DEM Parti tarafından yapılan açıklamada, Meclis’te gerçekleştirilmesi planlanan grup toplantısının yerinin değiştirildiği ve 20 Ocak Salı günü Nusaybin’de yapılacağı duyuruldu. Parti, toplantı öncesinde Midyat Yolu Caddesi üzerindeki Demiryolu Kavşağı’nda saat 13.00’te toplanma çağrısı yaptı. Buradan Sınır Parkı’na yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe katılanlar “Yaşasın Rojava direnişi” sloganları attı. Saat 13.20 itibarıyla kitlenin Sınır Parkı’na doğru yürüyüşe geçtiği, Eş Genel Başkanlar Hatimoğulları ve Bakırhan’ın da yürüyüş öncesinde alana ulaştığı bildirildi. Toplantının, sınır hattına yakın bir noktada gerçekleştirilerek Rojava ve Suriye’de süren çatışmalara dikkat çekmesinin amaçlandığı ifade edildi.
DEM Parti grup toplantısını Kamışlı sınırındaki Nusaybin’de yapıyor
— Independent Turkish (@TurkishIndy) January 20, 2026
Toplantı öncesinde Demiryolu Kavşağı’nda saat 13.00’te toplanma çağrısı yaptı, buradan Sınır Parkı’na yürüyüş düzenlendi
Yürüyüşe katılanlar “Yaşasın Rojava direnişi” sloganları attıhttps://t.co/kz4nyRRfbk pic.twitter.com/yX5lsDPEeL
SInır Parkında yapılan grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları şunları söyledi:
Hatimoğulları: 10 Mart mutabakatına uymayan HTŞ'nin kendisidir, Şara yönetimidir
Şu an Nusaybin'de sınırın sıfır noktasındayız. Birkaç adım ötede Kamışlı'da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altındalar. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart mutabakatıyla ilgili hâlâ tartışmalar devam ederken, Suriye’de geçici Şam yönetimi ve SDG arasında, öz yönetim arasında görüşmeler devam ederken birden masayı devirip savaş ve çatışmanın önü açıldı. Halep’te öncelikle Şeyh Maksud, Eşrefiye mahallelerinde Kürt halkına yönelik amansız bir katliam başlatıldı. HTŞ güçlerini kınıyoruz. Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyoruz. Onunla da yetinmediler. Önce Fırat’ın batısı, şimdi de Fırat’ın doğusuna, yani Rojava topraklarına bir işgal hareketi başlatılmış durumda. Bunu kabul etmek mümkün değil. Yalan yanlış bilgileri başta Türkiye’de yandaş medya, havuz medya Suriye’deki gelişmeler hakkında Türkiye ve dünya kamuoyunu yalan, yanlış bilgilerle doldurmaya çalışıyorlar. Ve diyorlar ki Rojava’daki yönetim 10 Mart mutabakatına uymadı. Tümüyle yalan. 10 Mart mutabakatına uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir. Ve bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğu Şara yönetimindedir, HTŞ’dedir, IŞİD’dedir ve onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.
Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakı’nın sözcülerinin yaptığı açıklamalara bakılacak olursa sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar. Bir yandan Türkiye’de Kürt’e “kardeşim” diyecek, iç barışı tesis edeceğim diyecek, öte yandan oradaki operasyonları yönetecekler. Sadece bu değil; onların ideolojik olarak burada akrabaları olan Furkan günlerini düzenleyenler, basın yayın organları neyi öne çıkardılar biliyor musunuz? “Temizlik hareketi başlamalı” diyorlar. Rojava’da temizlik… Siz neyi neyden temizliyorsunuz? Rojava toprağını Kürtlükten mi temizlemeye çalışıyorsunuz? Ve buna Furkan günlerinde verilen fetvalar olarak ortaya koyuyorsunuz. Hak ve batıl diyorsunuz. Ey batılı kıblesi olarak gören iktidar ve yandaşları! Ey batılı ilkesi olarak görenler! Ey iktidardan güç zehirlenmesi yaşayanlar! Demokrasi istemek, savaş karşıtı olmak, kadın özgürlüğünü istemek, ana diliyle eğitim hakkı istemek batıl mıdır? Karar verin! Batıl olan nedir biliyor musunuz? Batıl olan, Türkiye’de Kürt’e “kardeşim” deyip gerçek kardeş görmemektir. Batıl olan HTŞ’yle el tutuşmaktır. Batıl olan paramiliter güçleri ve çeteleri örgütleyip, eğitip donatıp onları Suriye topraklarında Alevi canlarımızı, Dürzi kardeşlerimizi, Kürt kardeşlerimizi katlettirmektir. Onun önünü açmaktır. Batıl olan sizsiniz, sizsiniz, sizsiniz.
Hatimoğulları: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt kardeşlerimiz katlediliyor mi HTŞ'yi tebrik ediyor?
Burada hükümetin sözcüsü Ömer Çelik diyor ki SDG sürece darbe yapmak istiyor. Burada asıl darbeyi bu sürece kim yapıyor biliyor musunuz? HTŞ ile el tutuşanlar, oradaki güçleri destekleyenler ve bu savaşa onay verenler, yazı yazanlar, destekleyenler, sınırını ardına kadar bu çete güçlerine açanlar bu süreci esas olarak sabote edenlerdir. HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz Türkiye’de. O yüzden bu süreci sabote etmek isteyen tam da sizsiniz ve sizin açıklamalarınızdır. Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki; haklıyken haksız yere düşmeyecek şekilde, bir cerrahi hassasiyetle Suriye hükümeti operasyonlarını yürütüyor. Burada da HTŞ’yi tebrik ediyor. Biz buradan Cumhurbaşkanı’na soruyoruz: Kürt kardeşlerimiz katlediliyor diye mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz? Ortada bir savaş var. Neyin tebriği bu?
Barışın, istikrarın egemen olduğu, bölgenin huzur içinde yaşadığı söyleniyor. Bizler yıllar yılıdır, parti olarak dedik ki Türkiye’de iç barışımızı tahkim edelim, Uluslararası güçlerin bölgede kurmaya çalıştığı komploya karşı hep beraber uyanık olalım dedik. Bunun için iç barışımızı tahkim edelim dedik. Ama iç barışı konuştuğumuz bugünlerde, huzurdan bahsettikleri bugünlerde Suriye’de Kürtler katledilirken, Türkiye’deki Kürtlerin duygusunu görmeyen bir huzur olabilir mi? İnsanlar gece gündüz uyumuyor. Herkes ayakta. Bugün Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Ve inanın yediden yetmişe herkes bugün bu yürüyüşte ve sınırın ötesinde katledilen kardeşleri için gözyaşı döküyor. İşte süreci bozan sizsiniz. Türkiye’de barış sürecine olan inancı zayıflatan sizlersiniz. Vazgeçin bundan. Artık yeter.
"Tuncer Bakırhan ve Gülistan Kılıç Koçyiğit'i hedef haline getiriyorlar"
Değerli halklarımız, bakın adeta bir düğmeye basılmışçasına kalem oynatanlar var. Saray medyasının kalemşörleri, bizim eş başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan’ı ve grup başkan vekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’i hedef hâline getirmek istiyor. Biz buradan o yazara diyoruz ki: Sen kandan besleniyorsun, savaştan besleniyorsun, çatışmadan besleniyorsun. Ve sana buradan soruyoruz: Daha kaç Kürt katledilirse senin kalemin yazı yazar, vicdanın hatırlar, vicdanın rahatlar? Burada sizlerin yöneticilerimizi, eş başkanlarımızı, grup başkan vekillerimizi hedef hâline getirmenize asla müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Partimiz demokrasi için, barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek. Bugün Suriye’de Şam yönetimi başa geldiği günden beri Alevi canlarımız Lazkiye’de, Hama’da, Dera’da, Şam merkezlerinde katledildiler. Ardından Dürzi kardeşlerimiz katledildi. On binlerce katliama sebep oldular bunlar. On binlerce insanı katlettiler. Ve şimdi bu katliamı ve soykırımı Rojava topraklarına kaydırdılar.
Ortada çok mühim bir uluslararası komplo olduğunun bizler farkındayız. Paris Anlaşması’ndan sonra Rojava’ya ve Kürtlere dönük bir soykırım planının devreye sokulduğunun hepimiz farkındayız. Türkiye’de hükümet adına konuşan makamlar, sözcüler her fırsatta diyorlar ki SDG ya da Suriye’nin öz yönetimi başka devletlerle eş tutuluyor. Biz başından beri ısrarla şunu söyledik: Suriye’deki Kürt halkıyla, onların siyasi iradesiyle Türkiye görüşmeler gerçekleştirsin dedik. Türkiye’de iç barışı konuşurken, Suriye’nin iç barışını da konuşalım, destekleyelim dedik. Ama bundan siz imtina ettiniz. Ve şimdi bahsettiğiniz devletler, kontrolü geliştirenlerle beraber aynı yerde saklanıp sözüm ona “İslam kardeşim” dediğin Kürt’ü katlediyorsun. Buna asla izin vermeyeceğiz.
Rojava halkı yalnız değildir. Bunu herkes böyle bilmeli ve böyle bilecek. Ve buradan bütün dünyaya çağrımızı yenilemek istiyoruz. Bütün uluslararası demokrasi güçlerini, insan hakları savunucularını, soykırım karşıtlarını, göç dayanışmacılarını, göçmenlerle dayanışanları, herkesi ama herkesi şu an Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum. Türkiye’deki bütün muhalif kesimleri, demokratları, devrimcileri, aydınları, yazarları, gazetecileri, velhasıl herkesi ve başta siz değerli halklarımızı, bütün demokratik halklarımızı bu savaşa hep beraber “dur” demeye, dur demeye çağırıyorum. Ve bizim için Rojava demek kadın özgürlüğü demektir. Rojava demek eşit yaşam demektir. Rojava demek farklı halkların ve inançların demokratik bir zeminde mücadele yürütmesi demektir. Selam olsun Rojava’ya. Selam olsun Rojava’da direnen kadınlara. Selam olsun oradaki bütün kadınlara.
Daha sonrda söz alan Tuncer Bakırhan ise şöyle konuştu:
"Kürtlere kimliğinizden, kazanımlarınızdan vazgeçin diyorlar"
Kuzey Doğu Suriye’de bir katliam var. Kuzey Doğu Suriye’de bir soykırım var. Onlarca selefi örgüt, onlarca baş kesen, çocukları, gençleri, kadınları katleden bir örgüt; onun uzantıları, onu destekleyen ulusal, bölgesel ve uluslararası güçler var. Yani Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş, Kürtlere düşmanlık yapıyor, soykırım yapıyor. Kürtlerin kimliksiz bir şekilde, dilsiz bir şekilde, statüsüz bir şekilde yaşaması için düşmanlık yapıyorlar. Bizler dün olduğu gibi bugün de Rojava’da onuru için, kimliği için, dili için mücadele eden Rojava halkıyla birlikteyiz. Oradaki Kürt kardeşlerimizle birlikteyiz. Orada her gün Kürtler gibi katledilen Alevi kardeşlerimizle, Dürzi halkıyla beraber olduğumuzu bir kez daha buradan, Nusaybin’den, sınırdan haykırıyoruz. Rojava sadece bir toprak parçası değil. Bunu en başta bu ülkeyi yöneten iktidar, oradaki uluslararası güçler, emperyalist güçler çok iyi bilmelidir. Rojava umuttur. Rojava direniştir. Rojava, o çölde halkların kardeşçe, eşitçe bir arada yaşadığı bir umuttur. O umudu öldürtmeyiz. O umudu yok ettirmeyiz. Oradaki yaşam umuduyla bugün burada olduğu gibi her daim Türkiye’nin Kürt illerinin her yerinde dayanışma içerisinde olacağımızı bir kez daha haykırmak istiyoruz.
Kimliğimizden, kazanımlarımızdan vazgeçin diyorlar. Kürt dili konuşulmasın diyorlar. Kürt gençleri Kobani’de, üniversitede kendi ana diliyle eğitim görmesin istiyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar. Peki biz oradaki soydaşlarımızın onursuz bir yaşamı seçmelerini istiyor muyuz? Kürtleri yalnızlaştırmak isteyen, yok etmek isteyen, kimliksiz bırakanlara diyoruz ki bu akıl dışı yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Kürtler o toprakların asli unsurlarından biridir. Yüzyıllardır oradadır ve olmaya devam edecektir. Rejim Halep’te bir pusu kurdu. Alçakça, Kürtler anlaşmaya uyarak geri çekildiklerini belirtmelerine rağmen rejim ve destekçileri orada Kürt kadınlarını, Kürt gençlerini katletmiştir. Mahallelerini bombalamıştır. Toplarla, tüfeklerle Kürtleri sürmeye çalışmıştır. 10 Mart mutabakatına uymayan El Şara’dır. Suriye rejimidir. Onun arkasındaki o sahtekâr, o ikiyüzlü güçlerdir.
"Cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor, niye sesini çıkarmıyorsun?"
Emin olun, tek bir Kürt yaşayıncaya kadar ne bu saldırıları ne de o saldırıların arkasındaki güçleri unutmayacaktır. Bu Kürt karşıtlarını, bu Kürt düşmanlarını unutursak kalbimiz kurusun. Unutacak mıyız? İktidar medyası algı oluşturuyor. İktidar medyası orada Kürtlerin dilini, kimliğini tehdit olarak göstermek istiyor. Asıl tehdit olan Şara iktidarıdır. Bunu Türkiye kamuoyu çok iyi bilmelidir. Bir de utanmadan sabah akşam çıkıp kürsülerde “Türk-Kürt kader birliği yaptı” diyorlar. Sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt’le nasıl bir kader birliği yapmışsın? Bunu söyler misin? Bir taraftan buradan barış elini uzatacaksın, diğer tarafta Rojava’da yaşayan halkımızın katledilmesine çanak tutacaksın ve “Türk-Kürt kader ortaklığı” yaptı diyeceksin. Bu riyakârlıktır. Bu sahtekârlıktır. Bu riyakârlıktan bir an önce herkes vazgeçmelidir.
Bakın Devlet Bahçeli diyor ki “kader birliği”. Biz de kendisine diyoruz ki: Böyle kader birliği mi olur?Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun? Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderine niye statüsüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün? Recep Tayyip Erdoğan da “kavmiyetçilik bizim kadim kültürümüzün reddettiği bir hastalıktır” diyor. Soruyorum Erdoğan’a: Kavmiyetçilik bir hastalıksa niye senin bakanın çıkıp “Suriye Arap Cumhuriyeti” diyor? Bundan daha iyi kavmiyetçilik olur mu? Önce kendi içindeki bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalış. Numan Kurtulmuş, “Kürtlerin onuru, Türklerin gururu” diyordu. Hadi oradan! Hadi! Kürt’ün onurunu Rojava’daki insanları katliamla karşı karşıya getirerek mi sağlayacaksın? Madem Kürt’ün onuru diyorsun, 10 gündür Rojava’da insanlar katlediliyor. O selefiler, o cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor. Niye sesini çıkarmıyorsun? Niye itiraz etmiyorsun? Niye bir şey demiyorsun Sayın Kurtulmuş? Ancak Kürtlere teslimiyet dayatıyorlar. Kusura bakmayın. Bin yıldır Kürtler teslim olmadı. Şimdi asla olmaz.
"Kürt'e yaptığınız düşmanlık yeter"
Nahçıvan’daki Azerilere özerklik, Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere ise statüsüzlük ve kimliksizlik diyen herkes reaksiyoner, Kürt düşmanıdır. Bu tarihe böyle geçecektir. Kürtler kimliksiz, statüsüz yaşasın diyeceksiniz, bir de “kardeşiz” diyeceksiniz. Bu ne ferasettir ne de samimiyet. Yeter. Kürt’e karşı yaptığınız bu düşmanlık yeter. Ferasetle, akılla; başta Türkiye olmak üzere barışı, demokrasiyi, insanların eşit yurttaş olduğu bir zemin için çalışın, çabalayın. Değerli halkımız, barış herkese kazandırır. Şu anda Rojava’daki düşmanlık kimseye kazandırmaz. Türkiye’de 25 milyon Kürt var. Bu düşmanlığı kabul etmiyor ve bunu unutmayacak.
Grup toplantımızı yaptığımız bu saatlerde gençlere saldırıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Yetkilileri dikkatli davranmaya çağırıyorum. Saygılı olun. Türkiye’nin üçüncü büyük partisi grup toplantısı yapıyor; siz gençleri dövüyorsunuz, yerlerde sürüklüyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz. Sayın Öcalan en son dedi ki: Rojava’da Kürt kıyımından vazgeçin, diyalogla, müzakereyle çözün. Ama onlar tam tersini yapıyorlar. Sayın Bahçeli, PKK’nin kurucu önderi diyor ama onun dediğini yapmıyor, onun söylediğini uygulamıyor. “Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı” diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim halklarını hiç kimse ama hiç kimse ne kurutabilir ne de temizleyebilir.
Kürtlere sesleniyorum. Değerli arkadaşlar, değerli kardeşlerim; dünyada yaşayan 50 milyon Kürt’e sesleniyorum. Gün, birbiriyle kavga etme günü değil. Gün, Kürt karşıtlığı karşısında bir olma, birlik olma, omuz omuza mücadele etme günüdür. Eksiklerimizi, yetmezliklerimizi konuşabiliriz ama bugün, katliamla karşı karşıya kalan Rojava’daki Kürtlerle dayanışma günüdür. Dayanışmayla bu katliamı önleyebiliriz. Dayanışmayla bu selefi güçleri durdurabiliriz. Kan döken, barışa karşı olan bu güçleri ancak dayanışmayla ve mücadeleyle durdurabiliriz.
Öfkenizi kendi içinize değil, Kürtlere düşmanlık yapanlara karşı kusun. Öfkenizi kendinize değil, Kürtleri statüsüz ve kimliksiz bırakanlara karşı harekete geçirin.
"Sana mı soracağız?"
Bakın bugün Bahçeli diyor ki SDG Kürtleri temsil etmiyor. Ya beyefendiler, kimin kimi temsil ettiğine de siz mi karar vereceksiniz? “Diliniz olmasın, statünüz olmasın” diyorlar; şu şunu temsil etmez, bu bunu temsil etmez diyorlar. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG, bağlı olduğu yapı olarak Kürtleri temsil ediyor; Alevileri, Türkmenleri, Ezidileri, seküler yaşamdan yana olan Arap halkını temsil ediyor. Özerk yönetim oradaki bütün halkları temsil ediyor. Kim kimi temsil ediyor, bu hükmü siz veremezsiniz. Biz size “siz kimi temsil ediyorsunuz” diyor muyuz? Sandığı koysanız bu toplumların desteğini alabilir misiniz? Alamazsınız. Asıl temsil etmeyen sizsiniz. Vazgeçin lütfen. Bizim sorunumuz kimin kimi temsil ettiği değil; Rojava’da bir katliam, bir kıyım var. Sorunumuz bunu önlemektir. Gelin birlikte Kürt katliamının karşısında duralım. 25 milyon Kürt’ün soydaşlarıyla dayanışalım. Kürtler insanca yaşamak istiyor; katledilmeden, güvenlik içinde yaşamak istiyor. Size tehdit olan Kürtler değil, bu selefi güçlerdir; bugünkü yönetimdir; sizi ne zaman satacakları belli olmayan bu yapılardır. Kürtler satmaz, ihanet etmez, sözünden dönmez.
Değerli halkımız, bir kez daha Nusaybin’den sesleniyoruz. Kürtler size muhatap beğendirmek zorunda değildir. Her yerin bir muhatabı vardır; açıktır, ortadadır. O muhatapları dikkate alın. Temizleme, kurutma söylemlerinden vazgeçin. Bu dil tehlikeli bir dildir. Kobani, Kamışlı Kürt kentidir ve Kürt kenti olarak kalmaya devam edecektir. Bir çağrım da gerçek anlamda ümmet kardeşliğini savunan Müslüman kardeşlerimedir. Onları tenzih ediyorum; bu konuşmaların dışında tutuyorum. Peki Kürt ümmet değil mi? Kürt’le Kâbe’de yan yana, omuz omuza durmuyor musunuz? Selahaddin Eyyubi Kürtlerin atası değil mi? Bu dini korumak, kurtarmak için kahramanca, fedakârca savaşan Selahaddin Eyyubi’yi unuttunuz mu? Bugün onun İslamiyet’i savunduğu topraklarda torunları katlediliyor, kimliksizliğe ve statüsüzlüğe terk ediliyor; siz susuyorsunuz. Evet, gerçek Müslüman kardeşlerim, bu katliama, bu kırımlara sizin de ses çıkarmanızı istiyoruz. Kürt’ü katledenlerin partisinde, gazetesinde, iş yerinde, televizyonunda çalışmayın.
Bir güven testidir. Ümmet kardeşliği zulme karşı durmaktır; Kürt katledilirken susmak değildir. Kürdün dili haramdır diyenlerin yanında durmak değildir. Dolayısıyla bu onursuzluğa, bu kimliksizliğe karşı gerçek Müslüman kardeşlerimizle, Türkiye’nin devrimci ve demokratik kesimleriyle, Kürtlerle, emekçilerle, ezilenlerle birlikte duracağımızın sözünü bir kez daha buradan, Nusaybin sınırından veriyoruz. Kamışlı’ya sesleniyoruz: Biriz, birlikteyiz. Günlerdir sokaklarda direnen halkımıza bin kez şükranlar olsun. Size layık olmak için gece gündüz durmadan; dilinizi, kimliğinizi, onurlu ve eşit bir yaşamınızı sağlayıncaya kadar arkadaşlarımızla birlikte kararlılıkla mücadele edeceğimizin sözünü veriyorum. Anneler merak etmeyin. Biz güçlüyüz, biz inançlıyız, biz haklıyız, biz kararlıyız, biz kazanacağız.
Independent Türkçe