Pekin’e inen uçak, Londra’da uzun süredir biriken bir soruyu iyice büyüttü. Sekiz yıl sonra ilk kez bir İngiltere başbakanı Çin toprağına ayak bastı. Theresa May’in 2018’deki ziyaretinden bu yana köprülerin altından çok sular aktı.
Hong Kong geriliminden Huawei krizine, küresel salgından Ukrayna savaşına uzanan fırtınalı bir dönem yaşandı. Londra–Pekin hattı bu süreçte fiilen beklemeye alındı. Şimdi sahnede İşçi Partili bir başbakan var.
Keir Starmer hem içeride ekonomik sıkışmayı hafifletmeye çalışıyor hem Trump’ın ikinci dönemine hazırlanan Washington’la dengeyi korumak istiyor.
Ziyaretin zamanlaması kesinlikle tesadüf değil. Washington’ın müttefiklerine karşı sertleşen dili, Londra’da “riski dağıt, seçenek biriktir” refleksini güçlendiriyor.
Starmer’ın üç günlük programı Çin’in kalbi Pekin ve finans merkezi Şanghay duraklarına bölünmüş durumda. Başbakan, bu seyahatin ülkesine “somut fayda” getireceğini vurguluyor. Pekin’de verilen poz sade görünebilir, fakat arka planda çok daha karmaşık bir tablo var.
Trump’la sarsılan Batı ittifakı, casusluk tartışmaları ve Çin’in yeni diplomasisi bu fotoğrafı başka bir yere taşıyor.
Bu yüzden soru gayet basit: Starmer Çin’de ittifakı onarmaya mı çalışıyor? Yoksa Batı cephesinde dengeleri Pekin lehine esneten yeni bir sayfayı mı açıyor?
Sekiz Yılın Ardından Gelen Boşluk
Sekiz yıllık boşluk, Britanya siyasetinde ve küresel düzende epey şeyin değiştiği bir döneme denk geldi. Avrupa’dan kopuş süreciyle zayıflayan pazarlık gücü, Londra’nın elini dış politikada epey törpüledi. Büyümesi yavaşlayan ekonomi ve yüksek yaşam maliyeti hükümeti zorluyor.
Aynı zaman diliminde yükselen jeopolitik gerilim, Çin’i Batı dünyası için farklı bir konuma taşıdı. Pekin, “kaçınılmaz pazar” ile “sistemik rakip” tanımları arasında gidip gelen bir aktöre dönüştü.
Bu çerçevede Starmer’ın Pekin’e inişi, salt ikili ilişkilerde sayfa açma girişimi olarak okunamaz. Ziyaret, ekonomik açıdan sıkışmış, siyasi açıdan bölünmüş bir ülkenin manevra alanını test ediyor.
Londra’nın, “ABD’yi kırmadan Çin’le iş yapma” formülünü ne kadar sürdürebileceği tam da bu noktada belirginleşecek.
Güvenlik Gölgesinde Kırmızı Halı
Pekin’de kırmızı halı serili, fakat Londra’dan gelen heyetin aklında ilk başlık güvenlik. Haftalardır tartışılan mega büyükelçilik projesi, bu dosyanın sembolü haline geldi.
Büyüklüğü ve konumu üzerinden başkentte “gözetleme üssü” benzetmeleri yapılıyor. Bazı değerlendirmelerde bu yapı, diplomatik varlığın ötesinde görülüyor.
Çevresindeki kritik altyapı üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşıyan bir proje olarak tarif ediliyor. Telefonların yıllarca hacklendiğine dair iddialar ise kamuoyundaki güvensizlik duygusunu besliyor.
Ziyaret öncesi servis edilen haberlerde, bazı bürokratların uzun süreli dijital takibe maruz kaldığı aktarılıyor. Bu nedenle güvenlik protokollerinin baştan aşağı yenilendiği konuşuluyor. Heyete dönük uyarılar da bu atmosferi yansıtıyor.
Kişisel telefon ve bilgisayar götürülmemesi, toplantı odalarında cihaz bırakılmaması yönündeki hassasiyet dikkat çekiyor. İki başkent arasındaki güvensizliğin boyutu bu detaylarda gizli.
Resmi açıklamalarda “karşılıklı saygı” mesajı verilse de, Londra aslında Pekin’e plastik bir güven kalkanı taşıyor; görüntü var ama koruma şüpheli.
İş Jeti Diplomasisi: Vitrinde Siyaset, Mutfakta Ticaret
Ziyaretin en çarpıcı yanlarından biri, beraberindeki iş dünyası heyetinin kalabalığı.
Uçağın koltuklarının önemli kısmında finans, havacılık, ilaç ve enerji sektörlerinden üst düzey isimler oturuyor. Yaklaşık 60 iş dünyası ve kültür temsilcisiyle yola çıkılması durumu özetliyor.
Bankacılık, ilaç devleri, havayolu üreticileri ve borsa şirketleri bu seyahatte kendilerine yer açmış durumda. Bu kalabalık, temasın vitrinde siyaset, mutfakta ticaret taşıdığını kanıtlıyor. Londra, finans merkezi ile sanayi şehirleri arasındaki hattı güçlendirmek istiyor.
Çin tarafı, mal ve hizmet ticaretinde çift haneli rakamları hatırlatıyor. Pekin, bu ilişkinin iki ülkenin ekonomisi için ne kadar kritik hale geldiğini vurguluyor.
Sıkışan bir ekonominin, dünyadaki en büyük pazarlardan birine yönelmesi rasyonel bir tercih gibi görünüyor. Fakat iş jeti diplomasisinin uzun vadeli anlamı pek de masum sayılmaz.
Bu kadar yoğun bir şirket ağı, zamanla iç siyasette baskı grubuna dönüşüyor. Dış politikada alınacak her karar, bu şirketlerin Çin’deki pozisyonları üzerinden yeniden tartılmaya başlıyor.
Bu noktada Şanghay durağı ayrı bir anlam taşıyor. Pekin’de siyaset konuşulur, Şanghay’da ise para. Ziyaretin iki ayağı da “devlet dili” ile “piyasa dili” arasında köprü kurmaya çalışıyor.
Pekin’in Görünmeyen Hamleleri
Son aylarda Londra sakinleri dışında farklı başkentlerin liderleri de peş peşe Pekin’in yolunu tuttu. Bu yoğun trafik, basit bir takvim çakışmasından daha fazlasını anlatıyor.
Çin, kendisine yönelik baskıyı artıran ittifak sistemini ekonomik kanallardan gevşetmeye çalışıyor.
Orta büyüklükteki ekonomiler için pazar ve ucuz üretim imkânı hâlâ cazip. Bu cazibe, güvenlik kaygılarını perdeleyen bir işlev görüyor. Starmer’ın ziyareti, bu zincirin yeni halkası niteliğinde.
Bir yandan “ana müttefik ABD” vurgusu tekrar ediliyor, diğer yandan “Çin’le iş yapma” alanı genişletiliyor. Bu formül, kâğıt üzerinde esnek ve akılcı durabilir. Pratikte ise ittifak içinde “her kafadan farklı ses” çıkaran bir tabloyu kalıcı hale getirme riski taşıyor.
Bugün Pekin’de çekilen fotoğrafa bakarken, aslında gelecekteki kriz senaryolarının da provasını izliyoruz.
Bir tarafta güvenlik kaygıları büyüyor, diğer tarafta ekonomik bağımlılık derinleşiyor. Bu ikili yapı, Batı ittifakının karar alma süreçlerini daha yavaş ve kırılgan hale getirebilir.
İç Politika ve Diplomasi Sınavı
Fotoğraf karelerinin arkasında büyük bir pazarlık var. Güvenlik kaygılarını büyütmeden ticari kanalı genişletmek, adeta bir ip cambazlığına benziyor. Bir adım fazla atsanız içeride fırtına kopar, bir adım eksik kalsanız sonuçsuzluk algısı yerleşir.
Pekin açısından kazanım, Britanya’yı “tam kopuş” çizgisinden uzak tutmak. Çin, Atlantik hattında çatlak arıyor.
Londra’nın teması, “kapılar kapanmıyor” cümlesini güçlendiriyor. Londra açısından kazanım ise Çin’le konuşurken ABD hattını yakmamak.
Bu yüzden Starmer’ın söylemi, “ekonomi evet, kritik alanlarda dikkat” dengesine yaslanıyor. Bu dengenin ne kadar kırılgan olduğunu, heyetin her adımında hissediyorsunuz. Toplantıların yanında güvenlik brifingleri, şirketlerin yanında risk listeleri dolaşıyor.
Burada görünmeyen pazarlık, kamuoyuna hangi kelimenin nasıl satılacağı. “Yeni sayfa” derseniz risk alırsınız, “konuşacağız” derseniz zayıf görünürsünüz. Starmer bu yüzden ölçülü bir dil kuruyor.
Ziyaretin arka planında Avrupa’nın genel hareketliliği var. Pekin bu tabloyu “dünya bize geliyor” diye okumayı seviyor.
Londra ise “dünya karmaşık, biz de çıkarımızı kolluyoruz” cümlesine sığınıyor.
Küçük Bir Isınma Yeter mi?
Kritik soru tam burada başlıyor. Starmer, Pekin’e giderken ittifakı mı tamir ediyor, yoksa dengeleri mi değiştiriyor?
İttifakı tamir eden hamle, Washington’la uyumlu bir “kontrollü angajman” çerçevesi kurar.
Dengeleri değiştiren hamle ise daha farklı bir resim çizer.
Britanya, ABD’ye yakın kalırken Çin’le kendi adına daha bağımsız bir ekonomik hat örer. Şimdilik görünen, “kontrollü angajman” çizgisi.
Kısa vadede en gerçekçi sonuç, ilişkinin daha öngörülebilir bir ray bulması olur.
“Daha çok temas, daha az sürpriz” formülü piyasaya nefes aldırır. Büyük sıçrama arayanlar hayal kırıklığı yaşayabilir.
Bu tür ziyaretlerde asıl kazanç, telefonların açılması ve kanalların işlemesidir. Kriz anında kopmayan bir iletişim hattının kurulması hedefleniyor. Ziyaretin en net testi dönüşte başlayacak.
Starmer, “bu temas vatandaşın hayatına nasıl yansır” sorusuna somut cevap bulursa siyaseten güçlenir. Cevaplar havada kalırsa Pekin yolculuğu iç politikada yük olur.
Sonuçta bu ziyaret bir düğme gibi. Basıldığında hemen ışık yanmayabilir, fakat devreye elektrik verilir. İlişkideki donuk hatlar ısınır.
Starmer’in amacı ittifakı yamamak gibi görünüyor. Yine de dengelerin yerinden oynaması için bazen küçük bir ısınma yeter.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish