Mondros’tan rejim değişimine Yaşar Gören’in Atatürk anlatısının kronolojik ve eleştirel bir analizi

Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Giriş: “Tamamı Yalan” İddiası ve Tarihsel Yöntem Sorunu
[00:07–00:26]

Yaşar Gören konuşmasına, Samsun’a çıkış, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi hakkında bugüne kadar anlatılanların “tamamının yalan” olduğunu ileri sürerek başlamaktadır. Akademik tarihçilik açısından bu tür bir ifade, yöntemsel olarak ciddi sorunlar barındırır. Tarih bilimi, mutlak reddiyelerden değil; belge, bağlam, süreklilik ve karşılaştırmalı analizden hareket eder. “Tamamı” gibi kapsayıcı bir hüküm, ancak yeni arşiv belgeleriyle veya mevcut belgelerin köklü biçimde yeniden yorumlanmasıyla anlam kazanabilir. Aksi hâlde bu yaklaşım, bilimsel bir revizyon değil, polemik üretir. Bu çalışma, söz konusu konuşmayı kronolojik bir bütünlük içinde, olağanüstü dönem koşullarını esas alarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

I. Mondros Mütarekesi Sonrası Osmanlı Devleti: Hukukî Varlık – Fiilî Çöküş

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı Devleti hukuken varlığını sürdürmekte, ancak fiilen egemenliğini büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır. Ordular terhis edilmiş, limanlar ve stratejik bölgeler işgal edilmiş, merkezî idare güvenlik ve asayiş üretemez hâle gelmiştir. Bu durum ne tam anlamıyla bir devlet yıkımı ne de olağan bir barış dönemidir. Dolayısıyla bu dönemde ortaya çıkan siyasal ve askerî gelişmeler, klasik anayasal düzenin işlediği bir bağlamda değil; olağanüstü hâl koşullarında değerlendirilmelidir. Devletin açık mekanizmaları çökerken, örtük ve geçici araçların devreye girdiği bir dönem söz konusudur.

II. Dörtyol Direnişi: Halk İradesi ve İlk Kurşun
(19 Aralık 1918)

Mondros’tan sonra işgale karşı atılan ilk kurşun, 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da Fransız işgal kuvvetlerine karşı atılmıştır. Bu olay, merkezi bir emirle değil; yerel halkın doğrudan güvenlik refleksiyle gerçekleşmiştir. Dörtyol direnişi, Millî Mücadele’nin askerî başlangıcı değil; toplumsal ve sosyolojik öncülüdür. Halk, merkezî otoritenin güvenlik üretemediği bir ortamda bir direniş iradesi göstermiştir. Bu yönüyle Dörtyol, Mütareke sonrası işgale karşı direnmenin ilk güçlü işarettir.

III. İzmir İşgali ve Reddi İlhak Cemiyeti Kararı
(15 Mayıs 1919)

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan kuvvetlerince işgali sırasında atılan ilk kurşun da merkezi bir devlet kararına rağmen gerçekleşmiştir. Bu eylem, Reddi İlhak Cemiyeti’nin resmî yasaklara rağmen aldığı bilinçli bir sivil kararın sonucudur. Ancak bu kararın tamamen “devlet dışı” olduğu da söylenemez. Cemiyet içinde resmî devlet görevlilerinin bulunması, İzmir’deki direnişi devlet–toplum sınırında oluşan gri bir siyasal irade hâline getirmektedir. İzmir olayı, Dörtyol’dan farklı olarak, bilinçli ve örgütlü bir direnişin ortaya çıktığını göstermektedir.

IV. Samsun Öncesi Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve Yerel Kongreler

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından önce Anadolu’nun birçok bölgesinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuş; bazı bölgelerde cemiyetleşme dahi olmadan yaklaşık otuz civarında yerel kongre düzenlenmiştir. Bu kongreler, İngiliz istihbarat raporlarında zaman zaman “Osmanlı’dan ayrılma temayülü” olarak değerlendirilmiş olsa da, gerçekte bu toplantılar ayrılıkçı değil; merkezî güvenliğin çöktüğü bir ortamda halkın kendi güvenliğini sağlama refleksidir. Bu yerel iradelerin ülkenin tamamı adına karar alabilecek bir güçleri yoktur; ancak bu durum, merkezî bir koordinasyon ihtiyacını açık biçimde ortaya koymuştur.

V. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin İdeolojik Çoğulluğu

Anadolu’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri tek tip ideolojik yapılar değildir. Cemiyet adlarının sonundaki nitelendirici ifadeler, ideolojik ağırlıkları açıkça göstermektedir. Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye cemiyetleri milliyetçi (Türkçü) bir vurgu taşırken, Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye cemiyetleri Osmanlıcılığı, Müdafaa-i Hukuk-ı İslamiye cemiyetleri ise İslamcı referansları öne çıkarmaktadır. Bu tablo, Millî Mücadele’nin Türkçülük, Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi geç Osmanlı düşünce akımlarının tamamını kapsayan çoğulcu bir zemin üzerinde yükseldiğini göstermektedir.

VI. İttihat ve Terakki Kadroları Meselesi

Bu örgütlenmelerin içinde eski İttihat ve Terakki kadrolarının bulunması tarihsel olarak anormal değildir. İttihat ve Terakki Partisi 1918 itibarıyla dağılmıştır; ancak mensupları toplumdan silinmemiştir. Aynı durum dönemin diğer siyasal akımları için de geçerlidir. Millî Mücadele kadroları, heterojen, geçici ittifaklara dayalı ve çok unsurlu yapılardır. Bu nedenle Millî Mücadele’yi tek başına bir “İttihatçı proje” olarak tanımlamak, tarihsel gerçekliği indirgemektir. İttihat ve Terakki, devleti yıkmak için değil; devletin bekasını sağlamak için radikal yöntemler benimsemiş bir harekettir.

VII. Samsun Görevi ve İngilizlerle İlişki İddiası
[00:26–01:38]

Yaşar Gören, Mustafa Kemal’in Samsun’a Damat Ferit tarafından ve İngilizlere yardım etmek üzere gönderildiğini ileri sürmektedir. Görevlendirmenin Damat Ferit Hükümeti döneminde yapılmış olması doğrudur ve Mondros Mütarekesinin 24. Maddesi işletilerek İngilizlere işgal bahanesi doğuracak etkinlikleri durudurmak için gönderildiği zaten yetki "meşruiyet" nedenidir. Buradan otomatik olarak “İngiliz projesi” sonucu çıkarmak, dönemin bağlamını göz ardı etmektir. Mondros sonrasında İngilizlerin Anadolu’daki tüm askerî ve siyasal faaliyetleri izlemesi olağandır. Mustafa Kemal’in İngiliz subaylarıyla görüşmesi de teslim olmuş bir imparatorluk coğrafyasında kaçınılmaz bir durumdur ve görevinin bir parçasıdır.

VIII. Samsun Günleri ve Güvenlik Paradoksu
[07:06–08:24]

Konuşmada Mustafa Kemal’in Samsun’da hayatının tehlikede olduğu belirtilmektedir. Bu iddia, onun İngilizlerin adamı olduğu tezini zayıflatmaktadır. Eğer Mustafa Kemal İngilizlerin himayesinde bir figür olsaydı, İngilizlerin desteklediği Rum çetelerinin kendisi için ciddi bir tehdit oluşturması açıklanamaz. Bu durum, anlatının kendi içinde bir çelişki barındırdığını göstermektedir.

IX. Havza Genelgesi ve Yetki Aşımının Gerçek Nedeni
(28 Mayıs 1919)

Yetki aşımı meselesi çoğu zaman Amasya Genelgesi ile ilişkilendirilse de kronolojik olarak yetki aşımı Havza Genelgesi ile başlamıştır. Havza Genelgesi’nin esas sorunu içeriğinden ziyade, mülkî amirlere ülke çapında talimat olarak gönderilmiş olmasıdır. Bu durum, fiilen başbakanlık veya içişleri bakanlığı yetkisi kullanılması anlamına gelmekte ve İstanbul Hükümeti’nin tepkisinin asıl kaynağını oluşturmaktadır.

X. Silah Meselesi ve Görevden Alma
[09:45–10:26]

Konuşmada Mustafa Kemal’in Türk çetelerini silahsızlandırdığı ifade edilse de bu anlatım eksiktir. Aynı dönemde Irak üzerinden getirilen yaklaşık kırk katır yükü silah ve cephanenin savunmasız Müslüman ahaliye dağıtıldığı bilinmektedir. İngiliz istihbarat raporlarına yansıyan bu faaliyetler, 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’in Ordu Müfettişliği görevinden alınmasına zemin hazırlamıştır.

XI. Görevden Sonra İtaat ve Örtük Yetkilendirme

Resmen görevden alınmış bir subaya, rütbece daha üst komutanların itaat etmesi olağan bir durum değildir. Amasya Genelgesi hazırlık sürecinde bazı muvazzaf generallerle telgraf marifetiyle istişare edilmiştir. Genelgeye son halini Mustafa Kemal vermiştir ve Kazım Karabekir Paşa’nın Erzurum’da Mustafa Kemal’e bağlılığını bildirmesi, ancak merkezden verilen örtük bir yetkilendirme ile açıklanabilir. Karizma tek başına bu durumu izah etmeye yetmez. Bu tablo, devlet aklının açık mekanizmalar çökerken gizli biçimde işlemeye devam ettiğini göstermektedir.

XII. Amasya Genelgesi: Merkezî Koordinasyonun İlanı
(22 Haziran 1919)

Amasya Genelgesi, yerel direniş iradelerinin ilk kez açık bir siyasal ve askerî koordinasyon çağrısı altında birleştirildiği belgedir. Bu metin bir isyan çağrısı değil; İstanbul Hükümeti’nin işlevsizliğinin tespiti ve geçici bir merkezî irade oluşturulacağının ilanıdır. 

XIII. Erzurum Kongresi ve Sivil Meşruiyet
[20:38–22:51]

Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal’in askerî sıfatıyla salona alınmaması, şahsına değil; askerî otoriteye yöneliktir. Üniformayı çıkarıp içeri girdiğinde aynı kişi aynı kongrede Heyet-i Temsiliye Başkanlığına seçilmiştir. Bu sivil meşruiyetin bilinçli biçimde inşa edildiğini göstermektedir. Bu durum, kongrenin demokratik ve sivil bir karakter taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.

XIV. Sivas Kongresi ve Temsil Tartışması
[37:12–38:13]

Sivas Kongresi’nin delege sayısı üzerinden meşruiyetinin sorgulanması, olağanüstü dönem koşullarını göz ardı etmektedir. Bu kongre, misakı milli kararlarını şekillendirmiş, koyduğu irade ile hükümet düşürmüş, yeni hükümetçe resmi muhatap alınmış, kararlarının anayasallaşması ve yasallaşması için Meclis-i Mebusan’ın toplanmasını sağlamış ve Misak-ı Millî kararları anayasallaşmıştır. Sonuç üreten bir iradenin temsilsiz sayılması tarihsel olarak savunulamaz.

XV. 19 Mart 1920 Genelgesi ve Meclisin Kapatılması
[56:25–57:12]

Mustafa Kemal’in 19 Mart 1920’de yayınladığı Ankara Genelgesinden sonra Sultan Vahdettin’in Meclis-i Mebusan’ı İstanbul’da yeniden toplama imkânı varken bunu yapmaması, Ankara’yı fiilen tek seçenek hâline getirmesidir. Bu durum, Anadolu hareketine yönelik örtük bir onaydan öte destektir. 

XVI. Devlet Sürekliliği ve Rejim Değişimi

Bu süreçte Mustafa Kemal yeni bir ülke yaratmamış, daralan coğrafyada yeni bir devlet kurmamıştır. Yapılan şey, var olan devletin egemenlik kaynağının değiştirilmesi, yani rejim dönüşümüdür. Millî Mücadele, bir yeni devlet kurma değil; meşruti monarşik ve teokratik egemenlikten laik millî egemenliğe geçiş süreci olmuştur. Osmanlının devamıdır. Öyle olmasaydı savaş tazminatlarını ve borçlarını ödemezdi.

Sonuç

Yaşar Gören’in konuşması, tekil tarihsel olgulara dayansa da bu olguları tarihsel bütünlük ve olağanüstü dönem bağlamı içinde değerlendirememektedir. Dörtyol ve İzmir, halk ve sivil iradenin varlığını; Samsun–Amasya hattı ise bu iradenin merkezîleştirilmesini temsil eder. Millî Mücadele, çoğulcu ideolojik zeminde, örtük devlet aklıyla şekillenen ve rejim dönüşümüne evrilen tarihsel bir süreçtir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU