DEM Parti tarafından Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı düzenleniyor. Bakırköy’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantı 2 gün sürecek. Toplantının açılış konuşmalarını DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan tahliye edilen koğuş arkadaşı Veysi Aktaş ve uzaktan bağlantı ile Suriye'nin kuzeydoğusundaki fiili yönetimin Dış İlişkiler Dairesi Başkanı İlham Ehmed yaptı.
Türkiye’deki çözüm sürecine uluslararası perspektiften katkı sunmak için bir arada olduklarına vurgu yapan Bakırhan, şunları söyledi:
Demokratik çözüm üretmeyen ülkeler kriz ve kaos içerisinden bir türlü çıkamıyor. Türkiye, bu karmaşanın tam merkezinde ve yüz yılı aşkın süredir adı konulmuş bir Kürt meselesi var. Bir asır boyunca dili, kimliği, kültürü inkar edilen Kürtler bugün artık inkar edilmiyor ancak hakları ve hukuku ile cumhuriyete de tam olarak dahil edilmiş değiller. Kürt meselesinin kökeninde bir halkın yüz yıldır hukuktan dışlanması var. Kürtler yüz yıldır halk olarak tanınmıyor. Yüz yıldır varlıklarını kanıtlamak için, hukukları ve haklarını elde edebilmek için amansız bir mücadele yürütüyorlar. Devlet inkar ettikçe Kürtler, ‘biz varız’ dediler ve binbir bedel ödeyerek bugünlere geldiler. Bu demokratik mücadele sayesinde 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de Kürtlerin hukukla cumhuriyete dahil edilmesi kapsamında bir süreç devam ediyor. Dünyada kargaşa, Orta Doğu’da şiddet yayılırken burada barış sürecinin yaşanıyor olması gerçekten muazzam ve kıymetlidir. Bu sürecin temel hedefi Kürtlerin özgürleşmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Dört ülkeye yayılan, 50 milyonu aşan Kürtlerin sorunlarının çözümü hem Türkiye hem de Orta Doğu’ya istikrar getirecektir. İşte tam da bu yüzden bölge, ülke ve insanlık için önümüzdeki iki gün boyunca barış ve çözüm yollarını birlikte konuşacağız, birlikte tartışacağız.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“Barış kapısının en önemli anahtarlarından biri Öcalan’ın elinde”
Sayın Öcalan sık sık devletin demokratik dönüşümünden, iktidar ilişkilerinin çözümlemesinden söz eder. İkili ilişkilerden başlayarak iktidar zayıflamadıkça hakiki demokrasinin mümkün olmadığını belirtir. Kapitalist modernitenin kuşattığı bu dönemde tabandan örgütlenme, yerel demokrasinin güçlendirilmesi hayati önemdedir. Tarih bilir ki dün ‘terörist’ denilenler bugün Nobelli Barış mimarlarına dönüşebilmektedir. Çatışma bugüne kadar gerçeği kararttı. Öcalan’ın gerçekliği de karartıldı. Oysa 1993’ten beri barışı ve bunun muhatabını arıyor Sayın Öcalan. Bugün en karşıtları bile onun kurucu bir muhatap olduğunu kabul ettiler. Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik çözüm paradigması, Türkiye’nin ikinci yüz yılı için köklü bir değişim projesidir. Tıpkı denize ulaşan bir nehrin ana kolu gibi bu sürecin merkezindedir Sayın Öcalan. Öcalan hem düşünür hem eylem insanıdır. Sadece bir tarafın temsilcisi değil, çatışmanın mantığını aşan, düşmanlığı dostluğa, intikamı adalet arayışına çeviren bir aktördür. Çeyrek asırdır tecride rağmen fikir üretmeye, savaşın dilini barışın diline çevirmeye devam ediyor. Bugün açılan barış kapısının en önemli anahtarlarından birisi Sayın Öcalan’ın elindedir.
“Öcalan’la görüşme siyasetin üzerindeki korkuyu azalttı”
Öcalan’ın çözüm arayışı üç ayak üzerinde yükseliyor. Demokratik toplum, barış ve demokratik entegrasyon. Barış yalnızca silahların susması değil; hakkın ve hukukun yeniden düzenlendiği, tüm hakların anayasal güvenceye kavuştuğu şiddetsiz ve demokratik bir Türkiye’dir. Bu anlamda özenle belirtmek isterim ki devlet yetkilileri ve meclis komisyonunun Sayın Öcalan’la görüşmesi siyasetin üzerindeki korkuyu ve kamburu azalttı. Diyalog kapısı açılınca gökyüzünün çökmediğini, umudun güçlendiğini hep birlikte gördük. Halkın, siyasetçilerin, yazar ve akademisyenlerin de meclis komisyonu gibi Sayın Öcalan’la doğrudan görüşmesi gerekir. Çünkü o sürecin mimarıdır. Onsuz kalıcı bir barışın en önemli temeli eksik kalır. Orta Doğu’da ulus devlet krizi derinleşiyor. Türkiye, tercih edeceği demokratik dönüşümle bu krizi aşabilir. Bizce yeni siyasal model demokratik ulus ve onun biçimi olan demokratik cumhuriyettir. Halklarını zenginlik gören; farklılıkları tehdit değil, güç kaynağı sayan; merkeziyetçi değil, yerinden yönetimle güçlenen; tepeden inme değil, tabandan yükselen; tek tipleştirme değil, çoğulculuğu anayasal güvenceye alan bir sistem, ikinci yüz yılda ihtiyacımız olan tüm kimlik ve inançların eşit yurttaş olduğu, kadınların ve gençlerin özgürleştiği, refahın adil bir şekilde paylaşıldığı bir düzendir.
"Şam yönetiminin katliamlarını kabul etmek mümkün değil"
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, "Bizler bugün Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısını tam da coğrafyamızın ve dünyanın içinden geçtiği, bu kadar savaşın ve çatışmanın konuşulduğu ve sömürünün arttığı bir dönemde bu çağrıyı çok tarihi ve çok kıymetli buluyoruz. Barışın kalıcılaşabilmesi için Sayın Öcalan’ın pozisyonunun öneminin herkesin farkına varması da son derece önemli. Sayın Öcalan silahların sustuğu, fikirlerin konuştuğu bir siyaset öneriyor" dedi. Hatimoğulları özetle şunları söyledi:
Bizler bu ufku, bu mücadeleyi vücut bulmuş hâlini proje olarak görüyoruz. Ne yazık ki Suriye’den bahsedecek olursak Suriye’de şu an Kürt halkının diğer halklarla birlikte oluşturmuş olduğu öz yönetimin yürüttüğü çalışmalar, yürüttüğü mücadele şu anda Şam hükümeti tarafından bir biçimiyle elimine edilmeye çalışılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Aynı şekilde Şam yönetiminin Dürzilere, Alevilere, Hristiyanlara dönük gerçekleştirmiş olduğu soykırım ve katliamları, baskıları, işkenceleri kabul etmek mümkün değildir. Demokratik bir Suriye’nin inşasında Kürt halkının öz yönetiminin orada oynamak istediği rol engellenmemeli, tam tersi önü açılmalıdır. Seküler, kadın özgürlükçü, demokratik karakteriyle sadece bir demokratik Suriye’nin inşası değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun en çok ihtiyaç duyduğu demokratikleşme, halkların eşitliği ve özgürlüğü, kadınların eşitliği ve özgürlüğü, farklı halkların ve inançların eşit ve ortak bir yaşamının tesis edilebileceği bir modeli oluşturuyor, oluşturmaktadır. Bu anlamıyla da oranın önü mutlaka açılmalıdır.
"Öcalan’ın çağrısı çok tarihi"
Bizler bugün Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısını tam da coğrafyamızın ve dünyanın içinden geçtiği, bu kadar savaşın ve çatışmanın konuşulduğu ve sömürünün arttığı bir dönemde bu çağrıyı çok tarihi ve çok kıymetli buluyoruz. Bu çağrı sadece Türkiye açısından değil ve sadece Kürt meselesi, Türkiye’nin bir iç meselesi değil; bölgemizin tamamı açısından son derece önemli atılmış bir adımdır. Yüz yıllık anlayışların, ezilenlerin ve zulmün kolay bitmeyeceğinin hepimiz farkındayız. Bu kadar küresel ve bölgesel gelişmenin ve kaotik bir zeminde buradan bir demokratik toplum inşasının son derece sancılı ve zorlu olduğunun farkındayız. Bizler bu zorlu yolda ve bu sancılı süreçte mücadeleye adayız, mücadele edeceğiz ve bu zorlukları göğüsleyerek mutlaka bu topraklarda barışı hep birlikte inşa edeceğiz. Barışın inşasının kalıcı olabilmesi için daha cesur, ezberleri bozan ve somut adımların atılması son derece önemlidir. Yine barışın kalıcılaşabilmesi için Sayın Öcalan’ın pozisyonunun, öneminin herkesin farkına varması da son derece önemli. Sayın Öcalan silahların sustuğu, fikirlerin konuştuğu bir siyaset öneriyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin çözümüyle birlikte düşünen yaklaşımı bu topraklar için son derece büyük bir şanstır. Bu tarihi an, tarihi şans herkes tarafından değerlendirilmelidir. Bunu devlet aklı için de iktidar aklı için de muhalefet için de ve bütün toplumsal dinamikler için aynı şekilde ifade etmemiz mümkündür.
ANKA