Umman’daki görüşmelerden istediği sonuç çıkmazsa Trump’ın planı hazırmış:
İran liderliğini (Hamaney’i) ortadan kaldıracak, ancak rejimi yerinde bırakacak çok hızlı, sert ve sınırlı bir hava saldırısı düzenlenecekmiş.
Böylelikle geride kalan lider kadrosu boyun eğecekmiş.
Operasyon sonrası aşamada ise Trump’ın şu şartları dayatılacakmış:
- İran’ın uranyum zenginleştirmeden ve nükleer programından vazgeçmesi
- Yüzde 90'nını Çin'e sattığı petrolün tamamını sadece ABD’ye vermeyi kabul etmesi
- Füze programını sonlandırması
Diğer birkaç maddenin üstünde ise fazla durulmuyormuş.
Bunlar yerine getirilirse, karşılığında Trump, Boing’in İran’a dönüşüne izin verecekmiş.
Peki bu planı kim hazırlamış?
Trump’ın damadı Kushner.
Steve Witkoff da ‘biraz’ yardım etmiş.
Pentagon ise “Bu plan tutmaz, İran kesinlikle Venezuela değil” diye itiraz etmiş ve "Dünyadaki tüm Şiilerin lideri olan Hamaney, Maduro değil, savaş yayılır ve uzar" notunu düşmüş.
Plana bir itiraz da İsrail’den gelmiş.
"İran’ı hiç tanımamışsınız" diyen Netanyahu, hedefin 'rejimi değiştirmek' olmasını istemiş.
Netanyahu, “Rejim kaldıkça döner dolaşır aynı yere geliriz” demiş.
Sonuç: Trump’ın kitabında müzakere yok.
Hele uzun müzakere hiç yok.
Ortaya bir anlaşma koyar ve “Ya bunu uygula ya da reddet” der.
Umman’daki görüşmelerden savaş mı çıkar anlaşma mı? sorusuna net yanıt vermek zor.
Hatırlayalım, geçtiğimiz yıl yine Umman’da İran ve Amerikan heyetleri arasında 5 tur görüşme yapılmış, ardından 22 Haziran’da ABD, İran’a saldırmıştı.
Şöyle de bir gerçek var, ABD, Umman’da İran ile görüşme masasına, Arap müttefiklerinden gelen itirazları yatıştırmak için oturmuşa benziyor.
Müzakerelerin yüzeysel kalacağı, ABD saldırısının önüne geçemeyeceği düşüncesi öne çıkıyor.
Buna karşılık İran’ın da boyun eğmeye pek niyetli olmadığı görülüyor.
Yine de tarafların, gerginliği azaltmak için müzakerelere başladığı anlaşılıyor.
Evet İran rejimi önemli oranda yıprandı, ama güçsüz değil.
İran-ABD arasında yükselen tansiyona bir başka pencereden daha bakalım.
“7 Kız Kardeşin İran aşkı fena kabardı” desem, konuyla çok yakından ilgilenmeyenler, bu ne demek diye soracaktır.
7 Kız Kardeş kimdir bilir misiniz?
Yıllar önce bazılarının isimleri farklı olan Chevron, BP, Shell, Exxon, Texaco, Mobil, Total günümüzde dünyanın en büyük 7 petrol şirketidir.
İngiliz, ABD, Hollanda ve Fransa kökenli bu şirketler 1954’de, İran petrolünü millileştirmek isteyen Başbakan Musaddık’ı devirdi.
Yönetime Musaddık’ın yerine Şah Rıza Pehlevi’yi getirdiler.
Sonrasında Şah Pehlevi’nin önüne bir anlaşma koydular.
Buna göre petrol gelirlerinin sadece yüzde 48,7’si İran’a verilecek, geri kalanı da 7 Kız Kardeş paylaşacaktı.
Bu anlaşma 1954’den 1979 yılına kadar yürürlükte kaldı.
Yani 25 yıl boyunca bu 7 Kız Kardeş, dünyanın en büyük 3. Petrol rezervlerine sahip İran’ın zenginliklerinin önemli bir bölümüne el koydular.
Bu duruma zaman içinde isyan etmeye başlayan Şah Pehlevi, 1974 yılında 7 Kız Kardeşe yeni bir anlaşma önerdi.
Buna göre, petrol gelirlerinin tamamı 20 yıllığına İran’a kalacak, sonrasında durum yeniden gözden geçirilecekti.
Anlaşmayı kabul edilebilir bulmayan 7 Kız Kardeş, Şah’ı iktidardan indirmenin ve yerine alternatifini hazırlamanın çalışmalarını başlattı.
Sonuç bildiğiniz gibi gelişti.
İç karışıklıklar, protestolar, grevler ülkedeki tansiyonu yükseltince Şah Kahire’ye gitmek zorunda kaldı.
Ardından da Paris’te sürgünde bulunan Ayetullah Humeyni de İran’a getirildi.
Ama beklenen olmadı, mollalar yani yeni rejim, 7 Kız Kardeşi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.
Yedi Kız Kardeş, İran’ın petrol gelirlerinden bekledikleri payları alamadılar.
Tam 47 yıl sonra 7 Kız Kardeş, İran petrollerinde yeniden söz sahibi olmak için Trump’ı devreye soktular.
Trump’ın, İran’dan en önemli talebi, söylendiği gibi nükleer programın bitirilmesi falan değil.
Bir numaralı talep, “Yüzde 90’nını Çin’e sattığınız petrolün tamamını ABD’ye verecekseniz. İran petrolünün ticaretini ABD yapacak.”
Zor ve sıkıntılı bir pazarlık oluyor hem de çok zor.
Anımsatmakta yarar var, ABD 1991’de Irak’ı işgal etmeden önce bölgeye yaklaşık 500 bin asker yığmıştı.
Şu an Umman Denizinde 5 bin, bölgedeki üslerde 40 bin Amerikan askeri bulunuyor.
Bu kadar sayıdaki askerle ve üstelik Irak’ın 3,5 katı büyüklükteki İran’da, bırakın rejimi değiştirmeyi petrol başta olmak üzere diğer talepleri kabul ettirmek mümkün mü?
Zaten İran pek boyun eğecek gibi gözükmüyor.
Evet İran rejimi çok yıprandı, ama güçsüz değil.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish