NATO'nun 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirdiği liderler zirvesi, kamuoyunda daha çok savunma harcamaları, Ukrayna'ya ayrılan yeni mali destek paketi ve Türkiye'nin elde ettiği diplomatik kazanımlarla öne çıktı.
Oysa zirvenin uzun vadeli etkisi bunların ötesinde olabilir. Ankara Bildirgesi, İttifak'ın askeri kapasitesini artırmaktan çok, savaşma biçimini değiştirmeyi hedefleyen yeni bir doktrinin ipuçlarını veriyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu dönüşüm neden önemli?
Soğuk Savaş boyunca NATO'nun caydırıcılığı büyük ölçüde Amerikan askeri varlığına dayanıyordu. Avrupa ülkeleri ise daha sınırlı savunma bütçeleriyle bu yapının içinde yer aldı.
Ukrayna Savaşı ve ABD'nin stratejik önceliğini Hint-Pasifik'e kaydırması bu dengeyi değiştirdi. Avrupa artık kendi güvenliğinin daha büyük bir bölümünü üstlenmek zorunda olduğunu kabul ediyor.
Ankara Bildirgesi'nin ilk mesajı da bu oldu. Avrupa müttefikleri ve Kanada'nın, ABD ile birlikte İttifak savunmasında daha fazla sorumluluk üstleneceği açık biçimde ifade edildi.
Savunma harcamalarındaki artış da bu hedefin mali temelini oluşturuyor. Ancak bildirgede dikkat çeken nokta, daha büyük ordular kurmaktan çok, mevcut kuvvetlerin etkinliğini artıracak teknolojik altyapıya yapılan vurgu oldu.
Peki, bu ne anlama geliyor?
Bildirgede yer alan, “Kuvvetlerimizi konuşlandırma, harekât icra edebilir hâle getirme ve uzun süre sürdürebilme kabiliyetine yatırım yapıyoruz” ifadesi ilk bakışta teknik bir ayrıntı gibi görünüyor. Oysa bu, NATO'nun son yıllardaki dönüşümünü özetleyen cümlelerden biri.
Bir askeri birliği cepheye göndermek artık tek başına yeterli görülmüyor.
O birliğin güvenli haberleşme altyapısına sahip olması, ortak sensör ağlarına bağlanması, uydu verilerine erişebilmesi, hava savunması tarafından korunması, kesintisiz lojistik destek alması ve diğer müttefik kuvvetlerle aynı operasyonel resmi paylaşması gerekiyor.
Başka bir ifadeyle NATO, sadece kuvvet konuşlandırmayı değil, bu kuvvetleri dijital bir savaş ağı içinde harekât yapabilir hâle getirmeyi amaçlıyor.
Bildirgenin en dikkat çekici bölümü ise hemen bunun ardından geliyor.
İttifak, birlikte çalışabilir bir "Transatlantik Muharebe Bulutu" geliştireceğini ve güçlü yapay zeka modellerini kullanıma alacağını ilan ediyor.
Bu ifade, aslında NATO'nun gelecekteki savaş anlayışını özetliyor.
Geçmişte her ülke kendi komuta sistemi içinde hareket ediyor, farklı sensörlerden gelen bilgiler ayrı merkezlerde değerlendiriliyor ve karar süreci büyük ölçüde insan koordinasyonuna dayanıyordu.
Yeni model ise kara, hava, deniz, uzay ve siber alandaki bütün sensörleri ortak bir dijital ağ altında birleştirmeyi hedefliyor.
Böylece farklı ülkelerin radarlarından, keşif uydularından, insansız hava araçlarından ve elektronik istihbarat sistemlerinden gelen veriler aynı anda ortak operasyon merkezlerinde işlenebilecek.
Yapay zeka destekli karar sistemleri, bu büyük veri akışını analiz ederek tehditleri önceliklendirecek ve komutanlara en uygun harekât seçeneklerini sunacak.
Bu yaklaşım, insanın karar mekanizmasından çıkarıldığı anlamına gelmiyor. Ancak karar alma sürecinin önemli bir bölümü artık algoritmalar tarafından desteklenecek.
Komutan, saatler sürebilecek veri analizini beklemek yerine, saniyeler içinde oluşturulmuş ortak harekât resmine göre karar verecek.
Bence Ankara Zirvesi'nin en önemli stratejik sonucu da burada yatıyor. NATO, insan yoğun ordulardan teknoloji yoğun kuvvet yapısına geçişi resmen ilan ediyor.
Bu dönüşüm aslında yeni değil. Avrupa Birliği'nin son yıllarda hazırladığı savunma planları da aynı yönelimi gösteriyor.
Özellikle Avrupa'nın doğu sınırlarında kurulması planlanan radar ağları, elektro-optik gözetleme sistemleri, insansız platformlar ve uydu destekli erken uyarı altyapıları bu yaklaşımın ilk örneklerini oluşturuyor.
Ankara Bildirgesi ise bu sensör ağlarını, ortak komuta mimarisi ve yapay zeka destekli karar sistemleriyle bütünleştirecek siyasi iradeyi ortaya koyuyor.
Bu nedenle geleceğin sınırları daha fazla askerle değil, daha fazla sensörle korunacak.
Rusya'nın Ukrayna'da uyguladığı yoğun ateş gücü stratejisi ve insansız sistemlerin savaş alanındaki belirleyici rolü, NATO'yu farklı bir çözüm arayışına yöneltti.
Binlerce İHA'nın aynı anda faaliyet gösterdiği bir muharebe ortamında klasik komuta yapıları giderek yetersiz kalıyor. Saniyeler içinde işlenmesi gereken veri miktarı artık insan kapasitesini aşmış durumda.
Yapay zekanın askeri planlamaya dâhil edilmesinin temel nedeni de bu. Amaç, komutanın yerini almak değil, karar döngüsünü hızlandırmak.
Ankara'da duyurulan yeni tedarik projeleri de bu stratejiyi destekliyor. Yeni nesil erken uyarı uçaklarının satın alınması, insansız sistemlere yönelik milyarlarca dolarlık ortak yatırım programları, entegre hava ve füze savunması projeleri ve ortak veri altyapılarının kurulması aynı dönüşümün parçaları olarak görülmeli.
Savunma sanayiinde öngörülen yeni iş bölümü de dikkat çekiyor. NATO, gelecekte teknolojik uzmanlık alanlarına dayalı daha bütünleşik bir üretim modeli oluşturmayı hedefliyor.
Yapay zeka ve ileri yazılım teknolojilerinde ABD'nin, insansız sistemlerde Ukrayna'nın savaş tecrübesinin, çeşitli savunma teknolojilerinde Avrupa ülkelerinin ve hızla gelişen savunma sanayiiyle Türkiye'nin ortak üretim zincirinde daha belirgin roller üstlenmesi beklenebilir.
Türkiye açısından zirvenin anlamı da burada ortaya çıkıyor. Ankara, savunma sanayii üretim kapasitesi, elektronik harp sistemleri, insansız platformları ve hava savunma teknolojileriyle İttifak'ın yeni askeri mimarisinin üretici aktörlerinden biri olma iddiasını güçlendiriyor.
Ankara Zirvesi'nin ardından NATO'nun başarısı, müttefiklerin farklı ülkelere ait sensörleri, komuta merkezlerini, yapay zeka sistemlerini ve silah platformlarını tek bir dijital ağ içinde ne kadar hızlı birleştirebildiğiyle ölçülecek.
Bu yönüyle Ankara Bildirgesi, 21'inci yüzyılın ikinci çeyreğinde NATO'nun nasıl savaşacağını tanımlayan yeni askeri yol haritası niteliği taşıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish