CHP grup toplantısını Kahramanmaraş'ta yaptı... Özel: İktidar millete verdiği sözü tutsa, o gece bir kişi ölmezdi

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla depremden etkilenen illere yaptığı ziyaretlerini sürdürüyor

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Deprem için şu ana kadar harcanan para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve imar affı paraları 132 milyar dolar. Para gani ganiydi. Açık söyleyeyim: 6 Şubat gecesi biz bu depreme yakalandığımız sırada, eğer iktidar millete verdiği sözü tutsa, kanunu uygulasa, var olan parayı doğru yere kullansa, bu evleri yine yapardı, yıkıp yeniden yapardı; o gece bir kişi ölmezdi. O yüzden deprem Allah’tandır ama buna karşı hazırlanmak kulun görevidir. Bu memleket vatandaşları bu görevi Erdoğan'a vermiştir ve o gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak, bunu savunacak bir tane de mazeret yoktur. Herkes bunu böyle bilecek; doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hafta boyunca depremden etkilenen beş ilde programları olan Özel, TBMM'deki haftalık grup toplantısını Kahramanmaraş'ta yaptı. Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi'nde konuşan Özel, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, şöyle konuştu:

İstiklal Madalyalı bu şehirde, Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikte, 6 Şubat’ın üçüncü yılında, 6 Şubat’a üç kala, acının merkez üssündeyiz. Parti tarihimiz açısından, grup tarihimiz açısından istisnai bir gündeyiz. Deprem bölgesinde hala gözyaşları kurumadı, ağıtlar dinmedi. Bize dediler ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu haftayı deprem bölgesinde geçirelim ve her ilde, kayıpların ve acıların yaşandığı bu illerde, üçüncü yılda tüm grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle, Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde görevli başkanlarımızla birlikte burada olalım istedik.

"Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a, sizin bağrınıza geldik"

Cumhuriyet Halk Partisi Meclisi, kuran partidir dedik. Meclis, sorunların tartışıldığı, görüşüldüğü, konuşulduğu yerdir. Milli iradenin tecelligâhıdır, kutsal çatıdır. Eğer Meclis milletin sesini duymuyorsa, sorununu çözmüyorsa, Meclis milletin bağrının ta kendisidir dedik. Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a, bağrınıza geldik. Dün sabah Osmaniye’den başladık; Nurdağı ve Islahiye’den sonra bugün Kahramanmaraş’tayız. Günün erken saatlerinde, gittiğimiz her şehirde olduğu gibi deprem şehitliğimizi ziyaret ettik. Tarifsiz acıları bir kez daha yaşadık. Öyle şeyler gördük, yaşadık ki gerçekten insanın ömründe görüp görebileceği en büyük acılara, en büyük yaslara tanıklık ettik. Beş kişilik aile; anne bir tarafta, baba bir tarafta, sekiz yaşında büyük çocuk babanın yanında, altı yaşında ortanca çocuk annenin yanında, o beş kişinin ortasında iki yaşında bir bebek yatıyor. Ya 2021 yılında aynı gün doğmuş, 2023’te 6 Şubat’ta birlikte Hakk’ın rahmetine kavuşmuş ikiz kardeş, iki yaşında yan yana yatıyor.

Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, damatlığa kavuşamadan. Askere gidip de dönemeyenler oldu, yurda gidip evine dönemeyenler oldu, yurttan dönüp evdekilerden hiçbirini göremeyenler oldu. Bu büyük acıda resmi rakamlarla 53 bin 537 kaybımız, 107 bin yaralımız vardı. Kahramanmaraş’ımızda, depremin merkez üssü Kahramanmaraş, 12 bin 622 kayıpla, 9 bin 243 yaralısıyla birlikte büyük bir acıyı yaşadı. Hem Kahramanmaraş’ta hem tüm bölgelerde yitirdiklerimizi Allah’tan rahmetle anıyorum; yakınlarına, bu kahraman şehrin tamamına ve tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah bir daha Kahramanmaraş’a, ne milletimize böyle bir acıyı yaşatmasın inşallah.

"Memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır"

Sabahleyin şehitlik ziyaretinden sonra Sanayi ve Ticaret Odamızdaydım. Odamızın başkanı, odanın tüm bileşenlerini temsil eden bir heyetle bizi karşıladı. Ayrıca Tabip Odası, Eczacı Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, akademik odalar ev sahipliği yaptılar. Biz orada sağlıktan tarıma, eğitimden ulaşıma Kahramanmaraş’ın hepinizi rahatsız eden; milletvekillerimiz tarafından Meclis’te dile getirilen, örgütümüz tarafından, il başkanımız ve yönetimi tarafından düzenli olarak bize rapor edilen, bölgeye gönderdiğimiz milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin sürekli bildirdiği bu sorunları gördüğümüzü, göremediklerimizi konuştuk, not ettik ve muhalefet görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ana muhalefet olarak denetim sorumluluğumuz vardır, eksikleri söyleme, uyarma sorumluluğumuz vardır. Kahramanmaraş’a bakınca, deprem bölgesine bakınca, ülkedeki emeklilerin durumuna bakınca, çalışanların, çiftçinin, gençlerin durumuna bakınca elbette milletin verdiği görevle bir muhalefet sorumluluğumuz vardır. Ama memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır. Bunun için sadece sorunları gören, söyleyen değil; bu sorunlara hangi çözümleri ürettiğimizi, iktidara geldiğimizde nasıl yöneteceğimizi, nasıl acıları dindireceğimizi, yaraları nasıl saracağımızı, Kahramanmaraş’ı nasıl yeniden kalkındıracağımızı Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizde, politika başkanlarımızla, gölge kabinemizle birlikte anlatıyoruz, çalışıyoruz, devam edeceğiz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Maraş’ta ve artık sorun tespit eden, sesimizi duyuran değil; sizi duyan ve sorunların nasıl çözüleceğini anlatan bir anlayışla, iktidarımızda, 100 yıl önce olduğu gibi işgalden kurtulmuş, yokluktan kurtulmuş, salgın hastalıklarla, açlıkla, yoksullukla baş eden bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdıysak, yine kurucumuzun önderliğinde bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl birlikte ayağa kaldıracağımızı hep birlikte konuşacağız.

"Depreme mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir yönetim döneminde yakalandık"

Biz bu felakete 6 Şubat 2023 günü sabaha karşı yakalandığımızda nasıl bir Türkiye’deydik? İki aylık bir iktidar mı vardı, ne yapsın daha yeni gelmişler. İki yıllık bir iktidar mı vardı? Tamam, iki yıldır iktidardalar ama depreme hazırlık kolay iş mi? Böyle bir mazereti olan bir iktidar döneminde yakalanmadık bu depreme. Biz bu depreme, 21 yıldır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasip olmayan bir şekilde, üst üste, tek başına, koalisyon ortağı olmadan, mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir yönetim döneminde yakalandık. Depreme hazırlanmak için ne lazımsa vardı. Ne vardı biliyor musunuz? En önemlisi toplumsal duyarlılık ve rıza vardı. 1999 depremi olmuş, üç gün geçmiş, herkesin çadırı yok diye Tayyip Bey, Bülent Ecevit’e en ağır sözleri söylemişti. Bir hafta sonra 'Hala millete bir çorba, bir çeyrek ekmek veriyorsunuz, nerede üç öğün sıcak yemek' denilen bir süreçte, 'Biz olsak şöyle yaparız, böyle yaparız' diyerek rahmetli Ecevit’e 'Ölünce mi bırakacaksın be adam, yaşlısın, hastasın, bırak ben geleyim' diyecek kadar saygısız bir dil kullanılırken, kendi partisinin geçmişte siyaset yaptığı partinin kurucusu Erbakan Hoca’ya da 'Yaş yetmiş, iş yetmiş' deyip, 'ona değil bana görev' dediği bir sürede millet, depremin acısını ve yaralarını sarmak için uygulanan ekonomik programa tepkisiyle geldi, çağırdı, 'Al, yönet' dedi. Toplumsal rıza tamdı. Depremle mücadele ve hazırlık için diğer taraftan kanuni hazırlık da tamdı ve bitmişti. Hatırlayın, hala demiyor muyuz, '99’dan sonraki kanunla yapılan yapılar yıkılmıyor' diye. Deprem yönetmeliği, depremle ilgili kanunlar, her şey hazırdı.

"41 milyar dolar sadece deprem vergisi toplandı"

Para ve kaynak da hazırdı. O günlerde, iki yıllığına denilerek çıkarılan ve bugüne kadar 26 yıldır süren, bugünkü adıyla ÖTV, o günkü adıyla deprem vergisi vardı. O günden bugüne, önce 21 yıllık iktidarın 3 trilyon dolar vergi topladığını söyleyeyim; bu, Cumhuriyet tarihinde toplanan verginin neredeyse iki katı. Bunun yanında, sadece deprem vergisi olarak 41 milyar dolar, özelleştirmelerden 65 milyar dolar, sekiz kez çıkarılan imar affıyla da 26 milyar dolar toplanmış. Toplam 132 milyar dolar, iktidara geldiğinden bugüne sırf depremde harcansın diye verilmiş. Bu depremde evler yıkıldı, evler yapılıyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu 'bedava verelim 'dedi, 'bedava olmaz' dediler; şimdi 'ev yaptım' diye övünüyorlar. Kendileri açıkladı, toplam maliyeti 40 milyar dolar. Deprem için şu ana kadar harcanan para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve imar affı paraları 132 milyar dolar. Para gani ganiydi. Açık söyleyeyim: 6 Şubat gecesi biz bu depreme yakalandığımız sırada, eğer iktidar millete verdiği sözü tutsa, kanunu uygulasa, var olan parayı doğru yere kullansa, bu evleri yine yapardı, yıkıp yeniden yapardı; o gece bir kişi ölmezdi. O yüzden deprem Allah’tandır ama buna karşı hazırlanmak kulun görevidir. Bu memleket vatandaşları bu görevi Erdoğan'a vermiştir ve o gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak, bunu savunacak tek tane de mazeret yoktur. Herkes bunu böyle bilecek; doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız.

Özel, Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen grup toplantısında 6 Şubat depreminde yaşananları anlatarak şöyle konuştu:

Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk. CHP grubu olarak sabahın 09.00'unda mesaj çektik 'İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin. Nerede olduğunuzu bildirin' diye. 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmış sahadaydık. Kulağımızda ilk günün sesi şuydu: 'Sesimi duyan var mı?' Ama üçüncü, dördüncü, beşinci günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı: 'Üç gün boyunca ordu nerdeydi?' Üç gün boyunca şanlı şerefli Türk ordusu, tüm eğitimi gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. O talimat üç gün gelmedi. Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi olduktan birkaç saat sonra deniz birliğine ulaşan dönemin komutanı 'Vaziyeti gördüm' diyor. Rahmetli Ecevit'e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, bin 392 subay, 33 bin 199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. Hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. Üç iridyum cep telefonu merkezi, iki uydu yer terminaliyle iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor. Ve sonuç, rakam söyleyeceğiz, rakam konuşacak, O deprem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 10 bin 528 vatandaşı enkazdan çıkarıp hastaneye ulaştırıp, yaşamda tuttuğu, çıkarıp da ölenler bu rakamda değil, 10 bin 578 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor.

"O Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar buna utanıyorum"

Bu depremde üç gün duran ordu, üç gün sonra çıkıyor ya aynı kayıt, o da TSK'da, kurtardığı kişinin adı, soyadı, TC'si, hangi enkazdan çıkardın, hangi hastaneye teslim ettin, o gün 10 bin 528, bu depremde sayı 327. Eğri oturacağız, doğru konuşacağız. Hani var ya 'Orduyu çıkaralım' denince sarayda, danışman aklına uyup, 'Orduyu kışladan çıkarmak kolaydır. Geri sokmak zordur. Çıkarlarsa yönetime el koyarlar' vehmiyle, iktidarı elimden alırlar korkusuyla üç gün kiminiz Facebook'tan yazdınız, kiminiz enkaz başında bağırdınız, kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız, 'Ordu nerede?' O ordu ilk gün çıksaydı bir de karşılaştırma açısından söyleyelim, bizim bugünkü depremde 53 bin 537 kişi öldü. O gün 1999 depreminde 18 bin kişi öldü. 18 bin kişi ölmüş, 10 bin kişi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmış. Basit bir oranla, zamanla teknoloji daha artmıştır, iletişim artmıştır, aygıtlar güçlüdür... Hiç onları düşünmeyin. Bu 53 bin kişinin en az 33-35 binini Mehmetçik en kritik 24 saatte takip eden 24 saatte, 72 saatte kurtarabilecekken o Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar ben de buna utanıyorum.

"Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor, evlerin yüzde 70'i bitmiş"

O yüzden millet çadır beklerken Kızılay'a çadır sattıran bunlar, millet enkaz altında yardım beklerken telefonunda yüzde 2 şarj kalmış depremzedenin telefonuna IBAN yollayıp para isteyen bunlar, orduyu içeride tutan bunlar, verdiği sözleri tutamayan bunlar, çıkmış bir de pişkin pişkin 'Verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık.' Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliğiyle karşı karşıyayız. Gelelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı. Deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki 'Verdiğim sözleri tuttum.' Ne söz verdin sen? Dedin ki 'CHP'ye oy verirseniz...' O lafı ilk duyduğumda kanım akıyordu dondu. 6 Şubat'ta deprem olmuş. 8-9 Şubat  'Malum' diyor. O gün bize dese, seçim var. Bu dönemde ne seçimi? Gelin bu seçimleri beş altı ay ileri alalım.' Vallahi CHP seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden 'Malum 14 Mayıs'ta seçim var. Sakın, oyu başkasına verirsiniz. Onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak. Ve sizi eve sokacak' dedi. Dedi ama maalesef o günlerde kimse ona 'Ev yapamazsın' demedi. Ama o bize 'Bunlar yapamaz' dedi. Şimdi diyor ki 'Bize bu evleri yapamaz dediler.' Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek depremdeki insanların çaresizliğini gösterip 'Bunlar gelince, işe alışıncaya kadar yapamazlar, biz yaparız' diyerek, insanları kandırarak o istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu an. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye'de yüzde 2.7. Yüzde 2.7'si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti. Tüm Türkiye'de 11 ilde yüzde 30'u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor, evlerin yüzde 70'i bitmiş. Şu anda daha 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Kiracılara ev yok. Kiracıda para yok. Eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdeki elektriğini kesiyor. 'Çık artık.' 'Nasıl çıkacağım kiraya' diyor. 'Depremden önce nasıl oturuyorsan otur' diyor.

"Artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır"

Bakan Kurum milletvekillerinizin gözüne bakarak Meclis'te komisyonda 'O kadar çok ev yaptık ki' diyor. 'Şu anda deprem bölgesinde beş bin liraya kiralık konut var kiracılar için' diyor. Dün Osmaniye'de sordum. En ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep'te sordum. En ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş'ta soruyorum, beş bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı? Burada 20 bin lira kiralık evlerin tutarı en oturulmayacak ev 15 bin lira ve Murat Kurum diyor ki 'Gidin deprem bölgesine beş bin liraya kiralık konut var' diyor. Buradan Murat Kurum'a söylüyorum, Erdoğan'a söylüyorum. Öyle kapalı salonlarda kışın ısıtıp yazın serinletip atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın. Millete anlatın bakalım. Bugün itibariyle Maraş'ta 112 bin 414 konut sözü verilmiş. Teslim edilen 73 bin 956. Malatya'da yüzde 22'si bekliyor. Adıyaman'da 43'ü, Gaziantep'te 26'sı ve Hatay'da 254 bin konutun 153 bini verilmiş, yüzde 40'ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar. Hazır değil. Hazır diyorlar, hepiniz biliyorsunuz, en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira ilave masraf edilmeden evin içine geçilemiyor. Evin çatısı akmasa borusu akıyor, borusu akmasa camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Bunların tamamıyla deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içindeyiz. Bu yüzden asla ve asla boş söze buradan konuşayım bilen bilir bilmeyen bilmez, 11 il ne yaşarsa yaşar diğer 70 il işler yolunda sanır. Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan'a söyledim, sen iyi diyorsun ben de diyorum ki üç yıl geçmesine rağmen yapılan işler var zaten devletin bu konuda her imkanı var ancak eksikler çok. Kahramanmaraş'ta itiraz çok. Ve bununla ilgili Hatay'da isyan büyük 'Gel cesaretin varsa benimle beraber deprem bölgesine gidelim. Hatay'ı gezelim. Konteynere de gidelim. TOKİ'ye de gidelim. Esnafa da gidelim. Hatrını soralım' dedim. 'Var mısın' dedim. Tık çıkmadı. Kahramanmaraş'a gelip de benimle birlikte Maraş'ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir. Gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.

"Erdoğan'a söylüyorum: Gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle milletin içi rahat olsun"

Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209'a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imzayı tefeci attırır, başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar. 'Evin bitti gel al' diyorlar. Evin anahtarını gösteriyorlar. Elini uzatıyorsun 'Bir dakika' diyor devlet. 'Burada bir boş senet var. Burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında nokta nokta lira boşluk ödeyeceğimi, nokta nokta faiz ödeyeceğimi...' Genç bir avukat ailesine söylemiş, Afet Kanunu'na göre faiz alamazlar. Faiz kısmını çizin demiş. Faiz kısmını çizene 'Olmaz. Ya evi almayacaksın ya boş sözleşmeye imza atacaksın' diyorlar. Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Elbette biliyorum, bazılarını faizsiz yapmaya, bilhassa dükkanları rezerv alanlarını faiz ya da TEFE TÜFE memur maaş artışı oranında her yıl arttırmayı hedefliyorsun. Şunu soruyorum, bu deprem haftasında şimdi başka yerlere gitti ama 6'sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, iş yerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu üçüncü yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun. Bir katkımız olmuş olsun. Biz ücretsiz yapalım dedik. Dedin ki 'Ücretsiz olmaz para verecekler.' Dedi ki 'Hayır. Doğru değil, ücretsiz olsun.' 'Hayır. Hem para verecekler, hem bana oy verecekler.' Üç yıl önce 'Para verecekler' diyen kişi o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi 'Faizle de ödeyecekler' diyor. Bana kalsa ne faiz olsun ne para olsun ama Erdoğan'a söylüyorum: gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle milletin içi rahat olsun.

"Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz"

Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

Şimdi dedim ya, ‘haksızlık, kul hakkı.’ Güya mangalda kül bırakmıyorlar. Kul hakkını ben bir kere söylesem, onlar 50 kere söylüyorlar. Ama geçen sene gelmişim buraya. 6 Şubat depreminin ikinci yılına. İl başkanımız, milletvekilimiz ‘Elbistan’da bir anma yapacağız’ dedi, gittik. Anma programından sonra dün Gaziantep’te mevlit okutmuştuk. Geçen sene de 6 Şubat günü Elbistan’da bir mevlit okuttuk. Mevlidi çok da güzel okudu, teşekkür ettim, harika bir dua yaptı. Hepimizi duygulandırdı. Elbistan Müftülüğü’nden Abdullah Hoca okudu. Abdullah Hoca’ya ertesi gün surat asmışlar. ‘Senin orada ne işin var?’ demişler, ‘Oradan soruyorlar, buradan soruyorlar’ demişler. En son buraya geleceğim tekrar belli oldu. 23 Ocak günü Abdullah Hoca’yı Elbistan Müftülüğü görevinden almışlar, Kahramanmaraş Müftülüğü’ne bağlamışlar. Hızlı arabayla 1 saat 15 dakika, toplu taşıma ile 2 saat. Karı var, kışı var, buzu var. Abdullah Hoca’ya had bildiriyorlar. ‘Sen nasıl olur da Özgür Özel’in katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevlid okuttuğu yerde gider mevlid okursun, dua yaparsın?’ Buradan Abdullah Hoca’yı alanlara, sürenlere diyorum: Abdullah Hoca bu zulmü hak eden bir şey yapmadı. Siz ne devlet, millet ayrımı bıraktınız. Ne parti, devlet ayrımı bıraktınız. Bırak acı günde, bırak ibadette, bırak cenazede, bırak mevlidde, bunları bırak. İyi gününüzü, en güzel gününüzü partiyle devleti, devleti partiyle iç içe yaşıyorsunuz. Ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı sabah aynı kalemle il başkanı atıyor, öğleden sonra aynı mürekkeple o ile vali atıyor. Adalet Bakanı alıyor eline cep telefonunu, bir yanında AK Parti’nin Grup Başkanı, bir tarafında Adalet Komisyonu Başkanı, arkadan HSK Başkanvekili, vali bir yerde, AK Parti il başkanı onun kolunda, kar altında zevki sefa yapıyorlar. Bu kadar insan ölmüş. Elbistan’a gitmişiz. ‘Bir dua okur musun?’ demişiz. Abdullah Hoca gelmiş, bir Kur’an okumuş, bir dua okumuş. Onu ‘Sen siyasi partinin liderinin yanına nasıl varırsın?’ diye görevden alıyor. Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz. Günü gelince de bunun hesabını hepiniz verirsiniz. Öyle kimse sahipsiz değil.

"Yaz boyunca atmadıkları iftira kalmadı"

Son sözlerim şu olsun. Bunların kul hakkı konusunda yapmayacakları yok. Hocaya bunu yapıyor adam, müftülüğün hocasına yapıyor. Yaz boyunca Ekrem Başkan hakkında, onun değerli çalışma arkadaşları hakkında atmadıkları iftira kalmadı. ‘Yolsuz’ dediler, ‘hırsız’ dediler. Efendim jammer olan çantalara ‘Para dolu’ dediler. Efendim ‘İBB’nin parkesinin altında 2 milyon Euro para çıktı. Videosu var’ dediler. ‘Ekrem Başkan toplantıdan para dolu çantalarla çıktı, videosu var’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler. Hiçbirisi çıkmadı. Birinin kanıtı çıkmadığı gibi yalan olduğu çıktı. İddianamede bir satır bile geçmedi. Bütün yaz boyunca hırsız, yolsuz, rüşvet, ihale, yetmedi ve sonra yeni bir soruşturma. ‘Ajan’ dediler.

Yetmedi şimdi bir uçak icat ettiler. ‘Uçağa o indi, bu bindi. O oldu, bu oldu’ diye insanların aile düzenlerini bozmak için, karıyla kocanın arasına nifak sokmak için yalan attılar. Bunun iki odağı var. Bir tanesi yandaş medya. Bir tanesi de eski FETÖ’cülerin oluşturduğu ekiplerle sosyal medyada haysiyet suikastları yapanlar. Bunların başında eskiden FETÖ’cülerle uçarken bir grupla uçuyordu. Şimdi FETÖ’cüler güya yok, başka bir grupla uçuyor. İki uçakta ortak bir adam var. Kim? Fettah Tamince. FETÖ’nün en aşağıdaki, devlete girmek için KPSS’de FETÖ’nün dershanesine gitmiş adamı attılar. ‘Efendim, sen de bir bağış yap, birlikte kurban keseceğiz’ diye makbuz kestikleri adamı attılar. Dairenin sahibi ‘Kirayı şu bankaya yatır’ dedi. Bank Asya çıktı. Adamı memuriyetten attılar. Okulda terfi etmek için ‘Bu sendikaya gireceğiz’ dediler, o sendikaya gireni memuriyetten attılar. FETÖ’nün bütün ihalelerini toplayan, bütün işlerini yapan adamı baş köşede oturtuyorlar. Geçen sene bu kişinin otelinde, Antalya’da, bir çocuk turizm okuyor. Otelde çalışırken, oradaki bir çocuğun babası 14 yıldır bağırıyor. Burak Oğraş için. ‘Oğlum görmemesi gereken bir şey gördü. Oğlumu tepeden boş havuza attılar.’ Diyorlar ki, adam buna inanıyor. Otel Rixos. Fettah Tamince’nin. O geceki nöbetçi savcıyı buldu bana getirdi babası. Adam diyor ki ‘Olamaz. Bir çocuk oradan oraya atlayamaz. Ben tutanağı tutarken gördüm. Bunu birisi öldürmüş. Gitmişler oraya atmışlar’ diyor. Ama o dönem FETÖ’nün başsavcısı, bilmem nesi kovuşturmaya gerek yoktur filan. Bu adam 14 yıldır bağırıyor. ‘Göremeyeceği bir şeyi gördü’ diye. Şimdi Epstein belgeleri çıktı. Oradan bu trol ordularına bizim arkadaşlarımıza haysiyet suikast yaptıran Erdoğan da diyor ya ‘Milletin parasıyla…’ Bir şey kastediyor. Bir yalanı kastediyor. Bu kişinin oteline o Epstein’ın geldikleri, orada 18 yaşından küçük kızları eğittikleri, oradan yurt dışına götürdükleri - getirdikleri, bu adamın onlarla iç dışlı olduğu ortaya çıkıyor. Bak, dur daha Allah nasıl bunları tarih yönünde mahcup edecek. Dur.

"Kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş"

Uçak yalanını, oturmuş sabah - akşam attılar ya. Uçağın sahibi AK Partili çıktı. Kiralayan AK Partili çıktı, ‘Hayatta Reis’ten sapmayız. Ekrem’e selam vermeyiz, ona uçak - muçak kiralamadık’ dedi. Uçakta gezen AK Partili, iş ortağı AK Parti’nin bir önceki İstanbul İl Başkanı çıktı. O uçakla bizim alakamızın olmadığı çıktı. Bunu sabah akşam konuşan TGRT‘nin sahibinin Epstein belgelerinde adı çıktı. Haydi bakalım. Haydi bakalım. Ey Mücahit Ören, bu Epstein böyle bir çıkar grubu. Her ülkede belli adamları var. Para, pul, ilişki... Ayrıca rezaletin bini bir para... Pedofili, taciz bilmem ne falan... Bu Mücahit Ören şimdi diyor ki, ‘Evet. Ben ona mail attım. Ama o manada atmadım.’ ‘Beni içinize alın’ diyor. ‘Ben de sizin halkınız olayım’ diyor. ‘Türkiye ayağınız olayım’ diyor. Bu Epstein’in has adamına. Bak, bak, bak. Attığı şeye bak. ‘Yanlış anlamayın, başka şeye çekmeyin’ diyor. ‘Daha terbiyesiz olmak için senden çok şey öğrenmeliyim’ yazmış. Mücahit Ören, şimdi yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, bize kiralayan, içinde kızlarla bilmem ne olduğu haberlerini yaptıran, yaptıran, yaptıran, iftira attıran, kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş. Paralıyor kendini. ‘Yaptım ama o manada yazmadım. O uçağa binmedim.’ Ona da baktırıyorum. ‘Ama Türkiye’den giden, gelen küçük çocuklarla alakam yok. Ben onlarla ticari ilişki kurmak istedim.’ Herkes layığını bulur, layığını. Layığını bulacaksın iftiracı, layığını bulacaksın. Yaz boyunca haysiyetimizle oynayacaksın, kul hakkına gireceksin, bizim dua okuttuğumuz hocayı oradan oraya süreceksin, 22 bin tane belediye çalışanı burada canını ortaya koymuş, ‘Gelmediniz, hiç yoktunuz’ diyeceksin. Mansur Başkan bütün yükü sırtlanmış Maraş‘ta, görmeyeceksin. Ekrem Başkan Hatay’ı ayağa kaldırmak için canını dişine takmış. İçeri atmış, görmeyeceksin. Bu kadar kul hakkı yiyeceksin. Sonra, ‘Hakkıma girmeyin.’ Hakkınıza girmeyiz. Niye biliyor musun? Sizin kadar vicdansız değiliz. Sizin kadar ahlaksız değiliz. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Kimse enseyi karartmasın ve moralini bozmasın. ‘Efendim, bunlar gitmezler.’ Nasıl gitmezler? Geçen seçimlerden önce de bunlar seçim kaybetmiyordu. Yenilmez armadaydı bunlar. Her seçimi onlar kazanıyordu.

"Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır"

Aday olduğumuz ilk gün söyledim. ‘Girdiğimiz her seçimden birinci parti çıkacağız, seçimi kaybettiğim gün iktidarı bırakacağım’ diye. Buradan Kahramanmaraş’tan söylüyorum. Türkiye’yi yönetecek en iyi kadrolar bizdedir. En dürüst kadrolar bizdedir. En liyakatli isimler bizdedir. İnancımız, kararlılığımız, gençliğimiz, enerjimiz tamamdır. Birileri yorulmuştur, tükenmiştir, söylediği sözleri yerine getirememektedir. Artık bundan sonra sözünün arkasında duramamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da sizin için dimdik ayaktadır ve iktidar olacağız, Maraş‘ı da Türkiye’yi de ayağa kaldıracağız. Tüm kadrolarımızla, Belediye Başkanlarımızla, canım Grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle emre amadeyiz, emre. Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır. Emrinize amadeyiz, emrinize.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU