Doğu Akdeniz'den Mekke'ye, Fransa'dan Avrupa'ya: Değişen güç dengeleri

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Independent Türkçe/ChatGPT

Uluslararası siyasette bazı gelişmeler, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünür. Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları mücadelesi, yeni savunma ittifakları ve Avrupa sokaklarındaki toplumsal huzursuzluk aslında aynı soruyu gündeme getiriyor:

Değişen güç dengeleri, devletlerin hareket alanını ve uluslararası sistemin kurallarını nasıl etkiliyor?

Son günlerde yaşanan üç gelişme bu açıdan dikkat çekici. Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması ve Fransa’daki olaylara Donald Trump’ın yaklaşımı, farklı coğrafyalarda ortaya çıkan yeni siyasi dinamikleri anlamak için önemli ipuçları veriyor.


Libya mutabakatı ve Doğu Akdeniz

Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile 2019’da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri bakımından önemli bir gelişme. Çünkü bu karar, Türkiye’nin yıllardır savunduğu deniz yetki alanları tezlerini Libya’nın doğusundaki siyasi iradeyle de buluşturuyor.

Anlaşmanın önemi, hukuki bir onay işleminin ötesinde. Türkiye’nin karşısında Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden şekillenen, İsrail’in de enerji ve güvenlik iş birlikleriyle yer aldığı bölgesel bir denklem var. Libya’daki karar, bu üçlü yapının Doğu Akdeniz’deki hareket alanını daraltabilecek yeni bir siyasi ve hukuki zemin oluşturuyor.

Bunu bir prangaya benzetmek mümkün. Çünkü deniz yetki alanları, enerji nakil hatları ve denizaltı bağlantıları konusunda Türkiye’yi devre dışı bırakmaya yönelik girişimler artık daha fazla diplomatik ve hukuki engelle karşılaşabilir.

Elbette bir parlamentonun kararı bütün hukuki tartışmaları kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Deniz sınırlandırması meselesi, uluslararası hukuk çerçevesinde tartışılmaya devam edecektir. Ancak Libya’nın doğusundan gelen onay, Türkiye’nin elini güçlendiren önemli bir siyasi gelişmedir.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklaması ise meselenin siyasi boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Von der Leyen, Libya Temsilciler Meclisinin mutabakatı onaylamasını “derin bir pişmanlıkla” karşıladıklarını belirtiyor. Anlaşmanın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, deniz hukukuna uymadığını ve geçersiz olduğunu savunuyor. Ardından Yunanistan ve Kıbrıs’la dayanışmayı yineliyor.

Peki, Avrupa Birliği hangi yetkiyle egemen devletlerin yaptığı bir anlaşma hakkında bu kadar kesin bir hüküm veriyor?

Bir anlaşmanın uluslararası hukuka uygunluğunu tartışmak elbette mümkündür. Ancak siyasi itiraz ile hukuken bağlayıcı bir karar aynı şey değildir. AB’nin kendi üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın tezlerini desteklemesi, bu tezleri kendiliğinden uluslararası hukukun hükmüne dönüştürmez.

Daha dikkat çekici olan, Libya’nın egemenliğini ve dış müdahaleye karşı çıkma ilkesini savunduğunu açıklayan AB’nin, Libya parlamentosunun kararına yaklaşımıdır. Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, Türkiye ile yapılan mutabakatı onaylamıştır. Bu kararın hukuki sonuçları tartışılabilir. Fakat Libya’nın siyasi kurumlarının iradesini baştan hükümsüz sayan bir yaklaşım, egemenlik ilkesinin hangi durumlarda ve kimler için savunulduğu sorusunu gündeme getirir.

Von der Leyen, açıklamasında AB’nin 2019’dan beri değişmeyen tutumuna atıf yapıyor. Oysa bir siyasi tutumun yıllardır sürdürülmesi, onun hukuki bakımdan tartışılmaz olduğu anlamına gelmez. AB, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın çıkarlarını savunabilir. Ancak bu siyasi tercihin evrensel hukuk ilkeleriyle aynı şeymiş gibi sunulması ayrı bir meseledir.

Doğu Akdeniz’deki mücadele, Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Deniz yetki alanları, enerji kaynakları ve bölgesel bağlantı projeleri üzerinden geleceğin güç dengeleri şekilleniyor. Von der Leyen’in açıklaması da bu mücadelenin Avrupa Birliği açısından ne kadar siyasi bir anlam taşıdığını gösteriyor.

Türkiye’nin yapması gereken, elde ettiği diplomatik avantajı hukuki argümanlarla desteklemek ve Libya ile ilişkilerini kalıcı bir iş birliğine dönüştürmektir.


Mekke Anlaşması’nın adı neden önemli?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşması da üzerinde daha fazla durulması gereken bir gelişme. Bölgesel ülkelerin güvenliklerini kendi imkânlarıyla güçlendirme arayışı anlaşılabilir. Ancak bir ittifakın stratejik değeri, imzacı ülkelerin ortak çıkarlarının ne ölçüde örtüştüğüne bağlıdır.

Pakistan’ın öncelikleri Güney Asya’da, Suudi Arabistan’ınki Körfez’de, Türkiye’ninkiler ise Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e ve Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada şekilleniyor. Bu farklılıkların nasıl yönetileceği, anlaşmanın geleceğini belirleyecek.

Bence burada isimlendirme meselesi de önem taşıyor.

Anlaşmaya Mekke adının verilmesi yerine Riyad Anlaşması gibi daha diplomatik ve coğrafi bir isim tercih edilebilirdi. Çünkü Mekke, bütün Müslümanların ortak manevi merkezidir. Bu ismin askerî bir ittifakla özdeşleşmesi, zamanla dinî aidiyet ile devletlerin değişken stratejik çıkarları arasında bir bağ kurulmasına yol açabilir.

Dış politika, dinî sembollerin sağladığı meşruiyet duygusuyla yürütülmemelidir. Devletler arasındaki iş birliği, ortak çıkarlar, karşılıklı yükümlülükler ve somut sonuçlar üzerinden değerlendirilmelidir.

Üstelik bir savunma ittifakının başarısı, hangi ülkeleri bir araya getirdiği kadar hangi ülkeleri dışarıda bıraktığıyla da ilgilidir. İran’la ilişkiler, Yemen’deki çatışmalar ve Filistin meselesi dikkate alındığında, yeni yapının bölgesel gerilimleri azaltıp azaltmayacağı henüz açık değildir.

Mekke Anlaşması üzerine daha çok tartışma yapılacak. Asıl mesele, anlaşmanın sembolik ağırlığından ziyade Türkiye’ye hangi stratejik kazanımları sağlayacağı ve hangi riskleri yükleyeceğidir.


Fransa’daki olaylar ve Trump’ın yaklaşımı

Fransa’da yaşanan toplumsal huzursuzluk ve şiddet olaylarına Donald Trump’ın yaklaşımı da dikkat çekici. Trump’ın olayları göç, entegrasyon ve güvenlik politikaları üzerinden yorumlaması, Avrupa’daki krizin Amerikan iç siyasetinde nasıl bir araca dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Burada önceki yazımızda üzerinde durduğumuz meseleye dönüyoruz: Avrupa, savunma harcamalarını artırırken sosyal devletin geleceğini nasıl koruyacak?

Eğitimden sağlığa, emeklilikten sosyal yardımlara kadar uzanan kamu harcamaları üzerindeki baskı büyüyor. Güvenlik harcamalarının artması, bütçelerde yeni tercihler yapılmasını gerektiriyor. Bu süreçte ekonomik sorunlar ve toplumsal talepler güvenlik meselesi olarak tanımlanmaya başladığında siyasi tartışmanın yönü de değişiyor.

Trump’ın Fransa’daki olayları göçmenler ve göstericilerin kimlikleri üzerinden açıklaması, bu değişimin bir örneği. Şiddet eylemlerinin eleştirilmesi elbette meşrudur. Ancak sokaktaki bütün toplumsal huzursuzluğu göçmenlere veya belirli kimlik gruplarına bağlamak, ekonomik ve siyasi sorunların nedenlerini görünmez hâle getirebilir.

Daha önemlisi, bu yaklaşım Avrupa’daki aşırı sağın söylemlerini güçlendirebilir. Kamu düzeni tartışması büyürken eğitim, gelir dağılımı ve hayat pahalılığı gibi sorunlar geri plana itilebilir. Böylece güvenlik politikalarının sertleşmesi için daha elverişli bir siyasi ortam oluşabilir.

Trump’ın tutumu, Fransa’daki olayların Amerikan siyasetinde de bir anlam mücadelesine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Aynı gelişme, farklı siyasi aktörler tarafından farklı amaçlarla yorumlanabiliyor.

Önceki yazımızda savunduğumuz temel tez de burada önem kazanıyor. Avrupa’nın savunma harcamalarını artırma ihtiyacı, sosyal devletin finansmanını daha tartışmalı hâle getiriyor. Toplumsal huzursuzlukların güvenlik ve göç eksenine taşınması, bu ekonomik tercihlerin siyasi olarak kabulünü kolaylaştırabilir. Elbette Fransa’daki olaylar böyle bir planın varlığını kanıtlamaz. Ancak olayların siyasi anlatılarda nasıl kullanıldığına bakmak gerekir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

DAHA FAZLA HABER OKU