington üzerindeki siyasi baskı dayanılmaz hale gelecekti. Bu hesap kısmen işe yaradı. En az bir Körfez ülkesi, dördüncü günde hava savunma füzesi stoğunun tükenmekte olduğunu ABD'ye bildirdi.
Güney Kore'den Sökülen Sistemler: Hazırlıksızlığın İtirafı
Ve işte en çarpıcı gelişme burada: ABD, Güney Kore'deki Patriot sistemlerini söküp İran cephesine sevk etmeye başladı. Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun bu yeniden konuşlandırmayı doğruladı. Osan Hava Üssü'ne ağır nakliye uçaklarının inişi gözlemlendi.
Bu, sıradan bir lojistik düzenleme değil. Başka bir cepheden silah söküp getirmek, sahada o silaha ihtiyaç duyulduğunun — ve önceden yeterince bulundurulmadığının — açık kabulü. Yani ABD, İran'ın bu yoğunlukta hava savunma füzesi tüketeceğini hesaplamamıştı. Hesaplasaydı, o füzeler çoktan orada olurdu.
Bunun bedeli sadece İran cephesiyle sınırlı değil. ABD, birinci öncelikli tehdit olarak tanımladığı Çin-Tayvan cephesini zayıflatıyor. Pasifik'teki caydırıcılığın bedeli Orta Doğu'da ödeniyor. Bir sonraki adım Ukrayna cephesi olabilir.
Tarihsel paralellik dikkat çekici. Rusya, Ukrayna'ya odaklanmışken Kafkasya'yı, ardından Suriye'yi kaybetti. Rusya şimdi bu dersi not ediyor — ve İran'ın çöküşünü sessizce izlerken Washington'un stoklarının nereye aktığını hesaplıyor. Stratejik fırsatçılık bu.
Mükemmel Veri, Kör Analiz
Tüm bu tablo, modern istihbaratın en temel çelişkisini gün yüzüne çıkardı. Mossad ve CIA, İran hakkında muazzam bir veri birikimi oluşturdu. Ama bu veriler yanlış bir sorunun cevabını veriyordu: "Liderleri nerede buluruz?" Sorulması gereken ikinci soru farklıydı: "İran, liderleri düşünce nasıl savaşır?"
"Hamaney düşerse sistem çöker" tezi hem Tel Aviv'in savaş planlamasına hem de Washington'un beklentilerine işledi. Irak'ta Saddam, Libya'da Kaddafi — bu iki örnek, Batılı stratejik düşüncenin zihnine derin bir kalıp yerleştirdi. İran da aynı kalıba sokuldu. Yanılgı bu.
İran, kişiselleştirilmiş bir otoriter rejim değil. Devrim Muhafızlarının 32 eyalet komutanlığı bağımsız hareket edebiliyor, hedef listeleri önceden hazır, halef zincirleri adlandırılmış. Sistem sendeledi ama çökmedi. Körfez'e saldırılar başladı, cephe genişledi, ekonomik şok dalgalandı — bunların hiçbiri öngörülmemişti.
7 Ekim 2023'ün tekrarı bu. Hamas saldırısında da teknik istihbarat kusursuzdu. Ama Hamas'ın bu saldırıyı gerçekten yapacağına inanılmıyordu. Stratejik empati — rakibin kendi iç mantığı çerçevesinde nasıl davranacağını anlama yetisi — eksikti. İran'da da aynı hata tekrarlandı.
Veri Toplamak Ayrı Şey, Anlamak Ayrı Şey
Savaş devam ediyor. İran'ın füze kapasitesi eriyor. Ama sistem ayakta, cephe geniş, maliyet her gün artıyor. Ve ABD, birinci öncelikli Pasifik cephesini zayıflatarak bu savaşı sürdürmeye çalışıyor.
İstihbarat tarihine bu savaş nasıl geçecek? Muhtemelen şu cümleyle: Mossad ve CIA, İran'ı atomuna kadar biliyordu. Ama İran'ın ne yapacağını anlayamadı.
Veri toplamak istihbarat değildir. Anlamak istihbarattır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish