CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "CHP Genel Başkanı’nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır" açıklamalarına ilişkin, "Sayın Bahçeli bir hafta önce 'Erken seçim istemek vatan hainliği' deyip bir hafta sonra erken seçime tarih veren bir siyasetçidir. Ya bir erken seçim çağrısı yapacak geçmişteki gibi lastikleri ısındırıyor olabilir ve muhatapların bundan haberdar olmamasını istiyor olabilir ya da Erdoğan'ın adaylarına karşı çıkacak, erken seçim olsa Erdoğan aday olabilir, ona bir mesaj vermektedir. Ben hiç üstüme alınmadım çünkü ben Sayın Bahçeli'nin kapısına erken seçim diye gitmiş değilim. Ben Sayın Bahçeli'nin kapısına gitmez değilim. Türkiye'nin ne menfaati varsa onun için giderim" dedi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla depremden etkilenen illere yaptığı ziyaretlerini sürdüren Özel, "Deprem bölgesinde üç yılda neler değişti ya da neler değişmedi?" sorusuna şu yanıtı verdi:
Şimdi o günleri yaşayan birisi olarak ne büyük bir felaket olduğunu, ne büyük bir yıkım olduğunu biliyoruz, onların tanığıyız. O günlerdeki acıyı o günlerde buradaki büyük yası, isyanı duymuş birisi olarak üç yıl sonra tabii ki yaraların belli ölçüde sarıldığını ancak üç yıl geçmiş olmasına rağmen beklentilerin karşılanmadığını, sözlerin tutulamadığını da görüyoruz. Aslında biz geçtiğimiz yıllarda da deprem bölgesine geldik. Hep yapıcı bir şekilde hem yerel yönetimlerimizle bugün de burada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız eşlik ediyor. Dün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız eşlik ediyordu Bursa'yla birlikte. Biz de işin ucundan nasıl tutabiliriz, yerel yönetimlerin katkılarıyla bu şehirlerin ayağa kaldırılmasına nasıl katkı sağlayabiliriz diye baktık.
"Üçüncü yılında geldik. Yine Hatay'ın her şeyde geriden geldiğini söylüyorlar"
İktidar partisiyse buraya deprem bölgesine yapılacak konutlar ve bu konutların yapılmasının bütün meseleyi hallettiği üzerinden bakan, yanlış bir bakış açısıyla bakıyor. Dün sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşlarıyla Kahramanmaraş'ta oturduk. Dediler ki 'Kahramanmaraş yıkıldı. Üç yılda belli bir ölçüde yüzde 70 oranında yeniden yapıldı. Ama mesela mühendisler mimarlar, şehir plancıları, Haritacılar Odası, yani bu büyük felaketten sonra bir bütüncül şehircilik anlayışı olmalıydı. Onun yerine kararları kimin, nasıl verdiği bilinmeden alelacele kimi meraya, kimi ormana, zemini sağlam olsun öngörüsüyle bakılarak birtakım kararlar hızlı hızlı verildi. Ve bir büyük fırsat Kahramanmaraş'ın yeniden bütüncül bir şehircilik anlayışıyla yapılmasının önüne geçildi. Bir karmaşa var' diye söylediler. Bütün şehirler böyle. Hatay'ın bir farklı özelliği var. Hatay hep isyanda. Şunu söylediler, şuna isyan etmişlerdi: 'Geç geldiler. En son Hatay'a geldiler' dediler. Biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi dışında Hatay'da o günlerde ilk günlerde organize olabilen bir başka yapı yoktu ve Hatay hep gecikildiğinden şikayet ediyordu. Şimdi rakamlara baktığımızda o günlerde biz hep bir şey dedik: 'Öyle demeyin. Çok büyük bir coğrafya. 10 tane şehir var. İşte yıkılan ev hasarın çok büyük olduğu beş altı şehirden birisiniz, en büyüğüsünüz.' Hatay depremde kayıpların yarısının yaşandığı, yıkımın neredeyse yarısının yaşandığı bir şehir. Şimdi bakıyorsunuz Hatay'a ne yapılmış diye bütün rakamlarda Hatay 10 şehrin hep en gerisinde kalmış. Yani o günlerde Hatay'ın itirazının, isyanının üç yılın sonunda toplam rakamlara yansıdığını görüyorsunuz. Bir deprem şehrinde vadedilen evlerin verilmeyen yüzde 18'i kalmış, bir diğer 22'si, bir diğerinde 30'u, Hatay'a geldiğinizde yanılmıyorsam yüzde 45'i, 43'ü bekliyor daha şu an. Konteynerde kalanlara bakıyorsunuz. Her yerde var. Ama Hatay'da çok var, en çok Hatay'da var. Neredeyse yarıya yakın konteynerde kalanların Hatay'da kalıyor.
Konteynırda kalanların sorunlarını dinliyorsunuz. En büyük şikayet yine Hatay'dan geliyor. Tabii bütün bölge zorluklar içinde, yani en az kayıplardan birinin olduğu, yani çok kayıp olan illerde en az kayıp olan il Osmaniye. Tabii ki deprem bölgesi olarak Diyarbakır'ı da saydığımızda en az kayıp Osmaniye'de ama çok sayıda insan kaybettiğimiz şehirler içinde en az kayıp Osmaniye'de var. 960 kaybımız var, şehidimiz var orada. Osmaniye'de de konteyner kentte şikayet var. Çünkü kiracılara ev verilmemiş, parası olmayana 'Çık buradan' diyor, kiraya çıkacak yer yok. Kiralar çok pahalı. Ama genel olarak baktığımızda ilk günlerde, yani ben depremin üçüncü gününde buraya geldiğimde bana söylenen en son 'Hatay'a geldiler, gelmediler. Ne haldeyiz?' deniyordu. Üçüncü ayında da aynı şey söyleniyordu. Üçüncü yılında geldik. Yine Hatay'ın her şeyde geriden geldiğini söylüyorlar ve itiraz ediyorlar.
"Bir sözü tutmamakla övünür mü insan?"
Özel, deprem konutlarının sorulması üzerine de şunları söyledi:
Birincisi konut meselesi... Aslında akla hayale gelmeyecek bir şekilde siyaset yapılıyor Türkiye'de. Ve benim gerçekten buna temelden itirazım var. Bugün deprem oluyor. Depremde seçim mi düşünülür? Muhalefet düşünse fırsatçılık denir. Depremden üç gün sonra ülkeyi yöneten Sayın Erdoğan çıktı ve dedi ki 'Bir yıl sonra herkes evlerine girecek. Hiç merak etmeyin. Sakın ha muhalefete oy vermeyin. Bunlar daha iktidara alışana kadar bir yıl geçer. Biz o zamana kadar evlerinizi veririz' dedi. Ve bu söylem muhalefet partisi olarak bizim Sayın Genel Başkanımızın 'Konutları biz yapacağız ve ücretsiz yapacağız' demesine rağmen, 'Hayır biz parasıyla yapacağız ama bir yılda yapacağız' demesi Sayın Erdoğan'ın o dönemde seçim sonuçları üzerinde etkili oldu. Küçük bir farkla da olsa seçimi Sayın Erdoğan kazandı. Sonra o sözü veren hiç kendi değilmiş gibi bir yıl geçti, herkesin girecek dediği konutlara yüzde 2,5'i girdi insanların. Yüz kişiden 97'si ya çadırdaydı ya konteynerdeydi ya da gurbetteydi. İki yıl geçti. Yüzde 30'unu verdi. 70'i dışarıdaydı. Üç yıl geçti. Ya bu geçenler gün değil, ay da değil, yıl. Üçüncü yıl olmuş. İnsan hayatının çok önemli bir kısmı. Bugün hala 270 binin üzerinde insan konteynerde yaşıyor. Evlerin verdikleri rakamlar ortada, yüzde 70'ini teslim etmişler. Yüzde 70 teslim edilmiş ama bu anahtarı alma, eve geçme sayısı bunun çok altında. Ve bununla övünüyorlar. Bir sözü tutmamakla övünür mü insan? Siyasette 'Bir yılda vereceğim' dediysen, bir yılda verdiysen övünürsün. Üç yılda yüzde 70'ini verdiysen, 'Bir yılda vereceğiz dedik ama sözümüzü tutamadık. Halkımız affetsin. Bu kadarını yapabildik' dersin. Bunun adı öz eleştiridir. Bu zamanda tutup kimse sana bir şey söylemez ama bunu yapıp sonra da sen efendim 'Muhalefet partileri yapamazsınız demişti, bak yaptık işte.' 10 yılda yapsan 10'uncu yıl mı gelip övüneceksin yani? Muhalefet partileri bir yılda yapamaz demiş olabilir ve bugün de haklı çıkmıştır. Muhalefet partileri ev yapılamaz demedi, hatta muhalefet partileri bu evler ücretsiz yapılmalı dedi.
"O konteynerdeki adamın cebinde 60 lira yok belki"
Konteyner kentlerde çile büyük. Konteyner kentlerdeki en büyük çile şu: Üç tip bir insan var orada. Bir; oradan çıktığında sokakta kalacak olanlar var. Çünkü kiracıymış, geçmişte işi varmış, şimdi işi yok. Olsa da ancak karnını doyuracak. Bugün bir asgari ücret sade karın doyuruyor. Evin eşyasını nasıl düzesin? Gittin aidat ödenecek, nasıl ödeyesin? Elektrik, su, aidat toplamı 10 bin lira. En az 10 bin lira. Böyle bir geliri yok. Zaten asgari ücretle iş bulmuş olsa, ki bulamıyorlar 28 bin lira, 10 bin lirası kafadan gidiyor. Kaldı 18 bin lira ve geçinemeyecek. Eşya almak lazım. Birçok yerde Osmaniye'de söylediler, bir depozit üç ya da dört aylık peşin istiyor. Bakan 'Beş bin liraya ev' var dedi. Her yerde soruyorum, en ucuz duyduğum ev 15 bin lira kiralık. Dört tane peşin deyince 60 bin lira. O konteynerdeki adamın cebinde 60 lira yok belki. İşsizse orada gelen yardımlardan, elektrik bedava, su bedava oturuyor. Sokakta kalmamak için çocuğuyla çıkamayanlar var.
İkinci bir grup var, daha evi verilmediği için o da işte rakamlar ortada. Üçüncü bir grup da var ki onlar da gerçekten konteyner kentten çıkmak için çaba sarf ediyorlar. Ama mesela evin anahtarı verilmiş, gitmiş bakmış evine 300 bin lira masraf etmeden eve geçilemeyecek halde. Böyle durumda olanlar var. O yüzden sıkıntılar büyük. Mesela Hatay'a miting yapmak için nisan mayıs aylarında gelecektim. İl yönetimimiz, milletvekillerimiz, nisanda, mayısta güçlü bir miting yapalım diyorlardı. Erdoğan geldi gitti. Üç milletvekilimiz, il başkanımız 'Derhal miting istiyoruz.' 'Niye miting istiyorsunuz?' 'Erdoğan geldi Hatay'da öfke patlaması var. Mutlaka gelin bunları anlatın. Sesimizi duyurun' diyor. Neden? Öyle bir tablo çiziyor ki her şey güllük gülistanlık, bütün sözler tutulmuş, artık yapacak bir şey yok, hatta ve hatta öyle bir şey ki her şey eskisinden iyi olmuş gibi. Bu insanları bu kadar çok sıkıntı çeken insanları çıldırtıyor.
"Konteyner kentin içine girmeden, sokaklarda gezmeden, insanlarla konuşmadan, bu bölgenin sesini duyamazsınız"
Aslında yapılması gereken, ben olsam, bölgenin bütün partilerden milletvekillerini çağırırım, bölgedeki bütün partilerin il başkanlarını çağırırım. 'Arkadaşlar hep birlikte siyaset kurumu olarak biz bu deprem bölgesine buradan sonra nasıl bir rehabilitasyon yapalım' diye oturup konuşmak lazım. Burada görünen o ki sahada birincisi kiracılar için mutlaka onlara da konut yapmak lazım ve onlara kiralık konut vermek ve belli bir süre kirasız oturmalarını sağlamak lazım. Eldeki kiraya kendisi çıkmak isteyenler için örneğin depozittir, birkaç aylık kiradır ve evdir. Belli bir ev eşyası... Örneğin 250-300 bin liralık kiracılar için konteynerden eve geçiş parası karşılıksız olarak verilse, eşya alsalar gönüllerine göre, çocuklarının odasını donatsalar, depozito ödeyecekse depozitosu, birkaç aylık kiraysa... İş bulma konusunda kiracılara yardımcı olmak lazım. Bu tip tedbirler alınmaksızın TOKİ'den ev verilenler, evler dökülüyor, kiminin çatısı akıyor, kiminin bacası akıyor, kiminin üst kattan banyosu akıyor. Tadilatlar gerekiyor. Bunlar için kalıcı çözümler bulunamıyorsa insanlara eve geçmek için, taşınmak için çeşitli katkılar yapmak lazım. Öyle ev taşımaya 10 bin lira vermekle falan bu işlerin olmadığını gelip sahada görmek lazım. Böyle deprem bölgesi için öyle milleti toplayıp promptera yazılmış ezbere rakam okuyarak siyaset yapılmıyor. Konteyner kentin içine girmeden, sokaklarda gezmeden, insanlarla konuşmadan, bu bölgenin sesini duyamazsınız. Sorununu çözemezsiniz.
"Samimi bir yaklaşım yok"
CHP Lideri Özel, saat 14.00'teki Rezerv Alan Mağdurları İle Buluşma'sının hatırlatılarak "Rezerv alanda durum nasıl olacak, nasıl gelişecek, bir çözüm yolu bulunabilir mi" sorusuna da şu yanıtı verdi:
Dinlemediler. Milletvekillerimiz Hatay'da bilhassa ve bütün bölgede rezerv alanla ilgili itirazlarını dile getirdiler. Ben beş ya da altı grup konuşmasında bu soruna dikkat çekmişimdir. Şimdi durum nedir diye sorunca 50 bin tane Hatay'da rezerv alan mağduru var. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Rezerv alan ilan edilir mi? İlan edilir. Neden ilan edilir? Bir yer vardır, toprakta sıvılaşma vardır. Sen oraya apartman yaptırırsan, o apartmanı toprak yine yutacaktır. Oraya apartman yaptırmazsın ve insanlara başka bir yerde yer gösterirsin. Bu böyle yapılsa yani bu kararlar verilirken şehirdeki mühendisler, mimarlar, şehir bölge planlamacılar, harita mühendisleri dinlense, bağımsız kurullar tarafından bu kararlar verilse, itirazlar objektif değerlendirilse, insanlar buna bir şey demez. Ama öyle bir şey ki, diyor ki 'Benim evim buranın en kıymetli yerindeydi. Buraya göz koydular, rezerv alanı ilan ettiler. Beni alıp başka bir yere yolladılar. Şimdi burayı birilerine peşkeş çekecekler.' Ben bu kişiye ne diyeyim şimdi? Bu şüpheyi nasıl giderirsin? Bu şüphe oluşurken engellemek lazım. Bugünden sonra şimdi bu mağdurların sorunları nasıl çözülür üzerinde çalışıyoruz. Bugün özel bir oturum, özel bir buluşmayla kendilerini dinleyeceğiz. Genel Başkan olarak biz gelince sağ olsun medya ilgi gösteriyor. Orada bütün televizyonlar, gazeteler, ajanslar varken dertlerini onlara anlatacaklar. Biz de bunu Meclis zeminine taşıyacağız. Ama konunun esas sorunu samimiyetsizlik. Yani bir samimi yaklaşım yok. İnsanlarda şüphe yaratan ayrımcılık olduğuna ilişkin şüphe yaratan konular var.
"Hatay'da bundan sonra kurulacak ilk sandık Türkiye'de yine en çok konuşulacak seçim sonucunu gösterecek"
Hatay gibi bir coğrafyada insanlar ayrımcılıktan bahsediyorlarsa bu çok tehlikeli bir fay hattıdır. Depremdeki faydan daha tehlikeli bir fay hattıdır. Bunu rehabilite etmenin yolu diyalogtur, sohbettir, iknadır. Hatay'da dünyanın en iyi insan ilişkileri olan, birbirini en çok seven, birbirinden çok uzak, farklı dinlere mensup, farklı mezheplere mensup ama hepsi birbirini çok seven, dünyanın en iyi insanları yaşıyor burada. Bu insanlar haksızlığa uğradıklarını düşündükleri zaman isyan ediyorlar. Onları dinlerseniz, onların çözüm önerilerini yerine getirirseniz, Hatay bugüne kadar kendisine uzatılan eli hiç geri çevirmemiş bir şehirdir. Ve burada şunu hatırlatmak isterim, bu şehir kendi koyduğu sandıkla, kendi Cumhuriyetini lağvedip Türkiye'ye katılmış. Yani demokrasi yoluyla ve oy yoluyla Türkiye'ye katılmış şehirdir. Milli mücadelede kazanamadığımız Atatürk'ün milli meselesi yaptığı, hasta yatağında ölüme giderken her gün Hatay'ı sorduğu, ölümünden birkaç ay sonra tamamen çözüme kavuşmuş olan ve Sökmen ailesini bir kez daha buradan minnetle de anıyoruz. Cumhurbaşkanının dahi Cumhurbaşkanlığını bırakıp oy kullanıp Türkiye'ye katılan bir şehrin bizde çok hatırı var. Bu Hatay'ın hatırını kırmaya, bu Hatay'ı üzmeye gelmez. Hatay'ı seçimden önce tehdit ettiler. 'Bize oy vermezseniz, nasıl size hizmet gelsin?' dediler. Hatay'da seçimi kazanmak için her şeyi yaptılar ve iki bin oyla bir tane sandığa itirazımızı açmadan, büyük sandık hileleriyle, deprem dönemindeki büyük haksızlıklarla Hatay'ın iradesini sakatladılar. Şu anda Hatay'da seçilmiş belediye başkanı ona da bir şey söylemiyoruz, yeter ki Hatay'a hizmet etsin diye. Ben gelip de mesela Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı'nı eleştirmiyorum. Ben bir büyükşehir belediyesinin ne zorluklar yaşadığını biliyorum depremden sonra da ama şu kadarını söylemek lazım, Hatay layık olduğu parti tarafından yönetilmiyor. Layık olduğu kişilerce yönetilmiyor. Hatay liyakatli bir şekilde yönetilmiyor. Hatay'da birilerinin Hatay'a istikamet vermeye çalışması, Hatay'ı tehditle yönlendirmeye çalıştıkları o acılı günleri de Hatay unutmamış. Hatay'da bundan sonra kurulacak ilk sandığın Türkiye'de yine en çok konuşulacak seçim sonucunu göstereceğini de şimdiden söyleyebilirim.
"Erken seçim için ben Sayın Bahçeli'ye gitmem. Çünkü erken seçim onun uzmanlık alanı"
Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarına yönelik soruya da şu yanıtı verdi:
Aslında şöyle bir döküm olarak elimde de var, Sayın Bahçeli 2018 yılının Ocak ayında 'Erken seçim beklemek ahmaklıktır' diyerek lafa başlayıp şubat, mart, nisan ayında sürekli erken seçim isteyeni vatan hainliğiyle dahi suçlayacak kadar en ağır hakaretleri sözleri söyleyerek, 'Erken seçim talep etmek vatana ihanettir' demiştir. En son bu sözünü söyledikten bir hafta sonra grup toplantısında çıkıp nisan ayında 'Ağustosta erken seçim yapalım' demiştir. Ertesi gün Erdoğan ile bir araya gelmişler ve 24 Haziran erken seçimini ilan etmişlerdir. Sayın Bahçeli bir hafta önce 'Erken seçim istemek vatan hainliği' deyip bir hafta sonra erken seçime tarih veren bir siyasetçidir. O yüzden tanımlamalarının hiçbirisini üstüme almıyorum. O sözleri bana söylüyor olamaz. O sözleri erken seçim olmayacağını ispatlamak, ikna etmek için de söylüyor olamaz çünkü geçmişte dört ay boyunca 'Erken seçim yok' deyip bir hafta sonra erken seçim ilan ettiğine göre ya bir erken seçim çağrısı yapacak geçmişteki gibi lastikleri ısındırıyor olabilir ve muhatapların bundan haberdar olmamasını istiyor olabilir ya da Erdoğan'ın adaylığına karşı çıkacak, erken seçim olsa Erdoğan aday olabilir, ona bir mesaj vermektedir. Ben hiç üstüme alınmadım çünkü ben Sayın Bahçeli'nin kapısına erken seçim diye gitmiş değilim. Ben Sayın Bahçeli'nin kapısına gitmez değilim. Türkiye'nin ne menfaati varsa onun için giderim. Bu ülkede örneğin depremzedenin sorunu çözülsün diye, emeklinin sorunu için, asgari ücretlinin sorunu için giderim, Türkiye'nin birlik beraberlik içinde olması, terör sorununu çözmesi, terörsüz ve demokratik bir Türkiye için giderim. Erken seçim için ben Sayın Bahçeli'ye gitmem. Çünkü erken seçin onun uzmanlık alanı. Nasıl bir erken seçimle AK Parti'yi getirmiş Türkiye'nin başına dert etmiş ve bugüne kadar yaşanan her şeyden sorumluysa, Sayın Bahçeli'nin herhalde Türkiye'ye bir borcu var. Bir erken seçim konusunda kendi takdir ettiği zaman erken seçimin yapılması için kendi söyleyeceğini söyleyecek. Herhalde tarih önünde bu büyük günahtan arınmak için bir günah çıkaracak ve AK Parti iktidarına mahkum ettiği bu millete borcunu AK Parti'den kurtulmamız için bir inisiyatif kullanarak yerine getirecektir. O onun uzmanlık alanı, ben onu ona bırakıyorum ama onun dışında hani diyor ya 'Kapı kapı erken seçim gezmesin', ben vallahi Sayın Bahçeli'ye erken seçim için gitmiyorum ama Türkiye'nin içte, dıştaki tüm meseleleri için Türkiye için her lidere giderim, Sayın Bahçeli'ye de giderim.
ANKA, Now TV