Niamey’de IŞİD saldırısının perde arkası: Bölgesel suçlamalar, dış aktörler, kırılgan ittifaklar

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Niamey’in sakin gecesi 29 Ocak’ta önce keskin silah sesleriyle yarıldı. Hemen ardından şehrin farklı noktalarından duyulan patlamaların gürültüsü geldi.

Diori Hamani Havalimanı çevresinde oturanlar, piste yakın noktadan gökyüzüne yükselen alevi endişeyle izledi. O anlarda telefonlarına art arda düşen uyarı mesajları, durumun vahametini anlatıyordu.

Bir başkentin uykusu böyle bölünürken asıl soru daha o dakika doğdu. Hedef gerçekten pist veya uçaklar mıydı? Yoksa Niamey yönetiminin “kontrol bende” iddiası mı test ediliyordu?

Kısa süre sonra askeri yönetim, havalimanı ile bitişikteki stratejik 101’inci hava üssüne “terör saldırısı” düzenlendiğini duyurdu. İlk bilgiler, saldırganların sivil terminalle askeri bölümü birlikte hedeflediğini ve çatışmanın gece boyunca sürdüğünü işaret ediyordu.

Ertesi gün IŞİD'in Sahel kolu, Amaq adlı siteleri üzerinden sorumluluğu üstlenmekte gecikmedi. Örgüt, “sürpriz ve koordineli operasyon” vurgusu yaptı. Propaganda görüntülerinde yanan araçları ve vurulan binaları öne çıkararak psikolojik üstünlük kurmayı denedi.

Nijer makamları yaklaşık 20 terör örgütü militanının öldürüldüğünü, bir kısmının sağ yakalandığını açıkladı. Ancak dört askerin yaralandığı, pistteki bazı uçakların ve altyapının hasar aldığı bilgisi de kısa sürede kamuoyuna yansıdı.

Bu saldırı, dışarıdan bakıldığında kısa bir çatışma haberi gibi görülebilir. Fakat Niamey’de yaşanan, Sahel’in uzun süredir biriktirdiği gerilimin başkent kapısına dayanmış hâliydi.

Bir saldırıdan çok daha fazlası

Bir havalimanı, ülkenin vitrini sayılır. Terminal, pasaport kontrolünden veya bekleme salonlarından ibaret bir alan olmaktan çok uzaktır. Zira devletin düzeni, ekonominin nefesi ve dış dünyayla temasın en görünür sahnesidir.

Bu yüzden Niamey’deki baskın, elde edilen askeri sonuçtan bağımsız biçimde güçlü bir psikolojik etki üretir. Pistte dolaşan silahlı adam görüntüsü, “devletin kalbi” fikrini tartışmaya açar.

Havalimanında hasar gören uçakların konuşulması da tesadüf sayılamaz. Bir ülkenin güvenlik sorunu, bir anda havayolu planlarına, sigorta maliyetlerine, ticaret takvimine ve yatırımcı psikolojisine dönüşür.

Niamey’in darbeyi “tamamen püskürtülmüş bir girişim” olarak sunma isteği anlaşılır bir durum. Yine de böyle korunaklı bir hedefe sızılabilmesi, başkent çevresindeki güvenlik örgüsünde ciddi bir boşluk olduğunu düşündürür.

İşte bu boşluk tartışması büyürken, Niamey yönetimi bambaşka bir yola saptı. Güvenlik zafiyetini içeride tartışmak yerine, dışarıya dönük sert bir suçlama hattı kurdu.

Suçlama siyaseti: İç meşruiyet, dış gerilim

Cumhurbaşkanı Abdourahamane Tiani, saldırının hemen ardından Fransa’yı, Benin’i ve Fildişi Sahili’ni işaret etti. Ulusal kanalda doğrudan isim verdi. Bu ülkelerin terörist geçişine, planlamaya ve lojistiğe zemin hazırladığını öne sürdü.

Bu dil, iç kamuoyuna iki kritik mesaj taşır. Birincisi “savaş dışarıdan geliyor” fikrini güçlendirir ve halkı dış tehdide karşı kenetler. İkincisi “mücadele büyüyor” söylemiyle yönetimin güvenlik iddiasını diri tutar.

Karşı cepheden ise cevap gecikmedi. Paris suçlamaları kesin bir dille reddetti. Benin ile Fildişi Sahili makamları da iddiaları geri çevirdi ve sınır güvenliğini artırdıklarını vurguladı.

Bu açıklamalar Sahel hattını daha sertleştiriyor. Çünkü Nijer, Fransa ve ABD güçlerini sahadan çıkardıktan sonra güvenlik mimarisini yeniden kurdu. Her saldırı artık sahadaki gerçek kadar propaganda mücadelesinin de parçası hâline geliyor.

Niamey’in komşularını hedef alan söylemi, kıyı ülkeleriyle bağları da zora sokabilir. Sahel’in dünyaya açılan ticaret damarları limanlara gider. Diplomasi gerilince sınır geçişleri, taşıma maliyetleri ve piyasa fiyatları üzerinde baskı artar.

Bu gerilim, terörle mücadelede ortak zemini de aşındırıyor. Ülkeler birbirini suçlamaya odaklandığında, sınır hatlarındaki küçük boşluklar büyür. Militan yapılar o boşluklara hızla yerleşir ve kök salar.

IŞİD'in hedefi: Başkent siniri, ittifak sembolleri

IŞİD'in Sahel yapılanması uzun süredir Nijer’in batısında ve Mali sınırına yakın bölgelerde kanlı saldırılarla anılıyor. 2025 boyunca köylerin boşaldığı, yüzlerce sivilin yaşamını yitirdiği, devlet otoritesinin birçok kırsal alanda gerilediği yönündeki tablo 2026’ya taşındı.

Niamey’deki havalimanı saldırısı bu çizgiyi başkente yaklaştırdı. Bu, örgütün “erişebilirim” mesajıdır. Çoğu zaman amaç toprak tutmaktan çok, korkuyu şehrin sokaklarında dolaşıma sokmaktır.

Hedefin seçiminde bir başka katman daha var. Diori Hamani Havalimanı, sivil uçuşların yanında 101’inci hava üssü üzerinden askeri hareketlilik için kritik bir düğüm. Son dönemde Rus askeri varlığının bu alanda anılması da sembolik değerini artırıyor.

Örgütün üstlenme açıklamasında “koalisyon merkezlerine darbe” gibi ifadeler kullanması dikkat çekici. Saldırının Niamey devleti kadar dış ortaklarına, yani Rusya’ya da mesaj taşıdığını düşündürüyor.

Sahel’de savaşın dili giderek daha çok katmanlı hâle geliyor. Yerel güvenlik krizi küresel rekabetle aynı sahnede yaşanıyor. Rusya’nın bölgeye girişi, cihatçı gruplar için yeni bir propaganda malzemesi yaratmış durumda.

Burada bir paradoks oluşuyor. Nijer, Batı sonrası düzenini güçlendirirken güvenlik alanında daha sert bir merkezileşmeye gidiyor. Örgütler ise tam da o merkezileşmenin vitrinlerine saldırarak devletin iddiasını aşındırıyor.

Kırılgan ittifaklar: AES vaadi ve sahadaki sınav

Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun kurduğu Sahel Devletleri İttifakı (AES), üç askeri yönetimin elindeki ana siyasal çerçeve. Ortak güç kurma hedefi, sınır ötesi operasyon iddiası ve “gerçek savunma hattı” söylemi bu çerçevenin omurgasını oluşturuyor.

Fakat sahadaki verim tartışmalı. Son iki yılda saldırıların sayısında belirgin bir düşüş görmek zor. Hatta bazı bölgelerde şiddetin daha saldırgan ve kuralsız bir biçim aldığı bile söylenebilir.

Niamey’in dış aktörleri suçlayan çizgisi, bu performans baskısının bir yansıması olarak okunabilir. Yönetim, “güvenlik boşluğu” etiketini kendi üzerine almak istemiyor. Sorumluluğu dışarıya iterek meşruiyeti korumaya çalışıyor.

Kıyı ülkeleri için de tablo rahat sayılmaz. Benin ve Fildişi Sahili, kuzey sınır bölgelerinde riskin yükseldiğini vurguluyor. Bu nedenle Sahel cuntalarıyla mesafeyi “güvenlik tedbiri” şeklinde anlatıyorlar.

Böylece Sahel’in merkezindeki çatışma, kıyı koridorlarına doğru yayılıyor. Niamey’deki saldırı, bu yayılmanın başkent ölçeğine ulaşabildiğini gösterdiği için bir turnusol etkisi yaratıyor.

Bundan sonrası: Niamey saldırısı neye işaret ediyor?

Niamey baskını, IŞİD'in Sahel kolunun başkent çevresine uzanabilecek bir kapasiteyi canlı tuttuğunu gösteriyor. Askerî yönetim saldırıyı bastırmış olabilir. Fakat “sızma” başarısı, örgütün stratejik hedeflerine hizmet eder.

Önümüzdeki aylarda Niamey iki baskı arasında hareket edecek. Başkent güvenliğini sıkılaştırmak için kaynakları merkeze çekerse kırsaldaki boşluk büyüyebilir. Kırsalı tutmak için kaynakları dağıtırsa başkent çevresi daha kırılgan kalabilir.

Bu ikilem, karar alıcıları zorlayan en büyük stratejik çıkmazlardan biri. Karar mekanizmaları şimdi bu denklemi çözmeye çalışacak.

Dış aktörler tarafında da ince bir denge var. Batı ile gerilim derinleştikçe Niamey, Moskova’ya daha fazla yaslanma eğilimi gösterebilir. Bu tercih kısa vadede “şemsiye” hissi üretir. Ancak orta vadede diplomatik manevra alanını daraltabilir.

Rus varlığı, Niamey yönetimi tarafından yalnız askeri bir destek unsuru olarak görülmüyor. Uluslararası izolasyona karşı siyasi bir güvenlik şemsiyesi ve diplomatik kaldıraç olarak sunuluyor.

Bu parçalanma, militan yapıların işine yarar. Devletler birbirini suçlama hattında vakit kaybederken sahadaki boşluklar büyür. Yerel toplum kendini devlet otoritesinden uzak, daha korumasız hisseder.

Güvenlik güçlerinin dikkati dış sınırlara veya siyasi rakiplere kaydığında, iç bölgelerdeki hücre yapılanmaları nefes alır. Köyler, kasabalar ve yerel topluluklar bu güç boşluğunda savrulur.

Niamey’deki havalimanı saldırısının asıl tehlikesi, başkent hedeflerinin sıradanlaşma ihtimali. Böyle bir normalleşme yatırımcıdan tüccara, memurdan çiftçiye kadar herkesin risk hesabını değiştirir.

Eğer başkentte, uluslararası havalimanında ve en sıkı korunan üslerde dahi çatışma çıkabiliyorsa, iç güvenliğin pamuk ipliğine bağlı olduğu algısı toplumda yerleşir. Bu psikoloji ekonomiyi felç eder.

Sahel’in önündeki soru artık “kim yaptı” sorusuyla sınırlı kalmıyor. Bölge, bloklaşmanın sertleştiği bir dönemde güvenliği nasıl ayakta tutacak? Toplumlar bu yeni satrançta kendine hangi alanı açacak? Niamey’deki alevin söylediği esas şey bu.

Cevabı basit kınama mesajlarında veya askeri raporlarda aramamak gerekiyor. Sahadaki gerçekler, bölgenin kaderinin iki farklı blok arasında nasıl şekilleneceğini bize gösterecek. O zamana kadar bu gerilim hattının düşmesini beklemek zorundayız.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU