CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Eskişehir’de partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Mustafa Kemal Atatürk ve şehitler için yapılan saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunduğu grup toplantısına katılımcıları selamlayarak başlayan Özel, 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda ve 5 Temmuz Başbağlar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.
"Binalardan çıktık, milletimize sığındık. Köy köy, belde belde, şehir şehir geziyoruz. Sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan hep birlikte büyüyoruz. Türkiye'nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz. Belki şatafatlı binalarımız, görkemli sahnelerimiz, büyük otobüslerimiz yok. Bazen bir bankın üstünde bazen bir köy kahvesinde bir sandalyenin üzerindeyiz ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz” diyen Özel, sözlerine şöyle devam etti:
"Kastamonu'daydık, orman işçileriyle, esnafla, kadınlarla bir araya geldik. Dertleri dinledik, çözüm önerilerimizi anlattık. Zonguldak'a geçerken Karabük, Safranbolu'da, Yenice'de yolumuza çıkan, yolumuzu kesen ve büyük bir sevgi seliyle bizleri kucaklayanlarla hem umudumuzu pekiştirdik hem mücadelemizi büyüttük. Cumartesi günü emeğin başkentindeydik. Ecevit'in Karaoğlan'ın gönlündeki memleketinde seçim çevresindeydik. Kara elmas diyarı Zonguldak'taydık. Esnaf ziyareti diye yola çıktık. Ancak on binler olduk. Sel olduk, aktık. Zonguldak'tan bütün Türkiye'ye mücadelenin ve kararlılığın fotoğrafını yolladık. Tüm kara elmas diyarına, emeğin başkentine bir kez daha selam olsun. Bugün butlan kararından sonra çıktığımız yolda 19’uncu şehirde sizlerle birlikteyiz.
Gençlerin umuduyla, annelerin duasıyla her şehirde büyüyerek yürüyoruz. Bu yürüyüş bir partinin bir grubun bir liderin yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş yok sayılan, hor görülen, karınca gibi ezilmek istenen bir milletin yürüyüşüdür. Ve buradan Eskişehir'den haykırıyorum ki and olsun ki milletin azim ve kararlılığının önünde hiç kimse duramayacaktır.
"Enflasyonun belini kıracağız dediler. Kırılan vatandaşın belli oldu"
Yıllardır bitmeyen, kronik hale gelen öyle başladığı yılla falan anılmayan 10 yılı bulan bir krizin içindeyiz. Çoklu krizler ortamının içindeyiz. 2018’de parlamenter sistem ortadan kaldırıldı. Yerine tek kişilik bir yönetim anlayışı getirildi. O günlerde itiraz etmiştik. O günden bugüne de hep birlikte çilesini çekiyoruz. Üzerinden tam sekiz yıl geçti. O tarihten bu tarihe memleket bir felaketi yaşıyor. O günden bugüne milletin yüzü hiç gülmedi. Demokrasi zedelendi, adalet keyfileşti, liyakatsizlik derinleşti. İşsizlik, yolsuzluk, enflasyon, hayat pahalılığı her birisi daha kötüye gitti. ‘Enflasyonun belini kıracağız’ dediler. Kırılan vatandaşın beli oldu. Ve 'yeni bir sistem getireceğiz iyi olacak' dediler. Bu sistem Türkiye'ye gelmedi. Maalesef o günden bugüne Türkiye'ye AK Parti'nin kara düzeni yerleşti.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz. Genç oranı yüksek 86 milyon nüfusumuz var. Taşı sıksa suyunu çıkaran çalışkan insanlarımız var. Gözü kara müteşebbislerimiz var. İş insanlarımız, Anadolu kaplanlarımız var. Adamı ters diksen düz çıkan verimli bereketli topraklarımız var.
Tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle dünyayı kıskandıran önü açık aslında büyümesi, gelişmesi, yükselmesi, zenginleşmesi engellenemez bir ülkemiz var. Ama biz Avrupa'da yoksullukta birinciyiz. Avrupa'da işsizlikte birinciyiz. Avrupa'da yüksek faizde birinciyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa'da birinciyiz. Maalesef ülkenin yüzde 80'i Afrika standartlarında yaşarken ülkenin sadece yüzde 20'si Belçika standartlarında, Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Derin bir gelir adaletsizliği, eşitsiz bir servet dağılımı var. Neden bu milletin hakkını yiyenlere kimse dokunmazken bu düzene karşı duranlara karakol, hapis, sürgün görünüyor. İşte oturup bunu düşünmek meseleyi bu adaletsizlikten yararlananları görmek ve siyaset ki tarafını belirleme işidir. Siyaset ki öncelik belirleme işidir. Bugünkü iktidarın kimleri koruduğunu yarının iktidarı halkın iktidarının kimleri koruyacağının adını şimdiden söylemek gerekir. Hiç şüphe yok ki Türkiye'yi bu hale ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının önünde tuttular. Bizi var eden demokrasiden, adaletten saptılar. Zaten eksiklerimiz vardı. Daha iyisini vadederek gelip adaleti tamamen bir partinin kararlarına bağladılar. Demokrasiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar. Bilimden, ortak akıldan, kültürden, liyakatten tamamen uzaklaştılar. Kendilerinden olmayanlara zulümle muamele etmeye başladılar. Sonunda yozlaşmış, baskıcı, otoriter bir iktidara dönüştüler.
İktidara Sencer Solakoğlu tepkisi
Örneğin enflasyon rakamlarında Avrupa birincisiyiz. Dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülke diye nitelendirilen Türkiye'nin gıda enflasyonunda dünyada 5'inci sırada olduğunun altını çizen ve partimize davet ettiğimiz günden beri il il köy köy gezen, partimizin tarım politikalarından sorumlu başkanı Sencer Solakoğlu, partimizin gölge tarım bakanı gittiği her yerde gıda enflasyonunun hangi sebeplerden olduğunu, tarımda yapılan yanlışları yerine yapılması gereken doğruları anlattığı için hayvancılıkta et üretiminde, süt üretimindeki yapılan yanlışlıkları ne yapılırsa Türkiye'nin bu alanda dışa bağımlılıktan kurtulacağını, sütte doğru paritenin nasıl tutturulacağını, alım garantili üretimin nasıl yapılacağını anlattığı için ve bu iktidarın nasıl ithalatçıyı zengin etmek için et üreticisini perişan ettiğini, nasıl süt hayvanlarının bıçak altına gittiğini anlattığı için nasıl doğru politikaların yapılmadığı için tarımda belirsizliğin, verimsizliğin bizi ne hale getirdiğini anlattığı için bir yıl öncesine kadar Bursa'da kendi çiftliğinde en iyi sertifikalarıyla işlerini yaparken sadece şimdi, 'Bu işler nasıl yanlış yapılıyor? Doğrusu nedir?' anlattığı için bu iktidarın hedefi haline geldi. Tek bir örnektir. Ama kendisinin örnek gösterilen iş yerinin geçtiğimiz günlerde bütün sertifikaları iptal edildi. Buradan iktidara sesleniyorum. Ama bizler ama bu ülkede sizin yanlışlarınıza itiraz ettiği için hedefe koyduğunuz kim varsa biz sizin karşınızda dimdik durmaya onların arkasında durmaya bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız. Bunu böyle bilin.
"Bu maaşlarla geçim olmaz"
Bugün yıllık enflasyon yüzde 32,1. Bu oranla Avrupa'da 1'inci, dünyada 5'inci sıradayız. Öyle bir noktadayız ki dünyada enflasyonu bizden daha kötü olan sadece 5 tane ülke var. Ve bugün Türkiye'de açlık sınırı 35 bin 750 lira. Yoksulluk sınırı 116 bin 500 lira. Yeni zamlı haliyle en düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira asgari ücret sadece 28 bin lira. Kaba bir hesapla, bugün ülkede sabit aylık alan 29 milyon emekli, işçi, engelli, dul ve yetim var. Ve hepsi açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Bir de hiç ücret almayan 12 buçuk milyon işsizimiz var. Toplam 41 buçuk milyon kişiden bahsediyorum. 41 milyon buçuk kişi 45 tane Eskişehir yapar. Dünyada 57 ülkenin nüfusundan daha kalabalık bir kitleden bahsediyorum. Ve Türkiye nüfusunun neredeyse her iki kişisinden birinden bahsediyorum. Açlık sınırının altında itilmiştir. İşte AK Parti'nin kara düzeni budur. Siyaset tam da buna karşı yapılır. Biz bu düzene karşı adalet mücadelesini veriyoruz. Vermeye devam edeceğiz. Aylardır söylüyoruz. Bu maaşlarla geçim olmaz. İğneden ipliğe her şeye zam gelirken maaşlar aynı kalamaz.
Unutmayalım, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geldiği geçmişteki koalisyon hükümetini hep kötülüklerle, krizle, yoksullukla andığı koalisyon hükümetinin Ecevit'in Sayın Bahçeli'nin ve rahmetli Mesut Yılmaz'ın koalisyon hükümetinin son ödediği en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altın alıyor. Bugün bu hükümetin ödediği son emekli maaşı iki tane çeyrek altın alıyor. Şimdi sadece ocak ayından bugüne enflasyon kadar zam yaparak 23 bin 500 liraya emeklilere geçinin diyor. Ellerin nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ömrünü bu millete, bu ülkeye vermiş, emeklilere yapılan bu büyük haksızlığın, bu büyük vefasızlığın hem ilk seçimde hesabını göreceğiz hem de emekliye ilk seçimde hakkını vereceğiz. Ayrıca 2023 seçimlerinden önce, 'enflasyon tekhaneli rakamların üzerindeyse yani yüzde 10 ve üzerindeyse yılda dört kez asgari ücreti yeniden ayarlayacağız' demişti Erdoğan. Seçildiği günden beri enflasyon tekhaneli rakamların çok üzerinde. Bugün hali hazırda yüzde 32, yüzde 10 bile olsa Ocak'taki zamlı maaştan sonra bir kez Mart'ta, bir kez Temmuz'da, bir kez Ekim'de asgari ücret ayarlanacak diyordu. Ama o günden bugüne asgari ücrete sadece yılda bir kere Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun belirlediği zam dışında hiçbir zam yapmadılar. altı aydır 28 bin lira diye verdikleri asgari ücret o günkü alım gücüyle 23 bin liraya düştüğü halde asgari ücrete bütün itirazlarımıza rağmen hiçbir iyileştirme yapmadılar.
"Emekliye verilen para yüzde 213 artarken, köprüyü yapan müteahhite verilen para yüzde 534 arttı"
Son 10 yılda emekli sayısı yüzde 34 arttı. Yani 10 emekli varken 14 emekliye çıktı. Ama emeklilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 15 küçüldü. Yani bundan 10 yıl önce masada büyük bir tencere başında 14 emekli vardı. Şimdi masada çok daha küçük bir tencere ve başında 20 tane emekli var. Öyle bir noktadayız ki 10 yıl öncesinin emeklisiyle bugünün emeklileri arasına bakınca bugünkü emeklilerin maaşını eski emeklilere ödettiren onların maaşından alıp bugünkü emeklilere maaş veren bir iktidarla karşı karşıyayız. 20 binden, 23 bin 500 yapıyor ya. Maliyeti 79 milyar TL. Büyük para gibi anlatıyorlar. Oysa bu iktidarın bu yılın ilk beş ayında faize ödediği para 1,5 trilyon TL. Yani emeklilere verilen zammın tam 19 katı. Yani bir gün geçmişte nas diyen o yüzden faizi ellemeyen o yüzden enflasyonu yüzde 14'lerden yüzde 90'a gerçekte yüzde 120'ye çıkana kadar seyreden Erdoğan bugün emekliye verdiğinin 19 katını sadece beş aylık sürede faiz lobilerini ödemiş durumdadır. O yüzden bu iktidar emekliye işçiye değil faizcilere tefecilere çalışan onları zengin eden bir iktidardır. Ne yazık ki bu kara düzende otoyollarda geçiş garantisi vardır. 'Otoyol yapacağız, cebinizden bir kuruş para çıkmayacak' diye tarihin en büyük yalanını attılar. Dediler ki yandaş müteahhitlerle 'Londra'daki tefecilerden parayı bul gel ben parayı sana ödemek için yapacağın yolun 30 yıllık geçiş ücretini sana vereceğim.' Ya geçmezlerse geçmeyeni de cepten ödeyeceğim. Faizini de vereceğim. O ülkenin enflasyonunu da üstüne ekleyeceğim. Yapılan otoyola yapılan köprüye yapılan tünele geçiş garantisi var. Havaalanı yaparsan uçmasa da uçak uçuş garantisi yolcu garantisi var. Yapılan şehir hastanelerine hasta garantisi var. Ama emekliye, emekçiye geçim garantisi yok. Tek bir örnek vereceğim. Son genel seçimlerin yapıldığı Mayıs 2023'te en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Bugün zamlanmış haliyle söylüyorum 23 bin 500 lira. Yüzde 213 arttı. O gün son oy verdiğiniz gün Osmangazi Köprüsü'nün geçiş ücreti 184 liraydı. Bugün bin 170 lira. Yüzde 534 arttı. Emekliye verilen para yüzde 213 artarken köprüyü yapan müteahhite verilen para veya köprüden geçiş ücreti yüzde 534 arttı. Bu ülkede her şeyin fiyatı emekliye verilen maaştan daha fazla arttı. AK Parti iktidarının tercihlerinin özeti budur. Onlar zenginlere daha çok zengin olma garantisi veriyorlar ama biz bu ülkenin emeklisine, işçisine, esnafına, memuruna, çiftçisine geçim garantisi vermeye ve bunların seçimde yandaşlarına verdikleri tüm garantileri vatandaş adına teker teker inceleyip onların defterini dürüp o hesabı kapatmaya ama sizlere geçim garantisi vermeye geliyoruz.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“CHP’nin lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte Türkiye'de NATO Zirvesi yapılmaktadır”
Türkiye'nin 7-8 Temmuz'da devlet başkanlarının da katılımıyla gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığını hatırlatan Özel, son yerel seçimin birinci partisi olarak böyle bir dönemde bu ev sahipliğini önemsediklerini belirtti. Türkiye'de çok iyi bir ev sahipliği yapılması, yabancı liderler ile heyetlerin iyi ağırlanması gerektiğini ifade eden Özel, Türkiye'nin küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olmasını, oyun kurucu bir ülke konumuna gelmesini istediklerini dile getirdi.
Özel, ülkenin milli menfaatlerinin iktidar ve muhalefetle birlikte savunulmasını, bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ettiklerini söyleyerek, şöyle konuştu:
Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan, 86 milyonu kutuplaştıran, kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye NATO liderlerini, son seçimlerde o NATO liderlerinin 'Türkiye'de en bildiğiniz şehir neresi?' dediğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği İstanbul'un üç seçim üst üste, hem de karşısında Meclis Başkanı varken, bir önceki son başbakan varken, en güvendikleri bakanları Şehircilik Bakanı varken artan farklarla, iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla, son seçimde milyonu geçen farkla kazanan Belediye Başkanı'nın tutuklu olduğu, bir sonraki seçimlerdeki cumhurbaşkanı adayımızın, ön seçimde 15,5 milyon oy alan, özgürlüğü için 25,5 milyon insanın imza verdiği cumhurbaşkanı adayımızın tutuklu olduğu, partinin evlatları belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, bürokratlarımızın tutuklu olduğu, Türkiye'nin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı, lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye'de NATO Zirvesi yapılmaktadır.
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporu
Bugün bu NATO Zirvesi'nden önce Avrupa'nın en önemli yapılarının raporlarında ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef ülkede Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi raporlarda ismiyle, Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta, bizim bu ifadelerimize Cumhurbaşkanı'nın 'Sen sus, cevap verme' dediği günler hatırlarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte, ancak Türkiye'ye bu büyük utanç, okumaktan memnuniyet duymadığımız, böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO Zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır. Muhalefete saldıran, kendinden olmayana hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın Türkiye'nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.
"Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte"
Konuşmasında NATO Zirvesi kapsamında Ankara'da alınan tedbirlere de değinen Özel, yaşanan süreci "kendi insanına çile çektiren, anlamsız, paranoyak bir olağanüstü hal" olarak nitelendirerek şöyle dedi:
Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 insan ev baskınlarıyla gözaltına alındı ve önce 178'i tutuklandı. Daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapıldı. Bizim yasalarımızda 'önleyici gözaltı' bile yasak iken 'önleyici tutuklama' adı altında insanlar, 'Bunlar NATO sırasında gelirler, eylem yaparlar' denilerek özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden TEMA gönüllüleri tutuklandı, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakıldı, akademisyen Emel Memiş ise halen tutuklu.
Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir. Trump kendi ülkesinde yüz binler, milyonlar tarafından protesto edilebiliyor iken Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta, 'Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse Trump benden desteğini çekecek' vehmiyle Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evine hapsetmekte ve örneğin Filistin davasını savunan birinin Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır."
"Kendi insanından korkan bir iktidarın sonu gelmiş demektir"
Yüzlerce insanın gözaltına alındığını, meydanların kapatıldığını, yolların bariyerlendiğini ve esnafın iş yapmasının önüne geçildiğini ifade eden Özel, başkentin perişan halde olduğunu söyledi. Milletin evinden işine gitmesinin engellendiğini ve kamu görevlilerine bir hafta evden çalışma salık verildiğini belirten Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Bu kadar özgüvensiz bir yönetim anlayışı olmaz. Ülke adına bir utanç durumuyla karşı karşıyayız. Ülkemize gelen liderler, heyetler ne görecekler? Hayalet bir şehir. Ankara'ya gelip bir tane Ankaralı görmeden, bir dükkana uğramadan, polislerle dolu bomboş sokakları görüp Ankara'dan ayrılacaklar. Ülkenin yoksulluğundan utanmayanlar, bunları liderlerin görmesinden utanıp panolarla bunları gizlemeye çalışmaktadırlar. Bu mudur Türkiye'nin imajı? Kimse kusura bakmasın, bu güç değildir, güçsüzlüktür. Bu acizliktir, bu özgüvensizliktir. Kendi insanından korkan, kendi insanından utanan, onları bariyerlerin arkasına saklayan bir iktidarın ömrünün sonu gelmiş demektir. AK Parti tükenmiştir, bitmiştir.
Oysa gizledikleri şehir, bir gün yabancılar geldiğinde ne görecekler diye o şehre bakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat tasarladığı, Cumhurbaşkanının yerinin, konutunun, köşkünün belli olduğu, hemen altında seçilmiş Meclis'in bulunduğu, hemen altında Meclis'ten atanan, seçilen bakanların görev yaptığı, aynı hizada adliye saraylarının bulunduğu, yargı, yürütme ve yasamanın hem birbirine denk hem doğru bir sıralamayla yer aldıkları, o geniş caddenin etrafına Türkiye'nin dostu ülkelere en güzel büyükelçilik arsalarının tahsis edildiği; gelen Ankara'yı bir gezsin, demokrasi anlayışımızı görsün, kuvvetler ayrılığını görsün, millete verdiğimiz değeri görsün, bakanlarını görsün, yargısını görsün, kendisini görsün diye yaptıkları, Atatürk'ün tasarladığı ve hayata geçirdiği, o güzel elleriyle tane tane çizdiği Ankara'nın 'Görmesinler, bilmesinler, yolda bile yürümesinler' diye panolandığı bir güne gelmişiz. O günün kurucu liderinin vizyonundan bugünün yıkıcı liderinin vizyonsuzluğuna bu ülke sürüklenmiştir. Ancak bunun sonu er ya da geç gelecektir.
"Erdoğan iktidarı kişisel menfaatlerini Türkiye'nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır"
Devletin geleneklerini yıkan ve bu ülkenin gücünden korkup kendi kaba kuvvetini acizlik değil de kudret gibi göstermeye çalışanlara karşı şunu ifade edelim: Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz, kurucu iradesiyiz. Bu ülkeyi cumhuriyetle güçlendiren, kalkındıran, dış politikada sözünü dinleten, tehditlere karşı caydırıcı bir güç haline getiren kadroların bugünkü temsilcileriyiz. Cumhuriyetimizin değerleriyle, yurttaşlarımıza sunduğumuz özgürlüklerle, mazlum milletlere ilham olmuş cesaretimizle birlikte bu ülkenin kurucu kadrolarının bugünkü temsilcileriyiz. Dış politikadaki ilkelerimiz de bize kurucu kadrolarımızdan mirastır. Dış politikaya siyaset üstü bir pencereden bakarız. Planların günlük değil, bir döneme ait değil, 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık hazırlanması fikrinin sahipleriyiz. Hiçbir iktidarın da bu ilkeleri kişiselleştirmesine, kendi menfaati için aşındırmasına, 86 milyonun değil, kendi siyasi çıkarları için zayıflatmasına müsaade edemeyiz.
Bugün Erdoğan iktidarı dış politikada kendi kişisel menfaatlerini Türkiye'nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır. Yabancı liderlerle kurulan ilişkiler kurumsal değil, kişisel zeminde ilerlemektedir. Yapılan pazarlıklar Türkiye'nin geleceği için değil, AK Parti iktidarının devamını sağlatmak için yürütülmektedir. O yüzden NATO Zirvesi'ni bu şahsi dış politikadan uzaklaşılması, milli menfaatlerin savunulması kaydı şerhiyle dikkatle takip ediyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye'deki belirsizlikler, İsrail'in Filistin ve bölge bölgelerine yönelik saldırıları, Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve tüm bölgeyi ve dünyayı krize sürükleyen hukuksuz politikaları, NATO içindeki tartışmalar ve Türkiye'nin ittifaktaki rolü, bu başlıkların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu konularda Türkiye'nin barıştan yana, uluslararası hukuktan yana, diplomasiden yana, mazlum milletlerden yana ilkeli bir tutum alması beklenir.
"Trump yönetimine bağımlı bir politikanın ülkemize fayda getirmeyeceği açıktır"
Avrupa ile bozulan ilişkilerin düzeltilmesi noktasında adımlar atılmasını, demokrasi ve hukuk zemininde yeniden hukukun üstünlüğü, demokratikleşme adımlarıyla ülkemizin çıkarlarını önceleyecek kurumsal ilişkilerin başlatılmasını bekleriz ama maalesef bu beklentilerin çok uzağındayız. Elbette NATO üyesiyiz. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO'ya körü körüne bağlı olamayız. Her yanlışın arkasında sessiz duramayız. Rusya ve Çin ile doğru, kurumsal, istikrarlı, güçlü temeller üzerinde yükselen ilişkiler kurmak durumundayız. Unutmayın ki, NATO'nun doğu kanadındaki Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile sınır komşusu olmuş, Batı İttifakı'nın bir bileşeni olmuş ve bu denge politikasını yıllarca dış politikadaki becerikli, iyi eğitimli, geleceği öngören, Türkiye'nin tüm menfaatlerini birlikte gözeten diplomatlarımız ve dışişleri politikalarımız sayesinde çok doğru bir şekilde yürütmüş, böyle bir mirasa sahip bir ülkeyiz.
Trump yönetimine tamamen bağımlı bir dış politikanın ülkemize fayda getirmediği ve getirmeyeceği açıktır. Bu nedenle stratejik adımları ortak akılla atmak gerekir. Bu konuda her zaman olduğu gibi yapıcı öneriler sunmaya devam edeceğiz. İktidar Türkiye için stratejik bir aklı, stratejik bir planı takip etmelidir. Ancak bu stratejik akıl, Rusya'dan S-400'leri bir inatla alıp sonra hiç kullanmadan hangarda çürütmekle sağlanamaz. Bu stratejik akıl, bu yüzden F-35 programına girilmiş, 1,5-40 milyar dolar ödeyip de tek uçak bile alınmadan Amerika'da üzerine Türk bayrağı işlenmiş 6 tane F-35'i bile oradan alıp getiremeyen bir öngörüsüzlükle, ondan vazgeçip 'F-16 modernizasyonu' deyip onu bile başaramayan bir öngörüsüzlükle sürdürülemez. O zaman 'Şanghay Beşlisi'ne girelim' diye ucuz tehditler savurup sonra Trump'tan azarı yiyince Çin mallarına vergi bindirmekle, Amerikan mallarının vergilerini Amerika'ya doğru uçakta giderken sıfırlamakla bir stratejik plan sürdürülemez. Trump'ın oğluyla görüşüp babasından randevu istemekle, 250 Boeing uçağından, fahiş fiyata LNG sipariş etmekle ve şu güzelim Eskişehir'in nadir toprak elementlerini Trump'a vadetmekle stratejik bir akıl sürdürülemez.
"Cumhurbaşkanına 'meşruiyet veriyoruz' diyenlere sessiz kalınamaz"
Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye ABD'ye bu şekilde bağlı hale getirilemez. O Trump yönetimi ki bu ülkenin Cumhurbaşkanına 'Aptal olma' diye mektup yazıp yollayabilmiş, o Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanını mal varlığıyla tehdit edip geri adım attırabilmiştir. O Trump ki Türkiye'deki yargının bağımsız olmadığını yüzümüze vurmak için her seferinde, 'O akıllı bir adam. Bir papazım vardı, ondan istedim, hemen yolladı' diyerek, Rahip Brunson'ı ki Erdoğan'ın 'Bu can bu tende durdukça o papaz gidemez', 'Ver papazı, al papazı' deyip Trump'ın bir telefonuyla papazı Oval Ofis'e yolladığını Trump her seferinde hatırlatmaktadır. Gazze'de 75 bin kişiyi, çoğunluğu çocuk ve kadın, katledenlerle bu şekilde yürünemez. Bize her türlü ambargoyu uygulayanların ambargodan vazgeçmeleri için ağzının içine bu şekilde bakılamaz. Türkiye Cumhurbaşkanı'na, 'Biz ona onda olmayanı veriyoruz, meşruiyet diyoruz, geri kalan her şeyi onlardan alıyoruz' diyenlere sessiz kalınamaz.
"Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa, çocuklar ellerinde İran'da öldürülen çocukların resmini tutmalı"
'Bizden 5 dakika randevu almak için bize yalvarıyorlar' diyen Dışişleri Bakanıyla iki gün sonra Oval Ofis'te şakalaşılamaz. O Trump ki, Türkiye'ye gelip Anıtkabir'i ziyaret etmeyen bir Amerikan Başkanı'dır. 1959'da Eisenhower'ın, 1991'de Baba Bush'un, 1999'da Clinton'ın, 2004'te Oğul Bush'un, 2009'da Obama'nın Anıtkabir ziyaretleri kayıtlardayken taslak programa Anıtkabir ziyareti yazıp sonra o ziyareti çıkarıp da Ankara'ya gelen bir Amerikan Başkanı'nın bugün Erdoğan tarafından çocuklarla karşılanacağının haberleri geçmektedir. Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır. Beş ay sonra ülkesinde 'topal ördek' haline gelecek, her iki tarafta birden gücünü kaybedecek birisine yaranmak için böyle bir ilişki ağı asla ve asla savunulamaz.
Özel'den Bakan Tekin'in "neden kurtuluyoruz?" sorusuna tepki
Hele hele bugün o törene götürecek çocukların eğitiminden sorumlu Milli Eğitim Bakanı'nın daha dün çıkıp da Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmeye kalkması, 'Neden kurtuluyoruz?' diye soru sorması artık bu iktidarın bu millet tarafından taşınılamayacağının göstergesidir. O Kurtuluş Savaşı'nda 'Neden kurtuluyoruz?' sorusunun cevabının 'İşgalden kurtuluyoruz, istiladan kurtuluyoruz, ülkenin parçalanmasından, milletin artık bir başka ülkenin sömürgesi olmasından kurtuluyoruz' cevabını bilmeyenlerin, halen daha o gün işgal altındaki İstanbul ve İstanbul'daki son padişahla ilgili kendilerince bir meseleyi Kurtuluş Savaşı'ndan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önünde tutanlara neyi hatırlatmak lazım? Belki şunu hatırlatmak lazım, 'Bu ülke nasıl kurtuldu?' diye sorana şunu hatırlatmak lazım: Evladının battaniyesini mermiye saranların kağnılarla geceleyin çektikleri yollarla kurtuldu. O çektikleri kağnıları da çeken öküzdü, öküz.
“Orta Doğu'da bölgesel kalkınma, işbirliği ve barışı savunuyoruz"
Dış politikada kurumsal akla dayanan uzun vadeli bir anlayışı benimsediklerini belirten Özel, "Biz Türkiye'nin birinci partisi olarak dış politikada kurumsal akla dayanan uzun vadeli planları olan, bu milletin hakkını, hukukunu cesaretle savunan bir anlayışı benimsedik, savunmaya da devam edeceğiz. Orta Doğu'da komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı önceliyoruz. Orta Doğu'da bölgesel kalkınma, işbirliği ve barışı savunuyoruz" dedi.
Özel, okyanus ötesinden bölgedeki müdahalelere karşı durduklarını söyleyerek "Elbette yönümüzü batıya, AB'ye dönüyoruz ama Rusya ve Çin ile, Türk coğrafyası ile, Balkanlarla stratejik ilişkilerin aksatılmadan ve sürekli güçlendirilerek devamını öngörüyor, bunu ısrarla öneriyoruz. Türkiye'nin bir an önce kurtulmak istediği Trump yönetimine karşı bu teslimiyeti de sonuna kadar reddediyoruz. Bundan sonra da bundan önce olduğu gibi tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya, her türlü emperyalizme itiraz etmeye, direnmeye devam ediyoruz" diye konuştu.
"Öfke, enerjiye dönüştürülerek iktidar yürüyüşüne sevk edilmelidir"
Toplumdaki öfkenin siyasi mücadeleye dönüştürülmesi gerektiğini ifade eden Özel, şöyle konuştu:
Bunu defalarca söyledim. Bir kez de buradan söyleyeyim. Ben öfkeyi anlıyorum. Ben uğratıldığımız haksızlığı anlıyorum. İktidara yürürken karşı karşıya olduğumuz durumun yarattığı öfkeyi anlıyorum. Ancak öfke sözlerinin böyle dillendirilmesi yerine bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesi, bu enerjinin de kararlılıkla iktidar yürüyüşüne sevk edilmesi gerekmektedir.
Özel, CHP'nin seçim başarısına değinerek "Biz partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan kadrolarız. Ancak bu başarıyı kendimize, ekibimize falan yazmayız. Bu başarı, 47 yıl sonra hep beraber doğru tespitler, doğru sözler ve hep birlikte ortaya koyduğumuz bir azmin eseridir. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurulduğu günden sonra ilk kez yenen kadrolarız. Ben Erdoğan ile genel başkan olarak girdiğim ilk ve tek seçimde ben onu yendim. O henüz bugüne kadar bizi yenemedi" dedi.
"Ayrılanların matematiksel ve siyasi bir karşılığı yoktur"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlere ilişkin değerlendirmelerine de gönderme yapan Özel, şöyle konuştu:
Öyle '13 kere yarıştık hep ben yendim' diyen birisine, 'Ne konuşuyorsun kardeşim sen? Bir kere yarıştık, orada da ben yendim' diyecek durumdayız. O yüzden son kurultayın sonuçlarını hazmedemeyenlerle, son seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyenler mutlak sultanla, mutlak butlan ittifakını kurmaya çalışıyorlar. Bu milletin buna rızası yoktur. Bunun cevabını milletimiz seçilmişlerden yana koyduğu iradesiyle sokaklarda, meydanlarda vermeye devam ediyor. Birileri partiyi karpuz gibi ortadan bölmek ya da hadi ortadan olmasın 60'a 40 olsun, hiç olmadı 30'a 70 olsun hevesindeyken bizim bir ve bütün olarak bir arada olduğumuzu bütün millet görmektedir. Biz bir bütünüz. Ayrılanların, farklı düşünenlerin matematiksel ve siyasi bir karşılığı yoktur. Bu vicdansızlığın en kısa sürede son bulmasını bekliyoruz.
Grup toplantısının Eskişehir'de düzenlenme gerekçesine de değinen Özel, "Meclis kapanınca, yollar kapanınca Ankara'da bu grup toplantısının yapılmasının fiili imkanları kalmayınca bu grup toplantısını nerede yapalım deyince, geçen hafta bir ve beraberce seçilmiş en genç il başkanlarımızdan biri Talat Yalaz'ın mücadelesini görünce, Eskişehir'in bir iki istisna hariç gelmiş geçmiş bütün seçilmişlerinin bir arada olduğunu, milletin de arkalarında olduğunu görünce bu grubu Eskişehir'de yapmaya karar verdik" ifadelerini kullandı.
"Partimizi geri almak için hukuki, siyasi ve fiziki mücadele vermeye devam edeceğiz"
Özel, Türkiye'deki siyasal ve ekonomik sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şu ifadeleri kullandı:
Demokrasinin, adaletin, ekonominin bu kadar kötüye gittiği bir süreçte onların istediği bizi daha kötüye götürmek, susturmak, sindirmek, teslim almakken bütün hesapların terse döndüğünü, masa başı planların geri teptiğini ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin eleştirilmeye, yalnızlaşmaya ve kendi içinde bile bir hesaplaşmaya girdiğini; Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş kadrolarının ise milletle birlikte yürüdüğünü büyük bir memnuniyetle görüyorum.
Butlan kararından beri sabırla, sağduyuyla beklediklerini söyleyen Özel, "Aklıselimin hakim olmasını bekliyoruz. Milletin safında durmaya devam ediyoruz. Çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz. Partimizi geri almak için sonuna kadar hukuki, siyasi ve fiziki bir mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Ama işgal bitmezse kimse enseyi karartmasın. Ne bu parti ne bu millet çaresiz değildir, seçeneksiz değildir" dedi.
"Oy oy, sokak sokak kazanacağız"
Konuşmasının sonunda birlik ve beraberlik vurgusu yapan Özel, şunları söyledi:
Bu yürüyüş benden, benim adımdan, arkadaşlarımızın adından çok daha büyük bir yürüyüştür. Bu yürüyüş Ekrem Başkanı unutmayan, Mansur Başkandan ayrılmayan, Yılmaz Hocanın elini bırakmayan bir yürüyüştür. Bu yürüyüş, kimse endişe etmesin ki millete güvenenlerin, milletle birlikte başaracakları, milletle birlikte hedefe ulaşacakları bir yürüyüştür. Oy oy, zarf zarf, sokak sokak kazanacağız. Belde belde, şehir şehir kazanacağız. Sokak sokak, meydan meydan büyüyoruz, büyümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşte pusulamız millettir, rotamız iktidardır, hedefimiz iktidardır. Hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun.
ANKA