Türkiye Yahudilerinin siyasi temsillerinde öne çıkan bir isim: Salamon Adato (1894-1954)

Prof. Dr. Zehra Aslan Independent Türkçe için yazdı

Salamon Adato, 21 Temmuz 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’nin ilk Yahudi milletvekili olmasının yanında Türk siyasi tarihine iz bırakan kişiliklerden birisidir.

Mesleğindeki başarısıyla ün kazanmış ve mensup olduğu Türkiye Yahudi Cemaati'nin Meclis'te en aktif temsilcisi olarak dikkat çekmiştir. 

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’den ikinci defa İstanbul milletvekili seçilen ve 2 Mayıs 1954 seçimlerinde de adı Yahudi Cemaati içinde öne çıkan Adato’nun, geçirdiği elim bir kaza tüm planları ve tercihleri değiştirmiştir.

Edirne’nin Hasanpaşa Mahallesi’nden Sorbonne Hukuk Fakültesi’ne…

1894 yılında Edirne’nin Hasanpaşa Mahallesi Hacı Memiş Bey Sokağı’nda 41 numaralı evde dünyaya gelen Adato’nun babası Nesim Efendi, annesi Rikuça Hanım’dır.

İlköğrenimini Edirne’de Alyans ilkokulunda tamamladıktan sonra 1908 yılında girdiği Galatasaray Lisesi’nden 1912 yılında mezun oldu.

Daha sonra Darülfünun Hukuk Mektebine kayıt yaptırmış, fakat Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla eğitimini yarıda bırakmıştır. 

Yedek Subay Okuluna çağrılıp, Mütarekeye kadar çeşitli görevlerde ihtiyat zabiti olarak görev yapan Adato’nun, terhis olduktan sonra ilk işi yarım bıraktığı hukuk eğitimini tamamlamak oldu.

1919 yılında Paris’e giderek Paris Üniversitesi (Sorbonne) Hukuk Fakültesi’nde doktoraya başladı. 1922 yılında “Hukuk doktoru” unvanını alarak Türkiye’ye döndü. 

19 Ağustos 1922'de dava vekilliği ruhsatnamesi aldı. 13 Mayıs 1924'te staja başlayıp 29 Eylül 1925'te Baroya kabul edildi. Milletvekili olana kadar da avukatlık yaptı.

Milletvekili seçildiğinde evli ve bir çocuk babası olan Adato, Türkçe, Fransızca, Almanca ve İngilizce biliyordu.
 

Salamon Adato.jpg
Salamon Adato / Fotoğraf: TBMM Albümü, Cilt:2, s.566


Siyasi tercihi    

Salamon Adato’nun, milletvekili seçilmeden önce Samet Ağaoğlu, Cihad Baban ve Celal Bayar gibi Demokrat Parti’nin önde gelen isimleri ile şahsi yakınlığı vardı.

Bayar, Demokrat Parti kurulmadan önce Adato ile fikir alışverişi yapar, onun tavsiyelerine önem verirdi. 

21 Temmuz 1946 seçimleri için Avram Galanti, CHP’den; Adato ise DP’den milletvekili adayı oldu.

Musevi milletvekili adaylarının belirlenmesinde genellikle cemaatin tercihlerine göre hareket edildiği biliniyor.

Rıfat Bali’nin “Devletin Yahudileri ve 'Öteki' Yahudi” adlı eserinde kızı Renata Haim’in açıklamasına dayandırılarak, Adato’nun adaylığında, cemaatin değil DP İstanbul İl Başkanı Kenan Öner’in teşviklerinin etkili olduğu bilgisi verilmektedir.

Salamon Adato DP listesinden İstanbul milletvekili seçiliyor…

21 Temmuz 1946 günü yapılan genel seçimler, Cumhuriyet döneminin ilk tek dereceli seçimleri olmasının yanı sıra uygulanması (bilhassa açık oy gizli tasnif) ve sonuçları bağlamında uzun süre tartışılmıştır.

Sonrasında önceden sandıkların doldurulduğu, insanların zorla evlerinden alınarak iktidar partisine oy verdirildikleri gibi şikayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve Demokrat Parti yönetimine iletildi.

Mecliste bunların araştırılması için komisyon kurulmuşsa da sonuca etki eden bir durum ortaya çıkmamıştı.

Bu tartışmalı seçimlerde aldığı 165 bin 866 oyla İstanbul milletvekili olan Salamon Adato Meclise 5 Ağustos 1946 tarihinde katıldı. Tutanağı 12 Ağustos 1946 tarihinde onaylandı. 

Adato’nun Demokrat Parti listesinden aday gösterilip seçilmesi ile Cumhuriyet döneminde azınlıkların siyasi temsili noktasında bir ilk ortaya çıkmıştı.

Daha önce de iki Yahudi milletvekili meclise girmişti, fakat azınlık milletvekilleri CHP’ye üye olamadıkları için bağımsız listeden aday gösteriliyorlardı.

Buradan bakıldığında Adato’nun DP listesinden İstanbul milletvekilliği, sadece Türkiye Yahudi toplumu için değil genel anlamda Türkiye’deki ekalliyetler için de önemli bir gelişmeydi. 

Salamon Adato hakkında yapılan ihbar ve suçlamalar

Salamon Adato, milletvekili olduğunda başarılı bir avukat olarak adını, siyasi çevrelerde duyurmuştu.

Siyasi tercihini ise iktidarın karşısında en güçlü muhalefet olarak beliren ve kısa sürede kendisini kanıtlayan Demokrat Parti’den yana kullanmıştı.

Üstelik kendi halinde, olaylar karşısında sessiz kalan ve çekince duyup buna göre hareket eden bir karakter yapısı yoktu.

Kısacası karakterinin, siyasi hayatında hem onu öne çıkartan hem de tepkilerin odağına yerleştiren bir etkisi vardı.

Tüm bunlar birleştiğinde henüz demokrasiye geçme çabalarının olduğu bir dönemde, Adato’nun milletvekili seçilmesinin bir kısım çevreleri pek de memnun ettiği söylenemezdi. 

21 Temmuz 1946 seçimleriyle meclise girmeye hak kazanan Salamon Adato hakkında, ihbarlar ve suçlamalar yapıldı.

Suçlamaların temeli,  Adato’nun “Sovyetler Birliği’ne hizmet” ettiği iddiasına dayandırılmıştı. 

İhbarların ilki Lütfi Barış adlı bir kişiye aittir. 1946 seçimleri öncesi yapılan ve kişisel husumetten kaynaklı olduğu anlaşılan ihbar sonrasında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği tarafından Salamon Adato hakkında soruşturma başlatıldı.

Lütfi Barış, Adato’ya yönelik suçlamalarını üç noktada topluyordu: 

  • Salamon Adato’nun avukatlığını yaptığı Sovyet Bankası, bir propaganda şubesiydi. 
  • Salamon Adato, bu Banka vasıtasıyla Sovyet Hükümetinin umumi vekiliydi. 
  • Milletvekili olması durumunda daima Sovyet menfaatlerine hizmet edecekti. 

Lütfi Barış ile ilgili Emniyet Müdürlüğü'nün yaptığı araştırma neticesinde Bosna Hersek doğumlu olduğu, Barut İnhisarı'nda müdürlük yaptığı ve bu görevi sırasında da bir suiistimal nedeniyle işinden çıkartıldığı anlaşılmıştı.

Ayrıca Barış’ın geçmişinde bir takım ailevi problemleri olduğu yönünde de bilgi edinilmişti. Emniyet, Lütfi Barış’la temasa geçti ve ondan Adato’yu ihbar etmesinin nedenini öğrendi.
 

Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA).jpg
Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA)


Lütfi Barış, 1926 yılında Kemal Nasî adında bir Yahudi ile (İbrahim Beyzade Lütfi ve Kemal Nasî adlı) bir şirket kurmuştu.

Bu sıralarda Rusların İstanbul’da siyasi işlerde de faal olan “Arkos Şirketi” ve “Sovyet Ticareti Hariciye Bankası” ile temasları olmuştu.

Fakat kendisi Rusya’da iken şirketlerine, mali mevzuata aykırı hareket nedeniyle, bir milyon 380 bin lira cezalı kazanç vergisi kesilmiş ve mallarına haciz konulmuştu.

Bu gelişme üzerine ortağı, iflas kararı alarak yurt dışına kaçmıştı. Üstelik Sovyet Bankası ve Odesa gümrüklerinde hacze tabi olmayan dört milyon lira değerindeki mallarını da önce Yunanistan’a kaçırmış, buradan yüzde 60 tenzilatla satın alarak Rusya’ya getirerek dilediği gibi tasarruf etmişti. 

Lütfi Bey ise İstanbul’a döner dönmez derhal iflas kararını kaldırtmış, icra yoluyla Sovyet Bankasına ödeme emri göndertmişti.

Kanuni süre içinde buna bir itiraz edilmediği için parası hesabına geçeceği sırada Salamon Adato devreye girmişti.

25 Temmuz 1946 tarihinde Yargıtay tarafından onanan karar lehinde olsa da Adato, İsak Sağes adlı bir başka avukatla birlikte Sovyet Konsolosluğu ve Sovyet Bankası'na bu durumu bildirip, onlardan aldıkları vekaletle birlikte Lütfi Barış’ı uzun süre mahkemelerde uğraştırmıştı. 

Salamon Adato’nun, “Sovyet emeline hizmet edici ruh ve karakterde bir adam” olduğunu ileri süren Lütfi Barış, onun Büyük Millet Meclisi gibi yüce bir kurumda temsilci olması halinde Sovyetlerin hesabına çalışacağına dair tahmin yürütüyordu. 

Öte yandan Emniyet, mahkeme dosyasından Adato’nun 5. Noterlik'ten onaylı S.S.C.İ Ticareti Hariciyesinin vekili olduğuna dair vekaletnameye ulaştı.

Bu bilgiler üzerine Adato hakkında soruşturmanın derinleştirildiği anlaşılıyor. 'Hangi davalarda görev almıştı?', 'Kime hizmet etmişti?' Bu ve benzeri soruların cevabı aranıyordu.

Lütfi Barış’ın geçmişi nedeniyle bazı problemleri olduğu bilinciyle hareket edilmesine rağmen Adato ile ilgili iddialar ciddiye alındı.

Hatta vekaletnamelere ulaşıldıktan sonra Lütfi Barış’ın sözlerinin doğru olduğuna dair kanaat, ağırlık oluşturdu.

Bunun arkasında “Sovyetlerin itimat etmeyecekleri kişilere haklarını müdafaa hakkı vermeyecekleri” düşüncesi yatıyordu. 

Emniyet Müdürlüğü ve Milli Emniyet hizmeti Başmüfettişliğinde yapılan araştırmada Salamon Adato’nun Türkiye aleyhinde faaliyette bulunduğuna dair bir kayıt bulunamadı.

Fakat iddia edilen vekâletnamelere ulaşılması halinde, Sovyetlerin haklarını müdafaa ettiğine dair fikir edinilebileceği düşüncesi hakimdi.

İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ın Adato’nun Sovyet Bankası ile ilişkilerinin gizlice incelendiğini bildirmesi, bu düşüncenin bir sonucuydu.

1310 Edirne doğumludur. Karısı Avusturya Yahudilerindendir. Sorbonne mezunudur. Şimdilik deniz ticareti işlerinde ileri derecede tanınmış bir avukattır. Sovyet Bankası ile ilgili alakası gizlice incelenmektedir. 


İhbar olarak değerlendirilebilecek ikinci mektup, 31 Temmuz 1946 tarihli Üzeyir As adlı birisi tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine hitaben yazılmıştır.

İçeriğinde ilkiyle benzer şekilde Salamon Adato’nun, Türkler aleyhindeki davalarda avukatlık yaptığı iddiaları vardı.

Buna göre Adato, Türk mahkemelerinde Rus ajanı gibi davrandığından dolayı ceza almış, ama iltimas yaptırıp cezası geçici hale getirilmişti.

Türkler aleyhinde müdafaa yapan avukatların Barodan çıkartıldıklarına dikkat çekilen yazıda, Ruslardan yaptığı hizmet karşılığında ücret alan ve bu grup arasında gösterilen Adato’nun İstanbul milletvekili seçilmesine tepki gösteriliyordu. 

…Her hangi ecnebi devletten doğrudan doğruya veya bilvasıta veyahut her ne suretle olursa olsun ücret alan bir vatandaşın Büyük millet Meclisinde yeri olamaz. Milletimize itimat telkin edemez… Hele azınlıklara mensup olursa…
 

2.jpg
Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA)


Görüldüğü gibi Salamon Adato ile ilgili ihbarlar, Sovyetler lehinde çalışmak üzerine temellendirildi.

Bu durum Adato’nun mesleğinden kaynaklı delillerle de pekiştirilip, ciddiye alındı ve hakkında soruşturmalar açıldı. 

Bahsi geçen yıllarda Sovyet tehdidinin, Türkiye’nin hem iç hem dış politikasındaki tutumunu belirleyen temel etken olduğunu göz önüne alarak bu tutum değerlendirilmelidir. 

1946 sonrası özgürleşen siyasi ortam içerisinde kurulan “Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi” ve “Türkiye Sosyalist Partisi” gibi oluşumlar, Sıkıyönetim Komutanlığınca kapatılmış, kurucuları ve bazı üyeleri, Sıkıyönetim Mahkemesine verilmişti.

Yani sol faaliyetlere göz açtırılmıyor, Sovyetlerle bağlantılı her şeye şüpheli bakılıyordu. Adato ile ilgili durum sadece bununla da sınırlı değildi. O, Demokrat Parti’nin listesinden aday olmuş ve seçilmişti. 


Cumhuriyet döneminin ilk güçlü muhalefet partisinin temsilcisi olarak Salamon Adato

Salamon Adato, 8. dönemde (1946-1950) milletvekili seçilip tutanağı onaylandıktan sonra ilk konuşmasını seçim tutanakları üzerinde 26 Ağustos 1946 tarihli Meclis oturumunda yaptı.

Bu konuşma, aynı zamanda siyasi yaşamında izleyeceği tutumu gösteren bir işaretti.  

CHP’den İstanbul milletvekili seçilen Kazım Karabekir, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemil Cahit Toydemir, Hüseyin Cahit Yalçın’ın seçilmesine yapılan itiraz sonrasında konu, yetkili komisyona havale edilmişti.

Komisyonun itirazı geçersiz gören kararı üzerine söz alan Salamon Adato, bir imada bulunma gayesi gütmeden usule yönelik eleştirisini dile getirdi.

Derinlemesine inceleme yapılmadan kararın verildiğini iddia etti. Bahsi geçen beş kişinin, şikayet mevzuu olan olaylarla ilgilerinin bulunmadığının bilincinde olan Adato, seçimlerde yapıldığı ileri sürülen bir takım yanlı uygulamaların yok sayılmasına itiraz ediyordu. 

Bu uygulamalar sayesinde Demokrat Parti adaylarının kazandığı 649 bin 905 oyun, Halk Partili adaylara aktarıldığını ileri sürüyordu.

Adato’ya göre, oylar yakılmış, muhtarlar ve memurlar iktidar partisine çalışmıştı. Yani CHP milletvekillerinin seçilmesi temelde kanunsuzdu. 

Milletvekilleri seçiminin yenilenmesine karar verilmesini müteakip tazyik ve tedhiş yapıldı, seçimlerin devamı müddetince de Halk Partisinden gayri partiler ve müstakil adaylar birçok yerlerde sandık baslarından uzaklaştırıldı ve seçim tarzı hakkında esaslı bir fikir edinmelerine imkân bırakılmadı…

TBMM Zabıt Ceridesi,
26 Ağustos 1946, B:8, O:2, s.155.

Seçimlere hile karıştırıldığını savunarak, itirazda bulunan Adato, Sovyet ajanı olduğuna dair suçlamalarla milletvekilliği döneminde de karşılaştı.  

Tanin gazetesi aracılığı ile bu iddia üzerinden Hüseyin Cahit Yalçın’la ve CHP’lilerle sert tartışmalara girdi. 

Adato, azınlıklara yönelik din ve ırk farkı gözetmek, Varlık Vergisi, askerlikte silah kullandırmamak gibi uygulamaları nedeniyle eleştiri oklarını sık sık CHP’ye yöneltmekten geri durmadı. 

Yahudi cemaatinin iç yönetim sorununu gündeme getirdi ve çözüm için çaba gösterdi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 1948 bütçesi görüşmelerinde Yahudi toplumunun yasal düzenlemelerle Vakıflar Müdürlüğü'nün eline bırakılmasının ortaya çıkarttığı problemlere dikkat çekti. 

Adato’ya göre cemaatlerin sosyal ve dini ihtiyaçlarını tatmin amacıyla oluşturulan kurum vakıflarının idaresine, mütevellilerin tayin edilmesi uygulaması, hiçbir yarar sağlamamıştı.

Çünkü mütevelliler yetkilerinin dışına da çıkarak, ibadethanelerdeki ruhani üyelerin alanlarına dahi müdahalede bulunmuşlar ve bu yolla cemaatlere baskı uygulamışlardı.

Evkaf Müdürlüğü'nü de “kanunun çizdiği hududu aşarak kanuna uygun muameleler” yapmamakla suçlayan Adato, Müdürlük ve mütevellilerin tutumundan dolayı, bir sinagogun mütevellisinin istifa ettiğini söylemişti. 

Çünkü sosyal ve dini amaçla oluşturulan bir cemaat müessesesi, ancak o cemaate mensup vatandaşların yaptığı bağışlarla yaşayabilirdi. 

Salamon Adato’nun Hasan Saka Hükümetinden bir de ricası vardı. Peker Hükümeti döneminde başlatılan yasal düzenlemelerin, hem hükümetin hem de cemaatlerin ihtiyaçlarını tatmin edecek şekilde tamamlanmasını istiyordu. 

Bu konuşmadan sonra konu, Meclis komisyonlarına getirildi ve 31 Mayıs 1949 tarihinde hazırlanan tasarı üzerinde müzakereler yapıldı.

Gelişmelerden memnun olan Salamon Adato, tasarıyı desteklediğini açıkladı:

Geçen Hükümet ve hâlihazır Hükümetimiz bu realiteyi kabul ederek yüksek huzurunuza bu tasarıyı vermek lüzumunu görmüştür. Tasarı kabul olunduğu takdirde içtimai ve vatani bir vazife gören bu müesseseler daha ziyade inkişaf edecektir. Müesseseler cemaatlerce intihap edilecek kimseler tarafından idare edilecek ve fakat yine alâkalı makamlarca kontrol edilmek suretiyle faaliyetlerine devam edeceklerdir. Binaenaleyh tasarı yerindedir, kabul edilmesini Yüksek Meclisten rica ederim.

TBMM Zabıt Ceridesi,
B:97, O:1, 31 Mayıs 1949, s.1127.


Salamon Adato, bu dönemde ayrıca Milli Korunma Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi, Sendika Birlikleri hakkında Kanun, Jandarma Kanunu’nun 12'nci maddesinin değiştirilmesi, bütçe kanunları, Avukatlık, Hakimler, Vergi Usul, İş, Milletvekili Seçimi, Noter, Belediye Gelirleri, Af kanunları, kimsesiz terkedilmiş çocukların korunması başta olmak üzere 44 konuda Genel Kurulda söz almıştır. 

İktidar partisinin temsilcisi olarak tutumu

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Salamon Adato yine DP’den İstanbul milletvekili adayıdır.

Seçim propagandaları sırasında tüm eleştiri oklarını CHP’ye yönelten Adato, 238 bin 390 oy alarak milletvekili seçildi ve seçim tutanağını 17 Mayıs 1950'de alarak 22 Mayıs 1950'de Meclise katıldı.

Tutanağı, 5 Haziran 1950'de onaylandı. 

Bu dönemde de Salamon Adato, yine aktif bir isim olarak öne çıkmıştır. 

İlk olarak 14 Mayıs seçimlerinin yurt dışı kamuoyuna yansımaları hakkında, DP grubunu bilgilendirdi.

Günlerce radyoların ve gazetelerin seçimlerle ilgili yayın yaptığını söyledi. Durumdan duyduğu memnuniyeti ifade etti. 

Fakat bazı gazetelerde Demokrat Parti aleyhinde yayınlar yapılmıştı. Özellikle Fransız Rouge et le Noir gazetesinde DP aleyhinde yapılan neşriyata dikkat çekerek “Acaba fesler iade edilecek mi”, “Türk hanımları tekrar mestur olacak mı” gibi başlıklarla çıkan makalelerin içeriğini, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ile paylaştı.

Dışişleri Bakanı’ndan DP aleyhinde çıkan bu türden yayınları araştırmasını ve gerekirse de tedbir almasını istedi. 
 

DP Grup Tutanakları, 11 Temmuz 1950..jpg
DP Grup Tutanakları, 11 Temmuz 1950


Muhalefet temsilcileri ile sık sık tartışmalara giren Salamon Adato, sonuna kadar Demokrat Parti’ye bağlı kaldı. Fakat bu bağlılık, asla partizanlık olarak algılanmamalıdır.
 


Salamon Adato, genel olarak “haklar” konusunda hassastı. Toplumların alışkın olduğu uygulamaların bir anda büyük bir dönüşüme uğramasının yarattığı rahatsızlığı anlıyor ve hak da veriyordu. 

1950 seçimlerinden sonra basına verdiği mülakatta, ezanın Arapça okunması meselesi hakkında görüşlerini paylaşmıştı.

Ona göre müezzinlerin İslam dininin dilinde çağrıda bulunmalarına izin vermekle Hükümet, tuhaf bir tezat duruma son vermeyi amaçlamıştı.

Fikrini desteklemek için de “…Yahudiler dualarını İbranice, Hristiyanlar Latince yapmıyorlar mı?” şeklinde bir soruyla, Arapça ezan yasağının kaldırılmasını, laikliğe karşı tutum değil, DP Hükümetinin ilkelerine bağlılığı olarak değerlendirmişti.

CHP dönemini ve CHP’yi azınlık hakları ile ilgili uygulamalardan ötürü sık sık eleştirirken DP iktidarı döneminde de rahatsız olduğu söylemlere, benzer şekilde cevap vermiştir. 

Tevfik İleri’nin 1951 yılında yaptığı bir konuşmada Yahudileri Türkçe konuşmadıkları için eleştirmesine, CHP iktidarının en karanlık döneminde dahi bu tür sözler söylenmediğini belirterek tepki göstermiştir. 

Salaman Adato’nun Türk vatandaşlığı ile ilgili bir sorunu yoktu. Sadece hassasiyetleri vardı ve bunları dile getiriyordu. Mecliste yaptığı bir konuşmada önce Türk sonra Yahudi olduğunu söylemişti.

Yahudileri küçük düşürücü ifadelere karşı sessiz kalamayacağını da eklemiştir. 

Bir Musevi vatandaşa ait olan nüfus tezkeresinde «Yahudi» kaydı mevcuttur. Binaenaleyh bu ırkı tezyif edici bir söz söyleyen Emrullah Nutku' ya her halde bir cevap vermek zaruri idi. Ben? evvelâ Türküm. Fakat ondan sonra neyim? Hristiyan değilim, Yahudi’yim. Binaenaleyh Yahudi’yi tezyif eden sözü söyleyen arkadaşıma ırkçılık bakımından değil, nezahet bakımından cevap vermek mecburiyetindeyim.

TBMM Zabıt ceridesi,
B:11, O:1, 30 Kasım 1951, s.313.


Adato, yanlış bulduğu uygulamalarda kendi partisini eleştiren bir siyasetçiydi.

20 Haziran 1950 tarihli DP Meclis Grubunda yaptığı bir konuşmada muhalefette oldukları dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’ni, ülkeyi ilgilendiren bazı sorunları grupta müzakere ederek karara bağladığı için eleştirdiklerini hatırlattıktan sonra “Vaktiyle şikâyetlerimize mucip olan vaziyetler ihdas etmek doğru olmasa gerekir” diyerek uyarıda bulunmuştu.

Çünkü DP grubunda da benzer bir tutanağa itiraz edilmişti. 

Düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesine çok önem veriyordu. 27 Haziran 1950 tarihli DP Grup toplantısında buna engel olabilecek her türlü usulün karşısında olacağını açıkça söylemişti:

…Önceden aleyhte söz aldı diye başka türlü konuşamayacak mıdır? Böyle bir usulü esas ittihaz etmek (kabullenmek) sakimdir (yanlış), yolsuzdur, serbesti münakaşayı ihlal etmektir.


Yine 13 Temmuz 1950 tarihinde Mecliste müzakere edilen “Bazı suç ve cezaların affı hakkında Kanun tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu” üzerinde yaptığı konuşmalarda başta Adalet Bakanı Halil Özyörük olmak üzere, partisine mensup milletvekilleri ile karşı karşıya gelmiştir. 

Affın sınırlandırılması yönündeki düşünceleri eleştiren Adato, en çok da bunu savunanların hukukçu olmasına şaşırıyordu:

Muhterem arkadaşlar, benden evvel bu mevzu üzerinde söz söylemiş olan hatiplerin bir kısmı affın tahdit (sınırlandırılması) edilmesine taraftardır. Hüviyetlerini sordum; hâkim, müddeiumumi (savcı)…


Toplumda sosyal statülere göre muameleler, Salamon Adato’nun hassas olduğu konulardandı. Bu durumu meşru gösterecek her türlü yasal düzenlemeye karşı adeta savaş açmıştı.

Büyük paralarla vatandaşı ve devleti dolandıranların değil de belki çocuğuna ilaç alabilmek için küçük çaplı hırsızlık yapan bir memurun hapse atılmasını, toplumdan uzaklaştırılmasını, görevine son verilmesini kabul edilemez buluyordu. 

Yani milyonu aşıran, suiistimal eden adam serbest dolaşacak 2-300 lira irtikâp etmiş memur hapsedilecek. Niçin? Bu memur cemiyetten tecrit mi edilecek? Nerede adalet, nerede atıfet?

Arkadaşlar, büyük meblâğları suiistimal eden insanlar her imkândan istifade edecekler fakat Devletin 500 lirasını, irtikâp edenler istisna edilmiştir. Bu birkaç, yüz liralık irtikâptan dolayı yakasını ele veren memurun aftan istifade etmemesi doğru mudur? Doğrudur deniliyor, çünkü Devletin malını çalmıştır, Devletin malı çok mukaddestir; ama ferdin malı mukaddes değildir. Ferdin malına kıymet vermeyen rejimler, diktatör rejimlerdir…

TBMM Zabıt Ceridesi,
13 Temmuz 1950, B: 22, O: 3, s.643


Tutumu, faaliyetleri ve renkli kişiliğiyle X. Döneme damga vuran isimlerden birisi olan Salamon Adato, milletvekilliği süresince Çalışma ve Anayasa komisyonlarında görev aldı.

Çalışma Komisyonunun başkanlığını yaptı. Uluslararası bir kuruluşla yapılan kira sözleşmesi hakkında yazılı sorusu, Genel Kurulda değişik 35 konuda 53 konuşması vardır. 

Öne çıkan faaliyetleri arasında, cemaatlerin mütevellilerini seçmelerine olanak sağlayan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öneren bir kanun tasarısı hazırlaması ve nüfus cüzdanındaki din hanesinin iptali ile ilgili teklif hazırlanmasında öncülük yapması sayılabilir.

Yine Türk vatandaşlığını kaybetmiş kişilerin Türkiye’de her yıl altı ay ikamet etmelerine imkân sağlayan kanun teklifini de Nihat Erim ve Cihat Baban’la birlikte hazırlamıştır. 

Adato, TBMM heyetleri içinde Parlamentolar Arası Birliği konferanslarına katıldı.

1950 yılında Dublin’de yapılan konferans, 1951 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmiş ve Adato burada da Başkan Yardımcısı olarak Türk heyetinde görev almıştır.

1953 yılında Washington’da düzenlenen konferansta, oy birliği ile mali komiteye seçilmiştir.


Elim uçak kazası ve ölümü

1954 seçimleri öncesinde İstanbul’da yapılan DP aday yoklamalarında, gayrimüslim adaylar kazanamadı.

DP merkez teşkilatı, Yahudileri temsilen Cemaat Başkanı Hanri Soriano’yu aday göstermeyi düşündü. Fakat Yahudi Cemaati Salamon Adato isminde ısrarcı oldu. 

Çok geçmeden aday gösterme stratejileri, en azından Salamon Adato’nun adı etrafında önemini yitirecekti.

Çünkü Adato 3 Nisan 1954 günü bir dava için gittiği Adana’dan dönerken, içinde bulunduğu uçağın kalkışından on dakika sonra Kurttepe mevkiinde havada infilak etmesi sonucunda hayatını kaybetti. 
 

Milliyet, 4 Nisan 1954.jpg
Milliyet, 4 Nisan 1954

 

Akşam, 5 Nisan 1954.jpg
Akşam, 5 Nisan 1954


Kazada ölen 25 kişi arasında Türkiye Köylü Partisi Lideri Remzi Oğuz Arık da bulunuyordu. 

Uçak kazasında ölenlerden altısının (M. Nuri Üstündağ, Cihangir Safyurt, Salamon Adato, Seyfettin Akman, Hayim Novara, Baha Baban) cenazeleri, 5 Nisan günü İstanbul Yeşilköy Havaalanına getirildi. 

Cenazeleri almak için havaalanına gelen aileler, sessizce emanetlerini teslim almayı beklediler.

13.40 gibi Yeşilköy Havaalanına inen uçaktan önce başta Başbakan Adnan Menderes’in olmak üzere çeşitli parti ve kişilere ait çelenkler, sonra da üstleri Türk bayrağı ile örtülü cenazeler çıkartıldı. 

Salamon Adato’nun cenazesini teslim almak için havaalanına kızı Renata geldi ve sessiz bir matem içinde uçağın havaalanına inmesini bekledi. 

Biraz ilerimizde orta yaşlı, gözlüklü, temiz giyinmiş birinin kolunda baştan ayağa siyahlara bürünmüş genç bir kız görüyoruz. Elindeki mendille mütemadiyen gözlerini siliyor. Bu kazazede Salamon Adato’nun kızı Renata’dır. Yanındaki erkek kendisini dolaştırarak teselli ediyor. Fakat bu sözlerin hiçbiri fayda vermiyor. Kim bilir, belki de genç kız bunların hiçbirini duymuyor…

(Milliyet yazarı Fahir Ersin’in Renata ile ilgili gözlemlerinden)
 

Yeni Ulus, 4 Nisan 1954.jpg
Yeni Ulus, 4 Nisan 1954


Salamon Adato’nun cenaze töreni 6 Nisan 1954 günü Galata Neve Şalom Sinagogu’nda yapıldı ve naaşı Şişli’deki İtalyan Musevi Mezarlığı’na defnedildi. 

Aradan bir yıl geçmeden eşi Kornelliya (Leyli) Adato da 1955 yılının 6 Şubat günü vefat etti.

Onunla ilgili gazetelere yansıyan haberlere göre Kornelliya Hanım 4 Şubat 1955 günü tentürdiyot içmek suretiyle intihara teşebbüs etmiş, hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamamıştı.
 

Milliyet, 4 Nisan 1954..jpg
Milliyet, 4 Nisan 1954


Salamon Adato, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için Demokrat Parti saflarında mücadele vermişti.Milletvekilliği döneminde fikirlerini hem parti grubunda hem de Mecliste cesaretle dile getirdi.

1950 seçimleri öncesinde partisine yönelik müdahalelerle ilgili kamuoyuna yapılan açıklamaya imza koyanlar arasındaydı. 1951 yılının ekiminde DP’nin Merkez Haysiyet Divanına seçilmişti.  

Kore’den dönen yaralı gazileri ziyaret eden DP Meclis Grubu heyetinde ve (Başkan Vekili sıfatıyla) Parlamentolar Birliği Kongresi’nde Türkiye’yi temsil edenler içinde adı hep vardı.

Adato, eleştirileri olmakla birlikte, siyasi hayatı süresince Demokrat Parti’ye sadık kaldı. Fikirlerini her ortamda savundu.

Hatta zaman zaman muhalefetin takdirini kazanırken, kendi parti arkadaşlarıyla ters düştü. Muhalefet milletvekili iken de CHP iktidarının attığı bazı adımlar (Sendikalar Kanunu ve Vakıflar Kanunu gibi) için hükümeti desteklemiştir.

Demokrasiye inanan ve bunun mücadelesini de hayatının sonuna kadar veren Salamon Adato, ülkesine hizmet eden başarılı bir siyasetçiydi.

Talihsiz ölümü, sadece Türkiye Yahudileri için değil, Türk siyaseti için de bir kayıp olmuştur.

 

 

Yararlanılan kaynaklar:

  • Akşam, 5 Nisan 1954
  • Avner Levi, Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler, 1.baskı, İletişim, İstanbul 1996.
  • Bensiyon Pinto, Anlatmazsam Olmazdı Geniş Toplumda Olmak, Derleyen: Tülay Gürler, 8.baskı, Doğan Kitap, 2008.
  • Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA)Fon: 490.01/162.646.2; 030.01/65.402.5. 
  • Cumhuriyet, 24 Ağustos 1951.
  • DP Grubu Meclis Tutanakları
  • Kazım Öztürk, Türk Parlamento Tarih, IX. Dönem, Cilt:7, Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Yayınları, No:18, Rıfat Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri Devletin Örnek Yurttaşları (1950-2003), Kitabevi, İstanbul 2009.
  • Milliyet, 20 Ocak 1951.
  • Milliyet, 22 Ekim 1951.
  • Milliyet, 4 Mayıs 1950.
  • Milliyet, 4 Nisan 1954.
  • Milliyet, 7 Şubat 1955.
  • Naim Güleryüz, Toplumsa Yaşamda Türk Yahudileri, Gözlem, 2.baskı, İstanbul 2015,s.132.
  • TBMM Arşivi, İstanbul Milletvekili Salamon Adato Olumluk Kâğıdı (Tercüme-i Hal), Dönem: VIII, Sicil No: 1407.
  • TBMM Arşivi, İstanbul Milletvekili Salamon Adato Tercüme-i Hal Zat ve Sicil Dosyası, Dönem: IX, Sicil No: 1407. Milliyet, 4 Nisan 1954. 
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 13 Temmuz 1950, B: 22, O: 3, s.642.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 16 Şubat 1948, B: 43, O:1, s.168
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 20 Şubat 1947, B:47, O:1, s.320.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 23 Mart 1950, B:71, O:4, s.876.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 26 Ağustos 1946, B:8, O:2, s.155.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 31 Mayıs 1948, B:65, O:1, s.584.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, 4 Haziran 1947, B:68, O:1, s.24.
  • TBMM Zabıt ceridesi, B:11, O:1, 30 Kasım 1951, s.313.
  • TBMM Zabıt Ceridesi, B:97, O:1, 31 Mayıs 1949, s.1127.
  • TBMM Zabıt Ceridesi,22 Aralık 1947, B:20, O:1, s.132.
  • Yeni Ulus, 4 Nisan 1954.
  • Zafer, 7 Aralık 1950
  • Zehra Aslan, Demokrat Parti Döneminde Türkiye Yahudileri ve Yassıada Mağduru Yahudi Milletvekilleri (İsak Altabev, Yusuf Salman), Libra Kitap, İstanbul 2018.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.   

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU