2025 Hindistan izdüşümü

Dr. Duygu Çağla Bayram, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

2025 Hindistan için şoklar yılıydı, 2026 zor kararlar yılı olacak. Arka bahçesindeki Bangladeş'ten deniz aşırı ABD'ye kadar kolay yanıtları olmayan zorlu sorularla karşı karşıya kaldı. 

Son yirmi yılda Çin'in hızlı yükselişine yardımcı olan jeopolitik istikrarın yerini henüz ortaya çıkmakta zorlanan yeni bir düzen aldı. Geleneksel kalıplar yıkılıyor ve eski kesinliklerin yerini istikrarsızlık alıyor. Revizyonist bir ABD yönetiminde yük paylaşımının yerini keskin bir işlemcilik alırken Trump'ın Çin'i gümrük vergisi savaşı ile boyun eğdirmeye çalışması aksine Amerikan zaaflarını ortaya çıkardı.

Ve 2025 yılında Trump döneminde ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi ideolojik üstünlük savaşından bölgesel etki alanları için yapılan bir çıkar ilişkisine dönüştü. Trump'ın yakın zamanda yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi Çin'i kontrol altına alınması gereken revizyonist bir tehdit olarak değil, kendi jeopolitik ağırlığını kazanmış ancak Batı Yarımküreye büyük ölçüde nüfuz etmesine izin verilemeyecek yerleşik bir Yarıküre Dışı rakip olarak tanımlıyor.

Çin hegemonyayı ve düzeni en sert sınavlara tabi tutarken ve bu ortam aynı zamanda Pakistan gibi oyuncuların şanslarını yakalamaları için de elverişli bir zemin oluştururken ABD ve Çin arasında gelişen bu güç oyunu aynı zamanda Hindistan gibi yeni bir güç politikası kutbu olarak tanınmak için gerekli yeteneklerden yoksun olan ama yine de toprak genişletme peşindeki Çin'in veya ticaret akışını sıfır toplamlı bir güç gösterisi oyununda kaldıraç noktası olarak gören Trump'ın baskıcı taleplerine boyun eğemeyen orta güçleri sıkıştırıyor.

Trump'ın sert çıkışlarının temelinde gerileme kaygısı yaşayan ABD'yi küreselleşmeden uzaklaşmaya ve korumacılığı stratejik bir silah olarak kullanmaya iten mevcut durum yatıyor. Altın ve gümüş benzeri görülmemiş zirvelere ulaşırken ve özellikle BRICS ülkelerindeki merkez bankaları hızla altın satın alırken dünyanın dört bir yanındaki ekonomistler bir ağızdan "ABD dolarının egemenliğinin sonunun" geleceğini öngörüyor, örneğin. Dolayısıyla Trump'ın Nisan 2025'teki karşılıklı oranların yanısıra evrensel gümrük vergileri de getiren Kurtuluş Günü tarifeleri esasen ticaret açığını dengelemek ile ilgili değildi, daha çok belirli jeopolitik tavizler elde etmek için tasarlanmıştı.

Elbette ardında birkaç katman olmakla beraber, Hint mallarına yüzde 50 oranında gümrük vergisi uygulanması açıkça Hindistan'ın Rus enerji bağları ile ilişkilendirildi ve bu durum ticaret politikasını ortakları ekonomik pazar erişimi ile stratejik özerklik arasında seçim yapmaya zorlayan ikincil bir yaptırım mekanizmasına dönüştürdü. Ancak Hindistan'a uygulanan ve dünyanın en yüksek oranı olan yüzde 50'lik gümrük vergisi hikayenin yalnızca yarısıydı. Trump, Hindistan-Pakistan ateşkesinden günler sonra Pakistan Ordu Komutanı ile yakın ilişkiler kurdu, Pakistan'a yüzde 19'luk düşük bir gümrük vergisi oranı uyguladı ve Pakistan'ın nadir toprak elementleri ve mineral rezervlerini çıkarmak için anlaşmalar imzaladı. Öte yandan Xi ile yakınlık kurarken yine Hindistan'a hiç esneklik göstermedi, Çin'e tercihli gümrük tarifesi oranlarında birkaç kez uzatma verdi ve kendisi ve yandaşları Hindistan'ı sert bir dille eleştirerek ölü bir ekonomi ve Kremlin için bir kara para aklama merkezi olarak nitelendirdi ve Putin'in Ukrayna'ya karşı savaşını körüklemekle suçladı. Trump ayrıca, Amerikan teknoloji şirketlerini Hindistan'da yatırım yapmaya ve geliştirmeye devam etmeleri halinde ciddi sonuçlarla tehdit etti.

Amerika'nın istikrarsız dış politikası Hindistan'ı kendi önceliklerini yeniden gözden geçirmeye zorladı. İç politikada Modi hükümeti genellikle ABD ile ticari bağlar sayesinde desteklenen büyümeyi güçlendirmek için iç reformlarda daha hızlı hareket etmeye yöneldi. Uluslararası alanda ise kilit ortakları ile daha güçlü ikili ilişkiler kurma çabalarına. Ki bu ortaklar da kendi riskten korunma stratejilerinin bir parçası olarak Hindistan'ı benimsemeye istekli görünüyor.

Trump'ın sert zorbalık taktikleri her şeyden önce Trump'ın ikinci dönemini memnuniyet ile karşılayan Hint kamuoyunun tutumunu değiştirdi. Hindistan'daki olumsuz kamuoyu adil ve karşılıklı yarar sağlayan koşullar dışında ABD ile bir ticaret anlaşması imzalamayı neredeyse imkansız hale getirdi. Bu 'şok' sürecine yanıt olarak Hindistan, Amerikan pazarına ihracat bağımlılığını azaltmak için stratejik olarak ticareti çeşitlendirme arayışını hiç vakit kaybetmeden hızlandırdı. Ki artık önemli ticaret anlaşmaları konusunda giderek daha rahat bir tutum sergilemeye başladı. Son dört yılda altı ticaret anlaşması imzaladı ve bunların üçü yalnızca son yedi ay içinde gerçekleşti. Gerçi aslında esasen bu altı anlaşmadan üçü ABD'nin güvenlik anlaşması müttefikleri ile (Avustralya, Birleşik Krallık ve Yeni Zelanda) yapılırken diğer üçü ise ABD ile güvenlik konularında düzenli olarak işbirliği yapan ülkeler ile (Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve İsviçre öncülüğündeki Avrupa Serbest Ticaret Birliği-EFTA) yapıldı. Hindistan aynı zamanda Avrupa Birliği ile de aynı türde bir anlaşma için aralıksız çalışıyor. Öte yandan aralık ayı sonlarında Yeni Zelanda ile imzalanan serbest ticaret anlaşması Yeni Zelanda'nın Hindistan'a ihracatının yüzde 95'inin gümrük vergisinden muaf olmasını veya önemli ölçüde azaltılmış vergilere tabi olmasını ve elmalara uygulanan verginin sınırlı olmasını sağlayacak. Ki bu, Hindistan'ın herhangi bir serbest ticaret anlaşması kapsamında meyveye ilişkin ilk taviziydi ve ABD'nin Hindistan'a pazarını Amerikan elmalarına açması için baskı yaptığı bir dönemde gerçekleşti. Yeni Zelanda da karşılığında Hindistan'ın tüm ihracatındaki vergileri kaldıracak ve Hindistan'dan gelen öğrenciler ve işçiler için hareketlilik kurallarını kolaylaştıracak.

Hindistan ayrıca silah haline gelmiş olan ABD dolarını bypass etmek için uluslararası ödemelerde Hint rupisinin kullanımını genişletme arayışına girdi. ABD ile henüz vücut bulamamış ticaret anlaşması nedeni ile ihracat üzerindeki baskıya karşı mücadele etmek için Modi hükümeti, KOBİ'lerin ABD alıcılarından uzaklaşarak Orta Doğu (Batı Asya) ve Güneydoğu Asya'daki gelişmekte olan pazarlara yönelmelerine yardımcı olmak amacı ile yeni ihracat teşvik ve kredi olanakları sağladı.

Öte yandan ---Trump'ın Pakistan ile yakınlaşması ve gümrük vergisi saldırısının birleşik etkisi ile--- Rusya ve Çin ile hızlandırılmış bir ilişkiye yöneldi. Ancak bu stratejik dengeleyici hareketin özü Hindistan'ın dış politika stratejisinin kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmesi veya ABD düşmanlarına yönelme olarak anlaşılmamalı, ABD'ye Hindistan'ın seçeneksiz olmadığını işaret eden taktiksel bir dengeleyici hareket olarak algılanmalı. Putin'in 2025 Aralık ayında Hindistan'ı 23. Yıllık Zirve için ziyareti Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin yayınlanması ile neredeyse aynı zamana denk geldi ve en azından görüntü olarak Amerikan mesajlarına bir tezat sundu. Ve Ağustos 2025'te ise Modi'nin Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi için Çin'e yaptığı ziyaret kapsamında Xi ile ikili görüşmesi Trump'ı sosyal medyada Hindistan'ı en karanlık Çin'e kaptırdık şeklinde bir paylaşım yapmaya yetecek kadar kaygılandırmıştı.

Elbette Hindistan'ın bu iki ülke ile bağları önemsiz değil, her ikisi de Hindistan'ın en büyük 5 mal ticareti ortağı arasında yer alıyor ve Rusya, Hindistan'ın önemli bir askeri teçhizat tedarikçisi olmaya devam ediyor. Ancak Hindistan'ın hem Çin hem de Rusya ile bağlarının yapısal sınırlamaları açık. Hindistan'ın çok yönlü ortaklık stratejisi yoğunlaşacak ve Avrupa'ya yönelik denge kurma çabası daha da belirginleşecek ancak bu ilişkilerin hiçbiri Hindistan'ın ABD ile ilişkisinin kapsamına, genişliğine ve derinliğine ulaşamayabilir. Hindistan Çin ile ilişkilerini geliştiriyor Ancak ---doğrudan uçuşların yeniden başlatılması, Hindistan'ın Çin ithalatına daha açık olması ve Çinli iş liderleri için vize süreçlerini kolaylaştırdığına dair haberler gibi--- somut sonuçların çoğu esasen on yıl öncesine ait statükoya geri dönmekten ibaret. Bununla birlikte ticaret dengesizliği, Tibet Budizmi, Pakistan ve daha birçok konuda süregelen sürtüşmeler nedeni ile ilişkinin potansiyeli oldukça düşük. Son dönemlerde Hindistan-Rusya anlaşmaları sektörel ve taktiksel, örneğin. Sağlık, gıda ve bazı mütevazı yatırımlar gibi konuları kapsıyor. Putin'in ziyareti sırasında gerçek stratejik değere sahip tek sonuç, Hint denizcilerinin kutup rotalarında eğitilmesi programı olabilir. Ancak iki ülkenin imzaladığı askeri bir Karşılıklı Lojistik Destek Anlaşması (RELOS) önemli. Gerçi yine de Hindistan'ın Japonya ve Filipinler ile yaptığı yeni anlaşmalar çok daha stratejik gözüküyor. Büyük ölçekli güvenlik işbirliği, somut yatırımlar, uzay ve daha fazlasını kapsıyor. Ayrıca ABD Hindistan'ın teknoloji ve yatırım alanındaki en önemli ortağı olmaya devam edecek. Yaşanan ve devam eden tüm zorluklara karşın Hindistan'ın vazgeçilmez ekonomik ortağı. Hem mal hem de BT hizmetleri için Hindistan'ın en büyük ihracat destinasyonu, en büyük döviz havale kaynağı ve en büyük yabancı yatırım kaynağı. Ayrıca Amerikan kolej ve üniversitelerindeki yabancı öğrencilerin de en büyük kaynağı olarak Hindistan karşımıza çıkıyor.

Burada Hindistan'ın ABD'yi nasıl yöneteceği sorusu karmaşık, Hindistan'ın buna yanıt bulması gerek. Ticaret cephesinde yaşanan işlemsel çıkmaz nedeni ile Hindistan artık sabırsızlık belirtileri göstermeye başladı. Resmi düzeyde anlaşmaya yaklaşma söylemleri duyulsa da ortada henüz hala bir anlaşma yok ve Trump sert tavrında ısrarcı. Yani açıkçası ikili ilişkiler için 2026 kasvetli görünüyor. Amerika'daki yoğun göçmen karşıtı tutum ve bunun Hint asıllı Amerikalılara ve Hindistan'a yansımasından daha söz dahi etmedim ki iki kamuoyu duygularını yalnızca daha da körüklemeye yarıyor.

2025 Hindistan için özellikle ABD ilişkisinde berbat bir yıldı ve 2026 da son derece kasvetli geçeceğe benziyor, zor kararlar yılı olacak. Ancak Trump'ın Quad liderler toplantısı ve ikili görüşmeler için Hindistan'ı yakında ziyaret etmesi -ki eğer ederse- ABD ve Hindistan'ın zedelenmiş ilişkilerini onarmak için iyi bir fırsat olabilir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU