2026 yılında, Türkiye’nin gündeminde jeopolitik riskler, ekonomik dalgalanmalar ve bölgesel krizlerle birlikte, en az bunlar kadar hayati iki başlık öne çıkıyor: afetlere hazırlık ve bu hazırlığın ayrılmaz parçası olan çift kullanımlı teknolojiler ( mesela lojistikte hem askeri sevkiyat hem de kriz anında tahliye ve yardım getirmek için kullanılabilecek ağır taşıtlar). Unutmamak gerekir ki depremler Türkiye’nin bir gerçeği.
Bir evvelki yazımda afetvile ilgili hususlara değişmiştim. Bu yazıda afet durumunda haberleşmenin öneminden ve devam eden çalışmalardan bir örnek vermek istedim.
6 Şubat 2023 depremleri, afet yönetiminin yalnızca bina dayanıklılığı, arama-kurtarma kapasitesi ya da lojistik imkânlarla sınırlı olmadığını; haberleşmenin sürekliliğinin ve kriz anında devreye giren stratejik araçların en az bunlar kadar kritik olduğunu acı biçimde gösterdi.
Afet anlarında ilk çöken sistemlerin başında GSM şebekeleri, fiber hatlar ve merkezi iletişim altyapıları geliyor. Saatler, hatta günler boyunca sahadan sağlıklı bilgi alınamaması; karar vericilerin, arama-kurtarma ekiplerinin ve lojistik aktörlerin sezgilerle hareket etmek zorunda kalmasına yol açıyor. Maalesef depremlerden evvel reklamlarda donelerle afet durumu için hazırlık yaptıklarını iddia eden bazı GSM operatörleri, kriz anında etkin hizmet sağlamakta zorluk çekmişlerdir. Bu durum, zamanla yarışılan afet ortamlarında telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuruyor. Tam da bu noktada, haberleşme kadar lojistik kapasite de belirleyici hale geliyor: Afetlerde arama-kurtarma, tahliye ve yardım dağıtımı için kullanılacak araçlar, barış zamanında ticari lojistikte görev yaparken kriz anında ulusal müdahale gücünü artırıyor.
Haberleşmenin önemini vurgularken, Erzurum Atatürk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden değerli dostum ve meslektaşım Prof. Dr. Faruk Baturalp Günay hocadan Erzurum merkezli bir proje hakkında genel bilgi Aldım. Faruk Baturalp Hocamla görüşmemiz sonrasında onun önderlik ettiği örnek bir projeyi de siz okurlarımıza aktarmak istedim.
Erzurum merkezli stratejik bir girişim bu iki boyutu birleştirme potansiyeli taşıyor. Dr. Öğr. Üyesi Faruk Baturalp Günay liderliğinde, Atatürk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öncülüğünde ve Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Erzurum Şubesi iş birliğiyle yürütülen "Kablosuz Tümleşik Acil Afet Haberleşme Sistemi" projesi; afet sonrasında altyapıdan bağımsız, yapay zekâ destekli bir haberleşme ekosistemi geliştiriyor.
YÖK'ün Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) kapsamında ilerleyen proje, LoRa, uzun mesafe Wi-Fi, amatör telsiz (PMR) ve röle sistemlerini entegre ederek yaklaşık 100 km menzilli iletişim sağlıyor. Ses, metin, konum ve sensör verilerini internet olmadan iletebilen sistem; yüksek rakımlı merkezler üzerinden yetkili kurumlara ulaştırarak erken durum farkındalığı ve hızlı hasar tespiti mümkün kılıyor.
Projenin ayırt edici özelliği, tek bir teknolojiye yaslanmaması ve yapay zekâ entegrasyonu: Afet anlarında dağınık verileri ses-metin dönüşümüyle işleyen, kritik bilgileri önceliklendiren mekanizmalar sayesinde karar vericilere eyleme dönük tablo sunuluyor. Bu sayede arama-kurtarma, yardım dağıtımı ve koordinasyon veriye dayalı yönetilebiliyor.
Proje, BTK'nın frekans desteği, Türk Telekom ve TRT'nin lojistik katkısıyla ilerliyor; ikinci aşamada düşük güç tüketen LoRa ve yapay zekâlı yerli yazılımlar ön plana çıkıyor.
Bu girişimler, afet hazırlığını çift kullanımlı teknolojilerle tamamlamanın önemini gösteriyor. Yerli İHA'lar (Bayraktar, TUSAŞ, ASELSAN üretimi gibi,), ağır lojistik araçlar (örneğin Koluman'ın DERMAN 8×8'i, BMC ve Nurol FNSS platformları gibi) barış zamanında tarım, meteoroloji ve ticari lojistikte kullanılırken; afetlerde arama-kurtarma, tahliye ve insani yardım için stratejik araçlara dönüşüyor.
Ayrıca askeri standartlarına da uygun üretilen bu platformlar, NATO uyumlu olmalarıyla Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi uluslararası rotalarda da avantaj sağlıyor.
Yerli üretim haberleşme teçhizatları ve lojistik araçlar sayesinde, kriz yönetiminde ulusal refleks hızını artırıyor.
Altı çizilmesi gereken husus şudur: Haberleşme ve lojistik artık yalnızca teknik altyapı meselesi değildir. Afet yönetiminde bu unsurlar, ulusal güvenliğin, toplumsal direncin ve devlet kapasitesinin ayrılmaz parçasıdır. Çift kullanımlı teknolojiler, askerî caydırıcılığa ek olarak altyapı dayanıklılığı ve kriz müdahalesi sağlar; insani güvenlikten başlayarak bölgesel istikrara katkı sunar.
2026 itibariyle, artık 2030’a hazırlanırken Türkiye’nin olası kriz ve afet durumlarında artık afetlere reaktif yaklaşmaya devam etmekten ziyade, artık akademi-kamu-özel sektör iş birliğiyle geliştirilen yerli sistemleri –haberleşme projeleri ve çift kullanımlı araçları hibi– ulusal afet mimarisinin kalıcı unsurları haline getireceğiz.
6 Şubat depremlerinin en ağır dersinin maalesef afet anında bilgiye ve yardıma geç ulaşmanın kayıpları arttırdığı olduğu inkar edilemez. Bilgiye hiç ulaşamamak ise felaketi büyütüyor. Bu nedenle 2026’da afet hazırlığını devlet politikası, haberleşme sürekliliğini ve lojistik kapasiteyi stratejik öncelik olarak ele almalıyız.
Erzurum’da atılan bu adım, doğru ölçeklendirilip çift kullanımlı teknolojilerle entegre edilirse; yarının afetlerinde Türkiye için örnek model olmanın ötesinde, bölge ülkelerine de ilham verebilir.
Sonuç olarak, afetler kaçınılmaz olabilir; ancak hazırlıksız yakalanmak kader değildir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish