Bir arama kurtarma gönüllüsü anlatıyor: "AFAD ihtiyaç yok dedi ama…"

Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6’lık depremler Türkiye’nin 10 kentini altüst etti. 100 yılın afeti olarak nitelendirilen depremin ardından arama-kurtarma ekipleri kadar dikkat çeken bir başka şey daha var: Gönüllüler

6 Şubat Depremleri, Türkiye’nin 10 kentini etkiledi.

7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki Kahramanmaraş merkezli iki sarsıntı beraberinde büyük bir yıkım getirdi.

Depremin mali faturasının 4 milyar doları bulabileceği tahmininde bulunuluyor.

Doğal afetin yarattığı yıkım çoktan 1999’daki depremin ortaya çıkardığı tabloyu geride bıraktı.

Mucizelere haberlerine ilişkin beklentiler her geçen saat azalıyor, can kaybı ise sürekli artıyor.

Depremler Türkiye’deki arama-kurtarma çalışmalarının da sorgulanmasını beraberinde getirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar partisinin ileri gelenleri dahi, afet bölgelerine düzenledikleri ziyaretlerde ilk 24 saat içinde müdahale konusunda eksiklikler olduğunu kabul etti.

Başta depremin merkez üssü Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Malatya olmak üzere diğer pek çok şehirdeki afetzedelerin ağzından çıkan cümleler farklı ama varmak istedikleri nokta hayli benzer: “Ekipman yok, arama-kurtarma çalışmaları yetersiz, personel eksikliği söz konusu”

17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki Gölcük merkezli Marmara Depremi’nde öne çıkan arama-kurtarma ekibi bir sivil toplum örgütü olan ve yedi outdoor sporcusunun hayata geçirdiği AKUT’du.

2011’de Birleşmiş Milletler’in arama-kurtarma organizasyonu INSARAG tarafından “Orta Ölçekli Arama Kurtarma Ekibi” olarak Türkiye’den operasyonel sınıflandırmaya giren ilk ekipti AKUT.

Nasıl 1999’daki depremdeki çalışmalarıyla onlar öne çıktıysa, 6 Şubat depremlerinde de Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) konuşulur oldu.

Türkiye’de halihazırda AFAD ve AKUT ile birlikte AKA, GEA, Kimse Yok Mu Derneği de dahil olmak üzere BM tarafından profesyonelliği kabul görmüş 10 arama-kurtarma dernek/kurumu/ekibi bulunuyor.

Son 100 yılın en yıkıcı depremlerinin peş peşe yaşanmasının ardından bölgeye gitmek için otobüslerle yola koyulan madenciler bir yana, son felaketle birlikte belki de en çok öne çıkan gönüllülerin gösterdiği insanüstü çaba.

Türkiye’nin dört bir yanından afet alanına güç şartlar altında gittiğini söyleyen gönüllülerden biri de Ali Nusret Berker.

Berker, AFAD'ın gönüllüsü olarak yola çıktı.

"45 günlük çocuğunu bırakıp insanlara yardıma gitti"

Ali Nusret Berker, Yalovalı.

KPSS’ye yeni girdiğini devlet memurluğu beklediğini, sadece 1,5 ay önce baba olduğunu söylüyor.

Kendi deyişiyle daha evladının kokusuna doyamadan Hatay ve diğer kentlerde gördüğü manzaradan etkilenip bir grup arkadaşıyla AFAD'ın sağladığı otobüslerle yola çıktığını belirtiyor.

Berker'in arama-kurtarma çalışmaları esnasında yaşadığını iddia ettiği olaylar ise çok çarpıcı.
 

adam son.png
Fotoğraf: Ali Nusret Berker 


Araçla normal şartlar altında 11 saat sürecek yolu çok daha uzun sürede tamamlayıp afetin en çok etkilediği Hatay’a vardıklarını belirtiyor Berker.

Ancak AFAD ile birlikte Hatay yoluna çıktıklarında iddiasına göre Yalova'dan ayrılmalarına izin verilmiyor:

Yalova'dan yola çıktık. Gönüllü ekibiyiz… İlk başta bizi vali yardımcısı engelledi. Arabadan indirdi. ‘Orada gönüllüye vesaire gerek yok. Zaten yeterli kurtarma mensubu var, gitmenize gerek yok’ dedi. Kavga ettik kendisiyle, rest çekip yola devam edince ‘Ne haliniz varsa görün’ dedi…”

"AFAD bize ‘ihtiyaç yok’ dedi ama…"

Ali Nusret Berker ve arkadaşları önce Hatay’ın İskenderun ilçesine ulaştıklarını belirtiyor.

İlk işlerinin nasıl yardımcı olabileceklerini öğrenebilmek için bölgedeki Afet Koordinasyon Merkezi’ne uğramak olduğunu söylüyor Berker.
 

3.jpg
Fotoğraf: Ali Nusret Berker


İlkin bir enkazın başında görevlendirildiklerini, bir ölüme tanıklık ettiklerini ifade ediyor.

Ardından Samandağ’da ciddi bir ihtiyaç olduğu ihbarı alınca direksiyonu 90 kilometre ötesine kırdıklarını...

Samandağ yolunda kendisini AFAD sorumlusu olarak tanıtan bir kişiyle yaptıklarını öne sürdüğü görüşme sonrası Berker şöyle konuşuyor: 

AFAD sorumlusuyla görüştük. Bir beyefendiydi, şu an ismini hatırlamıyorum. Bu bey bize ‘Orada ne işiniz var? Yol yok, bir şey yok. Orası terör bölgesi, can güvenliğimiz olmaz, gitmeyin’ dedi. Yani çok açık bir şekilde gitmemizi engellemeye çalıştı. Biz yine de gittik. Yanımıza bir tornavida bile vermediler. Ama yine de gittik.”

Depremin ardından Hatay dahil toplam 10 şehirde çok sayıda yol zarar görmüştü; ancak Samandağ yolu Berker'in anlatımına göre kendilerine aksettirildiği gibi değildi:

Bayağı bayağı gittik, hiçbir sorun yaşamadan. Ama Samandağ'a giden ilk ekip hariç başkası yoktu. Bomboştu Samandağ. Bir de AFAD'ın resmi bir ekibi vardı. Arabanın içerisinde iki personel klimayı sonuna kadar açmışlar, sıcak arabasının içerisinde oturuyorlardı. Arabanın içinden ‘Buradaki bütün binaları taradık, zaten çoğu ex. Boşuna gitmeyin, isterseniz geri dönün’ deseler de biz yine de inatla yola devam ettik.”

Berker ve diğer gönüllü ekip arkadaşları bunun ardından evlerin enkazının altından en az 350 kişinin canlı olarak çıkartıldığını öne sürüyor.

Kendisi gibi gönüllü vatandaşların yanı sıra arama-kurtarma çalışmalarına sahil güvenlik ekipleri, İBB'ye bağlı itfaiye birimlerinin de eşlik ettiğini aktarıyor.
 

2.jpg
Fotoğraf: Ali Nusret Berker


“Eğer bize ekipman desteği sağlanmış olsaydı toprağın altına verdiğimiz insanların belki yarısına sağ şekilde dışarıya çıkabilirdik” diyor.

Afetin ilk 48 saati Samandağ’da kimse yok muydu?

Ali Nusret Berker bu soruya “Sadece daha sonradan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itfaiye ekibi geldi” diye yanıt veriyor.

Onlarla beraber enkaz altından çok sayıda cenaze çıkardıklarından bahsederken sesi titriyor, boğazı düğümleniyor.

Daha sonra desteğin geldiğini ekliyor ama bu desteğin 4 kişi ile sınırlı olduğunu öne sürüyor. 

Sitem ile şaşkınlığının hala tazeliğini koruduğu sesinden fark ediliyor:

Koca ilçe için 4 kişilik ekip mi? Biz ile birlikte yaklaşık on üç kişilik bir ekip mi? Tüm Samandağ’ın ikmalini sağlamaya çalıştık. Vatandaşlardan bir jeneratör bulduk. Yani gerçekten kendi çabamızla insanları kurtarmaya başladık. Ama bu süre zarfında yani sesini duyduğumuz insanların sesini duymamaya başladık. Onları kaybetmeye başladık. Ve her aradığımız devlet kurumu telefonu suratımıza kapattı. İnsanları ölüme terk etmenin nasıl bir mantığı olduğunu gerçekten idrak edebilmiş değiliz.”

 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)


“40 günlük bebeğimin kokusunu içime çekmeden Hatay’da cansız bebeklerin kokusuyla yüzleştim”

Ali Nusret Berker, yeni baba oldu.

Deprem haberinin ardından 40 günlük bebeğini ardında bıraktığını belirtip başka canları kurtarabilmek için afet bölgesine gittiğini ifade ediyor.
 

1.jpg
Fotoğraf: Ali Nusret Berker


Hem karşı karşıya kaldığı manzara hem edindiği tecrübeleri bir daha hiç unutamayacakmış gibi görünüyor:

Yani bu gözlerin gerçekten gördüklerini hiç unutamayacak. Size yemin ederim otuz beş, kırk günlük bir bebeğim var. Ben daha bebeğimin kokusunu böyle genzime dolduramadan o küçücük bebeklerin enkaz altındaki ölmüş kokularıyla doldurdum. Yani bunu tarif edebilmemin mümkünatı yok. Bu acının bir tarifi yok. Geri döndüm. Şu an bile ‘Acaba geri dönmemeli miydim?’ diye arkadaşlarımla tartışıyoruz. Biz bundan sorumluluk hissediyoruz. ‘Belki şu anneyi kurtarabilirdik’ diyoruz. Ama bu da asıl sorumluluk hissetmesi gereken hiç kimsede bir gram vicdan yok. Ben bugün AFAD'ın buradaki merkezine gittim. Buradaki sorumluluğuyla görüşeyim diye. ‘Beyefendi bakın, böyle böyle durum bu. Hani bilin ki bu insanların vebali aynı zamanda sizin üzerinizde, bu koordinasyonsuzluğu sağladığınız için biz bunu yaşadık’ dedim. Adamlar bana ‘Kapa çeneni’ dediler. Bunu nasıl tarif edebilirim bilemiyorum. Yaşadığın duyguyu anlatabilecek herhangi bir kelime yok."

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU