Cennetin Doğusu: İnsan geçmişinden başka biri olabilir mi?

Hatice Keltek Independent Türkçe için yazdı

Cennetin Doğusu, Cathy Ames'in geçmişinden taşıdığı yaralarla, kurduğu ilişkilerle ve seçimleriyle kim olduğunu sorguluyor / Görsel: Netflix

Cennetin Doğusu'nu neredeyse ara vermeden izledim. Ne olacağını merak ediyordum ama beni asıl içine çeken, insanların paylarına düşenlerle ne yaptıkları ve sonunda kime dönüştükleriydi.

İnsan doğuştan kötü olabilir mi?

Bir kuşaktan diğerine aktarılanlar kim olacağımızı ne kadar belirler?

Başımıza gelenler, başkalarına yaptıklarımızı ne kadar açıklar? Başka türlü biri olmayı seçebilir miyiz?

Bir ağacın verdiği meyveye bakıp ona iyi ya da kötü demek kolay. Oysa hangi toprağa kök saldığını, gövdesinde hangi yaraların izini taşıdığını bilmiyoruz. Birine bakarken onun hikâyesinin ne kadarını görebiliyoruz?

John Steinbeck'in 1952'de yayımlanan aynı adlı romanından Zoe Kazan'ın uyarladığı 2026 yapımı Cennetin Doğusu, Trask ailesinin birkaç kuşağa yayılan hikâyesini anlatıyor. Daha ilk karede Cathy'yi kanlar içinde, tanınmayacak hâlde Traskların verandasına ulaşmaya çalışırken görüyoruz. Adam ve Charles onu orada buluyor. Adam yaralarını sarıyor, iyileşene kadar yanında kalıyor; Charles ise başından beri ona kuşkuyla yaklaşıyor. Hikâye iki kardeşin geçmişinden Cathy'yi o verandaya getiren hayata, oradan da yıllar sonra Adam'ın oğulları Cal ile Aron'a uzanıyor.

Cathy'nin hikâyesi yer yer Hans Christian Andersen'in Parmak Kız masalını hatırlatıyor. Andersen'e bakılırsa güzelliğin de insanı pek rahat ettirdiği söylenemez. Parmak Kız'ı gören kurbağa daha masalın başında onu oğluna gelin olarak seçiyor. Küçük kız uyurken kaçırılıyor; nerede yaşayacağına, kiminle evleneceğine, nasıl bir hayat süreceğine başkaları karar veriyor. Güzelliği, başkalarının onun hayatı üzerinde daha fazla söz sahibi olmasının yolunu açıyor.

Cathy'nin hayatında da güzellik benzer bir yük taşıyor. Gençliğinde öğretmeni James Grew ona âşık oluyor. Aralarında ne yaşandığını tam olarak bilmiyoruz; yalnızca bir gece Grew'ün Cathy'nin babasının kapısına geldiğini, ertesi sabah da kendini vurduğunu öğreniyoruz. Yıllar sonra Kate adıyla gittiği genelevlerde onu görenler de güzelliğine şaşırıyor, böyle bir kadının neden orada olmayı seçtiğini anlamaya çalışıyor.
 

John Steinbeck’in aynı adlı romanından Zoe Kazan’ın uyarladığı Cennetin Doğusu, Cathy Ames ve Trask ailesinin kuşaklara yayılan hikâyesi üzerinden insanın geçmişini, kötülüğü ve seçimlerini sorguluyor
John Steinbeck'in aynı adlı romanından Zoe Kazan'ın uyarladığı Cennetin Doğusu, Cathy Ames ve Trask ailesinin kuşaklara yayılan hikâyesi üzerinden insanın geçmişini, kötülüğü ve seçimlerini sorguluyor

 

İpotekli hayatlar

Cathy'nin hayatında onun adına karar veren insanlar var. Bir yıl yanında kaldığı adam, sonunda onu tanınmayacak hâle gelene kadar dövüyor. Adam Trask ise karşısına bambaşka biri olarak çıkıyor; onu koruyor, yaralarını sarıyor, birlikte bir hayat kurmak istiyor. Fakat Cathy'nin geçmişinden baktığımızda, bir erkeğin onun için bir gelecek tasarlaması sevginin yanında eski bir korkuyu da uyandırıyor: Hayatının yeniden başkasının eline geçmesi.

Bu korkunun kökü çocukluğa kadar uzanıyor. Cathy henüz 5 yaşındayken cinsel istismara uğruyor. Kendi bedeni üzerindeki söz hakkı daha çocukken ihlal ediliyor. Cinsel istismar literatürü, böyle bir yaşantının etkilerini travmatik cinselleştirme, ihanet, damgalanma ve güçsüzlük üzerinden ele alıyor. Utanç ve kendini suçlama kişinin kendisine verdiği değeri aşındırabilirken, güçsüzlük kendi bedeni ve hayatı üzerinde ne kadar söz sahibi olduğu duygusunu zedeleyebiliyor. Cinselliğe çok erken yaşta maruz kalmak, çocuğun cinsellikle sevgi ve yakınlık arasında kurduğu ilişkiyi de etkileyebiliyor.
 

Cathy’nin geçmişi, bugünkü ilişkilerini ve dünyayı algılama biçimini anlamak için önemli bir başlangıç noktası
Cathy’nin geçmişi, bugünkü ilişkilerini ve dünyayı algılama biçimini anlamak için önemli bir başlangıç noktası / Görsel: Netflix

 

Cathy'nin çocukluğunda bunun çarpıcı bir imgesi var. Alice Harikalar Diyarında'yı okurken Alice gibi küçülebileceğini, kötü şeylerin kendisini bulamayacağı kadar küçülüp ortadan kaybolabileceğini hayal ediyor. 5 yaşındaki Cathy başına geleni henüz anlamlandırabilecek yaşta değil. Çocukluk travmalarında korku dayanılmaz hâle geldiğinde zihin yaşananlardan uzaklaşabiliyor; dissosiyasyon dediğimiz şey biraz da bu. Cathy'nin küçülme hayalinde de benzer bir hareket var. Tehlike ortadan kalkmadığında, Cathy kendisini onun ulaşamayacağı kadar küçültmek istiyor.

Geçmişinin izleri, Cathy'nin karşısındaki insanları nasıl okuduğunda da ortaya çıkıyor. Samuel'in bakışından rahatsız olurken Lee'ye aynı tepkiyi göstermiyor. Yıllar sonra Samuel'in Adam'la konuşurken anlattığı bir şey bu sahneyi yeniden düşündürüyor. Evliyken kendisine yaklaşan bir kadına karşı gönlünü kapatması gerektiğini bildiğini, fakat bunu yapamadığını söylüyor. Cathy'nin Samuel'in bakışında neyi sezdiğini kesin olarak bilemeyiz. Travma her bakışı yanlış okutmaz; kimi zaman insanın bazı bakışlara karşı hassasiyetini de artırabilir. Cathy'de asıl mesele, bu dikkatin giderek insanlara ve yakınlığa dair daha geniş bir hükme dönüşmesi.

Cathy'nin karşısına onu inciten insanların yanında Faye gibi ona yakınlık gösteren biri de çıkıyor. Faye ona güveniyor, zamanla kızı gibi görüyor. Bu ilişki Cathy'nin hikâyesinde önemli bir ayrım yaratıyor. Çünkü bu kez karşısında ona zarar veren biri yok. Cathy, kendisine iyilik eden bir insanı kendi çıkarı için kullanıyor ve sonunda yok ediyor.
 

Faye’nin Kate’e duyduğu güven, iyilikle başlayan bir ilişkinin nasıl ihanete dönüşebileceğini gösteriyor
Faye’nin Kate’e duyduğu güven, iyilikle başlayan bir ilişkinin nasıl ihanete dönüşebileceğini gösteriyor / Görsel: Netflix

 

Yıllar sonra Kate adıyla karşımıza çıktığında artık kendi düzenini kurmuş bir kadın görüyoruz. Ekonomik özgürlük bunun bir parçası. O dönemde bir kadının para kazanabileceği başka yollar da varken Kate özellikle genelev dünyasına giriyor ve bulunduğu yerin hâkimiyetini zamanla ele geçiriyor. Mekânı siyaha boyuyor, kendisi de siyahlar giyiyor. Erkeklerle kurduğu ilişkilerde acı, kan ve aşağılama giderek daha fazla yer tutuyor; jiletle bıraktığı izler neredeyse onun imzasına dönüşüyor.
 

Kate, geçmişinde yaşadıklarının ötesinde, başkaları üzerinde kurduğu güç ve tahakküm ilişkileriyle de tanımlanıyor
Kate, geçmişinde yaşadıklarının ötesinde, başkaları üzerinde kurduğu güç ve tahakküm ilişkileriyle de tanımlanıyor / Görsel: Netflix

 

Genelevde iplerle bağlanmış bir adam görüyoruz. Haz, acı ve tahakküm tuhaf ayinlerin içinde birbirine karışıyor. Kate'in çevresinde giderek kendisine benzeyen bir düzen oluşuyor. İnsan tekrar ettiği davranışlarla yalnız kendisini değil, içinde yaşayacağı çevreyi de biçimlendiriyor.

Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük'te yasak olanın çekimine ve sınırın aşılmasından doğan hazza dikkat çekiyor. Kate'in hikâyesinde geçmişten kalan yara artık tek başına açıklayıcı değil. Kendisine yapılanlarla başlayan hikâye, onun başkalarına yaptıklarıyla devam ediyor.

Kate'in geçmişi bugün olduğu kişiyi açıklayabilir. Peki insan geçmişinin götürdüğü yerde kalmak zorunda mı?


Kötü bir ağaç iyi meyve verebilir mi?

Kant, Saf Aklın Sınırları Dâhilinde Din'de şu soruyu soruyor:

Doğası itibariyle kötü bir insanın kendini nasıl iyi bir insan haline getireceği bizim kavrayışımızın tamamen üstündedir; çünkü nasıl olur da kötü bir ağaç iyi bir meyve verebilir? Ancak önceki bilgilerimize dayanarak, aslen iyi (eğilimi açısından iyi) olan bir ağaç kötü bir meyve verdiği için ve (kişinin, bunun özgürlükten kaynaklandığını hatırladığı sürece) iyiden kötüye düşüş, kötüden iyiye geri yükselişten daha anlaşılır olmadığından, bu yükseliş olasılığı yalanlanamaz.


Kant kötülüğün kaynağını insanın doğal dürtülerinden çok, özgürlüğünü nasıl kullandığında arıyor. İnsan kötüye yönelebiliyorsa başka bir yöne dönme ihtimali de hâlâ var. Bu düşünce, insanı geçmişine ya da bugüne kadar yaptıklarına mahkûm etmiyor.

İçimizde sevgiyle nefretin, şefkatle yıkıcılığın yan yana bulunabilmesi de bu yüzden önemli. Kendimizde karanlık bir taraf gördüğümüzde onu bütün kimliğimiz sanabiliriz. Oysa içimizde ne bulunduğu kadar, onunla ne yaptığımız da kim olacağımızı belirliyor.


Kötülüğün sıradan hâli

Başkasına "kötü" demek yalnız onun hakkında verdiğimiz bir hüküm olmayabilir; kendimizi iyi tarafta görmenin de en kısa yollarından biri olabilir. Kate gibi kötülüğü bu kadar görünür bir karakter, kendimizi onunla karşılaştırıp ahlaken daha iyi bir yerde görmemizi kolaylaştırıyor. Kant ise insanın kendisi hakkında verdiği bu kolay beraatı bozuyor.

Onun verdiği örnekler çok daha tanıdık. En yakın arkadaşına kimsenin bilmediği bir yalan söylemek, bir dostunun başına gelen talihsizlikten gizlice hoşlanmak, sevmediğimiz birinin övülmesinden rahatsız olmak… Büyük kötülüklerin yanında kolayca önemsiz görebileceğimiz şeyler bunlar. Sıra dışı kötülük gözümüzü hemen kendine çekerken, sıradan olan gündelik hayatın içine karışıyor.

Cathy'nin başına gelenleri biliyoruz; bir de onun başkalarının başına getirdiklerini görüyoruz. Onu yalnız yaralarından okumak, verdiği zararı gözden kaçırmak olur.

Kant, Britanya Parlamentosu'ndan bir üyenin tartışma sırasında söylediği şu sözü de aktarıyor:

Herkesin uğruna kendini sattığı bir fiyatı vardır.

Ardından rahatsız edici bir soru bırakıyor:

Eğer bu doğruysa, yeterince güçlü bir ayartı karşısında sarsılmayacak bir erdem var mı?


Abbas Kiarostami'nin Ten (2002) filminde bir seks işçisi, arabasına bindiği kadına "Siz toptancısınız, biz perakendeciyiz" diyor. İnsanın kendisine biçtiği fiyat her zaman para olmayabilir.

Bu fiyatın ilk ölçülerinden bazıları evde öğreniliyor. Kimin sözü daha çok duyuluyor, kimin başarısıyla gurur duyuluyor, kimin sevgisine daha kolay karşılık veriliyor?

Cennetin Doğusu'nda bu mesele 2 kuşak boyunca babalarla oğullar arasında dolaşıyor.


Babasının seçtiği çocuk olmak

Charles babası Cyrus'a bir bıçak armağan ediyor, Adam ise bir köpek. Babanın gönlünü kazanan Adam oluyor. Charles, kendi armağanı neden karşılık bulmazken kardeşininkinin bulduğunu anlamaya çalışıyor.

Yıllar sonra Adam hikâyenin öteki tarafında. Bir zamanlar babasının seçtiği oğulken, şimdi kendi oğulları onun tarafından seçilmeyi bekliyor. Aron, babasının gözünde iyi evlat yerini kolayca buluyor. Cal ise aynı yerde kendisine de bir yer açmaya çalışıyor. Adam çocukken yaşadığı ayrımı fark etmeden kendi oğulları arasında yeniden kuruyor.

Kabil ile Habil'in hikâyesi iki kuşak boyunca bu ilişkinin içinden geçiyor. Charles babasına bir armağan sunuyor ve karşılığını alamıyor. Yıllar sonra Cal da babasına bir şey sunmak istiyor.

Savaş sırasında Samuel'in oğlu Will'le fasulye ticaretine giriyor. Savaşın yükselttiği fiyatlardan büyük para kazanıyor ve babasının kaybettiği serveti yerine koyabileceğini düşünüyor. Adam'ın sevineceğini, belki ilk kez kendisiyle gurur duyacağını umuyor. Adam ise savaşın ve insanların ihtiyacının fırsata çevrilerek elde edildiğini düşündüğü bu kazancı kabul etmiyor. Cal'ın babasına sunduğu şey yine geri çevriliyor; üstelik Adam hemen ardından Aron'la duyduğu gururu anlatıyor.

Cal babasının önüne bir servet koyarken aslında çok daha eski bir şeyi bekliyor. Onun tarafından seçilmeyi.


İnsan kendisi hakkında nasıl hüküm verir?

Cal annesinin kim olduğunu öğrendiğinde iyi ve kötü meselesi artık kendi içine dönüyor. Kate'te gördüğü karanlığın kendisinde de bulunduğundan korkmaya başlıyor.

Dua ederken "Beni Aron gibi yap. Kötü olmak istemiyorum" diyor. Aron onun gözünde iyi olan çocuk. Cal ise öfkesini, kıskançlığını ve babasının onaylamadığı taraflarını annesinden kendisine geçmiş bir miras gibi görüyor.

Karanlığını görmek başka, kendini karanlığından ibaret sanmak başka.

Cal'ın asıl korkusu annesine benzemekle sınırlı değil. Onun gibi olmaktan kaçamayacağına inanıyor. Sanki annesinden gelen bir şey çoktan içine yerleşmiş ve kim olacağına onun adına karar vermiş gibi.
 

Cal, annesinin geçmişini öğrendikten sonra kendi kimliğini ve kötü biri olup olmadığını sorgulamaya başlıyor
Cal, annesinin geçmişini öğrendikten sonra kendi kimliğini ve kötü biri olup olmadığını sorgulamaya başlıyor / Görsel: Netflix

 

Yeni bir kalp

Kant insanın kötülükten iyiliğe yönelişini, düşünce yapısının temelinde gerçekleşen bir değişim, bir tür içsel devrim olarak görüyor. Bu değişimi "yeni bir kalp" fikriyle anlatıyor. Fakat insan kendi içinde böyle bir dönüşümün gerçekleştiğinden kolayca emin olamıyor. Ne o anda hissettikleri ne de geçmişte yaptıkları ona kesin bir cevap veriyor; çünkü Kant'ın ifadesiyle "kalbin derinlikleri", insanın kendisi için bile tam olarak anlaşılır olmayan davranışlarımıza yön veren kuralların en temel zeminidir.

Adam ise Cathy'nin kalbini bildiğinden emin. Cathy'nin söylediklerinden çok, zihninde kurduğu Cathy'yi seviyor.

Lee ise bu ailenin yalnızca tanığı değil, yükünü taşıyanlardan biri. Cathy gittikten sonra Adam uzun süre kendi yasına çekilirken Cal ve Aron'un büyümesinde Lee'nin büyük payı oluyor. Yıllar içinde Adam'la, Cal'la ve Aron'la kurduğu yakınlık sayesinde onların birbirlerinden ve geçmişlerinden sakladıkları şeyleri de görüyor. Gerçeği söylemekten kaçınmıyor; ailelerinden taşıdıklarıyla bugün yaptıkları arasındaki bağı fark etmelerine yardım ediyor. Terapide de geçmişle bugün arasındaki bu bağ önemlidir. Döngüyü kıran yalnız geçmişi anlatmak değil; insanın geçmişinden taşıdığı ilişki biçimlerini fark edebileceği, daha önce konuşulamayanı konuşabileceği ve o hakikatle tek başına kalmayacağı bir ilişki yaşamasıdır.


Timshel

Cal annesini seçmedi. Babasının Aron'a duyduğu hayranlığı da. İçinde büyüyen öfkeyle Aron'u annesine götürdü ve Aron'un ölümünden sonra yaptığının ağırlığıyla baş başa kaldı.

Lee onu Adam'ın hasta yatağının başına götürüyor. Bütün hikâye boyunca babasının sevgisinde kendisine de bir yer arayan Cal, sonunda yine onun karşısında. Lee, Adam'dan Cal'ı yaptığı hatayla baş başa bırakmamasını istiyor. Adam'ın Cal'a bıraktığı kelime timshel.

Seçebilirsin.
 

Cal’ın hikâyesi, geçmişi değiştiremese de bundan sonra kim olacağını seçebilme ihtimaliyle son buluyor
Cal’ın hikâyesi, geçmişi değiştiremese de bundan sonra kim olacağını seçebilme ihtimaliyle son buluyor / Görsel: Netflix​​​​​​​

 

Kant kötü bir ağacın yeniden iyi meyve verip veremeyeceğini soruyordu. Steinbeck aynı soruyu Cal'ın hayatının içine bırakıyor. Cal ailesini değiştiremez. Annesini, babasının ona nasıl baktığını, Aron'a yaptığını geri alamaz. Fakat geçmişi, bundan sonra kim olacağını belirlemek zorunda değil.

İnsan kendisi hakkında ilk hükmünü ailesinin ona nasıl baktığından çıkarabilir. Son hükmü orada verilmek zorunda değil.

Seçebilirsin.

 

 

Kaynaklar:

Andersen, Hans Christian. "Parmak Kız" (Tommelise / Thumbelina).
Bataille, Georges. Edebiyat ve Kötülük. Fransızcadan çev. Ayşegül Sönmezay. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, Sanat ve Kuram Dizisi 12, 3. basım, 2014.
Finkelhor, David ve Angela Browne. "The Traumatic Impact of Child Sexual Abuse: A Conceptualization." American Journal of Orthopsychiatry, 55(4), 1985, s. 530–541.
Kant, Immanuel. Saf Aklın Sınırları Dâhilinde Din. İngilizceden çev. Suat Başar Çağlan. Özellikle s. 62 ve s. 69.
Kiarostami, Abbas, yön. Ten. 2002.
Steinbeck, John. East of Eden. New York: Viking Press, 1952.
Kazan, Zoe, yar. East of Eden. Netflix, 2026, 7 bölüm.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU