İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi'nden kadın hakimin silahlı saldırıya uğramasına tepki

"Bir kadın hakimin, görev yaptığı kurumda, devletin en korunaklı olması gereken binalardan birinde silahlı saldırıya uğraması; devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme ve koruma yükümlülüğünü fiilen askıya aldığının en ağır kanıtıdır"

İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi'nde hakim Aslı Kahraman'a yönelik silahlı saldırının şüphelisi savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan'ın sevk edildiği Çağlayan'da, İstanbul Adliyesi önünde buluşan İstanbul Barosu kadın Hakları Merkezi üyeleri "Bir kadın hakimin, görev yaptığı kurumda, devletin en korunaklı olması gereken binalardan birinde silahlı saldırıya uğraması; devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme ve koruma yükümlülüğünü fiilen askıya aldığının en ağır kanıtıdır. İşyerimiz olan adliye binalarında avukatların önüne x-ray cihazı dikenler savcının fail olduğu bu saldırıyı önleyememiştir" dedi. Açıklamada Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu’na da seslenildi, etkin, bağımsız, şeffaf soruşturma istendi, "Yargı mensubu erkeklerin suçları 'mesleki statü' kalkanıyla korunamaz. Bu saldırı karşısında sessizlik, tarafsızlık değil; erkek şiddetinden yana pozisyon almaktır" denildi. 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi’nde görevli hakim Aslı Kahraman'a silahlı saldırıda bulunan İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görevli savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan, sabah saatlerinde Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne götürüldü. Kılıçarslan'ın adliyedeki işlemlerinin başladığı saatlerde İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi tarafından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapıldı. Açıklalmada "Bir kadın hakimin, görev yaptığı kurumda, devletin en korunaklı olması gereken binalardan birinde silahlı saldırıya uğraması; devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme ve koruma yükümlülüğünü fiilen askıya aldığının en ağır kanıtıdır. İşyerimiz olan adliye binalarında avukatların önüne x-ray cihazı dikenler savcının fail olduğu bu saldırıyı önleyememiştir" dedi. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

Bugün İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, kadınlar için güvenli bir başvuru merci olması gereken adliyelerin içindeki erkek şiddetine karşı Çağlayan Adliyesi önündeyiz. Dün İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinde görevli hakim Aslı Kahraman silahlı saldırıda yaralanmıştır. Bu silah İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yapan savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan tarafından ateşlenmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin resen soruşturma başlatıldığı ve şüphelinin 24 saat süreyle gözaltına alındığı, bugün saat 10.00 itibariyle ifade işlemleri için mevcutlu olarak hazır edileceği açıklanmıştır.

Basına failin 2022-2024 yılları arasında kadına yönelik şiddetle mücadele bürosunda görevli bir savcı olduğu yönünde bilgiler yansımış ve bu doğrultuda haberler yapılmıştır. Bu bilgi başlı başına skandal niteliğindedir ve yargının kadınlar için bir güvence olmaktan çıkıp bir tehdit alanına dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Kadınlar adliyeye yalnızca hak aramak için değil, hayatta kalabilmek için de gelmektedir. Bir kadın hakimin, görev yaptığı kurumda, devletin en korunaklı olması gereken binalardan birinde silahlı saldırıya uğraması; devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme ve koruma yükümlülüğünü fiilen askıya aldığının en ağır kanıtıdır. İşyerimiz olan adliye binalarında avukatların önüne x-ray cihazı dikenler savcının fail olduğu bu saldırıyı önleyememiştir.

"Failin yargı mensubu olması, şiddetin bir 'istisna' değil; güç ve hiyerarşi ilişkileriyle iç içe geçmiş yapısal bir sorun olduğunu daha da görünür kılmaktadır"

Erkek egemen sistemin içinde yaşayan kadınlar olarak kendi mücadele deneyimlerimizden ve şiddete maruz kalıp hukuki destek için baro adli yardım birimlerine başvuran binlerce kadının deneyimlerinden biliyoruz ki adliyenin orta yerinde gerçekleşen bu saldırı 'münferit' değildir. Şiddetin kaynağı; eğitim, meslek, statü ya da ekonomik koşullar değil; erkek egemen sistemdir. Failin yargı mensubu olması, şiddetin bir 'istisna' değil; güç ve hiyerarşi ilişkileriyle iç içe geçmiş yapısal bir sorun olduğunu daha da görünür kılmaktadır. Devletin kadınları korumayan, şiddeti önlemeyen, aksine erkek failleri kollayan politikalarıyla ve kadınların taleplerini sistematik biçimde değersizleştiren cinsiyetçi yargı kararlarıyla erkek egemen sistem kurumsallaşmıştır. Dün adliye binasının içinde, yargı mensubu bir erkek tarafından bir kadın hakimin ateşli silahla hedef alınabilmesi, bu kurumsallaşmanın geldiği aşamayı gösteren son derece tehlikeli bir noktadır.

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu saldırı, kadına yönelik şiddetle mücadelede bilinçli olarak geri çekilme politikalarının doğrudan sonucudur. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla kadınların yaşam hakkını koruyan bütüncül mekanizmalar zayıflatılmış; şiddetle mücadele devletin öncelikleri arasından çıkarılmıştır. 6284 sayılı Kanun, yıllardır ya uygulanmamakta ya da etkisizleştirilmektedir. Bu politika faillere açık bir mesaj vermektedir: Şiddet cezasızdır. Erkeklik korunmaktadır. Kadınların yaşamı ise tali görülmektedir. Yıllardır kadınlar; adliyelerde, kollukta ve yargı süreçlerinde şiddete karşı yalnız bırakılmaktadır. Şiddet faili erkekler tutuksuz yargılanmakta; 'iyi hâl', 'haksız tahrik' ve 'pişmanlık' gerekçeleriyle sistematik biçimde ödüllendirilmektedir. Kadınların beyanları her koşulda şüpheyle sorgulanırken ve hayatları tatışmaya açılırken erkek şiddeti olağanlaştırılmaktadır.

Adalet Bakanı Tunç'a seslendiler: Adliyelerde güvenliği sağlamak sizin sorumluluğunuzdadır

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi açıklamasında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Hakimler ve Savcılar Kurulu'na da şu sözlerle seslenildi:

Adliyelerde güvenliği sağlamak sizin sorumluluğunuzdadır. Kadınların görevlerini ifa etmek için ya da adalet aramak için geldikleri adliye binalarında yaşam haklarının korunamaması, açık bir idari ihmaldir. Silah bulundurma rejimi derhal gözden geçirilmeli, yargı mensupları ve diğer kamu görevlileri dahil olmak üzere hiçbir fail erkek denetim dışı bırakılmamalıdır. Kadınların yaşam hakkı devletin asli yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük, soyut söylemlerle değil; 6284 sayılı Kanun’un ve hukuken yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanmasıyla, önleyici politikaların hayata geçirilmesiyle yerine getirilebilir.

Buradan Hakimler ve Savcılar Kurulu’na sesleniyoruz: Yargı mensubu erkeklerin suçları 'mesleki statü' kalkanıyla korunamaz. Bu saldırı karşısında sessizlik, tarafsızlık değil; erkek şiddetinden yana pozisyon almaktır. Etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmeli ve disiplin yaptırımları derhal işletilmelidir. Yargı içindeki erkek şiddeti görmezden gelinemez, normalleştirilemez. Hakim ve savcıların mesleğe kabul süreçlerinde yaşanan özensizlikler, yargı mensuplarının kimi zaman görev ve konumlarını kötüye kullanmalarıyla, dolaylı ya da doğrudan suç ilişkileriyle anılmalarına yol açmakta ve bu durum toplumun adalet duygusunu derinden sarsmaktadır. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak; kadın hakim meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, dosyanın takipçisi olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Saldırıyı gerçekleştiren savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan derhal görevden alınmalıdır. Tutuklu yargılanmalı ve üst sınırdan cezalandırılmalıdır. Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireylere değil; adaletin kendisine yönelmiş bir saldırıdır. Erkek şiddetine karşı susmayacağız. Cezasızlığa alışmayacağız. Kadınların yaşam hakkını savunmaktan, yargı içindeki cinsiyetçiliği, şiddeti teşhir etmekten ve erkek adalet değil gerçek adalet talebini yükseltmekten vazgeçmeyeceğiz.

"Bu durum basit, sıradan ya da münferit bir olay değildir"

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Yelda Koçak Urfa da "Biz, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, yıllardır verilen mücadelenin süzgecinden geçen ve ortaklaşan taleplerimizi bu basın açıklamamızda bir kez daha dile getirdik. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; bugün adaletin tesis edilmesi gereken yer olan adliyenin içinde bir kadın hâkime silah doğrultulacak noktaya gelinmişse, bu durum basit, sıradan ya da münferit bir olay değildir." dedi. Urfa şunları söyledi:

Bu tablo, yargı mekanizmasının; yargı içerisinde yer alan hâkim ve savcıların, meslek örgütlerinin ve tüm ilgili kurumların kendilerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir. Bu ülkede kadınlara her gün doğrultulan silah, bu kez adalet sarayının içinde bir kadın hâkime doğrultulmuştur. Bunun nedeninin, ülkede son yıllarda sistematik bir hâl alan cezasızlık politikaları olduğunu çok iyi biliyoruz. Çıkarılan infaz düzenlemeleri, gizli aflar, haksız tahrik indirimleri, meşru müdafaa yorumları ve tutuksuz yargılamalarla yürütülen sürecin sonunda, silah bu kez bir kadın hâkime, bir meslektaşımıza yönelmiştir.

Şiddet yalnızca kadın hâkimlere değil; biz kadın avukatlara da yönelmektedir. Bizler de aynı şiddetin mağduruyuz ve aynı tehdidin altındayız. Mesleğimizi icra ettiğimiz, adalet arayışında bulunduğumuz adliye saraylarında dahi güvende değilsek; bu toplumda hiçbir kadının, hiçbir çocuğun, hiçbir engelli bireyin güvende olması mümkün değildir. Bu gerçek, bir kez daha tüm çıplaklığıyla yüzümüze vurulmuştur. Adalet Bakanlığı’nın, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun, iktidarın ve Meclis’in; çıkardıkları aflar ve infaz düzenlemeleriyle toplumu nasıl bir noktaya sürüklediklerini artık görmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde, tutuksuz yargılamalarla, iyi hâl indirimleriyle ve sözde meşru müdafaa gerekçeleriyle verilen; bizim 'erkek adalet' olarak tanımladığımız yargı kararlarının sonuçlarını bugün bir kez daha acı biçimde deneyimlemiş bulunuyoruz.

"Keşke Türkiye’nin her adliyesinde bugün kadın hâkimler basın açıklaması yapabilseydi"

CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez de "Bir adliyede, bir yargı mensubunun başka bir yargı mensubuna karşı giriştiği bu eylem son derece önemlidir. Bu olay, yalnızca avukatların değil; tüm yargı mensuplarının ayağa kalkması, sesini yükseltmesi ve kadına yönelik şiddete karşı açık bir duruş sergilemesi gereken bir eşiktir. Gönül isterdi ki bugün burada basın açıklaması yapan İstanbul Barosu’nun ve İstanbul Barosu’na mensup avukatlarımızın yanında, aynı sayıda kadın hâkim de yer alabilseydi. Keşke Türkiye’nin her adliyesinde bugün kadın hâkimler basın açıklaması yapabilseydi. Ancak ne yazık ki yine sorumluluk avukatlara düştü." dedi. suiçmez şöyle devam etti:

Bu nedenle, çok kıymetli İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Yönetim Kurulu üyesi ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımın yapmış olduğu değerli açıklamalara ekleyeceğim fazla bir şey yok. Ancak şunun özellikle altını çizmek istiyorum: Asla alışmayacağım. Kimse bizden alışmamızı beklemesin. Evet, bir adliyenin içinde bir yargı mensubu, başka bir yargı mensubuna karşı silahlı bir saldırı gerçekleştirerek onu ağır yaralamıştır. Bu olay, kadına yönelik şiddetin Türkiye’de geldiği noktayı açıkça göstermektedir. Ancak bilinmelidir ki; buna asla alışmayacağız, asla korkmayacağız, asla susmayacağız.

Yine, yeniden ve ısrarla bu iktidara görevini hatırlatmaya devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin hâlâ yürürlükte olduğunu savunuyoruz. Eğer onlar kaldırdıklarını düşünüyorlarsa, akıllarını başlarına alsınlar. İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümleri eksiksiz ve etkin biçimde uygulanmalıdır. Hepimiz biliyoruz ki kadına yönelik şiddet hem toplumsal hem de politiktir. Bu nedenle politikalarını bir kez daha gözden geçirsinler; kadına yönelik şiddete karşı etkili önlemler alsınlar ve koruyucu mekanizmaları öncelik haline getirsinler. Kadınlar bugün her yerde, bir kez daha erkek şiddetine ve iktidarın bu şiddeti besleyen politikalarına karşı seslerini yükseltmektedir. Bizler buradayız. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için haklı taleplerimizi ve dayanışmamızı büyütmeye devam edeceğiz.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU