Ankara'da toplanan NATO Liderler Zirvesi'nin ilk günü, global güç dengelerinin yeniden dağıldığı, transatlantik ittifakın genetik kodlarının değiştiği tarihi bir kırılma anına sahne oldu.
Ankara'nın ev sahipliğinde şekillenen bu yeni mimariyi, bir süredir bu köşede teorik altyapısını tartıştığımız "NATO 3.0" konseptinin sahadaki ilk somut manifestosu olarak okumak gerekiyor.
Zira ABD'de Trump'ın yeniden kurduğu oyun planı ile Avrupa'nın güvenlik endişelerinin Ankara ekseninde kesiştiği bu ilk gün, stratejik öngörülerimizi haklı çıkaran jeopolitik hamlelerle doluydu.
Hiç kuşkusuz zirvenin en çarpıcı kırılma noktası, ABD-Türkiye ilişkilerindeki kronik tıkanıklığı sembolize eden CAATSA yaptırımları ve F-35 krizi üzerinde yaşandı.
Trump'ın Ankara'ya ayak basar basmaz bu konuda somut adımlar atılacağının sinyalini vermesi ve Türkiye'nin F-35 programına geri dönüşünü masaya getirmesi, Washington'ın Ankara'yı hapsolduğu bölgesel sınırların ötesinde, Avrasya ve Ortadoğu dengelerini tahkim edecek küresel bir omurga olarak kabul ettiğini gösteriyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise ittifakın artık sadece askerî bir pakt değil, devasa bir askerî-endüstriyel pazar yerine dönüştüğünü gördük.
Genel Sekreter Mark Rutte'nin müttefikleri GSYİH'lerinin yüzde 5'ini savunmaya ayırmaya zorlayan agresif çıkışı, küresel güvenlik faturasının transatlantik ortaklar arasında yeniden bölüşüldüğünün kanıtı.
Drone Edge Girişimi(*) kapsamında ilan edilen 40 milyar dolarlık bütçe ve Lockheed Martin ile Rheinmetall gibi devlerin stratejik füze sistemlerinde ortak üretime gitmesi, Soğuk Savaş sonrası gevşeyen ittifakın yerini tamamen askerîleştirilmiş, askerî teknoloji ağırlıklı bir kolektif savunma bloğuna bıraktığını teyit ediyor.
Tam da bu noktada, Türk savunma sanayisinin üretim hızı ve maliyet etkinliği bakımından NATO'da model olarak gösterilmesi, Ankara'nın sadece coğrafi bir köprü değil, aynı zamanda müttefiklerin yeni askerî-teknolojik ekosisteminin merkez üssü olduğunu da tescilliyor.
Öte yandan Friedrich Merz ve Peter Magyar gibi Avrupa siyasetinin yeni aktörlerinin bu fırtınalı atmosferde ilk NATO sınavlarını vermesi ve Zelenski'nin Patriot sistemleri üzerinden Trump ile giriştiği pazarlık, ilk günün jeopolitik tansiyonunu zirveye taşıdı.
Netice itibarıyla Ankara'da atılan bu ilk imzalar ve kapalı kapılar ardındaki F-35 diplomasisi, önümüzdeki dönemin çok kutuplu dünyasında Türkiye'nin stratejik otonomisini pekiştirirken, NATO 3.0'ın küresel güvenlik mimarisini nasıl domine edeceğinin de en net ipuçlarını verdi.
Daha ne olsun?
Artık gayet bariz ki küresel güvenlik sisteminin yeni mimarisinin ayak sesleri tüm bunlar.
(*) Drone Edge Girişimi, NATO müttefiklerinin asimetrik ve modern tehditlere karşı hava üstünlüğünü korumak amacıyla, önümüzdeki 5 yıl için 40 milyar doların üzerinde bir bütçeyle drone, anti-drone ve yapay zekâ destekli insansız sistemlerin ortak üretimi ve entegrasyonunu hedefleyen çok uluslu bir askerî-teknoloji programıdır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish