Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk imzalı Masumiyet Müzesi, heyecanlı bir bekleyişin ardından mini dizi uyarlamasıyla izleyiciyle buluştu. 9 bölümlük dizi, 13 Şubat itibarıyla Netflix kataloğuna eklendi. Tahmin edileceği üzere alt sıralarda oyalanmadan Türkiye'de anında zirveye yerleşti. Hatta bu uyarlamayla birlikte, 60'tan fazla dile çevrilen kitabın satışları da patladı. 1970'lerin İstanbul'unda geçen hikayede, zengin bir adamla tezgahtar bir kız arasındaki yasak ilişkinin, ömür boyu sürecek saplantılı bir aşka dönüşmesi anlatılıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir'in başrollerini paylaştığı dizinin ışık hızıyla yakaladığı başarı, kitap uyarlamalarının cazibesini de yeniden gündeme taşıdı. Ne de olsa bazı hikayeler sayfada bitse de ekranda yeniden doğuyor ve kaynak metin, doğru ellerde bambaşka bir gerilim, yepyeni bir duygu diliyle yeniden kurulabiliyor.
Biz de en sevdiğimiz uyarlamaları anmak istedik. Ama bunu yaparken "uyarlama" denince akla ilk gelen dev yapımların dışına çıkmayı da ihmal etmedik. Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid's Tale), Vezir Gambiti (The Queen's Gambit), Taht Oyunları (A Game of Thrones), Bir Gün (One Day), Bridgerton ve Shōgun gibi çok satan romanlardan uyarlanıp kırdıkları rekorlara ekranda devam eden yapımlara selam olsun, biz yolumuza biraz kıyıda köşede kalmış, hak ettiği ilgiyi görmemiş ama izledikten sonra "Nasıl kaçırmışım?" dedirten uyarlamalarla devam edelim. Hazırsanız başlıyoruz...
Normal People (2020)
Normal People, uyarlandığı aynı isimli romanın ruhunu, olaylardan çok duygunun ritmiyle ekrana taşıyan ender uyarlamalardan biri. Sally Rooney'nin metnindeki çekim–mesafe–suskunluk üçgeni, dizide de aynı sabırla korunuyor. Bu sayede ilişki ekran uyarlaması için sıkıştırılmış bir özet gibi değil, gerçekten yaşanmış gibi akıyor.
Marianne ve Connell'ın yıllara yayılan, katman katman değişen bağını anlatırken dizi, kitabın cazibesini oluşturan sınıf farkı, güç dengeleri ya da içe atılan cümleler gibi kırılgan ayrıntıları göğsünde yumuşatmak yerine görünür kılıyor.
Daisy Edgar-Jones ve Paul Mescal'ın kimyası, hikayenin romantik bir fanteziye kaymasını engelleyip onu daha gerçek, daha yaralayıcı bir yere sabitliyor. Dizi duygusal kırılmaları aynı yoğunlukta kurmaya odaklanıyor, kitapta satır aralarında kalanlar ekranda anbean yaşanan bir duygu akışına dönüşüyor. Tam da bu yüzden Normal People, romanın okurda bıraktığı sızıyı eksiltmeden taşımayı başarıyor. Kısacası, kitapla dizinin ilişkisi birebir diyalog sadakatinden değil, aynı yarayı aynı yerden kaşıyan bir anlatı disiplininden doğuyor.
IMDb: 8,4
Nereden izlenir: HBO Max
Yüzyıllık Yalnızlık (2024 - 2026)
Netflix'in Yüzyıllık Yalnızlık uyarlaması, Márquez'in 1967 tarihli başyapıtının "ekrana sığmaz" denen büyüsüne yaklaşmayı göze alan ender işlerden. Romanın 7 kuşağa yayılan Buendía anlatısı ve Macondo'nun katman katman tarihi, dizide daha çizgisel ve daha kolay takip edilen bir akışa dönüşse de metnin şiirselliği görsel bir dile çevrilerek korunmaya çalışılıyor.
Alex García López ve Laura Mora'nın rejisi, büyülü gerçekçiliği bir efekt gösterisine çevirmeden atmosfer, ritim ve detaylarla hissettirmeyi tercih ediyor. Çekimlerin Kolombiya'da yapılması ve yazarın ailesinin desteği, uyarlamaya hem sahicilik hem de kültürel bir ağırlık katıyor.
Dizi, romanın düşünsel yoğunluğunu birebir taşımaktan çok, o canlı dünyayı sahne sahne yeniden kuruyor. En iyi anlarında öyle bir görsel fikir zenginliği yakalıyor ki insan bazı planları geri sarıp tekrar izlemek istiyor. Yine de bu ölçek, doğal olarak kayıplar da getiriyor: Romanın dil oyunları ve iç sesleri, ekranda kaçınılmaz olarak daralıyor. Sonuçta Yüzyıllık Yalnızlık, romanın dilini birebir kopyalamaya kalkmadan, onun büyüsünü görüntüyle yeniden yazmaya çalışan, küçük eksikleriyle bile uzun süre akılda kalan, iddialı bir uyarlama.
IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Netflix
Say Nothing (2024)
Say Nothing, Patrick Radden Keefe imzalı aynı isimli kitabın titiz gazetecilik dilini alıp, 9 bölümde daha yoğun bir dramatik hatta taşıyor. Dizi, 1972'de kaybolup öldürülen Jean McConville vakasını odağına alırken, yıllara yayılan anlatısıyla IRA çevresindeki radikalleşmeyi ve "suskunluk kültürü"nü daha çıplak biçimde gösteriyor.
Dizinin yaratıcısı Joshua Zetumer'ın kurduğu yapı, özellikle Dolours ve Marian Price üzerinden "kişisel bedel" tarafını güçlü yakalıyor; bazı şiddet sahneleri ise sarsıcı bir gerçeklik hissi veriyor. Ama kitabın en büyük gücü olan tarihsel zemin dizide daha sınırlı kalıyor. Bu yüzden motivasyonların ağırlığı zaman zaman eksik hissedilebiliyor. Bu daralma, hikâyeyi Brendan Hughes ve Gerry Adams gibi figürlerin eylemlerine fazlaca yaslayarak sebep-sonuç kısmını kitabın kurduğu kadar katmanlı anlatamama riskini doğuruyor. Yine de Say Nothing, karakterlerin pişmanlıkları ve kırılma anları üzerinden, seyirciyi kolay cevaplar yerine rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.
Özetle kitap, çatışmanın tarihsel zeminini ve gündelik hayattaki etkilerini geniş bir çerçevede kuruyor, diziyse aynı hikayeyi daha çok belli karakterlerin yaşadıkları üzerinden, daha yakın ve daha yoğun bir tonda anlatıyor. Say Nothing, en iyi uyarlamaları buluşturduğumuz listedeki yerini tam da bu tercih sayesinde alıyor: Kaynağa birebir sadakatten ziyade, seçtiği odakla tartışma yaratan ama etkisini kolay bırakmayan bir ekran yorumu.
IMDb: 8,2
Nereden izlenir: Disney+
Lessons in Chemistry (2023)
Lessons in Chemistry, Bonnie Garmus'un 2022 tarihli ilk romanını daha derli toplu ve daha politik bir dille ekrana taşıyan cesur bir mini dizi. 1950'ler ve 60'lar Güney Kaliforniya'sında geçen hikaye, bilim insanı olmayı hedefleyen kimyager Elizabeth Zott'u izliyor. Elizabeth, sistemik cinsiyetçilik ve istismarcı patronlarla boğuşurken bir yandan da bir yemek programının yıldızına dönüşüyor.
Dizi, kitabın omurgasını koruyor: Elizabeth'in bilim tutkusu, Calvin'le kurduğu ortaklık ve romantik bağ, ardından gelen kalp kırıkları ve yeniden ayağa kalkış. Lee Eisenberg'ün uyarlaması, romanın açıklaması zor görünen olay örgüsü boşluklarını başarıyla gerekçelendiriyor ve dönemin politik iklimini de kitaba kıyasla daha ciddiye alıyor.
En belirgin fark, dizinin kadrosunun daha çeşitli olması ve yan karakterlerin geri planda kalmadan hikayenin yükünü omuzlaması. Merkezdeyse, küçük ama etkili romantik dokunuşlar var; ilişkiyi daha dengeli, daha inandırıcı bir ritme oturtuyor. Brie Larson, lafını sakınmayan ve tavizsiz bir Elizabeth performansı çıkarıyor. Lewis Pullman'ın hayat verdiği Calvin de bu sertlikle denge kuruyor; uyarlamanın doğru müdahalelerle nasıl güçlenebileceğinin nefis bir örneği bu. Ve bir kez daha görüyoruz ki, bazen kaynağa birebir sadık kalmamak hikayeyi daha iyi çalıştırabiliyor.
IMDb: 8,2
Nereden izlenir: Apple TV
Sharp Objects (2018)
Hikayeye sadakat, görsel ve duygusal imzadan vazgeçmek demek değil. Bunun en iyi örneklerinden biri Sharp Objects. Dizi birebir uyarlama disiplininden vazgeçmeden sadakatin tarzla nasıl buluşturulacağını adeta ders gibi gösteriyor. Jean-Marc Vallée, Gillian Flynn imzalı Sharp Objects'in karanlığını şık bir sinematografi, hipnotik ritim ve ayrıntıcı bir atmosferle ete kemiğe büründürürken Amy Adams ve Patricia Clarkson, performanslarıyla hikayeyi neredeyse bedensel bir deneyime çeviriyor.
Camille'in iki cinayeti haberleştirmek için doğup büyüdüğü kasabaya dönmesi, klasik bir "Katil kim?" hikayesi gibi başlıyor ama dizi asıl gücünü kahramanın ve evin içindeki yaraları eşeleyişinden alıyor. Dizi, sürükleyici bir polisiye olmanın ötesinde kadın öfkesiyle kuşaklar arası travmayı aynı nefeste konuşabilen ender uyarlamalardan biri. Final sahnesi, anlatının bütün taşlarını yerinden oynatan bir tokat gibi izleyicinin yüzüne inerken "görmez olaydık" dedirtiyor ama tam da bu yüzden unutulmuyor. Şunu da hatırlatalım, dizi bittiğinde bir süre Led Zeppelin'den başka bir şey dinlemek istemeyebilirsiniz.
IMDb: 8,0
Nereden izlenir: HBO Max
Fleishman is in Trouble (2022)
Fleishman Is in Trouble, aynı adlı romanın zekice ama mesafeli gözlem gücünü alıp ekranda daha canlı, etkili ve akıcı bir anlatıya dönüştürüyor. Bunda en büyük pay, kitabın yazarı Taffy Brodesser-Akner'ın diziyi bizzat uyarlamasında. Metnin tonu korunurken, karakterlerin kör noktaları ve kırılma anları dramatik bir netlikle büyütülüyor. Claire Danes, Jesse Eisenberg ve Lizzy Caplan üçlüsü, hikayeyi "bir boşanma draması" kalıbından çıkarıp orta yaş sıkışması, arzu, statü ve görünmez sınıf kaygıları üzerine keskin bir portreye dönüştürüyor.
Romanda zaman zaman tez gibi duran gözlemler, dizide sahnelerin içine yerleşip karakterlerin bedenine ve sesine siniyor. Bu da anlatıyı hem daha düşünsel hem de daha duygusal kılıyor. Özetle, kitapla dizi arasındaki bağ neredeyse "ideal uyarlama" tanımına uyuyor: Aynı hikaye ama ekranda daha keskin, daha acıtıcı ve birçok izleyici için daha etkili.
IMDb: 7,7
Nereden izlenir: Disney+
Station Eleven (2021 - 2022)
Emily St. John Mandel'in 2014 çıkışlı aynı isimli romanından uyarlanan Station Eleven, bir kıyamet senaryosunu "Dünya bittikten sonra geriye ne kalır?" sorusuyla insanın içine işleyen bir duygusal haritaya çeviriyor. HBO uyarlaması, medeniyeti çökerten grip felaketini arka plana alıp asıl odağı hayatta kalanların kurduğu bağlara ve sanata tutunma gücüne yaslıyor. Post apokaliptik dizi, roman gibi çok katmanlı bir biçimde ilerliyor. Romanla arasındaki en belirgin fark, dizinin bazı karakterlerin geçmişini etiyle kemiğiyle, çok daha ayrıntılı biçimde kurması. Böylece mesafeli duran bölümler, dizide daha yakından, daha duygusal bir yerden kuruluyor. Himesh Patel, Mackenzie Davis, Gael García Bernal ve Danielle Deadwyler'ın güçlü oyunculukları, hikayenin kırılgan tonunu taşıyıp melodrama düşmesini engelliyor. The Leftovers gibi kolektif yas ve travmayı didiklerken acıyı katlanılır kılan şeyin yine insan ilişkileri olduğunu hatırlatıyor Station Eleven. Kısacası kitaba sadık kalırken onun şiirselliğini görsel dile taşıyan, üstelik bazı boşlukları akıllıca doldurarak daha umutlu bir ekran karşılığı kuran nadir uyarlamalardan biri.
IMDb: 7,5
Nereden izlenir: HBO Max
© The Independentturkish