TBMM'ye sunulan raporlar

Altan Tan, Independent Türkçe için yazdı

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan komisyona siyasi partiler son İmralı ziyaretini de göz önünde bulundurarak hazırladıkları raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sundular.

Bu raporların sunulmasından sonra tabii ki bir şekilde basın bu raporları elde etti ve bu raporlar üzerinden bir tartışma başladı.

Lehte ve aleyhte birçok kişi ve kurum kendi görüşlerini, kanaatlerini, eleştirilerini peş peşe asırlamaya başladı.

Tabii öncelikle şunu söyleyelim.

Yani ilk günden beri ilan edildi ki bu komisyonun görevi Kürt meselesini nihai çözüme kavuşturmak veya yeni bir anayasa yapmak veya meclisteki demokratikleşme kanunlarını hazırlamak değil.

Birinci görevi PKK'nin silah bırakmasını sağlamak bununla ilgili kurum ve kuruluşları, yani tabii ki başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere gözlemlemek, onlarına raporlar almak ve bu silah bırakmadan sonraki süreçle ilgili görüş ve kanaatlerini ortak bir deklarasyonla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunmak.

Tamam. Silahlar bırakıldı ama bu silahlar bırakıldıktan sonra silah bırakanlar veya PKK'nin tanımlamasıyla silahlarını yakanlar ne olacak? Dağdakiler ne olacak? Bir eyleme karışmış olanlar ne olacak? Karışmayanlar ne olacak? Lider kadrolar ne olacak? Bunların Türkiye'ye dönüşleri ve sosyal hayata katılımları sonrasında siyaset yapabilmeleri nasıl sağlanacak? Bununla ilgili hangi kanunlar çıkarılacak?

İşte komisyonun önüne koyduğu esas birinci görev bu.

Sunulan raporlara bakarsak özellikle ana muhalefet partisi CHP'nin ve AK Parti ile MHP'nin de bu konuda net görüşleri veya tavsiyeleri yani adına ne derseniz deyin, belli değil.

İşte flu diye bir tabir var İngilizce. Belli belirsiz, karartı halinde.

Yani bir, işte PKK'nın en üst kadrosu şu olacak veya olmalı tabii, yani olacak derken zaten tavsiye kararından bulunuyor.

İki eylemlere karışanlar şöyle olacak, karışmayanlar veya karıştığı tespit edilemeyenler şöyle olacak, cezaevinde örgüt üyeliğinden yargılanmakta olanlar veya ceza alıp yatmakta olanlar veya cezaları onanıp Yargıtay'da bekleyenler ne olacak?

İşte bunlarla ilgili böyle herkesin anlayabileceği basit, sade, net, kısa belirlemeler yok.

Tabii bunun ötesinde bir de tamam, bu komisyonun görevi demokratikleşme değil. Bu komisyonun görevi yeni bir anayasa yapmak değil. Ama bundan sonrası için de yani kamuoyunda kısaca dilek ve temenniler faslından değerlendirebileceğimiz veya diyeceğimiz önerilerde... Öyle olunca tabii yani nasıl olacak bu iş? Oradan nasıl bir karar çıkacak? Çünkü kitlelerin beklediği en azından birinci kısımla ilgili böyle bir, iki, üç, dört, beş diye net görüş ve kanaatlerdir. Üstüne üstlük bir de işte ana muhalefet partisi CHP'nin Sakarya milletvekili Ümit Dikbayır bu işe tüy dikti. İşte Kürt halkı diye bir halk yoktur. Kürt kökenliler vardır.

Ya bu kök nedir, dal nedir, yaprak nedir, gölgesi nereye düşer?

Hani daldası dediler bizde Anadolu'da, nereye düşer?

Bunlar da belli değildi.

Efendim siz Ümit  Dikbayır'ı ciddiye almayın. Bu işte İYİ Parti'den zaten CHP'ye geçti. E zaten yani klasik anlamda bir CHP'li değil falan falan böyle üstünü örtmeye çalışan bazı çevreler oldu.

E arkadaş tamam neticede şu an göğsünde CHP rozeti var mı? Var.

İki, CHP yönetimi bununla ilgili bir açıklama yaptı mı? Yani benim bu milletvekilim doğru söylüyor, yanlış söylüyor, eksik söylüyor dedi mi? O da yok.

Sadece Diyarbakır başta olmak üzere birkaç yerde ilçe başkanı seviyesinde CHP'liler ve bunların tabi hemen hemen hepsi de Kürt tepki koydular.

Yani buna katılmıyoruz, doğru değil dediler ve işi CHP yönetimi böylelikle geçiştirdiğini zannetti.

E bu tablo tabi çok ümit verici bir tablo değil.

Yani hem komisyonun daha hızlı hareket etmesi bekleniyor.

Hem artık yani artık dedikten sonra artık netleşmesi bekleniyor.

Yani neyse o isterseniz öneri deyin, isterseniz eski tabir tavsiye deyin, isterseniz görüşleri deyin artık bunları bir, iki, üç, dört, beş diye toparlayıp ilgililere, yani Meclise, Bakanlar Kurulu'na, Cumhurbaşkanı'na işte bu kanunları çıkaracak mekanizmaya, kişi ve kuruluşlara sunması gerekir.

Tekrar söylüyorum; görevi bu olmamasına rağmen bu komisyonun gelecekle ilgili, yani ikinci fasılla demokratikleşmeyle ilgili dilek ve temennilerin de özellikle CHP raporunda, çünkü bir beklenti var CHP'den de, yok, işte demokratikleşecek, özgür, herkesin kendini özgür zannedeceği, kabul edeceği eşit yahu nedir bunların sahibi? İşte lokantaya gidiyorsun, lokantaya gittiğin vakit bile işte garsona diyorsun ki kardeşim neler var? Eğer bir menü yoksa elinizde, ki eski lokantalarda yoktu zavallılar menüyü falan bilmezlerdi, sayardı işte kuru fasulye, pilav, cacık, tas kebap, pirinç pilavı, bulgur pilavı sayar böyle garson hepsini hızlıca. Çünkü günde en az 100 sefer, 200 sefer sayıyor bunları ezberlemiş.

E peki kardeşim ne var bu eşit vatandaşlıkta, bu demokratikleşmede ne var?

Üstüne üstlük işte MHP sözcüsünün Sayın Fethi Yıldız'ın belirtmesiyle işte kırmızı çizgilerimiz var, şuna şuna şuna şuna dokunmayız. E peki o zaman, 'demokratikleşme yok' deyin. Yani yeni bir paradigma değişikliği olmayacaksa, Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin ve Türklerin ortak vatanı olmayacaksa, o hale gelmeyecekse, Özgür Özel'in dediği gibi Kürtlere bir devlet vaat ediyorum, Türklerin ve Kürtlerin ortak demokratik cumhuriyetinin mihengi noktaları ortaya konulmayacaksa bunların hepsi boşta.

Yahu şimdi bunları karıştırmayın. Zaten bu işler safa safadır. Siz devlet adamlığından hiç mi anlamıyorsunuz? Hele durun bu işi bitirelim. Hele bu işi bir bitirelim. İyi saatte olmasınları, yani öyle diyelim, azdırmayalım, yarınki şeylerden bahsetmeyelim diyorsanız, en azından susun. Susun.

Ama en azından da bir iki ışık şöyle yakın. Yani bu Türk dizilerinde bile işte fragmanlar var. Yani bir hafta milleti bekletmemek için böyle küçük ipuçları bazı sahneler falan var. Fragman bile vermiyorsanız vallahi işimiz zor.

Bir konudan daha bahsetmek istiyorum.

İşte geçtiğimiz günlerde birkaç gece önce Sayın Orhan Miroğlu'nun büyük katkılarıyla 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır Beşnoğlu askeri cezaevinde yaşananlarla ilgili bir belgesel filmin galasına gittik.

Ellerine sağlık, bir emek verilmiş. Bu tip şeyleri eleştirmek her zaman mümkündür. Bir filmci gözüyle, senarist gözüyle, aktör gözüyle ama ne olursa olsun her zaman bir şeyin daha mükemmeli olabilir. Ben bu konularda bir değerlendirme yapmayacağım.

Büyük bir emek var. Büyük bir gayret var. Tarihe kayıt düşme var. Siz böyle bir kayıt düştünüz. Yani Orhan Miroğlu böyle bir kayıt düştü. Siz başka bir kayıt düşün, daha güzelini koyun ortaya. Niye bunları söylüyorum? Yani bu konulara giriyorum. Maalesef o gece Kürt siyasal çevrelerinin neredeyse %95'i yoktu. Yani sizin filmi yapanlarla, destek olanlarla, orada bu mevzuları anlatanlarla şahsi siyasi problemleriniz olabilir. Ama bu bütün insanlığın, bakın Kürtlerin demedim, Türklerin demedim, dindarların demedim, layıkların demedim, bütün bir insanlığın meselesidir.

Diyarbakır askeri ceaevi tarihe insanlığın yüz karası olarak geçecek. Kim ne yapmış olursa olsun bu tip çalışmalara destek vermek lazım. Buradan da üzüntülerimi yani teessüflerimi belirtiyorum Kürt siyasal çevrelerine.

Bugün eğer yeni demokratik güzel bir Türkiye kurulacaksa geçmişi bilmeden yaşananları bilmeden onların anılarına saygı duymadan bu uğurda bedel verenlere ileriye doğru gitmek mümkün değil. Keşke, keşke mecliste kurulan o komisyon da tam kadro gelip bu belgeseli izleseydi de Türkiye nasıl bu günlere geldi görebilseydi...

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU