Kemoterapinin ilk kürüydü.
İlaçlar damarlarımda ağır ağır dolaşırken zaman da bedenim gibi yavaşlamıştı.
Hastane odasının beyaz duvarları, serum pompasının tekdüze sesi ve üzerime çöken derin yorgunluk…
Göz kapaklarımı açık tutacak gücü bile kendimde bulamıyordum.
O sırada kulağıma yumuşak bir ses ilişti:
'Ne güzel resim çizmişsin…'
Başımı güçlükle kaldırdım. Karşımda, yüzündeki sıcak ve güven veren tebessümle bütün korkumu sessizce azaltan bir doktor vardı.Elindeki dosyaya değil, yatağımın yanındaki kâğıda bakıyordu. Hastalığıma değil, çizgilerime bakıyordu.
O gün anladım ki bazı insanlar yalnızca hastalığa bakmaz.
İnsanın içinde henüz ölmemiş olana bakarlar.
Belki kemoterapi bedenimi iyileştirecekti ya da birkaç hafta boyunca damarlarımdan bedenime ve zihnime yayılan acıyla başımı kaldıramayacak hâle getirecekti.
Ama o birkaç cümle, hastalığın benden sessizce çalmaya başladığı hayal kurma cesaretini geri vermişti.
Çocuklar hastanelerde sadece ilaç almazlar.
Bir bakış alırlar.
Bir cümle alırlar.
Bazen de bütün hayatları boyunca unutamayacakları bir insanla karşılaşırlar.
İşte Prof. Dr. Sonay İncesoy, bizim için böyle bir insandı.
Ve sanırım bizim gibi çocuklar, zor da olsa hastaneleri de unutur, ilaçları da…
Ama onlara yeniden hayal kurmayı öğreten insanları asla unutmaz.
Sonay Hocama, doktor ablalarıma, hemşire abla ve abilerime; tedavi sürecim boyunca bana yalnızca ilaç vermedikleri, bana aile oldukları, korktuğum anlarda cesaret verdikleri ve kendimi hiç yalnız hissettirmedikleri için teşekkür ederim.
Bu satırlar, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkolojisi Servisi'nde tedavi gören bir çocuğun hafızasında yıllarca canlı kalan anılardan doğdu.
Ben yalnızca o hafızanın sessizliğine kelimeler verdim. Çünkü bazen çocukların söyleyemediklerini, yıllar sonra hatıralar anlatır.
Tıp, insan bedenini iyileştirme sanatıdır; fakat gerçek iyileşme bazen bedenin çok ötesinde başlar.
Çünkü çocuk yalnızca biyolojik bir varlık değildir. Onun dünyası renklerden, seslerden, oyunlardan ve düşlerden oluşur. Hastalık ise önce bu dünyaya dokunur.
Kemoterapi yalnızca saçları dökmez; bazen çocuğun neşesini, oyun isteğini ve hayal kurma cesaretini de sessizce elinden almaya çalışır.
İşte tam da bu noktada bazı insanlar yalnızca tedavi uygulamaz; çocuğun içindeki yaşamı da korurlar.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen çocukların tedavi gördüğü çocuk onkoloji merkezinde, bir hekimin bakış açısı ve yaklaşımı; hem çocuğun hem de anne ve babaların panik içindeki duygu dünyalarını anlamlandırır, o ilk panik dalgasını bir belirsizlik olmaktan çıkarıp birlikte yürünecek bir yola dönüştürür.
Prof. Dr. Sonay İncesoy'un en güçlü yanı belki de burada başlıyordu.
O, tedavi planlarının arasında çocukların yaptığı resimleri görebilen, çizdikleri bir ağacın altında saklanan umudu fark edebilen, müziğin bir çocuğun korkusunu ilaç kadar hafifletebildiğini bilen nadir insanlardan biriydi.
Çünkü sanat, çocuk için bir uğraş değildir.
Sanat, bazen konuşamadığı acının dilidir.
Bir resim, söylenemeyen korkunun rengidir.
Bir melodi, gece boyunca süren endişenin nefesidir.
Bir fırça darbesi ise "Ben hâlâ buradayım" diyebilmenin en sessiz yoludur.
Gerçek iyileşme belki de tam burada başlar: Kan değerlerine bakarken bir çocuğun hayallerini de görebilmekte.
İnsan ömrü boyunca birçok doktorla karşılaşabilir. Ama çok azı, dokunduğu çocukların hayatına sanatın, umudun ve estetik duyarlılığın izini bırakabilir.
Çünkü bazı insanlar yalnızca mesleklerini yapmaz; dokundukları hayatların hafızasına dönüşürler.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, kemoterapinin hangi gün bittiğini unutabiliriz.
Ama "Ne güzel resim çizmişsin…" diyen o sesi asla unutmayız…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish